Etiket arşivi: deprem yönetmeliği

Gazete DUVAR ile söyleşi : Deprem bölgesinde bulaşıcı hastalık riski, ne yapmalı??

Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Saltık:

Deprem bölgesinde tifo, dizanteri, kolera… beklenebilir

Deprem bölgesindeki sağlık sorunlarına değinen Prof. Ahmet Saltık,  65 yaş üstü ve kronik rahatsızlığı olanların zatürre tehlikesiyle
karşı karşıya olduğunu söyledi.

Halk Sağlığı Uzmanı Saltık: Deprem bölgesinde tifo, dizanteri beklenebilirÖzlem Kara

Gazete DUVAR
13 Şubat 2023 https://www.gazeteduvar.com.tr/halk-sagligi-uzmani-saltik-deprem-bolgesinde-tifo-dizanteri-beklenebilir-haber-1603232

İZMİR- Maraş’ta meydana gelen ve 10 ili vuran deprem sonrasında sağlıkla ilgili riskler devam ediyor. Enkazlar henüz kaldırılamazken, akıllara gelen en önemli sorulardan bir tanesi de depremzedelerin sağlığı.

Adıyaman’da bir depremzede toplanma alanında yaklaşık üç bin kişinin üç tuvaleti kullandığını, Hatay’a gönüllü olarak giden Filiz Yener ise insanların hasar görmüş binalarda tuvalet ihtiyacını karşıladığını söyledi.

Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, depremzedelerin yaşayabileceği sağlık sorunlarını ve çözüm önerilerini anlattı. Saltık, salgın hastalıklar, hijyen sorunları, enfeksiyon hastalıklarına ilişkin bilgi verdi.

‘ÜÇ BİN KİŞİ ÜÇ TUVALETİ KULLANIYOR’

Adıyaman’ın Sincik bölgesinde yaşayan depremzedeler, zor şartlar altında olduklarını vurgulayarak, “Herkes toplanma alanlarında olduğu için her an bir hastalık çıkabilir.
Üç dört tane tuvaleti iki bin üç bin kişi kullanmaya çalışıyor.” ifadelerini kullandı.

‘TUVALET İÇİN HASAR GÖRMÜŞ BİNALARA GİDİLİYOR’

Gönüllü olarak Uşak’tan Hatay-Defne’ye giden Filiz Yener ise deprem bölgesindeki sağlık ve tuvalet sorununa ilişkin, “Beşinci günde olduğumuz bölgeye seyyar tuvalet istedik. İnsanlar
üst üste dışkılarını yapıyor. Sağlık hiçbir şekilde yok. İnsanlar hasar görmüş binalara gidip tuvalete giriyorlar.” dedi.

‘KOLERA SALGINI BEKLENEBİLİR’

Deprem bölgelerinde kolera salgını çıktığı iddialarına yanıt veren Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, bu durumun doğrulanmasının Sağlık Bakanlığı tarafından yapılması gerektiğini, Bakanlık tarafından açıklanıncaya kadar bir şey söyleyemeyeceklerini fakat bölgede kolera salgınının beklenebileceğini söyledi.

Saltık, “Deprem bölgesinde tifo, dizanteri beklenebilir ya da adını koyduğumuz bir mikroorganizma üretilemese bile yaygın ishaller, gastroenteritler beklenir bu tabloda.
Ayrıca üst ve alt solunum yolları enfeksiyonları, örn. farenjit, tonsillit, zatürre.. beklenebilir.
Aşılama yetersiz ise çocuklarda kızamık da bekleyebiliriz. Her ne kadar Türkiye’de,
Sağlık Bakanlığı 0-6 yaş arasındaki çocuklara 13 temel aşıyı yüksek oranlarda uyguluyor
olsa da, ben aşılamanın yeterli olduğu konusunda endişeliyim” dedi.

’65 YAŞ ÜSTÜ VE KRONİK HASTALAR ZATÜRRE RİSKİ ALTINDA’

Aşıyla korunabilir hastalıkların yanı sıra bulaşıcı hastalıklara da değinen Saltık,

“Özellikle yaşlılarda ve kronik rahatsızlığı bulunan kişilerde, üst solunum yolları enfeksiyonları zatürre gibi alt solunum yolları enfeksiyonuna dönüşebilir. Ve bu insanlar öksürerek veya öksürmeden sessizce zatürreden yitirilebilirler. Dolayısıyla bölgede, kış koşullarının da payı ile
65 yaş üstü ve kronik rahatsızlığı olan kişiler ciddi bir zatürre riski altında.
” dedi.

