Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’ya Açık Çağrı

Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’ya
Açık Çağrı

(CİMER’e başvuru metnimiz yazının altındadır..)

Ülkemiz sahipsiz.. bırakın kötü yönetilmeyi, yer yer yönetilmiyor da.. Kendi haline terk edilmiş görünümde.. Toplum kendi kendine yol bulmaya çalışıyor, de-kapite kurbağa modeli gibi!

Aşı reddi sorunu giderek büyüyor ve Sağlık Bakanlığının etkili, sonuç verebilecek bir girişimine ne denli hazindir ki tanık olamıyoruz..

Üstelik Sağlık Bakanı bir çocuk hekimi..

Çünkü her şey ama her şey, Saraydaki TEK ADAM’a bağlı!
Bakanlar dünün Bakanları değil, Saray’ın sekreterleri ve ciddi hiçbir yetkileri yok..

Sağlık Bakanına düşen, Saraydaki TEK ADAM‘ın aşılara ilişkin akıl almaz negatif takıntısını – inadını mutlaka ama mutlaka kırmak olmalıdır.

AKP = Erdoğan mutlaka ikna edilmelidir ve bu süreçte baş görev Sağlık Bakanınındır..

Sağlık Bakanı Çocuk Hekimi Dr. Fahrettin Koca, TV’lerde halkı aşılamalar için eğitip yönlendirmeye de yetkili değilse, buna gücü yoksa o koltukta ne için oturmaktadır??

Yapamıyor ya da etkili olamıyorsa, durumu kamuoyuna açıklamalı ve istifa etmelidir. Böylesi bir istifa bile sorunun kamuoyu gündemine alınmasına ve çözümüne, orada atıl oturmaktan kuşkusuz çok daha büyük yarar sağlayacaktır..

Sayın meslektaşımız Dr. Koca‘yı bir seçim yapmaya çağırıyoruz..

Çoook geç kalındı, salgın kapıda ve faturayı ölen, engelli kalan yoksul – mazlum aile çocukları ödeyecek gene.. AKP’nin, Saray’ın… ders alacağını mı sanıyorsunuz ya da ne geri dönecek?? 2019’da 3 bine yakın kayda giren Kızamık olgusu var. Oysa bu sayı 100’ü geçmeyecek denmişti.

Veriler karartılarak, saklanarak mızrak çuvala sığdırılabilir mi?

2018 TNSA (Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması) raporunda mutlaka bulunması gereken, başlıca o veriler için çalışılan 50 yıllık gelenek (1968-2018) neden bozulmuş ve bebek – çocuk ölümleri verileri yayınlanmamış, Bakanlığınızca engellenerek sansür edilmiştir?

Neden Dr. Koca, neden, neden??

Güneşi balçığınızla nasıl sıvayabilirsiniz?

TNSA 2018 çalışması dünyanın emeği ve maliyetidir.. Bebek – çocuk ölümleri verileri saklanarak – gizlenerek o Raporu nasıl kullanmamızı öneriyorsunuz Bakan Dr. Koca, nasıl??

Bütün bunlar yanlış ise, TV’lere çıkıp çocuk aşıları hakkında programlar yapıp halkı kapsamlı eğitir, anababaları ÇOCUKLARINI AŞILATMAYA çağırır mısınız lütfen??

Hem Bakan, hem Çocuk Hekimisiniz, ne büyük avantaj ve sorumluluk! Hemen yarın ANABABALARI AŞIYA ÇAĞIRAN etkili – başarılı kamu duyurularına (spotlarına), eğitimine, ulusal bir kampanyaya yol verir misiniz??

Madem yasal düzenleme ile çocukluk çağı aşılarını pek çok gelişmiş ülkenin zorunlu kılması gibi bir yolu her nedense izlemeyeceksiniz, seçenek politikanız nedir? Öyle susup oturarak bekleyip geçiştiremezsiniz.

  • Halkın sağlığı kimsenin oyuncağı değildir!

Bu temel teknik konuda olsun Saray’dan bağımsız davranabilir misiniz?
AKP = Erdoğan‘ı ikna edebilir misiniz? Sahi, hiç denediniz mi?? Ne zaman, size ne dedi??

Yoksa siz de mi aynı yolun yolcususunuz Sn. Bakan Dr. Koca??

Hangisi, hangisi??

Sn. Bakan, AA’ya demecinde (8.1.20) “Önümüzdeki dönemde aşı reddi ile ilgili birçok tartışmanın aşıda yerelleşme ve yerlileşme ile daha da azalacağını düşünüyorum.” demiş. AKP, tek başına iktidarının 18. yılında. İlk Sağlık Bakanı bir Profesör hekim idi ve 10 yıl dolayında Bakanlık yaptı. Türkiye hala “yerli aşı” üretecek, yakışıyor mu bu söylem Sn. Bakan?
***
Şu sözler, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa‘nın :

    • “…Bulaşıcı ve salgın hastalıklara karşı insanları koruma konusunda büyük hizmetleri görülen aşıları hazırlamak ile meşgul Hıfzıssıhha Kurumlarımız tam başarı ile çalışmasına devam ve savaşıma yararlı hizmet yerine getirmektedirler.– 1337 senesi (1921) içinde üç milyon kişilik çiçek aşısı yapabilen Sivas (Hıfzıssıhha) Kurumu, geçen yıl (1929)

      – beş milyon kişilik çiçek aşısı,
      – 537 kg kolera,
      – 407 kg tifo aşıları üretmiş
      ve bunlar halka yaygın biçimde uygulanmıştır

{Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri. Cilt I-III, sayfa 306-7 ve
Türkiye’de Erken Cumhuriyet Dönemi Sağlık Hizmetleri}

2020’de Türkiye ne yazık ki tek bir aşı bile üret(e)miyor! Açıklaması ise “küresel işbölümü”!  15 aşı türünü Sağlık Bakanlığı tümüyle dışalımla (ithalatla) karşılıyor.
****
Ya bilimsel ve dürüst sağlık – ülke yönetimi sürdürün ya da düşün yakamızdan, düşün!

Uyaralım; yakınlarda kazanacağınız sıfatlardan biri de ÇOCUK KATİLİ olmasın!

Sevgi, saygı ve derin KAYGI ile. 12 Ocak 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Not : Sayın Bakana tweet iletisi olarak da sunulmuştur.
CİMER‘e başvuru metni –zorunlu olarak epey kısaltılmış– aşağıdadır..
=====================================
CİMER’e başvuru metni 

  • Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER)‘ne yapmış olduğunuz başvurunuz 2000111313 sayısı ile alınmıştır. Başvurunuz ile ilgili tüm işlemleri CİMER’in internet adresinden takip edebilirsiniz.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya Çağrı

Aşı reddi sorunu giderek büyüyor ve Bakanlığın etkili, sonuç verebilecek bir girişimine ne yazık ki tanık olamıyoruz. Üstelik Sağlık Bakanı çocuk hekimi. Çünkü her şey Saraydaki TEK ADAM’a bağlı! