AKP iktidarı Gulbeddin Hikmetyar’ı terörist listesinden çıkarıldı

Erdoğan dizinin dibinde poz vermişti… Bakanlar Kurulu’ndan ‘Hikmetyar’ kararı

Birleşmiş Milletler’in “terör” listesinde bulunan cihatçı örgütlerden Hizb-i İslam‘ın lideri Gulbeddin Hikmetyar hakkında 2013 yılında alınan karar kaldırıldı.

[Haber görseli]

Bakanlar Kurulu, IŞİD ve El Kaide bağlantısı nedeniyle Birleşmiş Milletler’in “terör” listesinde bulunan Gülbeddin Hikmetyar ile ilgili tartışma yaratacak bir karar aldı. Gülbeddin Hikmetyar hakkında 2013 yılında alınan “malvarlığını dondurma kararı” kaldırıldı.

Resmi Gazetede, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan ile Bakanlar Kurulu’nun imzasıyla yayımlanan kararda şu ifadelere yer verildi:

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi‘nin 1267 (1999), 1988 (2011) ve 1989 (2011) sayılı kararlarıyla listelenen kişi, kuruluş veya organizasyonların tasarrufunda bulunan malvarlığının dondurulmasına ilişkin 30/9/2013 tarihli ve 2013/5428 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının eki (1) sayılı listenin “A- DEAŞ ve El-Kaide ile Bağlantılı Gerçek Kişiler” başlıklı bölümünün 138 inci sırasında yer alan GULBUDDIN HEKMATYAR isimli şahsa ilişkin hüküm yürürlükten kaldırılmıştır.”

CHP’Lİ MAHMUT TANAL’DAN TEPKİ

Bakanlar Kurulu’nun kararına Twitter hesabı üzerinden tepki gösteren CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, “Terörle mücadele bu mu?” diye sordu.

ERDOĞAN İLE FOTOĞRAFI OLAY OLMUŞTU

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz yıllarda Gülbeddin Hikmetyar’ın dizinin dibinde verdiği poz Türkiye gündemine oturmuş, eleştiri konusu olmuştu.

Erdoğan “Türkiye’nin en bölücü lideri”


Guardian’dan Erdoğan için çok ağır yazı:
“Türkiye’nin en bölücü lideri”

Guardian 1. sayfasında Türkiye’deki seçim sonuçlarını “bomba etkisi yaratan bir sürpriz” olarak nitelendirmiş. Gazeteye göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, son 10 yılın en kötü yenilgisini aldı.

[Haber görseli]

Gazete, Türkiye’deki genel seçimlere tam sayfa ayırmış. Dış haberler sayfasındaki haberin başlığı, “Erdoğan, Türkiye’deki seçimlerde küçük düşürüldü.”

Gazetenin İstanbul’daki Türkiye muhabiri Constanze Letsch, AKP’nin Meclis’teki çoğunluğunu yitirdiğini, anayasayı yeniden yazma planlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimden yenilgiyle çıktığını söylüyor.

Dış basından ortak manşet: Erdoğan kaybetti

The Guardian, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘la ilgili olarak,

“Türkiye’nin modern zamanlardaki en popüler ve ama aynı zamanda

en bölücü lideri

ifadesini kullanmış.

“Sonuçlar seçmenlerin, iktidar partisinin yeni bir anayasa hazırlama Erdoğan’a
daha fazla yetki verme girişimini reddettiğini gösteriyor.”
demiş gazete.

Guardian, “solcu” bir parti olarak nitelendirdiği HDP’nin Türkiye’nin alışılmadık derecede yüksek bir seçim barajı olan % 10’u aştığına dikkat çekmiş, partinin aldığı oyu “sürpriz” olarak nitelendirmiş.

Guardian’a konuşan Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden
Prof. Gencer Özcan ise seçim sonuçları ile ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapmış:

“Bu, Türkiye’de kimlik siyasetinin sonudur…HDP için de altın bir fırsattır. Türkiye’de seçmenler kimliklere yönelik sınırların ötesine geçerek demokrasiyi destekliyor.”

“Paranoya siyaseti sandıkta cezalandırıldı”

Yine Guardian’da Simon Tisdall imzalı yazıda bu başlık kullanılmış.

Gazetenin editör yardımcılarından Simon Tisdall, dış politika alanındaki yazılarıyla biliniyor.

Tisdall’ın yazısı şu satırlarla başlıyor:

“Türkiye’de dünkü genel seçimin ezber sonucu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için kişisel bir başarısızlık, ülkenin yaklaşık 18 milyon güçlü Kürt azınlığı için ise
tarihsel bir siyasal ilerleme olarak görülecektir.”

