Katar krizi

Katar krizi

Şahin MengüŞahin Mengü

Aydınlık Gazetesi, 10.6.2017

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Atam’ın büyüklüğü her gün yeni bir örnekle ortaya çıkıyor.
Cumhuriyet dış politikası için bıraktığı miraslarından birisi, “Araplar arası ihtilaflara taraf olmayın, komşularınızın iç işlerine karışmayın.”
AKP hükümeti hem ihtilaflara taraf oldu, hem de Arap ülkelerinin iç işlerine karıştı. Sonuçta ülkemizi batağa sapladı.
Atatürk Arapların çok kaygan zeminde politika yaptıklarını gayet iyi biliyordu.
Gerçekten, Arap ülkeleri arasındaki gruplaşmalar o kadar kaypaktır ki, o gruplaşmalara Arap coğrafyası dışından bir taraf lehine katılan ülkelerin, şimdi AKP’nin Türkiye’yi içine düşürüldüğü durum gibi, bir gecede kendilerini açıkta bulmaları işten bile değildir.
Rejimleri neredeyse birbirinin aynı olan Körfez İşbirliği Konseyi üyesi altı ülkenin bile anlaşamadıkları son örnekle ortaya çıktı.
Nitekim, daha bir yıl kadar önce, Katar, Mısır’ın Müslüman Kardeş Cumhurbaşkanı Mursi‘yi destekleyince, aralarından yine ihtilaf çıkmıştı.
Bu altı ülkeden Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn, Katar ile hür türlü ilişkiyi kesmelerine rağmen, Kuveyt ve Oman aynı çizgiyi izlemedi.
Son kriz, Katar Emiri’nin 23 Mayıs günü bir askeri törende yaptığı bildirilen konuşmada, “Hamas’ı Filistin halkının meşru temsilcisi” ve İran’ı da “bölgenin istikrarı bakımından büyük bir ülke” olarak tanımlaması İran’ı ve Müslüman Kardeşleri bir numaralı tehdit olarak gören Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn ile Müslüman Kardeşleri “terörist” ilan etmiş olan Mısır‘ın tepkisini çekti. Katar böyle bir konuşmanın yapıldığını daha sonra reddetmiş olsa da, kriz sona ermedi. Bu ülkeler Katar’ı bölgede, IŞİD, El Kaide ve Müslüman Kardeşler dahil, her türlü terörist örgüte destek vermekle suçladılar.
Krizin bu noktaya gelmesinde, Trump yönetiminin İran ve Müslüman kardeşler hakkındaki değerlendirmesinin Suudi Arabistan ve BAE ile aynı olmasının da etkisi oldu. Nitekim Trump ‘Herkes bilsin ki, zor zamanda şahane işler yapan Sisi’yi tümüyle (full) destekliyoruz, terörizme karşı birlikte mücadele edeceğiz…’ dedi.
AKP iktidarı bu tablo karşısında çeşitli açmazlar ile karşı karşıya.
2014’de Katar ile şimdikine benzer bir kriz çıkmıştı. Krizin sebebi, Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn’in Katar’a sığınan Müslüman Kardeşler kadrolarının sınır dışı edilmelerini talep etmeleriydi. Katar bu talebe kısmen karşılık verdi ve bazı Müslüman Kardeşler önderlerini ülkesinden çıkardı. Kriz böylece sonuçlandı.
İran eleştiriliyor. Hatta AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Fars yayılmacılığından” bile söz etti. Elbetteki sadece bu yaklaşımı nedeniyle Katar ile aynı safta değil. Katar’ın İran ile ortak ekonomik çıkarları var. O nedenle İran’a karşı yumuşak bir tavır alıyor.

  • AKP iktidarı özellikle ekonomik olarak hem Katar’a, hem de Suudi Arabistan’a bağımlı.

