Emin Çölaşan : Biraz olsun sus be kardeşim…

 

Biraz olsun sus be kardeşim…

Dostlar,

Yılların usta ve yılmaz gazetecisi Emin Çölaşan, bu günkü köşesinde SÖZCÜ’de oldukça sert bir yazı kaleme almış..

“..bir süre ağırdan al ve konuşma da, sinir sistemimiz yatışsın. ” diyor
12. CB – Yarı Başkan RTE’ye..

“Yeter be, biraz olsun sus..”

diye bitiryor.

Eski deyimle “hale tercüman” oluyor..

Sevgi ve saygı ile.
01.10.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===========================================

portresi_SOZCU_ile

 

 

Emin Çölaşan
SÖZCÜ, 1.10.14

 

Sevgili okuyucularım, malum şahıs büyük (!) bir performans sergiledi ve %51’le,
kıl payı cumhurbaşkanı seçilmeyi başardı. (AS: toplam oyların %38’i!)
Biz de dedik ki “Artık Çankaya’da yapacak işleri vardır, herhalde bir miktar susar!..”
Susmak ne kelime, coştukça coştu ve önüne gelen her yerde yeni kimliği ile
nutuk atmaya başladı.
Aynı sözler, aynı laflar, aynı masallar…
Gördüğü her kürsüye zıplıyor, konuştukça konuşuyor, başkaları tarafından hazırlanan yazılı metinleri önündeki elektronik aygıttan okumaya devam ediyor!* * * *

O konuştukça sadrazamı Davutoğlu Ahmet ikinci planda kalıyor, mutlaka bozuluyor,
fakat renk vermesi mümkün olmuyor.
Ama danışmanları O’nun için uygun düşecek sahneleri de hazırlıyor.
Geçenlerde Samsun’a gitmişti…
Kendisini o makama seçen şahıs gibi toplu açılış töreni (!) yapmasın mı!
Aylar ve yıllar önce hizmete giren tesisleri yeniden açtı!
Demek ki bu düzmece törenler devam edecek, Ahmet bu yutturmacanın
figüranı olmayı sürdürecek.

* * * *

Danışmanları bir ara Ahmet’in yanına sokuldu:

“Sayın başbakanım sahilde bazı vatandaşlar balık tutuyor. Onların yanına gidip fotoğraf çektirsek iyi olur! Basına veririz, bizim yandaşlar kullanır…”
Hep birlikte sahile gittiler…
Ahmet eline bir olta aldı ve bol kepçe fotoğraflar çektirdi.
Ertesi gün yandaş-yalaka-yavşak-liboş medya bunları manşete taşıdı:
“Başbakan Samsun’da vatandaşlarla balık tuttu. Vatandaşlar kendisine
sevgi gösterisinde bulundu!”

Evet, Ahmet 2. planda kalmış olmanın, figüranlığın, gölge başbakanlığın acısını böyle ucuz numaralarla çıkarma peşinde.

* * * *

Öbürü ise eski alışkanlığından vazgeçemiyor.
Bulduğu her kürsüye zıplayıp bir şeyler geveliyor.

Şimdi sıra geldi okullarda din derslerini nasıl savunduğuna!..
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) geçtiğimiz günlerde karar almış
ve bu sürecin değişmesi gerektiğini vurgulamıştı.

AİHM kararları anayasa uyarınca, Türkiye’nin de uymak zorunda olduğu kararlar.
Tayyip’in bu konuda önceki gün ettiği laflar, 21. yüzyılın utanç belgesiydi:

  • “AİHM bir karar aldı. Zorunlu din ve ahlak kültürü derslerinden öğrencilerin
    muaf sayılmasını öngördü. Bu karar yanlış. Batı’da bunun örneği yok…”
    (Çünkü Batı dünyası böyle safsatalarla uğraşmakla zaman geçirmiyor.)
    “Dünyanın hiçbir yerinde zorunlu fizik dersinin, zorunlu kimya dersinin, matematik dersinin tartışıldığını göremezsiniz. Ama ne hikmetse din dersinin tartışıldığını görürsünüz. Din derslerini tartışmaya açarsanız, kaldırırsanız, çok tabii olarak uyuşturucu gelip onun yerini doldurur. Şiddet gelir, ırkçılık gelir, onun yerini doldurur.”

* * * *

Şu adamın mantığına, eğer varsa bilgisine ve kültür düzeyine bakar mısınız!
Çıkmış piyasaya, din dersleri ile müspet ilimleri-pozitif bilimleri kıyaslamaya kalkışıyor.
Bir yanda küçücük çocuklara din ticareti ve din sömürüsü için zorunlu olarak verilen
din dersleri, öte yanda fizik, kimya, matematik…

Tahmin ediyorum IŞİD’in yönetim kadrosu da ortaya çıkıp konuşsa,
aynen bunları söyleyecektir.

