Oyunbozanın oyununu bozalım

Zafer Arapkirli
Zafer Arapkirli
Cumhuriyet, 18 Haziran 2021

 

İşin adını doğru koyalım. Tanımını doğru yapalım.

Demokratik toplumlarda, farklı siyasi odaklar ve farklı siyasi oluşumların uygar zeminde bir mücadelesi ya da boy ölçüşmesi, yani uygarca bir yarışması söz konusudur.

Yarışma sürecinin belirli rutin aşamalarında bir sandık koyulur ortaya ve vatandaşın oyuna başvurulur. Vatandaş da belli bir “etkileşim ve etkileme” sürecinde edindiği izlenime göre birine daha fazla oy vererek teveccühünü (AS: beğenisini) gösterir; iktidara getirir. “Gel, bizi sen yönet” der. Bir dahaki seçime kadar. Ama her halükârda (AS: koşulda) “mücadele, müzakere, münazara” üçlüsünün çalıştığı düzeyli bir yarışma ortamı vardır.

Demokrasiyi içine sindiremeyenlerin ve bu oyunu kabullenmeyenlerin ise aklı cebir ve şiddet yöntemlerindedir. Her türlü hileli yönteme başvurarak gerektiğinde de gizli ya da açık şiddet kullanarak ne pahasına olursa olsun iktidarı ele geçirmek ve mümkünse sonsuza dek ellerinde tutmak isterler. Biz, dünyanın her yerinde kullanılan yaygın tanımlama ile bu zihniyete faşist siyaset diyoruz.

Faşist siyaset bunu başarabilmek için iktidardaysa devletin kendisine verdiği “meşru güç kullanma yetkisine” başvurur. Yasal ya da yasal olmayan yöntemlerle, kimi zaman ele geçirdiği hukuk mekanizması kimi zaman da legal-illegal çeteleri ile itirazı, muhalif sesi, başkaldırı anlamına gelen her türlü girişimi, en ufak bir protestoyu bastırmayı “doğal hakkı” olarak görür. Bu amaçla hem hukuki zeminde görünen “meşru” güçlerini hem de üzeri örtülü örgütlenmeler, mafyadan alınan “fiziki, finansal ve lojistik destek” ile acımasız bir saldırı haletiruhiyesi (AS: duygudurumu) içindedir.

Faşist siyaset eğer muhalefetteyse, iktidara gelebilmek için türlü çeşitli kirli oyun ile “açık ya da gizli şiddet içeren” yöntemle diğer siyasi odakları, siyasi muarızlarını (AS: karşıtlarını) yıldırmaya ve sindirmeye uğraşır.

  • Bugünün Türkiyesi’nde yaşananlar, “demokrasi” denen oyunla, “faşizm” denen alçakça musibet arasındaki çelişkinin, çatışmanın ve haksız rekabetin bir aynasıdır.

Muhalefet partilerine, elinden gelen her türlü yöntemle baskı yapmaya çalışan bugünün iktidarı, en ufak bir pankart asma eylemine, bir basın açıklamasına, bir bildiri dağıtma çalışmasına, bir broşür ya da kitap yayınına, bir çarşı pazar gezmesine, bir esnaf ziyaretine bile tahammülsüzlük göstermektedir.

Geçen ay ve yıllarda, ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun linç edilmesi girişiminden tutun, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Rize’de uğradığı provokasyona (AS: kışkırtmaya), HDP’lilerin ve İşçi Partisi milletvekillerinin her fırsatta dövülmesine, polis tarafından tartaklanmasına, yakın zamana kadar kendi saflarında yer alan siyasetçilerin bile propaganda çalışmalarının engellenmesine kadar her türlü “faşizan” yönteme başvurulmuştur.

Üstelik, iktidarın başı, daha “dumanı üstünde” malum yakışıksız demeci ile

  • “Daha durun. Bunlar iyi günleriniz. Daha neler olacak neler…” 

diyerek demokratik adaba taban tabana zıt bir tehdit ve gözdağı verme eylemine imza atmıştır.

  • Bu yüzden, dün İzmir’de HDP İl Başkanlığı binasına yönelik olarak gerçekleştirilen ve Deniz Poyraz adlı bir emekçi kadının öldürüldüğü saldırı, “tek başına HDP’yi hedef alan” değil, bizzat “demokrasiyi ve demokratik siyaseti hedef alan” bir faşist eylemdir.
  • Arkasındaki kişinin sosyal medyadan ortaya saçılan kirli kimliği de bunun delilidir.

Tam da bu nedenle, bu saldırıya karşı sadece (yalnızca) tek tek “demeç vermek ve kınamak” düzeyinde tavır almak yeterli olamaz.

Demokrasiden yana herkes, demokrasi “oyunu”nun taraftarı herkes, HDP’yi yalnız bırakmamalı ve faşizme karşı ortak tavır içinde yer alıp kol kola girmelidir. İktidarın uzun süredir yapmaya çalıştığı üzere “HDP ile saf tutanı terörle saf tutmuş sayarız” küstahlığı ve terbiyesizliğine taviz (AS: ödün) vermeden, herkes bu “umacı”nın etkisinden sıyrılmalı ve kararlı biçimde dayanışma göstermelidir.

Aksi takdirde hem faşizme boyun eğilmiş hem de bundan sonra vuku bulacağı (AS: gerçekleşeceği) artık neredeyse kesin olan benzer alçaklıklara karşı demokrasi cephesi güçsüzleştirilmiş olacaktır.

İleride bir gün bir mafya reisinin çıkıp da “Bir gün geldiler. HDP’ye bir saldırı yapacağız diye benden destek istediler. Ben de en iyi elemanımı tahsis ettim…” demeyeceğinin garantisi yoktur. Devlet-mafya-siyaset-medya kirli denklemlerinde pişirilip kotarılan faşist kumpaslara karşı durmanın yegâne (AS: biricik) yolu, bugün, hemen şimdi, hiç vakit geçirmeden ayağa kalkmak ve korkmadan en yüksek sesle şu sloganı haykırmaktır:

“Faşizme Karşı Omuz Omuza!..”

Yarın çok geç olmadan, bu dayanışmanın içinde bulunmak, evlatlarımıza, bu toprakların insanlarına, temelde de demokrasiye karşı boyun borcumuzdur.

Oyunu bozmak isteyenlere izin vermeyip onların oyunlarını bozmak tarihi bir görevdir.