RTE Bam teline dokundu…


Dostlar
,

RTE’nin kafası işte böyle “tuhaf” – kendine özgü çalışıyor..

Zorunlu “Din Bilgisi ve Ahlak Kültürü” derslerini bir mezhebin (Sünnilik) öğretisini milyonlarca çocuğun beynini yıkayarak dayatma amaçlı kullanımı karşısında
insanların isyanını olabildiğince çarpıtıyor. Kuran’da salt tebliğ ile sınırlanmasına
karşın, bizim İslamcılar beyin yıkamak için ne gerekse yapıyorlar. Bu zorunlu derslerin “Din Bilgisi ve Ahlak Kültürü” ile zerre ilgisi kalmadı. Artık uzatmanın ve kıvırtmanın anlamı yok, zamanı da geçti. AİHM kararı çok net, derhal uygulamak ve
bu İslami faşizme son vermek gerekiyor..

Durum böyle iken, Başbakan Davutoğlu “Camide uygulamalı din dersi” salvosu ile “en iyi savunma saldırıdır” taktiğini kullanmakta, RTE ise bilerek ya da bilmeyerek tümüyle akıl ve mantık dışı bir kıyaslama ile Kimya – Matematik – Fizik dersleri ile Sünni İslamın ideolojik aletine dönüştürülen “Din derslerini” karşılaştırma garabeti sergiliyor.

Tanrı bu ülkeye yardım etsin..
Dileriz sağduyu egemen olsun..
Bunlar AİHM kararlarını bile deveye hendek atlatarak görmezden geliyor ve
kasten uygulamıyorlar. Peki bu davranışın adını ne koymalı??

Bu dayatmanın adı, siyaset bilimi literatürtünde – terminolojisinde apaçık
İSLAMİ FAŞİZMDİR.. Din faşizmidir! Kuran ve Peygamber dışlanmış,
AKP’nin ilkel – ideolojik – akıl dışı, vahşi Vahhabi yorumu ŞERİAT 80 milyonluk ülkeye Devlet zoruyla dayatılmaktadır.

Türkiye Avrupa Konseyi‘nin kurucu üyelerindendir ve AİHM’nin yargı yetkisini uluslararası hukuka göre kabullenmiş bir ülkedir.

Zırva tevil götürmez..

AİHM’nin bu kararını uygulamamanın önce AKP’ye,
sonra da ülkemize ağır faturası olur.

AKP aklını başına almalı, ya da sağduyulu AKP’liler partinin sapkın – hukuk tanımaz rotasını bir an önce düzeltmelidirler.

Hukuk tanımaz iktidarlar dünyanın her yerinde meşruluklarını yitirirler ve yurttaşların direniş, giderek isyan hakkı doğar.. Bunlar da AKP’yi tam takım süpürür, tarihin çöplüğüne atar, ya da Atlantik ötesi bildik deyimle “deliğe süpürür”..

AKP, yaygın halk kitlerlerini karşısına almayı durdurmalıdır.
Cumhuriyetin temel değerleri ile bilinçl, kavgasına son vermelidir.
12 yıldır sürdürülen bu yıkıcı politikalar artıkduvara dayanmıştır.
Milyonlar burnundan solumaktadır.. Bir yandan yoksullaştırıcı ekonomi politikaları,
bir yandan muazzam yolsuzluklar, bir yandan demokrasi – insan hak ve özgürlüklerinin rafa kaldırılarak giderek koyulaşan faşist – dinci kuşatma toplumu patlama eşiğine taşımıştır.

AKP’ni akillerine – yerli / yabancı danışmanlarına – başdanışmanlarına ve de sağduyulu – vatansever tabanına bir kez daha çağrımızdır.

Basıncı düşürün, tansiyonu indirin.. İç barışı dinamitlemeyin..

Duyuyor musunuz, baskıcı yönetime son verin;
Cumhuriyetin temel değerleri ile barışık olun..

Cizre’de yakılan Atatürk heykelini hemen onarın ve
sorumluları derhal adalete teslim edin..

Sayın Prof. D. Ali Ercan’ın yazısı aşağıda..

Sevgi ve saygı ile.
30.9.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=======================================================

Ölürsem görmeden Millette ümid ettiğim Feyzi
Yazılsın seng-i Kabrime Vatan mahzun, ben mahzun
Namık Kemal

RTE Bam teline dokundu…

Portresi_gulumseyen

 

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

 

 

  • “… Yurdumuzu, Dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız.
    Milli kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız… Çünkü,
    Türk milleti, milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin, yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir…”

    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
    Ankara, 29 Ekim 1933 (10. Yıl Nutku)

************************

DİN Mi,  BİLİM Mİ?

Bu soru 17. yüzyıldan başlayarak Avrupa’daki Laiklik anlayışını netleştirmişti. Laiklik Demokrasinin olmazsa olmazıdır. Laiklik yalnızca farklı inançlara saygılı olmak veya hoşgörü göstermek değil, hiçbir inancın toplumun ortak yaşamına
“Kural Koyucu” olmaması demektir.