Guardian yazarı, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olarak tarafsız olmasının beklendiğini,
ancak onun ülkenin dört bir yanında AKP lehine mitingler düzenlediğini belirtiyor.

“Erdoğan muhaliflerine, kadın aktivistlere, medyaya, gayrimüslimlere, azınlıklara hakaretler savurdu, onları tehdit edip suçladı.” demiş Simon Tisdall.

Tisdall Erdoğan’ın geçen hafta HDP’yi “ateistlerin ve eşcinsellerin partisi” olarak nitelendirmesinden; HDP’nin mitinglerine, adaylarına, bürolarına düzenlenen 70’ten çok saldırıyı özellikle kınamamasından; muhalif medya ile ağız dalaşına girmesinden; kendisini eleştirenleri Türk karşıtı bir komplonun parçası olmakla suçlamasından söz etmiş.

Guardian’daki yazı şu satırlarla noktalanmış:

“Dünkü sonuçların da teyit ettiği gibi Erdoğan kötü bir kampanya yürüttü ve bu nedenle cezalandırıldı. O’nun bölücü tavrı seçmenlerce reddedildi. Erdoğan seçimden,
zayıflamış, itibarı ve etkisi daha da azalmış bir şekilde çıkıyor.”
(BBC Türkçe)

========================================

Dostlar,

Seçimlerin tozu – toprağı biraz sakinleştikten sonra, The Guardian’da yer alan bu yazıyı serikanlılıkla değerlendirmek gerekiyor..

Bu ünlü ve günlük tirajı 5 milyona yaklaşan İngiliz gazetesinin öne çıkan nitelemesi,

Erdoğan, “Türkiye’nin en bölücü lideri”

Ne yazık ki bu yön ve içerikteki eleştiriler, Erdoğan gibilerin güdük demokrasi anlayışları yüzünden hep davalık oluyor. Erdoğan, kendisine dönük eleştirilere olağanüstü tepkisel
ve demokratik hoşgörüsü yok düzeyinde. Aldığı dinci eğitim buna izin vermiyor.
Zaten geçişte Demokrasinin bir tren olduğunu ve “gereken durakta” ineceklerini
geçmişte belirtmişti. (Bkz. 
Recep Tayyip Erdoğan değişti mi? “İncilere” bakalım (2) / Did RT Erdogan change? Let’s see his “pearls”..   http://ahmetsaltik.net/2012/07/17/recep-tayyip-erdogan-degisti-mi-incilere-bakalim-2-did-rt-erdogan-change-lets-see-his-pearls/)

Bir 23 Nisan töreninde de Başbakanlık koltuğuna oturttuğu çocuğa;

– Artık Başbakan sensin.. astığın astık; kestiğin kestik…

içerikli dehşet verici sözleri söylemiş ve iç dünyasını dışa vurmuştu.
(Savaş Süzal, YENİÇAĞ, Astığın astık kestiğin kestik; 
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/astigin-astik-kestigin-kestik-13013yy.htm)

*****
Önceki gün, aşağıdaki başlığı taşıyan önemli bir makalemizi sitemizde yayımlamıştık :

BİRLEŞİK BÜYÜK KÜRDİSTAN’a = 2. İSRAİL’e ve
POSTMODERN ya da YENİ SEVR’e = BÖLÜNMEYE BEŞ KALA..

(http://ahmetsaltik.net/2015/06/20/birlesik-buyuk-kurdistana-2-israile-ve-postmodern-ya-da-yeni-sevre-bolunmeye-bes-kala/)

Ne hazin tecelli değil mi??

Türkiye, kadim bir ülke olarak, -Erdoğan dahil- tüm engelleri aşarak yoluna devam edecektir. Büyük Atatürk’ün hedefe attığı ok şaşmaz biçimde yoluna devam etmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır!

Sevgi ve saygı ile.
22 Haziran 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Kocasakal’dan Erdoğan’a sert yanıt

 

Kocasakal’dan Erdoğan’a sert yanıt

Nisan 8, 2015 |

İstanbul Barosu Başkanı
Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal,
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın muhtarlar toplantısında kendisine ve avukatlara yönelik sözlerine yanıt verdi

portesi_bayrakla
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan muhtarlarla buluşmasında İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal’a sert ifadelerle yüklendi. Kocasakal’ın sert yanıtı ise gecikmedi.
Kocasakal, bugün Baro Kültür Merkezi toplantı salonunda yaptığı basın toplantısında;
  • “Belirtmek isterim ki, bu tür hedef göstermeler, hedef saptırmalar, üstü kapalı tehditler beni ve İstanbul Barosunu, doğru bildiğini yapmaktan ve söylemekten, hukuk devleti ve demokrasi mücadelesinden alıkoyamaz.” dedi.Başkan Ümit Kocasakal’ın basın toplantısında Başkan Yardımcısı Av. Mehmet Durakoğlu, Genel Sekreter Av. Hüseyin Özbek, Yönetim Kurulu Sayman Üyesi
    Av. Aydeniz Alisbah Tuskan, Yönetim Kurulu Üyeleri Av. Necmi Şimşek,
    Av. Sevgi Barutçu, Av. Şahin Erol, Av. Süreyya Turan, Av. Hasan Kılıç da hazır bulundu.Erdoğan ne demişti?Cumhurbaşkanı Erdoğan, direkt İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal’ı hedef alan konuşması şöyle:

    – “Ey baro başkanı, sen de telefonla görüştün teröristlerle? Hangi neticeyi aldın?
    Hiçbir netice alamadın. Hani senin sözün çok dinleniyordu ya, alsaydın ya bir netice.
    Bu terörist terörist, bunu bileceksin, bunu göreceksin. Sen de bulunduğun makam sebebiyle gazetelere çarşaf çarşaf ilan vererek ürkütemezsin. Senin yaptığın hareketler eski Türkiye’deydi, artık yeni Türkiye var. Sen de bütün avukatları temsil etmiyorsun, yargı oylarının da üçte birini temsil ediyorsun. Adeta yargı adına konuşuyorum havasına da girme. Bunları milletçe çok iyi bilmemiz lazım.”

    Kocasakal’ın Erdoğan’a yanıtı şöyle              :

    “Anayasanın 8. maddesine göre, Bakanlar Kurulu ile birlikte yürütme görev ve yetkisine sahip Cumhurbaşkanı bugün gelenekselleştirdiği muhtarlara seslenişinde,
    şahsımla ve avukatlarla ilgili bazı sözler sarf etmiştir.

    Oysa öncelikle belirtmek gerekir ki, Anayasanın 103. maddesi uyarınca edilen tarafsızlık yemini ve 104. maddede belirtilen görev ve yetkiler karşısında, özellikle genel seçimlere gidildiği bir süreçte, muhtarlarla toplantı yapmak suretiyle ve bunu kullanarak,
    siyasal gündeme ilişkin taraflı değerlendirme ve siyasal propaganda yapmak, Cumhurbaşkanının anayasal görev ve yetkileri arasında bulunmamaktadır.
    Bu durum Anayasa’ya açıkça aykırıdır.

    “Ey” Cumhurbaşkanı, benim için iyi bir şey söylese zaten şaşırır ve kendimden
    şüphe ederdim. Kendisi her gün yaptığı açıklamalarla ülkeyi germeyi, toplumu parça parça bölerek kamplaştırmayı, kişileri ve kurumları hedef göstermeyi herhalde iyi bir şey zannediyor, ama ülkeye büyük zarar veriyor. Anayasayı, hukuku tanımıyor,
    kendisini her şeyin üzerinde görüyor ve zannediyor. Kartallar yüksek uçar ama çakılmaları da şiddetli olur… Sanırım kendisini halen başbakan zannediyor.
    Birilerinin kendisine artık başbakan olmadığını, ettiği yemin ışığında tarafsız olması gereken bir Cumhurbaşkanı olduğunu hatırlatmasında yarar bulunmaktadır.
    Sözlerine gelince; bilindiği gibi ben olay yerine kendiliğimden gitmedim. Faillerin
    bazı kişilerle birlikte beni talep ettikleri bilgisinin Başsavcılıkça tarafıma iletilerek
    yapılan davet ve rica üzerine, bir zorunluluğum bulunmadığı halde, insani ve vicdani bir görevi yerine getirmek üzere gittim, sonuçlarını da hiç düşünmedim. Nitekim konuşmada açıkça güvenlik güçlerinin her yola başvurarak baro başkanını ve babayı getirttiğini, görüştürdüğünü bizzat kendisi ifade ediyor. İnsan yaşamı söz konusuyken hesap yapılmaz. Bugün olsa yine yaparım. Vicdanen müsterihim. Çünkü bu süreçte gerek ben,
    gerekse avukat meslektaşlarım elimizden gelen her şeyi yaptık. Bunun tanıkları da var. Nitekim bu nedenle gerek Sayın İstanbul İl Emniyet Müdürü, gerekse Başsavcılık şahsıma teşekkür etmişlerdir. Teşekküre gerek olmamakla birlikte, ben de kendilerine
    teşekkür ediyorum. Elbette başarılı olmak, sonuç almak isterdim ama elimde sihirli bir değnek maalesef yok. Ancak emniyet görevlileri de görüştü, peki onlar netice aldılar mı? Netice almanın bir garantisi mi var? Benim suçu önleme, suçla mücadele gibi bir görev ve yetkim mi mevcut? Yoksa o görev siyasi iktidarlara, savcılara ve emniyet güçlerine mi ait? Kaldı ki benim sözlerim çok dinleniyor olsa, bugün ülkedeki bu hukuksuzluklar olmazdı… Saldırı ile ilgili yaklaşımımız ve açıklamalarımız ise ortadadır.
    Üstelik bizimkisi timsah gözyaşları da değildir.

    Benim bütün avukatları temsil etmediğim, yargı oylarının üçte birini temsil ettiğim iddiasına gelince; herhalde burada bir matematik hatası var. Kendisi, aldığı %52 oyla
    ne kadar milleti temsil ediyorsa, ben de aldığım %67 oyla o kadar İstanbul Barosu avukatlarını ve baroyu temsil ediyorum. Bu çerçevede yargı adına değil, şerefli cübbem vesilesiyle yargının kurucu unsurlarından birisi olan savunma adına konuşuyorum ve konuşmaya da devam edeceğim. Hesap vereceğim tek yer de avukatlardan oluşan İstanbul Barosu Genel Kuruludur. Türkiye’de sorun cübbelilerin ülke gündemi ile ilgili olarak konuşması değil, cübbesiz olanların ve asla giyemeyecek olanların cübbe giymeye,
    yargı rolüne soyunmalarıdır.

    Yeni Türkiye’ye gelince; Anayasanın ve hukukun askıya alındığı,
    toplumun ayrıştırılarak birbirine düşman edildiği, yalan, talan, gerginlik ve kaosun hüküm sürdüğü, dış politikada bataklığa saplanıldığı, gelecekten endişe duyulan 13 yılda açık bütçeler yaparak, Türk Milletinin cebinden 345 katrilyonu gasp eden Yeni Türkiye’niz alın sizin olsun. Bana eski denk bütçeli Türkiye’mi geri verin.

    Kimse, avukatların hiçbir payı olmadığı, avukatlarla ilgisi olmayan bir olayı avukatların üzerine yıkamaz, tekil örneklerden hareketle onları birer potansiyel suçlu gibi göremez. Bundaki amaç bir yandan hedef saptırarak sorumluluğun gizlenmesi çabası, öte yandan da hukuk devletinin en önemli güvencesi, hukuksuzlukların önünde de en büyük engel olan savunmayı, avukatları ve baroları yıpratmaktır. Yaşanan elim olayın sorumluluğu, cübbenin altına gizlenemez. Esasen bu denli büyük bir cübbe de bulunmamaktadır.
    Bugün bu olaydan hareketle bilinçaltlarında gizledikleri avukat düşmanlığını
    ortaya koyanlar, yarın bir gün kendilerine de savunma ve adil yargılanma hakkı, dolayısıyla avukat gerekeceğini bilmelidir. Yakın geçmişte ve günümüzde bunun
    pek çok örneği bulunmaktadır.

    Bunun yanı sıra, kimse sarayları birbirine karıştırmasın. Ak-saray ile adalet sarayı birbirinden farklıdır. Adalet saraylarının gerçek sahibi avukat, yargıç ve savcıdan oluşan yargı camiasıdır. Dünyanın her demokratik ülkesinde avukatların adliyelere girişlerinde
    birtakım ayrıcalıkları ve güvenceleri vardır. Evrensel düzenlemelere dayanan bu güvenceler, avukatlar için değil, haklarını savundukları müvekkilleri, yani yurttaşlar için gereklidir.

    Cumhurbaşkanı bu tarz konuşma ve yaklaşımları ile insanları tahrik, hukuku
    tahrif ve tağyir etmektedir. Ancak bilinmesini isterim ki bu tür hedef göstermeler,
    hedef saptırmalar, üstü kapalı tehditler beni ve İstanbul Barosu’nu, doğru bildiğini yapmaktan ve söylemekten, hukuk devleti ve demokrasi mücadelesinden alıkoyamaz. Bizler bir yemin ettik ki dönemeyiz, dönmeyiz. Ettiğimiz yemini çiğnemeyiz.
    Bunun için gerekirse her türlü bedel ödemeye hazırız.

    Tarih herkesi hak ettiği yere koyacaktır.

    Kamuoyuna saygı ile sunarım.”

    Av. Doç. Dr. Ümit KOCASAKAL
    İstanbul Barosu Başkanı

    ==================================

Dostlar,

Bir Cumhurbaşkanı’nın üstelik de sokak söylemiyle, ülkesinin en büyük (Dünyanın da!)
baro başkanı, akademik ünvanlı bir hukukçu ile böylesine yersiz bir polemiğe girdiği
hangi uygar ülkede görülmüştür??