‘SEYYAR TUVALETLERİN ACİL KURULMASI GEREKİYOR’

Saltık, deprem bölgesindeki bir başka önemli halk sağlığı sorununun ise temiz su, gıda ve atıklar olduğunu vurguladı. Saltık, su sorununun pet şişelerle bir ölçüde karşılanabileceğini belirterek gıda konusunda da ciddi hijyen sorunları olacağını söyledi. Saltık,

“Biz bu dönemlerde insanlara daha çok kapalı konserve, katı, bakliyat ve çorba gibi besinleri öneriyoruz. Çiğ meyve ve sebzelerden bir süre uzak durmalarını öneriyoruz. Diğer önemli bir konu ise evsel atıklar ve tuvalet atıkları. Bölgeye seyyar tuvaletlerin acil kurulmuş olması, çukurlarının kurallara uygun biçimde kazılmış olması gerekiyor. Evsel atıkların da düzenli olarak toplanması gerekiyor. Toplanan atıkların 1-1 buçuk metre kadar kazılıp çukur zeminine ve atıkların üzerine sönmemiş kireç dökülüp toprakla kapatılıp sıkıştırılması gerekiyor.
Yoksa bölgede yaşayan birtakım hayvanların o bölgeyi eşmesi sonucu bu atıklar açığa çıkabilir. Ayrıca insanların banyo yapabilmesi için sıcak suyun da sağlanması gerekiyor.” diye konuştu.

‘HIZLI BİR ŞEKİLDE DEPREM BÖLGELERİNE MORG YAPILMASI GEREKİYOR’

Deprem dolayısıyla vefat eden insanların naaşlarına yönelik de konuşan Saltık şöyle devam etti:

“Depremin ikinci, üçüncü günü gelen bilgilere göre Gaziantep’in kimi yayla köylerinde,
insanların cesetlerini vahşi hayvanların, kurtların parçaladığı şeklinde duyumlar aldık,
umarım bu duyumlar doğru değildir. Dronlarla merkezden uzak bölgelerin durumlarının hızla saptanması ve ulaşılması gerekiyor. Dağ köylerindeki insanların iyice sahipsiz bırakılmaması gerekiyor.

Cesetlerle ilgili hem tıbbi hem çevre hem de adli tıp açısından alınması gereken tedbirler var. Öncelikle hızlı bir şekilde deprem bölgelerine morg yapılması gerekiyor. Çıkartılan cesetlerin en az iki gün kimliklendirilmeye çalışılarak, toplanabilecek bütün bilgilerin elde edilmesiyle, bedeninin değişik açılarının fotoğrafları çekilerek her biri için bilgisayar ortamında dosya açılması gerekiyor. Ve yakınlarını arayan vatandaşlara hızla duyurulması gerekiyor. ‘48 saat içinde kimliklendirme başvurusu yapılmadığı takdirde gömülecektir‘ diye bilgi verilmesi gerekiyor. Gömülürken de mezar taşlarına vefat etmiş kişilerin fotoğraflarının, kod numaralarının konması ve mutlaka DNA örneği alınması gerekiyor.”

SAĞLIK BAKANLIĞI’NA SAĞLIK TV KANALI ÖNERİSİ

Enkazlar kaldırıldıktan sonra depremzedelerin hijyen konusunda bilgilendirilmesi için telefonlarına önemli bilgilerin olduğu mesajlar atılması, broşür hazırlanıp anonslar yapılması gerektiğini vurgulayan Saltık, insanların sıvı sabun ve kağıt havluyla el yıkamaya teşvik edilmesi gerektiğini belirtti. Saltık, ayrıca bir öneride bulunarak Sağlık Bakanlığı’nın halka hijyen ve sağlık bilgisi verdiği bir televizyon kanalı kurulması gerektiğini söyledi.