O nedenle Katar’a hangi gerekçeyle olursa olsun asker göndermek zaten gergin olan ABD ile ilişkiler daha da kötüleşecek. Suudi’yi tutsa, Katar ile ilişkiler gerilecek.
Velhasıl, Büyük Önder Atatürk’ün dediğini yapmazsan yani çok kaypak zeminde siyaset yapan Araplar arası ihtilaflarda taraf olursan çok sıkıntı yaşarsın.
Tayyip Erdoğan’ın yapması gereken çevresindeki cahilleri değil, Monşerler diye aşağılamaya çalıştığı diplomatları dinlemesinde. Bu davranış hem kendisi ve hem de ülke için yararlı olur.
Zira sıkıntıyı sadece Tayyip Erdoğan yaşamıyor, ülke yaşıyor.
=====================================
Evet dostlar,

KATAR BUNALIMI

AKP – RTE’nin tutarsız ve ehil olmayan dış ve iç politikalarının bedelini Türkiye bir bütün olarak çok ağır biçimde ödüyor, ödeyecek.
Sanırız AKP – RTE ikilisi yerine artık AKP=RTE denklemi kurmak daha uygun. Bu partinin dış politika kadrolarının hemen hemen hiiiç olmamasına karşın Erdoğan, Türk Dışişleri Bakanlığı’nın Dünya çapında hatırı sayılır nitelikteki uzman birikimini, devlet adamlığı sorumluluğu ile asla bağdaşmayan biçimde ”Bunlar monşer” diye ilan ederek aşağılamıştı (http://www.sozcu.com.tr/2014/genel/erdogan-bunlar-monser-550060/).
Bu çok büyük, bağışlanmaz bir gaftı. Ayrıca Erdoğan, çok sayıdaki danışmanlarını, uzmanlıklarından çok hep kendini onaylayacak kişilerden seçmekte ne yazık ki. Bu sorun kendisinin narsisitik kişilik yapısından kaynaklanıyor büyük ölçüde. Dolayısıyla ikili bir zaaf ortaya çıkıyor. Hem danışmanların uzmanlık birikiminin sorgulanır oluşu hem de danışmanların Erdoğan’ın kişilik yapısı nedeniyle hoşuna gitmeyecek bildirimlerde bulun(a)mamaları, bundan çekinmeleri ya da bir cesaret ”usturuplu” biçimde çoook alttan alarak söyleyip raporlasalar da Erdoğan’ın bu tür ”aykırı” (!) bildirimlere çok değer vermeyip bildiğini okuması..
Bu gibi davranışlar Devlet yönetiminde yeri olmayan uygulamalardır. Aklı başında devletlerde kurumsal yapılanmalar hep ama hep devrededir ve Devlet Aklı (Raison D’etat) yetkili kurumlarda oturmuş mevzuat ve gelenek kuralları çerçevesinde mekanizmalarla sürekli devrededir, belirleyicidir. Özetle TEK ADAMLIK asla söz konusu değildir. Hele 16 Nisan 2017 deli saçması halkoylaması sonrası Erdoğan, deyimi yerinde ise ”kadir-i mutlak monark” düzeyine taşınmıştır. Ne var ki 15 Temmuz 2016 ”darbe girişimi” sonrası ”Kandırıldım” itirafı çok hazindir ve acıdır ki ders olmamış gözükmektedir.

Türkiye’nin AKP – RTE döneminde Katar ile ilişkileri başından beri sağlıklı olmamıştır, hatta Patolojiktir. Ortadoğu, yeryüzünün en nazik coğrafyasıdır ve ABD bile İngiltere’nin yönlendirmesi ile ince ayar politikalar sürdürmektedir. Değil ki Erdoğan, tek başına, uluslararası ilişkiler eğitimi olmamasına karşın bu ”Arap saçı” çok karmaşık yapıda başarılı olabilsin!?

Kör inadı derhal bırakıp Türk Dış Politikası’nın Büyük Atatürk döneminde temelleri atılan; Lozan, Montrö, Hatay başarıları ile kanıtlanan, İnönü‘nün ustalıkla sürdürdüğü ve Türkiye’yi 2. Dünya Paylaşım Savaşı cehenneminden koruduğu yol ve yöntemlere hızla geri dönülmelidir. Bunların başında:

  • YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ gelmektedir.
  • Ardından, komşuların ve başka ülkelerin içişlerine karışmamak geliyor.
  • Sınırların değişmezliği (Misak-ı Millli) aynı zamanda bir temel BM ilkesidir.
  • Barışçı dış politika ve karşılıklı çıkarlara saygı bir başka vazgeçilmezdir.
  • ‘Tam bağımsızlık” ve anti-emperyalist doğrultu altın ilke olup, bölgesel hatta küresel işbirliklerine açık ama başka ülkeleri hasım alan ittifaklara girmemek (NATO!) vazgeçilmezdir.
  • Son olarak bölgesel – küresel dengeleri kullanarak pek çok ağır sorunu ve sınırlılıkları olan orta büyüklükte bir ülkenin haddini bilmesi ve ülkenin – ulusun güvenliğini tehlikeye atacak tüm serüvenlerden kesin olarak kaçınmak…

Bir kez de biz yazmış ve anımsatmış olalım Mülkiye eğitimimiz yetkisi ve sorumluluğu ile….