Erdoğan hızla kendini ve makamı tüketmektedir.
Erdoğan Cumhurbaşkanı olduğunu unutmuş mudur acaba?
Kendi itirafıyla “öfke de bir hitabet yöntemidir” ancak artık zıvanadan çıkmıştır.

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı makamını işgal etmesine karşın, kendi kişiliğine yönelik saygı erozyonunun çok ciddi boyutlara eriştiği, açıkçası kimsenin kendisine saygısının kalmayışı ağır bir sonuçtur. Ancak makamın saygınlığının zedelenmesi çok daha ürkünçtür (vahimdir). Erdoğan bütün bunları hesap edebilmekte midir?

Doğrusu çok emin değiliz..

10 Nisan 2015 günü polislere seslenirken İç Güvenlik Yasasını önce imzalayacağını söylemesi, birkaç dakika sonra da “imzaladım” demesi ne anlama gelmektedir?
(Doğrusu bu 2. bildirimdir..)

Türk Tabipleri Birliği, Türk Psikiyatri ve Nöroloji Dernekleri, Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Hekimler Birliği (World Medical Federation) bu kritik durumu değerlendirmelidir.

Erdoğan’ın zaman ve mekan algısında sorun mu vardır?
12. CB Bay Erdoğan’ın belleğinde kopmalar ve düşünce akışında kesinti mi vardır?
Bunlar birer dissosiyatif sendrom ögeleri midir?

Bu durumların kapsamlı bir tıbbi gözlem ve muayene ile ortaya konması gereklidir
Söz konusu kişi, 78 milyon insanımızın yazgısını ellerinde tutmaktadır.
Alacağı kararların ve kritik durumda vereceği buyrukların yüksek ülke güvenliği ve çıkarları açısından tartışılmaz ve hatasız, en iyi – en doğru kararlar olması gereği
kesin olarak tartışma dışıdır.

Ancak kamuoyunda bu bağlamda ciddi bir kuşku ve endişe haklı olarak doğmuştur.

Erdoğan hem kendisinin hem de ülkemizin geleceği için, o muazzam kibirini aşmalı
ve bir resmi tıbbi kurula muayene olmalıdır. Sağlığının ülkemizi yönetmeye elverişli olduğunu kanıtlamalıdır. Bu, boynunun borcudur ve yurttaşlar olarak bizlerin de en doğal demokratik hakkıdır, bilme hakkıdır. Kamuda veya özelde bir çalışanın
ruhsal / bedensel sağlığından kuşku duyulduğunda kişinin hekime başvurarak
rapor getirmesi istenebildiği gibi; kurumu tarafından doğrudan sağlık kurumlarına
sevkleri de yapılabilmektedir. Kimi kritik görevlerde, örn. askerlikte düzenli aralıklarla tıbbi raporun kişinin özlük dosyasına konması zorunludur.

Bu arada, TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek‘i göreve çağırsak;
Erdoğan’ı kamuoyu önünde sağlık muayenesine davet eder mi acaba?
Ya da etmez / buna cesaret edemez, ağır bir tarihsel sorumluluğun altına O da girer mi?

Hey talihsiz ülkemiz, bunca zulmü hak edecek ne yaptın??

Ancak hiç kuşku yok, ülkemiz bu AKP parantezini de kapayacak ve
Büyük ATATÜRK’ün AYDINLIK yolunda ilerlemesini sürdürecektir..
Hukuk dışına çıkan her-kes yargı önünde hesabını verecektir.

İstanbul Barosu Başkanı saygın ve yürekli kişilik
Sayın Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal‘ı bu çıkışında bütünüyle onaylıyoruz.
Erdoğan’a kesin olarak teenni öneriyoruz..
Çevresindeki ağır topların ağır kritik sorumluluklarını bir kez daha anımsatıyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
13 Nisan 2015, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

CHP : HAKSIZ ATAMALARI AÇIKLIYORUZ!

CHP

HAKSIZ ATAMALARI AÇIKLIYORUZ!

DEVLET MEMURİYETİNE SINAVSIZ
İSTİSNAİ KADROLARDAN ATANANLAR


1. TUĞÇE ÖZER

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafçısı Kayhan ÖZER’in kızı.
Gençlik ve Spor Bakanlığı’nda 2 gün Basın Müşaviri olarak görev yaptırıldı.
Bu sayede memuriyete açıktan atanmış oldu.

2. YASİN EKREM SELİM

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde Örtülü Ödeneğin başında olan Maksut SERİM’in oğlu. Açıktan atamayla AB Bakanlığında müşavirlik kadrosu verildi.