* * * *

Sadece onlar değil, Tayyip’in hısım akrabası, yandaşı ve en büyük destekçisi olan Katar, Suudi Arabistan şeyhlerinin de fikirleri aynı doğrultuda olacaktır.
Din dersleri zorunlu olmazsa uyuşturucu devreye girermiş!
Bizim kuşaklar okullarda din dersi almamıştık ama dinimize olan saygımızı,
Allah’ımıza olan inancımızı bir gün olsun yitirmedik.
Bizim zamanımızda sadece kız öğrenciler değil, hiç kimse adına türban denilen
o üniformaya bürünmemişti.
Ama hiçbirimiz uyuşturucu kullanmadık, yanından bile geçmedik.
Bilmeden ve anlamadan ortaya saçtığı bu gibi zırvalarla milyonlarca öğrenciye,
onların velilerine ve dolayısıyla Türk Milleti’ne açıkça hakaret ettiğinin
belki farkında, belki değil.

* * * *

“Bak muhterem, şu geçtiğimiz ağustos ayında padişahlığa seçildin.
İstanbul’daki sarayların zaten hazır. Ankara’daki AKsaray ise bitmek üzere.
Yakında oralara taşınıp soyun ve sülalenle rahata ereceksin.
Senin gibi anasından saraylarda doğmuş olanlar için bu milletin katrilyonları
o sarayların inşaatlarına saçıldı.
Bari bunun hatırına bir süre ağırdan al ve konuşma da, sinir sistemimiz yatışsın.
Söyleyeceklerini gölge sadrazam, emir kulun Ahmet’e bildir, Osöylesin.
Senin konuşmaktan başka işin, başka görevin yok mu yahu?
Günün 24 saati papağan gibi konuşmaktan vazgeç artık.
Bize göstermiyorsun, bari Ahmet’e saygı göster.
Yeter be, biraz olsun sus.

Zeki SARIHAN : MISIR HALKINA BORCUMUZ

Dostlar,

Sayın Zeki Sarıhan, tarihsel kaynaklarla Mısır – Türkiye dayanışmasını özetliyor ve Mısırlılara borçlu olduğumuzu belirtiyor. Günümüzde izlenecek politikayı da sağduyu ile öneriyor :

* “Biz Türkiye halkı Kurtuluş Savaşımızı destekledikleri için Mısır halkına borçluyuz. Mısırlılar da bağımsızlıklarını mücadele ile kazandılar. Ancak Mısır bugün bir kargaşa içindedir. Türkiye, Mısırlılara olan borcunu, bu ülkede bağımsızlığı taçlandırmak isteyen, özgürlüğü ve demokrasiyi hedefleyen devrimcilere yardım ederek ödeyebilir.”

Dileriz Davutoğlu Ahmet de dahil, AKP’liler okusun da
bir parça vefalı davransınlar.. Mısırlıların dediği gibi Başbakan RT Erdoğan bir yandan Batı ajanlığı yaparken bir yandan da Mısır’a vatanseverlik dersi vermeye kalkışmasın.. Gülünç oluyor..

Teşekkürler Sayın Sarıhan..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 24.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

======================================

MISIR HALKINA BORCUMUZ

Zeki Sarıhan

Zeki_Sarihan_portresi

30 Ekim 1918’de İtilaf Devletleriyle bir teslim anlaşması (Mondros) imzalayan Türkiye’nin çok geçmeden kurtuluş savaşına başlaması, o tarihlerde İngiliz sömürgesi olan Mısır’da heyecan dalgaları yarattı. Mısır halkı da İngiliz emperyalizmine karşı bağımsızlık mücadelesi yürütüyordu. Onların bu mücadelesi de Türkiye’de yankılanıyordu.

Kurtuluş Savaşı başlarında Türkiye basınında Mısır’ın adı buradan getirilen tutsaklar nedeniyle geçerken, 1921’den başlayarak Mısır halkının Türkiye Hilali Ahmeri‘ne yaptığı yardımlar nedeniyle de Mısır haberlerine rastlıyoruz.

Türk Dışişlerinde buna ilişkin belgeler bulunmalıdır. Ben, bir iki kaynaktan ve dönemin basınından gözüme ilişen bazı haberleri aktaracağım.

İngilizlerin çaldığı bir belgeye göre Mustafa Kemal Paşa, Bağdat Osmanlı Millî Hareketi Ve Bolşevikler Başkanı Nasuhi Bey’e İngilizlerin İstanbul’u işgalinden 5 gün sonra 21 Mart 1920 günü yazdığı mektupta, Mezopotamya bölgesini İngilizlerden temizlemek için şimdilik yardımlarına gelemediğini anlattıktan sonra bu işi Mezopotamyalıların üstlenmesi gerektiğini bildiriyor, “Mısır’daki kardeşlerimiz de bu uğurda çaba harcıyorlar. Yakında para gönderecekler” diye ekliyordu. (Bilal N. Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk, C. II, s. 89)

Balkan Savaşlarından beri büyük bir göçmen sorunuyla karşı karşıya olan Türkiye’de, Yunanlıların İzmir yöresinde işgal ettiği yerlerden İstanbul’a ve iç bölgelere kaçanlar nedeniyle de bu sorunun üstesinden gelmeye çalışıyordu. 1921 Martında çetin geçen İkinci İnönü Savaşı‘nda yaralanan Türk askerlerine sağlık ve giyecek yardımı yapılması konusunda İstanbul’da kampanyalar açıldı. Bu dönemde Mısır halkının da harekete geçtiğini görüyoruz.