Konunun şakaya gelir yanı yoktur ve Katar sorunu zincirleme başkaca güvenlik sorunların hatta yayılma eğilimi taşıyan tehlikeli bölgesel çatışmaların eşiği olma potansiyeli (riski) taşımaktadır. Kutuplaşmadan kaçınmak zorunludur.

  • İktidarın Katar ile saydam olmayan mali vb. ilişkileri hızla tasfiye edilmelidir.
  • Katar’daki askeri üs kapatılmalıdır.

2011 ilkbaharında Suriye’de yapılan ve inatla hala sürdürülen vahim hatalar zinciri, emperyalizmin kanlı politikalarına taşeron olma ile hangi bataklıklara sürüklendiğimiz ortada. Kaldı ki Türkiye, 20. yy. başında emperyalizmi sıcak savaşlarda Mustafa Kemal Paşa öncülüğünde ilk kez dize getiren bir ülke olma onurunu taşımaktadır. Bu muazzam başarı, pek çok mazlum ülkeye bağımsızlık savaşlarında örnek ve umut olmuştur. AKP ile sürüklendiğimiz yer, çıkmazdır; emperyalizmin güdümünde komşularımızda darbe yapmaya kalkışmak utanç verici ve onur kırıcıdır. Bu tabloyu Türkiye Devleti ve Türk Ulusu hak etmiyor.

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

DONALD J. TRUMP 45. ABD BAŞKANI OLDU

DONALD J. TRUMP 45. ABD BAŞKANI OLDU

portresi, GülümseyenProf. Dr. D. Ali ERCAN

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)

Değerli arkadaşlar,

ABD’deki Başkanlık seçimi dolayısıyla bir hafta önce sizlerle paylaştığım iletide şöyle yazmıştım;

“…medyada H. Clinton’a daha çok şans tanınıyor. Ancak bu süre içinde Donald Trump yaklaşık 65 gün aralıklarla Hillary’yi 3 kez yakaladı ve 8 Kasımda da 4. kez yakalama fırsatı geliyor gibi… ” (grafik)

“…Trump ya da Clinton, hangisi Başkan olursa olsun, Türkiye açısından pek fark etmez ama ben, Türkiye’ye büyük zarar veren, Türkiye aleyhtarı Grek-Ermeni-Yahudi lobilerinin yuvalandığı Demokratlar cephesi yerine, Cumhuriyetçileri tercih ediyorum.”

General Election: Trump vs. Clinton Chart

***

Bir siyaset bilimci değilim; ama bütün Dünyayı yanıltan, D. Trump’ı sürekli H. Clinton’un ortalama 5 puvan altında gösteren ‘beslemeli anketler’in yanıltıcı öngörülerine karşın 8 Kasım’da adayların eşitleneceğini öngörmüştüm; Bir örneği yukarıda gösterilen grafikteki ankette olduğu gibi aylardan beri %40-44 arasında oy alacağı kestirilen Trump, seçimde %47,1 oy aldı. Yani hemen tüm anketler %12 yanıldı !..

En çok %5 düzeyinde olması beklenen istatistiksel yanılgı payının bu denli yüksek oranda olması, “biased data” yani hileli veri olasılığını akla getiriyor. Toplam 2,5 milyar doların döndüğü ve bunun çoğunluğunun Demokratlar cephesi tarafından harcandığı ABD seçim kampanyasında anket şirketlerinin beslenmiş olabileceği akla geliyor. %44-48 arasında oy alması beklenen  H. Clinton’ın aldığı sonuç  anketlerde beklendiği gibi çıktı, Clinton %47,7 aldı. Buradaki yanılgı oldukça makul, %3 dolayındadır ve aldıkları toplam oy bakımından iki aday arasındaki fark, kestirdiğim gibi %1 düzeyinde kaldı.

325 milyon üfusu olan ABD’de yaklaşık 240 milyon seçmen var. Bu seçimde kullanılan oylara bakıldığında seçime katılım oranının yaklaşık %53 olduğu görülüyor; “İleri Demokratik bir ülke” diyebilmek için çok düşük bir rakam. Demokrasi değerlendirmesi bakımından 3. sınıf bir ülke sayılan Türkiye’de bile seçime katılım %80 dolayındadır. Kısacası ABD seçmenlerinin dörtte birinin oylarını alan bir kişi, Başkan olabiliyor!