3. ALİ TAHA KOÇ

AKP’li eski Kültür Bakanı Atilla KOÇ’un oğlu. Sınavsız olarak Başbakanlıkta önce müşavir, sonra Baş Müşavir yapıldı. Ardında da Başkan olarak atanıp Saray’ın Bilişim Biriminin
başına getirildi.

4. FATMA ERTEN

Mehmet Ali ŞAHİN’in teyzesinin kızı. KPSS’den aldığı puan atanmaya yetmeyince dönemin TBMM Başkanı yakını sayesinde önce sözleşmeli olarak Meclis’e bağlı Devlet Arşivlerine aldı. Bir süre sonra da İstisnai Kadro ile Mecliste müşavir yaparak, memur olmasını temin etti. Bununla da yetinmedi, yeğenini eşinin bulunduğu, Karabük’ün Safranbolu ilçesindeki
MYO’ya memur olarak gönderilmesini sağladı.

5. NURETTİN ŞAR

AKP’li Ulaştırma Bakanı Lütfi ELVAN’ın Milletvekilliği döneminde danışmanlığını yaptı. Önce TÜRKSAT Direktörlüğü’ne kısa bir süre önce de sınavsız olarak TELEKOMÜNİKASYON İletişim Başkanlığı Yönetim Sistemleri Koordinatörlüğü’ne getirildi.

6. AHMET CAN TURPÇU

Yeni AB Bakanı Volkan BOZKIR’ın Özel Kalem Müdürü Anıl TURPÇU’nun kardeşi.
Kısa bir süre önce AB Bakanlığı’nda Müşavir yapılarak açıktan memuriyete atandı.

7. LATİF ÇELİK

Hüseyin ÇELİK’in yeğeni. KPSS puanı memur olmaya yetmeyince TBMM’de istisnai kadro ile memur yapıldı.

8. SADİ KUNDUROĞLU

Egemen BAĞIŞ’ın Amerika’dan arkadaşı. Önce Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği’ne alınıp açıktan memur yapıldı. Daha sonra, naklen atamayla AB Bakanlığı Müşavirliği’ne geçirildi. Egemen BAĞIŞ’ın arkadaş kontenjanından danışmanı.

9. AYŞE KUNDUROĞLU

Sadi KUNDUROĞLU’nun eşi. AB Bakanlığı’nda açıktan atama ile başkan yapıldı.
Sonra Bakanlığa bağlı Ulusal Ajansta görevlendirilerek maaşı iyileştirildi.
Açık Öğretim mezunu.

10. MEHMET SAFİ ÖZTEKİN

Egemen BAĞIŞ’ın özel kalem müdürü İbrahim BAYRAM’ın arkadaşı.
Zafer ÇAĞLAYAN döneminde Ekonomi Bakanlığı’nda Özel Kalem Müdürü olarak
açıktan memur yapıldı.

11. DOLUNAY YÜKSEL

BAŞBAKAN’IN EŞİ SARE HANIMA HALTERCİ DANIŞMAN!
Başbakan DAVUTOĞLU’nun eşi Sare Hanıma sekreterlik yapan kadın halterci
Dolunay YÜKSEL, 3600 ek göstergeli ve bol ikramiye ve yüksek maaşla Başbakanlık Müşavirliği’ne atanıyor. Yani en az 3 yıl süreli yüksek öğrenim veren Fakülte ve Yüksek okulları bitirerek mesleğe özel yarışma sınavı ile giren ve belirli bir süre meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlilik sınavı sonunda atanan müfettiş ve uzmanların mesleklerinde en az 8 yıl görev yaptıktan sonra erişebildikleri 3600 ek göstergeye adeta paraşütle hiçbir liyakat ve kariyer gözetilmeksizin atanıyor. Hem de 26 Kasım 2014 tarihli 29187 sayılı Resmi Gazete ile
bütün müfettiş ve uzmanların gözünün içine sokarak ve dalga geçer gibi atanıyor.

12. ADİL MURAT ALAN

AKP Kahramanmaraş Milletvekili ve TBMM eski Başkan vekili Nevzat PAKDİL’in
danışmanı idi. TİB’e sınavsız olarak uzman yapıldı.

13. ÇAĞLA SEYMENOĞLU

Trabzon Milletvekili Safiye SEYMENOĞLU’nun kızı. Ekrem SERİM’in yeni evlendiği eşi, herhangi bir sınava girmeden, açıktan atamayla Başbakanlık Basın ve Halkla ilişkiler müşavirliğinde memur oldu.

