Türkiye Yeni Anayasa İle Diktatörlüğe Doğru Gidiyor

Dostlar,

Zaman zaman yakın ya da uzak geçmişe giderek neler olup bitmiş, neler yazılmış… tarihsel belleği tazelemek gerekiyor. Günü kavrayabilmek ve geleceği yordayabilmek için henüz daha etkili yöntemler yok. Bilgisayar ortamlarında “Benzetim” (Simülasyon) denemeleri de veri olarak sözünü ettiğimiz tarihsel kaynakları kullanmakta.
Akıllıca yazılmış bir program (yazılım, software) eliyle, insan zekâsından daha hünerli biçimde, yüksek güvenilirlik düzeyinde çıkarımlar, kestirimler yapılabilmekte.

ADD Genel Başkanı Sayın Tansel Çölaşan, bilindiği gibi 40 yılı aşan hukuk deneyimine sahip bir yüksek yargıç. Danıştay Başsavcılığı ve Başkanvekilliği görevinden emekli. Çok değil, 15 gün kadar önce SÖZCÜ‘de bir söyleşisi oldu.
Son derece öğretici ve ufuk açıcı bu kısa söyleşiyi (3 sayfa) arşivden çekerek
öne almak istiyoruz.. Gündem gereği..

Sevgi ve saygı ile.
5.3.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

========================================

Türkiye Yeni Anayasa İle Diktatörlüğe Doğru Gidiyor

portresi

Tansel Çölaşan
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Başkanı Tansel Çölaşan, herkesin sus pus olduğu bir dönemde yeni anayasa ile nelerin amaçlandığını ve sonuçlarını SÖZCÜ’ye anlattı. Türkiye’nin bölünerek diktatörlüğe doğru gittiği konusunda halkı uyaran Çölaşan, bu anayasaya katkı verenlere vebâlini hatırlatarak, muhalefete ‘masadan kalkın’ çağrısında bulundu.

Yeni anayasa ile Türkiye’de neler değişecek, başkanlık sisteminin götürdükleri neler olacak? Çölaşan bu süreci şöyle anlattı:

YENİ BİR ANAYASANIN HUKUKSAL TOPLUMSAL TEMELİ YOK

I. Anayasalar, devletin temel organlarını, bu organlar arasındaki işbölümünü, rejimini belirler, ideolojisini yansıtırlar. Toplumsal uzlaşma ile yapılmaları gereği bundandır.
1982 Anayasası %92 oyla kabul edilmiştir ama toplumsal uzlaşmaya dayanmayan bir darbe Anayasası olduğu için 30 yılda zaten 117 maddesi değişmiştir. 2010 değişikliği ile 1982 Anayasasının da gerisine düştüğünü belirtelim. Bu nedenle, bugün Anayasanın 4 ve 6. maddesi hükümleri gözetilerek, özgürlükler adına, demokrasi adına daha ilerici bir Anayasa değişikliğine gidilmesine hiçbir engel yok.

Ama istenen, Anayasa değişikliği değil, yeni bir Anayasa. Yeni Anayasa yapmanın hukuksal koşulu, bu yetkinin Anayasa’da yer almasıdır ki, 1982 Anayasasında Meclise bu yetki verilmiyor. Şu yapılabilir : Anayasa’nın 175. maddesinde, Sn. Sabih Kanadoğlu’nun anlattığı gibi, Meclise yeni Anayasa yapma yetkisi veren bir değişiklik yapılır, referanduma sunulur, kabulü halinde Anayasal dayanak, yetki sağlanabilir.

Ama yetmez, en azından 12 Eylül’ün getirdiği, seçim yasasındaki baraj makul düzeye (%3 gibi) çekilerek, il kontenjanları kaldırılarak, Siyasi Partiler Yasası demokratikleştirilerek, veri tabanı siyasete bağlanan YSK yeniden yapılandırılarak temsilde adalet ve eşitlik ilkeleri bir ölçüde sağlandıktan sonra yapılacak seçimle oluşan meclis toplumu adil temsil eden bir kurucu meclisi oluşturur. Bu Meclis de
yeni Anayasayı yapar. Süreç uzun olur, ama hukuksallık sağlanır.

Gizli ve acil bir planınız yoksa niçin bu yol denenmiyor?

Öte yandan son on yılda, iktidarın belli politikaları ile toplum; etnik, dinsel, mezhepsel olarak ayrıştırıldı, birbirine düşman edildi. Ülke teröre teslim edildi, terör dayatması ile bölünmenin eşiğine getirildi. Şimdi de yine terörle yeni Anayasa dayatılıyor.
Böyle bir ortamda Anayasanın çözüm olacağını söylemek traji-komik.

