Ne darbeler gördüm zaten yoktular

Ne darbeler gördüm zaten yoktular

Zafer Arapkirli
Zafer Arapkirli
08 Ocak 2021 Cumhuriyet

 

Büyük şair Attilâ İlhan’a şapka çıkararak bir saygı duruşu ile başlayalım söze.

Ne yararlı bir kavram, ne yararlı ve kullanışlı bir klişe bıraktı bize.

Şair’in dediği gibi:

“Hayır, sanmayın ki beni unuttular
Hâlâ, ara sıra mektupları gelir
Gerçek değildiler, birer umuttular
Eski bir şarkı, belki bir şiir
Ne kadınlar sevdim, zaten yoktular…”

Ülkeyi yönetemeyen ama yönetememesine sürekli bir mazeret, bir özür arayanların hep sarıldıkları bahaneye, artık bayatlamış can simidine, “darbe umacısı”na getireceğim sözü.

Ne zaman sıkışsalar (-ki antidemokratik rejimlerin alametifarikası bu sıkışıklık hali, 19 senedir hiç bitmiyor-) hemen bu sözde darbe tehlikesine dair bir balon uçurmak için fırsat kolluyorlar.

En son da Sayın İlker Başbuğ’un kitabı üzerine Cumhuriyet’te yayımlanan söyleşiden cımbızladıkları bir sözü “Bakın. Bunlar, bugünle 1960 darbesi arasında paralellik kurarak Erdoğan’a parmak sallıyorlar” şeklinde akıl fukaralığı içeren bir paranoya gösterisine başvurmaktalar.

Aynı günlerde, gazeteci Can Ataklı’nın “Bugün artık darbenin koşulları yoktur. Kimse yapamaz” mealindeki sözlerini de “Hah.. Bak.. Gönüllerinden geçiyor ama yapamayacakları için hayıflanıyorlar” mealinde yorumlayarak, yine bu “Darbe de darbe, darbe de darbe” terennümüne, nakaratına başvuruyorlar.

Oysa sanki bu toplum, asıl darbecilerin hem de “damardan Cumhuriyet düşmanı FETÖ’cü darbenin yollarına birinci sınıf kaymak asfalt döşeyenlerin” bizzat kendileri olduğunu unuttu sanıyorlar. ATATÜRK Cumhuriyeti’ni yıkmaya yönelik dinci faşist, özgürlük düşmanı akımların, Cumhuriyeti “100 yıllık bir parantez” olarak gören kapkara kafalı gericiliğin gerçekleştirdiği “gerçek darbe”nin müelliflerini, mühendislerini, müteahhitlerini, bilmiyormuşuz gibi yapıyorlar.

Neredeyse, domatesi ortadan ikiye böldüklerinde içinden “D” harfine benzer bir şekil çıkması, havada uçan kuşların veya gökteki bulutların “D” harfi çizmesi için dua edecekler yakında. “Bakın.. Demiştik biz. Darbe geliyor” diye hoplayıp zıplayabilmek için.

BİZDE BEKLENİRKEN ABD’DE

Tam da bizimkilerin “Darb-o-Fobi” hastalıkları depreştiği günlere denk geldi, ABD’deki faşist kalkışma. Dünyanın başına gelmiş (Hitler, Mussolini, Franko dahil) en büyük belalardan biri olan “Sarışın Ruh Hastası” Trump’ın, “Seçim sonuçlarını tanımam. Gitmem. Koltuğu bırakmam” krizlerinin artık “suyunu” çıkararak taraftarlarını sokağa dökmesi sonucu, çarşamba gecesi Washington D.C.’den dünyaya yansıyan utanılacak görüntüleri kastediyorum.

Bizdeki “Kuruluş, Diriliş, Silkiniş, Uyanış, Çırpınış vb.” dizileri anımsatan kostümlerle Capitol Hill’e (Kongre Binası) hücum eden faşist çetelerin ortalığı kırıp döktüğü anlarda buralarda da hükümet yandaşı bazı çapsız beslemeler “Trump’a haksızlık edildi. Zaten Twitter’da sesini kısmaya çalışıyorlar. Zaten yarın bizde de olursa böyle şeyler ona hazırlık mı yapılıyor?” mealinde kendi açılarından bir altyapı hazırlığına giriştiler bile.

Allah’tan, daha önce bunun provasını 2019 Mart ve haziran ayında iki kez yapıp hüsrana uğramışlardı da belki ders çıkarmışlardır diye umuyorum.

Zaten ortalıkta yaygın biçimde dolaşan (aslında kendileri tarafından kasten dolaştırılan) “Bir daha seçim yapmaz bunlar. Yaparlarsa da yenilgiyi kabul edip hır çıkarmadan gitmezler” yollu endişeleri körüklemekten başka bir şeye yaramaz bunlar.

Halkın, demokratik iradesi ve kitlelerin tertemiz oylarının arkasında durarak geçmişte sergiledikleri kararlı duruşunun, her tür faşist ayak diremenin karşısında dikileceğini anlamıyorlar hâlâ.

Zaten tam da bu yüzden, Boğaziçi Üniversitesi’ne yapılmak istenen Kayyım Darbesi’ne, yani Prof. Melih Bulu’nun haksız ve hoyratça tayinine sahip çıkarak, bu karara direnen öğrenci ve akademisyenlerin tavırlarını “Şeytanlaştırma” çabasına girişiyorlar. “Sokağa dökülmenin ve barışçıl protestonun” adeta “terör eylemi” sayılması, gösterilmesi için ellerinden gelen çakallıkları artlarına koymuyorlar.

Slogan atmanın, pankart açmanın, saf tutup yürüyüş yapmanın “yasadışı bir eylem” olduğu “çirkin algısını” yaratmaya çalışıyorlar.

Anayasanın 34’üncü maddesi ile 2911 sayılı yasanın verdiği, dahası İnsan Hakları Evrensel Bildirisi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin tanıdığı hakları ayaklar altına almaya çalışıyorlar. “Polisimin arkasındayım” gibi bir etiketle, polisi vatandaşın karşısında bir güç gibi konumlandırıyorlar.

Oysaki polisin, aslında vatandaşın gösteri ve protesto hakkını (ya da herhangi bir anayasal / yasal hakkını) kullanırken “Ona yardımcı olmak” gibi bir görevi bulunduğunu da unutturmak istiyorlar…

Nafile çabalar bunlar.

Darbe heveslileri ve darbe kışkırtıcılarına, darbe-fobisi ile beslenenlere inat bu halk, faşizmi de yitirdiği halde koltuğa yapışmak isteyenleri ve istemeye yeltenecekleri de geçmişte olduğu gibi gelecekte de hüsrana uğratacaktır.

Şaşmaz bir kaidedir çünkü:

Demokrasi, faşizme er geç galebe çalar.