14. TUĞBA NUR ÇİĞEROĞLU

AKP Uşak eski Milletvekili Nuri USLU’nun kızı. İktisat Fakültesi Mezunu.
Üniversitede akademisyen olmak istiyor ve babası devreye giriyor. Önce
KARAHALLI MYO’da kadro açılıyor. Fakat eski vekilin kızı sıralamada ilk 4’e giremiyor. Ardından EŞME MYO’da yeni bir kadro açılıyor. Ama bu kadro “Bankacılık ve Sigortacılık” mezunu olmayı gerektiriyor. İlan süresinin dolmasına 2 gün kala alım koşulları değiştiriliyor ve bu değişiklik yaygın bir biçimde kamuoyuna duyurulmuyor. Eski Vekilin kızı basının referansı ile nihayet Üniversiteye kapağı atıyor.

15. MUSTAFA ERKEN

AKP Uşak eski Milletvekili Mustafa ÇETİN’in eşinin yeğeni.
Uşak Valiliği Özel Kalem Müdürlüğüne atanarak istisnai kadrodan memur yapıldı.

16. ZEYNEP SEZAL

AKP eski Kahramanmaraş milletvekili Ali SEZAL’ın kızı. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK tarafından KPSS’si olmadığı halde Kahramanmaraş’a öğretmen olarak atandı.

17. ÇİĞDEM ERDOĞAN ATABEK

AKP Sakarya İl Kadın Kolları Başkanı iken Aile ve Sosyal Politikalar Bakan yardımcılığına atandı. 1981 doğumlu. KPSS’ye hiç ihtiyaç duyulmaksızın 8000 ek göstermeli makama oturdu.

18. ZAFER TARIKDAROĞLU

Erzurum AKP Genlik Kolları Başkanı iken dönemin Sağlık Bakanı ve Erzurum Milletvekili Recep AKDAĞ tarafından Sağlık Bakanlığı’na Müşavir olarak açıktan atandı.

19. SELİM TERZİ

AKP Üsküdar Gençlik Kolları başkanı idi. Açıktan atama ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı
Özel Kalem Müdürlüğü’ne getirilerek memur olması sağlandı.

20. ALPEREN KARAOSMANOĞLU

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın uzun yıllar Özel Kalem Müdür Yardımcılığını yapan, şimdiki Bilim Sanayi Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Yunus Emre KARAOSMANOĞLU’nun oğlu. AB Bakanlığında açıktan atamayla memur yapıldı.
Bir süre sonra da maaşların oldukça yüksek olduğu Başbakanlık yatırım Destek Ajansı’na geçti.

21. TALHA YANILMAZ

Elazığ Belediye Başkanı Mücahit YANILMAZ’ın yeğeni. Belediyenin istisnai memurluk kadrosu olan Özel Kalem Müdürlüğüne getirilerek memur yapıldı.
Bu göreve getirilmeden öncesi esnaflık yapıyordu.

22. ELİF ÖZTÜRK

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri eski daire Başkanı Hüseyin ÖZTÜRK’ün kızı.
AB Bakanlığı’na açıktan atamayla müşavir yapıldı.

23. MUSTAFA SEÇEN

AKP’li Nevşehir Belediye Başkan Yardımcısı Atilla SEÇEL’in oğlu. Önce Nevşehir Belediyesi Özel Kalem Müdürlüğüne getirilerek açıktan memur olması sağlandı.
Ardından da TRT’ye geçiş yaptırılarak, Televizyon Daire Başkanlığında işe başlatıldı.

24. TUNA BEKLEVİÇ

AKP’nin İktidarda olduğu 2007 yılında bir eşeğin boynuna “Ben bile bu ülkeyi daha iyi yönetirim” yazılı pankart astı. 2011’de çok ağır eleştirdiği AKP’nin Edirne’den 2. sıra Milletvekili adayı olup, seçilemedi. Ödülünü AB Bakanlığı’nda Danışman yapılıp
açıktan memur olarak aldı.


Cumhuriyet Halk Partisi © 2014. Tüm Hakları Saklıdır.
http://www.haksizatamalar.org/, 01.03.2015
====================================


Dostlar
,

CHP’ye bu önemli çalışması için teşekkür ederiz..
İbret için halkımızla biz de paylaşmak istedik.
Halkımız; “Ben de onlardan biri olur muyum?” dürtüsü ile mi davranır,
yoksa “keriz” yerine konulduğu için gereğini mi yapar, göreceğiz..

Öte yandan bu hukuk dışı işlemler için yargı harekete geçer mi, geçebilir mi, onu da göreceğiz.
Bu hak gasbı yapanlar görevden uzaklaştırılarak tüm ödemeler faiziyle geri alınır mı acaba?

Bir de bu torpilli arkadaşlar kendileri gibi milyonlarca işsizin önüne geçerek hak etmedikleri
bir konuma geldikleri için vicdanlarının isyanını bastıramaz ve istifa ederler mi??