Trump ve Clinton dışında kullanılan oy oranı % 5 dolayında kaldı. ABD genelinde, 50 eyalette alınan halk oylarında (popular votes), her ne kadar H. Clinton önde olsa da, eyalet nüfusuna orantılı sayıda kazanılan seçmen temsilcileri (electoral college) toplamında yitirdi. ABD genelinde 538 kişiden oluşan 2 Meclisteki toplam Temsilci sayısının 306’sını (%57) Cumhuriyetçiler, 232’sini (%43) Demokratlar  kazandılar ve sonuçta ülke genelinde rakibinden 500 binden fazla oy fazla almasına rağmen, Clinton seçimi yitirdi, zafer Trump’ın oldu.

Displaying

Emlak milyarderi (Alman asıllı) Donald John Trump’ın ne askeri, ne idari, hiçbir konuda Devletle ilişiği olmamış. Dünyanın en zengin 400 kişisi arasında sayılıyor. Orta Avrupalı güzel kadınlarla (3 kez) evlenmiş, 5 çocuğu var. Sıradan popülist söylemlerle (Marihuana ve silah serbestisi, yabancı / İslam karşıtlığı, Meksika sınırına duvar...vs) ABD’nin kırsal kesiminde, ortadaki Eyaletlerden puan topladı. Rusya’ya sempatisini saklamıyor (ilk kutlayan Devlet Başkanlarından biri de Putin oldu!) Suriye’de Esad’ı değil, IŞİD’i hedef alıyor; İslama bakışı sanki Hollanda Özgürlük Partisi Başkanı Geert Wilders çizgisinde!?

NATO partnerlerinin (AS: ortaklarının, üyelerinin) katkı paylarını yükseltmeleri gerektiğini söyleyen Trump’ın bu seçim zaferi (AS: utkusu) AB sosyal Demokratları için soğuk bir duş oldu. Avrupa’da olduğu gibi,  Ortadoğu denkleminde de yeni parametreler, yeni girdiler olacak ve ucu kesinlikle Türkiye’ye de dokunacaktır. Bir yandan sıkıntılı, öbür yandan ferahlatıcı gelişmelere hazır olalım…

(Fazla uzatmayayım; Yazılarımı izleyen dostlar, bu paradoksal (AS: çelişkili) gelişimden neyi kastettiğimi anlayacaklardır..)

Sevgilerimle. æ (13.11.2016)

Sn. Ercan’dan ekleme (23.11.2016)   :

Tablo : ABD ve Türkiye Demokrasi karşılaştırması.

Demokrasi Ölçütleri ALMANYA USA TÜRKİYE
1. Nüfusa ve Dünya ortalamasına normalize milli Gelir G 4,00 5,45 0,93
2. Gelir dağılımında adalet göstergesi Gini Katsayısı g 0,31 0,41 0,40
3. Ortalama Eğitim Süresi (yıl) E 8,8 8,9 6,5
4. Demokratik Seçimlere %50 üzerinde katılım Oranı K 0,35 0,05 0,30
F = G x E x K / g 39,7 5,98 4,53
Demokrasi Endeksi   D = 1 – eα F
α = 1/5 *
0,99 0,77 0,68

1.Sınıf…………..D=1,00-0,85
2.Sınıf…………..D=0,85-0,50
3.Sınıf…………..D=0,50-0,00
* serbest parametre…
=======================================
Dostlar,

Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan hocamıza bu irdelemesi için teşekkür ederiz. ABD’de “devlet aklı” (Raison d’etat) kurumlaşmış bir araçtır ve ABD’yi ABD yapan stratejik politik – yönetsel araçların başında gelir. Gelişmekte olan ülkelerin ise bu araç bakımından kurumsallaşmadan çok uzak hatta yoksun oldukları söylenebilir. Acaba Türkiye bu 2 kutubun neresinde yer alıyor?? ABD’de kim Başkan seçilirse seçilsin, oturmuş kurumsal devlet düzenekleri (mekanizmları) aşırılıkları törpüleyecek ve ABD çıkarlarını eniyileştirecek (optimal kılacak) yol ve yöntemler seçilmiş Başkanlara da bir biçimde kabul ettirilerek uygulanacaktır.