PSİKOLOJİK DESTEK ŞART

Enkaz altından sağ çıkarılan, yakınlarını yitiren, deprem bölgesine gönüllü olarak giden, depremzede olan kişilerin ruh sağlığına ilişkin de konuşan Saltık, “Birçok insan doğal olarak travma sonrası stres bozukluğu (TSSB, PTSD), depresyon, yeme bozukluğu, uyku bozukluğu, öfke patlamaları, huzursuzluk, mutsuzluk, keder, yeis, yas yaşayabilirler. Bu durum da davranışlarına ve iletişimlerine yansıyabilir. Bölgede çalışan insanların, devlet görevlilerinin, genç ve deneyimsiz sağlık çalışanlarının, depremzedelerin destek alması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

‘GEBE KADINLAR İÇİN BÖLGEDE EBELERİN OLMASI GEREKİYOR’

Kadınların hijyen ve gebelik sorununa da değinen Saltık, gebe kadınlar için bölgede ebelerin, pratisyen hekimlerin, kadın doğum uzmanlarının bulunması gerektiğini vurguladı.
Saltık, deprem bölgelerine sahra hastanelerinin yanı sıra Birinci Basamak sağlık hizmetlerinin (hastaneye yatmadan) verileceği sağlık birimlerinin mutlaka kurulması gerektiğini söyledi.

‘AFAD’IN BAŞINDA İLAHİYAT MEZUNU BİRİNİN NE İŞİ VAR’ ?!

Son olarak depremin politik yanına da değinmek istediğini vurgulayan Saltık sözlerini şöyle bitirdi:

“İçinde bulunduğumuz tablo, gerçekte kötü yönetimin bir ürünü. Ben 46 yıllık hekimim, 1988’den beri 32 yıldır üniversitede hocalık yapıyorum, hep şunu söyledim:

  • 1980’de çiçek hastalığının kökü kazındı, sıra kötü yönetimde!.

Ben bunu 1980’den beri söylüyorum.

  • Türkiye’nin başında genel anlamda bir kötü yönetim olmasaydı,
    bu depremi önleyemezdik ama sonuçları asla bu denli ağır olmazdı.

Türkiye’nin bir kere İmar Affı denilen saçmalığı unutması gerekiyor.

Yeniden bir Ülke kadastro ve arazi planlaması yapılmalı.
Aktif fay hatlarının bulunduğu bölgeler otlak, yaylak, mera, tarlaya çevrilmeli.
İnşaatlarda depreme dayanıklı teknolojilerin kullanılması için Deprem Yönetmeliği’nin kararlılıkla uygulanması gerekiyor.
Yapı denetimi süreçlerinin de katı bir biçimde ortaya konması gerekiyor.

Türkiye’nin bütünüyle Ulusal Afet Planları’nı gözden geçirmesi gerekiyor.

  • İktidarın oluşturduğu bu yolsuzluk, kokuşmuşluk, yandaş kayırma, dincileştirme
    gibi ilkel güdülerden bütünüyle uzaklaşmak gerekiyor.

AFAD’ın başında ilahiyat mezunu birinin ne işi var? Bu utanç verici bir şeydir.

Türkiye kurumlarını dağıttığı için, kurumsuz bırakıldığı için, çağdışı ve ucube tek adam rejimi tarafından adeta tutsak alınıp felç edildiği için bu tabloları çok ağır yaşıyor.”

Deprem Bilimci Ahmet Ercan : 200 bin kişi göçük altında kaldı

Jeofizik mühendisi Prof. Dr. Ahmet Ercan, deprem felaketi sonucunda 200 bin yurttaşın enkaz altında kaldığını söyledi. Ercan, enkazdan 8 bin kişinin çıkarıldığını belirterek, “Demek 192 bin kişi göçük altında hesap doğruysa. Ama yetkili ağızlar diyorlar ki; ‘Biz her yapının altında kalan insanların adını, soyadını, kimliğini biliyoruz.’ O zaman açıklaması gerekiyor, gerçekten kaç kişi var? Kim bunlar? Kurtulanlar kimler?” diye konuştu.

08 Şubat 2023, Cumhuriyet

Deprem Bilimci Ahmet Ercan: 200 bin kişi göçük altında kaldı

Kahramanmaraş merkezli 10 kentte yıkıma neden olan depremler için “Bu dünya çapında bir afet. Yani dünya böyle bir afeti çok az gördü” değerlendirmesi yapan Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, kestirimlerinin 200 bine yakın kişinin göçük altında kaldığı yönünde olduğunu belirtti. Aslında iyi bir deprem yönetmeliği bulunduğunu belirten Ercan, “Bu yönetmeliğe uysalardı göçmeyecek yapıları yaparlardı. İşin kötü tarafı yeni yapılan yapılar da göçtü” dedi.

Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, şu değerlendirmeleri yaptı:

“Biz jeofizik mühendisleri Türkiye’de nerelerde hangi aralıklarla aşağı yukarı hangi büyüklükte deprem olacağını biliriz. 2001 yılında Türkiye ve İstanbul’da ‘Depreme Çağrı’ diye bir kitap yazdım. Orada Türkiye’de deprem olacak, öncelikli deprem beklenen 33 yeri saydım. Bunların içinde Van, Isparta, Sisam, Midilli ve Kahramanmaraş, Adana ve Ceyhan da var. Henüz depremini beklemekte olan yerler de var. Bunları siyasileri de yolluyoruz tabii. Yani ‘Böyle bir kitap var. Alın okuyun’ diye. Bilim insanın ve herkesin bir yaşam anlayışı tutumu vardır. Ama depremin siyaseti, sağcısı, solcusu, dincisi, dinsizi olmaz. Biz daima bilgi veririz. Bizim görevimiz bu. Dolayısıyla her şey siyasal erke bağlı. Bilgi üretme üniversitenin görevi ama biz eylem yapamayız. Eylemi Yürütme yapar. Yürütme Türkiye Cumhuriyeti Meclisi’dir. Neler yapılacağının emrini onlar verir. (AS: Yürütme Cumhurbaşkanı, TBMM Yasama organı..)

“DEPREM FONUNDA 37 MİLYAR DOLAR TOPLANDI”

Deprem için alınacak önlemler için yasa ve yönetmelikleri çıkardığınızda bunu eyleme sokarken para gerekiyor. Finansal bir kaynak olmalı. Bunun ilk ayırdına varan benim. Bu yaşımda, görmüş olduğum Cumhuriyet’in en başarılı hükümet başkanı Sayın Ecevit oldu. 1999 depremi O’nun Devlet Bahçeli’yle (AS: ve Mesut Yılmaz ile) koalisyon yaptığı bir döneme denk geldi. O dönemde baktı ki Türkiye’de sürekli depremler oluyor ve bunlarla baş etmek çok zor. O zaman dedi ki;
‘Bir deprem fonu oluşturalım. İnsanlar içtiği sigaradan, gazozdan, gittiği sinemadan çok ufak bir pay koysunlar.’ Geçen gün ben (eski siyasetçi) Emin Şirin ile birlikteydim. Dedi ki ‘Hocam bugüne kadar oradan toplanan para 37 milyar Dolar.’

“‘BİZ ONLARLA DUBLE YOL YAPTIK’ DEDİ”

Bu Deprem Fonu’yla, deprem olmadan önce öncelikli olarak, deprem görecek yerlerde konutlar iyileştirilecek, kötüler yıkılıp yerine yeniler yapılacaktı. Sonuçta Deprem Vergisi’ni Ecevit 2 yıl için koymuştu. Çünkü; o zaman için öncelikle yarası sarılması gereken yer Gölcük depreminde göçen evlerdi. Ama yönetimi yitirdiler. Bugünkü yönetim geldi. Sonra ilk kez ben televizyonda canlı yayında “Deprem Vergileri nerede??” diye sorguladım. O günkü başbakan, bugünkü cumhurbaşkanı dedi ki; ‘Biz onlarla duble yol yaptık. Ben 85 milyonluk Türkiye içinde yalnızca bir kişiyim. Gerçekleri ortaya koyarken ve halkın çıkarı için konuşurken eğer sen kendi çıkarının peşinde durmuyorsan ve dayatmıyorsan ne olur? O orada kalır. Dolayısıyla bu böyle söylenince hiçbir tepki çıkmadı.

“DÜNYA BÖYLE BİR AFETİ ÇOK AZ GÖRDÜ”

Duble yollar yapıldı ama şu anda millet göçüntü (enkaz) altında. Göçüntü altında kalınan yer yaklaşık 330 kilometrelik bir kuşak. 10 ili etkiliyor. Yaklaşık 4 milyon konutun bulunduğu bir yer. 13 milyon kişi bu konutlarda otururken şu anda yaklaşık 7 bin konut göçmüş durumda ve insanlar çaresiz. Elinde yeterli miktarda kurtarmacılar yok. Kurtarma araç gereçleri yok. Bu dünya çapında bir afet. Yani dünya böyle bir afeti çok az gördü. Yani bu denli yapının yıkıldığı yerde halen ölümler bu düzeydeyse bu işte bir yanlışlık var.