Yaptıklarının – yapılanların İslam dininde yerini ya da karşılığını gösterebilirler mi??

Sevgi ve saygı ile, 01.03.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Hem sarayda yaşa hem particilik yap..

Hem sarayda yaşa hem particilik yap..

TÜRKİYE Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu,
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ı eleştirirken,
“Birilerine, ‘cübbeni çıkar gel siyaset yap diyor..’ ben de diyorum ki,
çık sarayından siyaset yap” dedi.

Bursa’da Akademik Odalar Birliği’nde düzenlenen ’19’uncu Eğitim Şurası’na katılan TBB Başkanı Metin Feyzioğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mitingler yaptığını ve burada bir siyasal parti önderi gibi davrandığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeminine aykırı davrandığını,
Anayasayı çiğnediğini ileri süren Metin Feyzioğlu, şöyle konuştu:

“Erdoğan, hem tarafsızlık yemini etti hem de bir siyasal partiye oy istiyor.
Keşke yemin etmeseydi. ‘Ben yemin ederken ayağımı kaldırdım’ deseydi.
En basit önerileri, en haklı eleştirileri dile getiren birisi çıktığında ‘cübbeni çıkar gel’ diyeceksin. Ben de Cumhurbaşkanı’na söylüyorum;

  • ‘Çık sarayından öyle siyaset yap’ Hem dokunulmaz olacaksın hem yargılanamaz olacaksın, emrinde her türlü fon olacak. Ondan sonra da siyasal parti liderliği yapacaksın…” 

Tartışılan, İç Güvenlik Paketi‘ni eleştiren Feyzioğlu, bu konu hakkındaki görüşlerini belirtmek için salı günü için TBMM’de grubu bulunan partilerden randevu istediklerini söyledi. Zorlaştırılması gereken gözaltıların, bu yasa ile kolaylaştırıldığını savunan TBB Başkanı, şöyle konuştu:

  • “Bunların başında ‘önleyici gözaltı’ denilen bir sistem var. Yasa çıkarsa, istihbari dinlemeler, Ankara’da süper yetkili yargıca verilecek. Türkiye’nin bütün iletişim ağı bir biçimde kendi denetimleri altına alınacak. Toplantı, gösteri yürüyüşlerinde
    yasaya aykırılık olursa ertelenemez cezalar verilecek. Anlaşılan o ki, toplumsal hareketleri, barışçı protestoları şiddetle bastırmak yönünde bir alt yapı hazırlanıyor. Bugüne dek siyasal iktidarın yaptıkları bu yasa çıktıktan sonra yapacaklarının güvencesi olacak. En barışçıl gösterileri copla, plastik mermilerle insanları öldürerek bastıran, ardından da ‘polislerimiz destan yazdı’ diye alkışlayan, sokak aralarında çocukları öldüresiye dövenleri, ‘aslında onlar öldürmek istemedi’ gibi sözde cezalarla geçiştiren bir sistemde, bu yasanın da neye hizmet edeceği açık.”

    “KRAL TALİMAT VERİYOR, KRALCILAR YERİNE GETİRİYOR”

    Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından geçtiğimiz günlerde el konulan Bank Asya ile ilgili de konuşan Feyzioğlu;

  • “Bir bankanın batırılması için önce beyanlarda bulunuldu ardından da bankaya
    el konulması sağlandı. Bu bankanın üye yapısı yıllardır, ya biliniyor ya da bilinmiyor. Bugün mü akıllarına geldi? Yukarından talimat verildi kraldan çok kralcılar
    hemen koşturdu. Bir yerde kraldan çok kralcı varsa biliniz ki, orada kendini kral eden birisi vardır.

    Cumhurbaşkanı bugün kendisini kral ilan etmiştir
    .

    Yukarıdan verilen her talimat kralcılar tarafından yerine getirilmek üzere
    bir emir olarak telakki edilmektedir.” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasal parti lideri gibi davrandığını ve bunu çekinmeden ifade ettiğini, Anayasayı ihlal ettiğini ileri süren Feyzioğlu, Erdoğan’ın Çankaya Köşkünü saraya taşımakla, Türkiye rejimini değiştirecek adamları fütursuzca atmakta olup, hiçbir yasayı tanımadığını söyledi.

    MİT Müsteşarı Hakan Fidan‘nın istifa ederek milletvekilliği için adaylığını koymasını da değerlendiren Feyzioğlu, “En yukarıdan talimat aldı. O da talimatları yerine getiriyor. Hayırlı uğurlu olsun..” dedi.

    Bursa, 07 Şubat 2015
    http://m.haberler.com/metin-feyzioglu-cik-sarayindan-oyle-siyaset-yap-6943979-haberi/