Asıl sorun, benzer stratejik araçtan son zamanlarda giderek yoksun kalan / bırakılan Ülkemizin durumudur. Giderek azalan dünya kaynakları üzerindeki egemenlik (hegemonya) savaşları, göz kamaştıran – iştah kabartan petrol ve doğalgaz yatakları nedeniyle Ortadoğu cehenneminde yoğunlaşmakta.

BOP (Büyük Ortadoğu Planı) bir kasırga gibi, el mahkum (!) – dönüşümsüz olarak ABD – AB – İsrail üçlüsü (Troyka) tarafından dayatılmakta. Böylesi kritik bir kesitte, BOP ile parçalanması hedeflenen Türkiye‘de siyasal iktidar, çoğunu kendi yarattığı ağır sorunların altında eziliyor, Başkanlık rejimi ve din devleti kurmaya kilitlenmiş..

Türkiye, bu “yıkıcı karmaşa durumu” ndan (catastrophic chaotic state) hızla çıkmak, çıkarılmak zorunda.. ABD’de seçilen Başkan’ın şu ya da bu göstermelik – görece “olumlu” (?!) yanlarından medet ummayı derhal terkederek..

Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi de okumuş birisi olarak çığlığımız budur..

Sevgi ve saygı ile.
14 Kasım 2016, Ankara (Güncelleme : 14 Kasım 2016)

Dr. Ahmet SALTIK
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

OHAL KHK’lerine TOPLU BAKIŞ

OHAL KHK’lerine TOPLU BAKIŞ

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Olağanüstü hal kapsamında bazı tedbirlerin alınması, bazı kamu/özel kurum ve kuruluşlara dair düzenleme yapılması, bazı kanunlarda değişiklik yapılması vb. amaçlar için Anayasanın 121 inci maddesi ile, 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4 üncü maddesine göre,  Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’nca kabul edilmiş olan 667-674 sayılı (8 adet) KHK ile mevzuatta:

Olağanüstü hal ilan ediliş nedenleri ve süresi ile de sınırlı olmayan çok sayıda/köklü değişiklikler yapılmış; bu bağlamda KHK aracılığıyla Devlet yeniden yapılandırılmak istendiği anlaşılmaktadır.

Sözü edilen değişikliklerin bazıları bölümler halinde, özet olarak aşağıya çıkarılmıştır.

Saygılarımla. 09.09.2016

Mahmut ESEN
E. Mülkiye Başmüfettişi,
mahmutesen@gmail.com 
*****

I-KAMU PERSONELİNE / KURUM VE KURULUŞLARA YÖNELİK DÜZENLEMELER  

1Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan;  3.447 yargı, 1.978 TSK, 1.519 Jandarma, 26 SGK, 10.029 EGM mensubu ve 42.887 kamu görevlisi olmak üzere toplam 59.897 kişinin görevlerine son verilmiştir.

(Görevlerine son verilenlerin oranı toplam istihdam edilen kamu personelinin %2’sine karşılık gelmektedir. Bu oran yargı mensuplarında %23 seviyesine ulaşmıştır.)

KHK’lerle kamu personelinin görevden çıkarma işlemleri kolaylaştırılmış, bu amaçla statülerine göre özel/yeni yöntemler getirilmiştir. Teşkilatlarından çıkarılan bu kişilerin, mahkûmiyet kararı aranmaksızın, rütbe/ memuriyetleri alınmakta; görev yaptıkları teşkilatta veya kamu hizmetinde bir daha istihdam edilmeleri yasaklanmaktadır.

Kamu görevinden çıkarılanların, uhdelerinde taşımış oldukları büyükelçi/ vali gibi unvanları ve yüksek mahkeme başkan/ müsteşar/hâkim/savcı/kaymakam vb. meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamayacaklardır. Bu unvan/sıfat/ meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacaklardır.

Emekliliğini kazanmış kamu görevlilerinin emeklilik taleplerinin yetkili makamlar tarafından onaylanması için azami  “bir ay” olarak belirlenmiş süre, olağanüstü hal döneminde kaldırılmış, bu suretle kamu personelinin emeklilik hakları da askıya alınmıştır.

2-Çok sayıda kamu görevlisi milli güvenlik gerekçesiyle görevinden uzaklaştırılmıştır. Göreve son verme işlemleri gibi görevden uzaklaştırma işlemleri de devam etmektedir.15.07.2016 tarihinden sonra görevden uzaklaştırılan kamu görevlileri hakkında ilgili mevzuatında öngörülen soruşturma açma süreleri olağanüstü hal süresince uygulanmayacaktır. ( Disiplin cezalarında zaman aşımı durdurulmaktadır.)