“HESAPLARIMA GÖRE YAKLAŞIK 200 BİN KİŞİ GÖÇÜK ALTINDA

Göçen bina sayısı belli. Benim hesaplarıma göre 4 kat üzerinden ve 8 daire olarak hesapladığımda yaklaşık 200 bin kişi göçük altında. Göçükten çıkarılan insan sayısı yaklaşık 8 bin kişi. Eğer hesap doğruysa yani bunun bir garantisi (güvencesi) yok. Ama yetkili ağızlar diyorlar ki; ‘Biz her yapının altında kalan insanların adını, soyadını, kimliğini biliyoruz.’ O zaman açıklaması gerekiyor gerçekten kaç kişi var? Kim bunlar? Kurtulanlar kimler? Çünkü insanlar kaygıyla bekliyorlar. Şimdi bu dönemin siyaseti olmaz.

“KURTARILAN, HALEN DİRİ KALAN İNSAN SAYISI BENİ SEVİNDİRİYOR”

Depremde en önemli olan olay ilk 6 saattir. İlk altı saatte ne denli insan kurtarabilirsen o denli başarılısın. İlk 6 saatte genellikle kurtarılacakların %80 kurtarılması gerekiyor. Ondan sonra geriye %5 kalır. Dolayısıyla şu anda 3. güne girdik. Kurtarılan, halen diri kalan insan sayısı beni şaşırtıp sevindiriyor. Çünkü hava sıcaklığı eksi 5 derece. Deprem en kötü zamanda gece uyurken saat 04.17’de oldu. Belki şanslı olunan şey şuydu: Havanın soğuk olması nedeniyle insanlar yorgan ve battaniyeye sarılarak uyudular. Deprem o durumda bunları karşıladığı için, şu anda göçük altında olanlar battaniye veyahut yorganlarına sarınarak ancak diri kalmış olabilirler. Bulundukları ortamda su yok. Aynı zamanda gıda yok. Bu çok büyük bir kıran. Afet yani.

“BİZİM YENİDEN BİR ÜLKE KURMAMIZ GEREKİYOR”

Bunun toplumsal, ruhsal boyutta ve akçalı çok sorunları olacaktır. Akçalı sorunlar çok önemli. Burası Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Beyaz Rusya, İsveç, Finlandiya’dan büyük bir yer. Dolayısıyla bizim yeniden bir ülke kurmamız gerekiyor. (AS: 110 bin km2 etkilenen alan, ama sayılan ülkeler bu alandan çok büyük!?)

“YAPILAR DEPREM YÖNETMELİĞİ’NE UYGUN OLSAYDI GÖÇMEZDİ”

Biz çok şey yaptığımızı sandık. 1982 yılından beri ben yazıyorum, çiziyorum. Bilim insanı olarak bizim yapabileceğimiz bürokratik kadroları uyarmak ve yol göstermek. Bunları da yaptık. Bizim uyarılarımızı doğrultusunda bir Deprem Yönetmeliği çıkarıldı. Bu Deprem Yönetmeliği gerçekten çok uygun bir yönetmelikti ama önemli olan daha sonra yapılan yapıların bu Yönetmelikteki kurallara uyup uymadıkları. Yani bu Yönetmeliğe uysalardı, göçmeyecek yapılar yaparlardı.
İşin kötü yanı, yeni yapılan yapılar da göçtü.

“YAPI DENETİM KURULUŞLARI, ‘YER YAPI DENETİM KURULUŞU’ ADIYLA YENİDEN DÜZENLEMELİ”

Demek ki yapı denetim kuruluşları iyi çalışmıyor. Denetçinin de denetçisi mi olur? Olmaz. Bu durumda öncelikle yapı denetim kuruluşları ‘yer yapı denetim kuruluşu’ adıyla yeniden düzenlemeli. Kadrolarında mutlaka bir jeofizik mühendisi, jeoteknik mühendisi, bunun yanı sıra bir inşaat mühendisi ve mimar bulundurma koşulunu getirmek gerekiyor. En önemlisi de bunların bir sigorta şirketi gibi çalışması gerekiyor. Yani eğer yapı denetim kuruluşunun denetlediği bir yapı göçerse, burada olduğu gibi göçük altında kalan her kişinin tazminatını  (giderimini) ondan almak gerekiyor. Ayrıca çöken yapının bütün maliyetini ondan almak, yapı denetim belgesinin de iptal edilmesi gerekiyor sonsuz olarak. Eğer bunu böyle yaparsanız işler düzelir.”