Değerli arkadaşlar, 

RTE okullarda zorunlu Din Dersi eleştirisine karşı “Peki, Matematik, Fizik, Kimya niye zorunlu?” diyerek yaşamın en anlamlı(!) en önemli(!) söylevini verdi.
Buna, eskilerin deyimiyle “baklayı ağzından çıkardı” denebilir.
Evet, RTE kafa yapısını, ufkunu ve hedefini bu sorusuyla açıkça ortaya koymuştur…

Bir zamanlar, “Elhamdülillah şeriatçıyım” diyerek 1994’te İstanbul Belediyesinden kalkan “Demokrasi Treni”ne binmiş ve sonunda, Muhalefet Parti yönetimlerinin beceriksizliği ve de 6 milyon “duygusal muhalif” seçmenin boykotu sayesinde Çankaya’ya çıkmış olan RTE, hayalindeki ana hedefine doğru ilerlemektedir;

“Anadolu İslâm Devletleri Federasyonu”

Evet, açıkça söylensin veya söylenmesin, hatta inkâr edilsin, gidişat bu yöndedir.
Hedef Orta çağ karanlığına iyice çekilmiş, şeriatla (dinsel hukukla) yönetilen muti, mazbut ve âbid bir toplum (Türkçesi sürü) yaratmaktır…
Pozitif bilimlere, çağdaş sanatlara, teknolojiye hiçbir katkısı olmayan,
Ülkesini ipotek ederek, yaşam kaynaklarını satarak, Emperyalizmin tüketici pazarı halinde asalak yaşamına sürdüren amorf (AS: şekilsiz) bir halk yığınıdır
bu gidişatın sonu.

 ***

Değerli arkadaşlar,

Hep söyleyegeldim, Demokrasi, özellikle bir dinci partinin tek başına iktidara geldiği durumlarda, sistemin Şeriata dönüşmesine olanak verecek zayıflığı bünyesinde taşıyan bir sistemdir.

Gerçek demokrasi aslında tek ses, tek parti değil, ama bir koalisyondur…

Ülkedeki değişik çıkar kğmelerinin, farklı düşüncelerin uygarca uzlaşarak bir arada yaşam biçimidir. Tek partili iktidarlar gelişmemiş ülkelerde ister istemez otoriter-diktacı yönetimlere dönüşür, Faşizme yol açar. Şeriat da Faşizmin daha ilkel hali, Orta çağ versiyonudur… Demokrasiden Şeriata geçmek mümkündür, ama Şeriattan Demokrasiye geçiş mümkün değildir.

Avrupa ülkelerinin çoğu Endüstri Devrimiyle birlikte Aydınlama Çağında,
yani bilim ve teknolojinin insan yaşamında ağırlıklı yol göstericiliğinin başladığı
19. yüzyılda Hıristiyan şeriatından zar zor kurtuldu. Bugün uygar Dünya  22. yüzyıla önde girmek yarışı halinde iken, Mustafa Kemal‘in bir zamanlar imrenilerek bakılan ama şimdilerde Uygar Dünya tarafından dışlanmış Ülkesi, ne yazık ki yanlış yolda, İslami Şeriat batağına saplanmak üzeredir.

Kaygılarımla. æ

Magic (Büyülü) % 40 Türkiye’nin Yazgısını Belirliyor…


Dostlar,
Sn. Prof. Dr. D. Ali Ercan‘ın ilginç ve öğretici bir yazısı daha…Lütfen dikkatle okuyalım..

Özellikle YSK’nın seçmen sayılarındaki akıl almaz oyunlarını..
2002, 2007 ve 2011 seçimlerindeki milyonlarca tutarsızlığı ya da hileyi!?
Buraya bir kez daha aynen aktaralım Sn. Ercan’ın çoook ciddi savını :

*****

  • “2002 seçiminde seçmen sayımız 41,4 milyondu; üstelik seçmen yaş sınırı 20 idi.. 2007’de seçmen yaşı 18’e indirildi ve aradan 5 yıl geçmişti. Nüfusumuz en az 5 milyon artmış ve 18-20 yaş fark etkisiyle birlikte seçmen sayısı en az 7 milyon çoğalmış olmalıydı.. Uyarılarımıza YSK hiiiç aldırış etmedi, kulağının üzerine yattı ve 2007 seçmen sayısını 6 milyon eksiği ile 42,8 milyon olarak verdi.. YSK 2007’de 48,8 milyon olması gereken toplam seçmen sayısını 42,8 milyon olarak vermiş, dolayısıyla hem 2007 Milletvekili seçimi hem de Anayasa Referandumu için katılımı olduğundan çok yüksek göstermişti… Ben bunun üzerine çok yazdım, konuştum ama Siyasiler pek ilgili olmadılar.. Başta CHP olmak üzere tüm muhalefet partilerinin Dünyayı ayağa kaldırmaları gerekirdi… Sonra 2011 seçiminde bu farkı kapattılar. 5 yılda yalnızca 1,4 milyon artırdıkları seçmen sayısını bu kez 4 yılda 9,7 milyon artırdılar… tam bir skandaldır bu…”