3-Milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) aidiyeti,

iltisakı veya irtibatı belirlenen ve R.G. yayımlanmış listede gösterilen çok sayıda özel sağlık/öğretim kurum ve kuruluşları, öğrenci yurtları, vakıf/dernek/iktisadi işletme, vakıf yükseköğretim kuruluşları, sendikalar,  özel radyo ve televizyon/gazete/ dergiler/ yayınevi dağıtım kanalları kapatılmıştır. ( Kapatılmış  özel öğretim kurum/kuruluşları ile özel öğrenci yurtlarından (54) adedi yeniden açılmıştır.)

Kapatılanların mal varlıkları Hazine/Vakıflar Gn. Md. devredilmiştir.

Hazine ve Vakıflara devredilenlerin dışındaki kapatılmasına karar verilmiş şirketlerin satış ve tasfiye işlemleri konusunda TMSF yetkilendirilmiştir. Maliye Bakanlığınca devredilmesi halinde, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının tasfiye işlemleri de, TMSF tarafından yapılacaktır. Ayrıca yine milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı vb. oluşumlarca kiralanmış/kullanılmakta olan kamu kurum/kuruluşları ve ortaklıklara vb. ait taşınır/taşınmaz mal alacak ve haklar Hazineye devredilmiştir.

4- 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında bazı düzenlemeler yapılmıştır.   

(Telekomünikasyon Kurumu bünyesinde yer alan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) kapatılmıştır. Polis tarafından 5271 sayılı CMK 135. madde uyarınca yapılacak dinlemeler Kurum (Bilgi Teknolojileri İletişim) bünyesinde yapılacaktır.)

5-5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununda; Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun yetkilerini artıran(Başbakanın gerekli gördüğü gecikmesinde sakınca olan tedbirlerin ‘haberleşmenin engellenmesi’ uygulanması vb. ) bazı eklemeler yapılmıştır.

6-Büyükşehir belediyelerinin bulunduğu illerde, kamu kurum ve kuruluşlarının yatırım ve hizmetlerinin etkin olarak yapılması, izlenmesi ve koordinasyonu, acil çağrı, afet ve acil yardım hizmetlerinin koordinasyonu vb. görevler için İçişleri Bakanlığının taşra teşkilatı olarak kurulan Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığına özel bütçeli bir kuruluş statü kazandırılmış; Başkanlığın yetkileri bakanlıkların illerdeki yatırımlarını da yapacak şekilde artırılmıştır.

7MEB’na, kalkınmada öncelikli yörelerde sözleşmeli öğretmen istihdamı için ( sözlü sınavla) öğretmen alım yetkisi verilmiştir.

8- KHK’ler kapsamında görev alan/görevlerini yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri dolaysıyla hukuki/idari/mali/cezai sorumluluğunun doğmayacağına ilişkin düzenleme yapılmıştır. 

II-YARGI İLE İLGİLİ DÜZENLEMELER

9-Soruşturma ve kovuşturma işlemlerine yönelik düzenlemelerde çok yönlü değişikliklere gidilmiştir.  Bu bağlamda

– 5237 sayılı TCK5271 sayılı CMK başta olmak üzere; bazı kanunlarda (gözaltı süresinin uzatılması, yakalanan asker kişilerin adli kolluk görevlilerine teslim edilmesi/, soruşturmalarda ifadelerin adli kolluk görevlilerince de alınabilmesi, tutukluların avukatla görüşmelerinin gerektiğinde kayıt altına alınması/yeni avukat görevlendirilmesinin talep edilmesi, tutukluluk konularında dosya üzerinden karar verilebilmesi, C. Savcılarının yakalama/arama/el koyma/iletişimin tespiti/avukatın dosya inceleme yetkisi ile şüpheli ile görüşmesinin kısıtlanması kararı verilmesine ilişkin yetkilerini artırılması vb. ) ek/değişiklik yapılmıştır.

– 5271 sayılı CMK uyarınca taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma halinde kayyım atanacağı (TMSF’nin görevlendirileceği) kuralı getirilmiştir

– 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 179 uncu maddesi uyarınca sermaye şirketleri ile kooperatifler tarafından iflasın ertelenmesi talebinde bulunulamayacak, bu yöndeki talepler mahkemelerce reddedilecektir.