Kahire’de yayımlanan El Ahbar gazetesi 14 Nisan 1921 tarihli sayısında “Mısır Hilali Ahmeri, hürriyetleri için bütün güçlerini tüketen Anadolu kahramanlarına yardım etmesi için Mısırlılardan çok sayıda mektup alıyor.” diye yazdı. (İkdam, 29 Nisan 1921).

29 Nisan 1921 tarihli Hâkimiyeti Milliye gazetesi, İnönü zaferi dolayısıyla Kahire’de sevinç gösterileri yapıldığını, Mustafa Kemal Paşa’nın fotoğrafının elden ele dolaştığını haber vermektedir.

21 Mayıs 1921 tarihinde İstanbul’dan Ankara’ya bir tel geldi. Hilali Ahmer (Kızılay) İkinci Başkanı Hamit Bey, Mısır Hilali Ahmer Başkanı Abdurrahman Sabri Bey’in Anadolu’nun ihtiyacı olan şeylerin acele bildirilmesini istediğini yazıyordu. (Hüsnü Himmetioğlu, Kurtuluş Savaşı’nda İstanbul ve Yardımları, C. I, s. 314)

Bu tarihten sonra, Türkiye basınında Mısırlıların Türkiye’ye yardımı konusunda haberlere rastlıyoruz.

Tevhidiefkâr (12 Kasım 1921): “İslam âleminin Anadolu gazilerine yardımı: Mısırlı, Hintli dindaşlarımız Anadolu muhtaç ve savaşçılarına her türlü bağışta bulunuyor.”

Tevhidiefkâr (21 Kasım 1921): “Mısır’da Anadolu için 32.000 İngiliz Lirası toplandı.”

Tevhidiefkâr (10 Aralık 1921): “Mısırlı dindaşlarımızın Anadolu’ya yardımı: Mısır’ın her tarafında yardım topluyorlar.”

Tevhidiefkâr (15 Aralık 1921): “Mısırlı kardeşlerimizin Anadolu’ya yardımları: Mısırlı dindaşlarımızın kadınları ve çocukları bile Anadolu için bileziklerini verecek kadar yüce bir şefkat ve dayanışma hissi gösteriyorlar.”

Vakit (16 Aralık 1921): “Mısırlı din kardeşlerimizin gazilerimize yardımı: 32 sandık eşya.”

Yenigün (28 Aralık 1921): “Mısır Hilali Ahmeri, 37.250 lira göndermiştir.”

İkdam, Tevhidiefkâr, Peyamı Sabah (8 Ocak 1922): Mustafa Kemal Paşa’nın Mısır Hilali Ahmerine teşekkürü: “5.200 İngiliz Lirası karşılığı olan 37.250 Osmanı Lirası geldi. Bunu ve devam edecek yardımları derhal yerine göndereceğiz.”

İkdam (10 Şubat 1922): “Mısır Hilali Ahmeri Anadolu’da savaaşçılara ulaştırılmak üzere İstanbul Hilali Ahmerine üç defa olarak para yardımı gönderdi. 5.140 İngiliz Lirası’nın piyasa değeri 35.000 lira tutuyor.”

Mısır Milli Partisi üyesi Ali Fehmi Kemal Bey’in İngilizler tarafından sürüldüğü haberi üzerine 10 Şubat 1922 tarihli Azadii Şark gazetesi’nde İngilizlerin Mısır politikasını anlatan bir yazı çıktı. Yazıda “İngiltere 15 milyon Mısırlı’nın kalbine nüfuz etmiş olan hürriyet sadasını söküp atamaz. İngilizler, Mısır halkının Anadolu kardeşlerine yardımını, Halifelik makamına bağlılıklarını görüp kızıyorlardı.” denilmektedir. (Matbuatı Ecnebiye Hülasaları, C. 17, s. 7)

Yeni Adana (21 Mayıs 1922): “Kardeş Yardımları: Mısırlılar Anadolu’ya 20.760 Mısır Lirası verdiler.”

İkdam (25 Haziran 1922): “İstanbul’a gelen son Mısır gazetelerine göre Mısırlı Müslümanlar Anadolu için 20.762, İstanbul’daki yetimler için 955 Mısır Lirası yardım topladılar.”

Sonuç: Biz Türkiye halkı Kurtuluş Savaşımızı destekledikleri için Mısır halkına borçluyuz. Mısırlılar da bağımsızlıklarını mücadele ile kazandılar. Ancak Mısır bugün bir kargaşa içindedir. Türkiye, Mısırlılara olan borcunu, bu ülkede bağımsızlığı taçlandırmak isteyen, özgürlüğü ve demokrasiyi hedefleyen devrimcilere yardım ederek ödeyebilir. (Ayvalık, 24.8.2013)