*****

Sevgi ve saygıyla.
7.9.2014, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=============================================

Magic (Büyülü) % 40 Türkiye’nin Yazgısını Belirliyor…

Portresi_gulumseyen

 

 

Prof. Dr. D. Ali Ercan

 

Karikatürdeki önemli ayrıntı…

erdogan_kilicdaroglu_karikarturu_gercek_oldu_1407986469_2301.jpg
 
Değerli arkadaşlar,
20 yıl önce 1994’te İstanbul Belediyesi’nin önünden kalkan “Demokrasi Treni”
sonunda 2014’te son istasyon Çankaya’ya geldi…
Bundan ötesi yok… Biz “Yok” diyoruz, ama acaba doğru mu?
Çankaya son istasyon mu, yoksa Tren “Şeriat Ülkesi” görünene dek
yola devam edecek mi?

Nitekim, Memecan’ın karikatüründe de Cumhurbaşkanlığı “son basamak” olarak görünmüyor, daha devamı varmış gibi.. 
 
Umarız, 1993’te “elhamdülillah ben şeriatçıyım” diyen RTE, aradan geçen zaman içinde biraz akıllanmış, değişmiş olur ve Laik Cumhuriyet’te
durmasını bilir. æ
basbakan_erdogan_yuksek_hizli_trenle_eskisehire_gitti_h46301
“Magic” 40 % !
 
Değerli arkadaşlar,RTE 10. Ağustos’ta Türkiye’deki tüm seçmenlerin % 38’inin oyu ile (21 milyon) Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Seçime katılım %73,7 ve RTE’nin aldığı oy oranı %51,79.

Tüm seçmen oyları içinde 0,5179 x 0,737 = 0,38’dir!.. 

 
Aynı oran 2007 Anayasa oylamasında da vardı. 2007 Ekiminde “Cumhurbaşkanını halk seçsin” diyen (19,4 milyon) seçmen, toplam geçerli oyların %69’u idi ve katılım oranı %59’da kalmıştı.*Dolayısıyla, Anayasaya “Evet” diyenlerin oyları Türkiye’deki tüm seçmenlerin oyları içinde 0,69 x 0,59 = 0,40’tır!..
Evet, 12 yıldır Türkiye’nin yazgısını belirleyen, % 40’lık bir kitledir.
Kimlerdir bu % 40 ??
Değerli arkadaşlar,
Bu %40;
  • Çıkar birliği yapmış, dindar görünümlü % 5’lik bir vurguncu takımı ile 
  • Bu takımın çevresinde kümelenmiş %35’lik saf, cahil, dindar, umutsuz,
    eğitimsiz, muhtaç halk kitlesidir. 
Bu simbiyotik yapı, bu çelik gibi birbirine kenetlenmiş %40’lık kitle, 12 yıldır tam kadro sandık başında, bütün seçimleri kazanmıştır.Ve sanıyorum Türkiye’deki Muhalefet aklını başına devşirmez, örgütlenemez ve büyük bir atılım yapamazsa (ya da bir Doğal afet bunların çarkına çomak sokmazsa)  korkarım, daha çoook 12 yıllar sürer bu % 40’ın Devr-i devranı.
Unutmayalım, Demokrasi, salaklık yaparak, şeriatçıya da özgürlük tanır,
ama şeriatçı aynı özgürlüğü ona tanımaz.

Demokrasiden Şeriata geçilir, ama Şeriattan Demokrasiye geçmek
olanaklı değildir..
Sevgilerimle. æ


2002 seçiminde seçmen sayımız 41,4 milyondu; üstelik seçmen yaş sınırı 20 idi.. 2007’de seçmen yaşı 18’e indirildi ve aradan 5 yıl geçmişti. Nüfusumuz en az 5 milyon artmış ve 18-20 yaş fark etkisiyle birlikte seçmen sayısı en az 7 milyon çoğalmış olmalıydı.. Uyarılarımıza YSK hiiiç aldırış etmedi, kulağının üzerine yattı ve 2007 seçmen sayısını  6 milyon eksiği ile 42,8 milyon olarak verdi.. YSK 2007’de 48,8 milyon olması gereken toplam seçmen sayısını 42,8 milyon olarak vermiş, dolayısıyla hem 2007 Milletvekili seçimi hem de Anayasa Referandumu için katılımı olduğundan çok yüksek göstermişti…
Ben bunun üzerine çok yazdım, konuştum ama Siyasiler pek ilgili olmadılar..Başta CHP olmak üzere tüm muhalefet partilerinin Dünyayı ayağa kaldırmaları gerekirdi… Sonra 2011 seçiminde bu farkı kapattılar. 5 yılda yalnızca
1,4 milyon 
artırdıkları seçmen sayısını bu kez 4 yılda 9,7 milyon artırdılar…
tam bir skandaldır bu…