  • İşin aslı; yeni Anayasa ABD-AKPBDP-PKK-Oslo-İmralı dayatmasıdır.

Bu Anayasa; Atatürkle, laik Cumhuriyetle, sorunu olanların, O’na kin duyanların,
vatan üzerinden verdikleri ödünler karşılığında iktidarlarını sürdürme ve
yeni Hitler’ler yaratma projesidir. Çok tehlikelidir.

II. ANAYASA UZLAŞMA KOMİSYONU’NUN ÇALIŞMALARINI
NASIL DEĞERLENDİRİYORSUNUZ?

Hukuksal olarak böyle bir komisyon oluşamaz. Çünkü yetkisini anayasadan almayan hiçbir güç anayasa yapamaz. Bizim anayasamızda böyle bir oluşuma izin verilmiyor.
Bu komisyonu oluştururken iktidarın kafasında, yasal olmadığı halde öbür siyasal partileri o zemine çekerek kendisini meşrulaştırmak fikri vardı. Bunu başardı.

Üzerinde “uzlaşılan” metin Meclis’e getirilecekti. Uzlaşılamadı. İktidar sözünde durmadı. Bugün kendi taslağını Meclis’e getirmeye kararlı. Nasıl, amacı için demokrasiyi
araç olarak kullandı ise, bugün de MHP ve CHP’yi kullanarak kendi Anayasasını meclise taşıyor. Orada BDP ile birlikte oyları yetmediği için, MHP ve CHP’den ilkeli (!) milletvekili transferi oylarla 368’i bularak doğrudan, ya da oylar 330-367 aralığında kalırsa, 2010 anayasa değişikliğindeki gibi, zehiri bal gösterip, yandaş medya,
bolca dağıtılan sadaka ve hatta yeni “yetmez ama evet” çilerin desteği ile oluşturulacak kampanya ile amacına ulaşmayı planlıyor.

Bu plan, BOP projesinin mimarı ABD’nin beslediği terör örgütünün
açık-kapalı desteği ile yürüyor.

İki muhalefet partisinin daha fazla vakit kaybetmeden bu komisyondan çekilmeleri ve halka nedenlerini anlatmaları zamanı geçmektedir. Halk 29 Ekim, 10 Kasım ve
13 Aralık’ta Cumhuriyeti sahiplenmiştir ve mücadelesinde siyasal bir destek bulmaktan mutlu olacaktır. İvedilikle yapılması gereken budur. Yoksa çok geç kalınmış olacak
ve bu ve vebali omuzlarında taşıyacaklardır.

III. YENİ ANAYASA NELER GÖTÜRÜYOR?

1. Yeni Anayasa ideolojisiz olacak. Çünkü, Atatürkçü Düşünce (Kemalizm), Cumhuriyetin ideolojisini yansıtıyor. Cumhuriyet; laik – üniter – ulus devlet modelidir. Ulusu ve ülkesiyle bölünmez bütündür. İdeolojisiz Anayasa ile; Atatürk’ün adı, Devrim ve İlkelerine bağlılık ve ilk 3 maddede yer alan bu niteliklerin Anayasadan çıkartılması amaçlanmaktadır.

2. Cumhuriyetin laiklik anlayışı, iktidarı rahatsız ediyor. Bu anlayış, toplumu din tüccarlarının etkisinden korur, dinin toplumu yönetmesine izin vermez. Ama manevi alanda din sınırsız özgürlüğe sahip ve anayasal güvence altındadır. Bu anlayış
din özgürlüğüne indirgenerek, toplum din tüccarlarının eline, ortaçağ karanlığına yönlendirilecektir.

3. Ademimerkeziyetçiğin önü açılacak, giderek vatanın bölünmesi gündeme gelecek, Irak Kürdistan’ı (Suriye ve Türkiye üzerinden) kurulacaktır. Esasen alt yapı
hemen hemen tamamlanmıştır. Anayasa ile meşruluk kazandırılacaktır.

IV. GETİRİLMEK İSTENEN BAŞKANLIK SİSTEMİ İLE ABD MODELİ AYNI MI? 

Hayır ilgisi yok. Tayyip’in Başkanlık sisteminin aksine, ABD Sisteminde güçlü bir kuvvetler ayrılığı var. Orada Yasama (özellikle Senato) ve yargı, Başkanın karşısında çok güçlüdür. Başkanı denetlerler. Başkan siyasal partinin adayıdır ama partili başkan değildir. Siyasal partilerde demokrasi esastır. Milletvekilleri biat etmezler. Başkanın atamaları senato onayına bağlıdır. Başkanın Meclisi fesih, kararname çıkartma,
af, sıkıyönetim vs. yetkileri yoktur.