10-3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununa, “Zararların tazmini amacıyla tedbir konulması” için ek madde getirilmiştir.

(TCK ve TMK kapsamına giren suçlar nedeniyle gerçek veya tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşlarının uğradığı zararların tazmini amacıyla, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından, şüpheli veya sanıklara ait taşınmazlar/taşıtların devir ve temliki önlemek için şerh düşülmesine karar verilebilecektir.)

11- 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna geçici madde eklenmek suretiyle denetimli serbestlik uygulanarak cezanın infazı, koşullu salıverme için yasadaki süreler artırılmıştır. Cezaevlerindeki doluluk oranının aşağıya çekilmesi amaçlanmaktadır.

Ayrıca ceza infaz kurumlarının yapım işleri için (meralar dahil arsa temini/imar planı/ihale vb. konularda)  önemli kolaylıklar getirilmiştir.

III-TSK/MİLLİ SAVUNMA İLE İLGİLİ DÜZENLEMELER

12- Kurmay subay yetiştirmek/lisansüstü eğitim vermek amacıyla yeni kurulan Enstitülerden; Kara, Deniz ve Hava Harp Okullarından ile Astsubay meslek yüksekokullarından oluşanMilli Savunma Bakanlığı (MSB) bünyesinde Milli Savunma Üniversitesi adıyla yeni bir üniversite kurulmuştur. Ayrıca (ilk kez) MSB taşra teşkilatı kurulmaktadır.

13-357 sayılı Askeri Hakimler Kanununda geniş kapsamlı ek/değişiklikler yapılmış, askeri hakimlerin mesleğe kabul/çıkarılması işlemlerinde MSB yetkilendirilmiştir.

14-211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda bazı ek ve değişiklikler yapılmış, (Genelkurmay Başkanlığına atanabilmek için kuvvet komutanlığı yapmış olma koşulu kaldırılmıştır.)

15-Kuvvet komutanlıkları MSB bağlanmıştır. Cumhurbaşkanı/Başbakan gerekli gördüklerinde kuvvet komutanları ile bağlılarından doğrudan bilgi alabilecek/emir verebilecektir.

MSB üst düzey yönetici kadrolarının askeri rütbe karşılıkları belirlenmiş, bu kadrolara atanan sivillerin kamu konut ve sosyal tesislerden rütbe karlığındaki subaylar gibi yararlanması kabul edilmiştir. MSB merkez teşkilatında  (Başbakanlık merkez teşkilatında olduğu gibi) kamu kurum ve kuruluş (mahalli idareler dahil) personeli geçici olarak görevlendirilebilecektir.

YAŞ’ın yapısı ( sivil üyeler çoğunlukta olacak şekilde) değiştirilmiştir. YAŞ’ın başkan ve üyeleri; Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Başbakan yardımcıları, Adalet/Dışişleri/İçişleri/MSB ile Kuvvet Komutanlarından oluşmaktadır.

-Harp Okulları ve Astsubay MYO kuvvet komutanlıkları yerine MSB ile irtibatlandırılmıştır. Harpokullarının ve Astsubay MYO öğrenci kaynağının lise ve dengi okul mezunları olduğu şeklinde değişiklik yapılmıştır.

Harp Akademileri, askeri liseler ve astsubay hazırlama okulları kapatılmıştır.

14-Gülhane Askeri Tıp Akademisine bağlı eğitim hastaneleri ve asker hastaneleri Sağlık Bakanlığı/bağlısı kurum ve kuruluşlarına devredilmiştir.  

III-GÜVENLİK İLE İLGİLİ DÜZENLEMELER

16-2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu ile 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununda ek/değişiklikler yapılmıştır.

– Jandarma ve Sahil Güvenlik K.  İçişleri Bakanlığına bağlı olduğu, personelinin kolluk kuvveti olduğu vurgulanmış, “askeri personel” ibareleri teşkilat kanunlarından çıkarılmıştır. Jandarma ve Sahil G.K. 657 sayılı DMK kapsamına alınmış, Jandarma Hizmetler ve Sahil Güvenlik Hizmetleri adı altında iki ayrı sınıf oluşturulmuştur.

Jandarma ve SGK komutanlıklarının kuruluş ve teşkilatlanması İçişleri Bakanlığınca düzenlenecektir. Personelin alınma ve terfi işlemleri İçişleri Bakanlığınca yapılacaktır. Personel atamaları konusunda İçişleri Bakanlığına yetkiler verilmiştir. Personeline verilecek disiplin cezaları için özel bir kanun çıkarılacaktır. Özel kanun çıkarılınca kadar Jandarma ve Sahil G.K. personeli hakkında Emniyet Teşkilatı disiplin mevzuatı hükümleri uygulanacaktır.

Subay ve astsubay ve diğer personel ihtiyacını karşılamak amacıyla Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi kurulmuştur.  Akademi İçişleri Bakanlığına bağlıdır. Akademinin öğrenci kaynağı; lise ve dengi okullar, ön lisans, lisans, yüksek lisans mezunları olacaktır.

17-İçişleri Bakanlığınca terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı tespit edilen yurtdışındaki eğitim öğretim/sağlık kurumu, vakıf/dernek/şirket yöneticilerine pasaport verilmeyecektir. Ayrıca pasaportları iptal edilmiş olanların eşlerinin pasaportları da (genel güvenlik açısından) iptal edilebilecektir.

18-3201 sayılı Emniyet Teşkilât Kanununda değişiklik yapışmış, özel harekat birimlerinde istihdam edilmek üzere, KPSS şartı aranmaksızın, sözlü sınavla polis adayı alınabilecektir.

19-Geçici köy korucularının görev alanları gerektiğinde ( valilerin onayı ile iller arası da olacak şekilde) genişletilebilecektir.

Yerel Yönetimler

20- 5393 sayılı Belediye Kanununda bazı ek/değişiklikler yapılmıştır.

-Belediye başkanı/meclis üyelerinin terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları sebebiyle görevden uzaklaştırılması/ tutuklanması/ kamu hizmetinden yasaklanması vb. hallerde İçişleri Bakanı/ il valileri tarafından belediye başkanı veya meclis üyesi ataması yapılabilecektir. Böylesi durumlarda belediye meclisi toplantısı yapılmayacak, meclisin görevleri belediye encümenin atanmış üyelerince yerine getirilecektir. Muhasebe işlemleri de Maliye Bakanlığı saymanlık birimlerine gördürülecektir.

-Belediye hizmetlerin aksatılmasının terör veya şiddet olaylarıyla mücadeleyi olumsuz etkilemesi hallerinde bu hizmetler il özel idaresi/Yatırım İzleme Ve Koor. Başkanlığınca yapılacak harcama tutarları da İller Bankası hisselerinden tahsil edilecektir.

=================================

Dostlar,

Değerli E. Mülkiye Başmüfettişi Sayın Mahmut ESEN’in daha önce de OHAL Kararnamelerinin neler getirdiğine ilişkin irdelemelerine web sitemizde yer verdik.
Mülkiye’li şapkamızla, kendisine teşekkür ederiz.

Dünya siyaset, yönetim, hukuk, demokrasi ve insan hakları… bakımlarından son derece “ilginç” örnekler ülkemizde yaşanmakta.. 80 milyonluk bir açık hava labortatuvarına dönüştük adeta..

Sahnede AKP – RTE baş rollerde.. İpler gerçekte kimlerin ellerinde??
Gidiş hiç ama hiiiç iyi değil..
Tüm uyarılar yararsız..
Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete.. AKP’de FETÖ’cü yok neredeyse!?
R.T. Erdoğan başkanlığında 27 kişilik bir Kurul (Bakanlar Kurulu?!), “TEK ADAM” ın
2 dudağına bakarak, Ülkemizi OHAL rejimi altında inleterek, oligarşik – totaliter bir
demir yumruk
la yönetmekte..

Eskiler, böylesi zor – umutsuz durumlarda “encamımız hayrola..” derlerdi..

AKP – RTE’nin mutlaka frenlenmesi ve devlet aklının (Raison d’etat) egemen kılınması, rejimin meşruluğu ve Türkiye’nin ülkesi ve halkı ile bölünmez bütünlüğü için yaşamsal ve
ivedi bir stratejik sorun durumuna gelmiştir.

TBMM ivedilikle tatilini / sürgününü kesip toplanmalı, OHAL Kararnamelerini görüşmeli, düzeltmeli, bu metinler ayrıca Anayasal yargıya sunulmalıdır.

Bu sorunları yaratan akıldan çözümünü bekleyemeyiz..
Bir ulusal hükümet kurulmalı; RTE Anayasal sınırlarına çekilmelidir. 
Tersi durumda, ülke çökerse altında ilk kalan AKP – RTE olacaktır..

Sevgi ve saygı ile.
10 Eylül 2016, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com