  • ABD sistemi, kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sistemin
    en güçlü uygulandığı modeldir.

Biz de ise, Tayyip Erdoğan AKP’nin Genel Başkanı olarak seçime girecek ve partili Başkan olacak. Böylece, Meclisi elinde tutmaya devam edecek. Bakanları, Başkan atayıp, azledecek, Meclisin (onay) yetkisi yok, gensoru yetkisi yok. Başkanın kararname çıkartma yetkisi var. Meclisi devre dışı bırakıp ülkeyi kararnamelerle yönetecek.
Meclisi fesih etme, af, sıkıyönetim, savaş yetkileri de var. Meclis, Başkan’ın iade ettiği yasaları ancak 2/3 nitelikli çoğunlukla tekrar kabul edebilecek. Ayrıca özelleştirmelerle elini zorlaştıran idari yargı ile F-tipi yargının da önünü kesiyor. Anayasa mahkemesi
tek yüksek mahkeme oluyor ve üyelerini; uygulamayı planladığı dar bölge seçim sistemi ile, yitirdiği oyları telafi ederek ağırlıklı olarak ele geçireceği Meclis ile
bizzat kendisi seçecek.

Özetle Yasama, Yürütme ve Yargı tümüyle Başkanın elinde olacak.
Kuvvetler ayrımına dayalı parlamenter sistem, demokrasi sonlanacak.
Bu proje geçerse, “oy” umuzla bir diktatör yaratacağız.
Burada iki noktayı belirteyim. Erdoğan, AKP ile ilişiği kesilirse, partinin ANAP’ta olduğu gibi dağılacağını görüyor. Bunu engellemek için partili Başkan oluyor.
Dizginler elinde kalacak.

Yine AKP’nin oyları hızla düşüyor

Buna karşın “Dar Bölge” sistemini yaşama geçirerek oy düşüşünü telafi etmek istiyor. Çünkü bu sistemde, salt çoğunluk aranmıyor. En çok oyu alan, seçilmiş oluyor.
Amaç az oyla, Meclis’te çoğunluk olmak.

Her ikisi de Erdoğan’ın korktuğunu gösteriyor.

V.
SONUÇ: NE YAPILMALI?

Aslında halk, 29 Ekim 2011’de deprem bahanesiyle kutlamaların kaldırılmasında
gerçeği gördü. Cumhuriyetin tehlikede olduğunu anladı. Mücadeleye karar verdi.
Sokağa çıktı. 29 Ekim, 10 Kasım, 13 Aralık 2012 milattır. Yaratılan bunca korku imparatorluğuna, fiili, engellemelere karşın, demokratik haklarını kullanabileceğini gösterdi.

İktidara DUR dedi.

Yaşanan 10 yılın sonunda bugün, ulusal iradeyi tam temsil niteliği olmayan bir seçim sistemi ve her türlü siyasi engellemelere karşın, halkın en az %50’sinin (bu sayı “gerçek” verilerle %70′in üzerindedir) Cumhuriyetin değerlerine sahip, kazanımlarına bağlı ve iktidarın bunları geri götürmeye yönelik politikalarına karşı olduğu ortadadır.

Demokrasilerde çoğulculuk esastır. Halkın oyu ile iktidar olanlar halkın tümünü kucaklamalı, yalnızca oy aldığı kesimin iktidarı olmaktan uzak durmalıdırlar.
AKP de halka karşın, halkı karşısına almamalı, halkın istencine saygılı olmalı, projelerinden vazgeçmelidir.

MHP ve CHP sonu olmayan bu Komisyondan ivedilikle ayrılmalı, hem Meclis’te ulusalcı siyasal boşluğu doldurmalı, hem de Meclis dışında öbür örgütlü kuruluşlar ve halkla birlikte bu svaşıma (mücadeleye) katkı koymalıdırlar.

Siyasetteki boşluk ADD’nin önüne ağır bir görev koyuyor..

  • Cumhuriyetin değerlerini, kazanımlarını korumak ve
    onu yeniden hak ettiği yere taşımak.

Bu anlamda, siyaseti belirleyen kamuoyunun oluşmasında iktidara DUR diyen halkın örgütlü gücü ve sesi oluyor. Bunu başarıyoruz. Önümüzdeki sürecin, çoğunluk olduğuna inandığım Meclisteki ve dışarıdaki vatansever, ulusalcı kesimin vatanı korumak, Cumhuriyet’i yaraşır (layık) olduğu yere yükseltmek için elele vereceği ve bu “oyunu” bozacağı bir süreç olacağına inanıyor, halkın gücüne güveniyorum. (SÖZCÜ, 19.2.13)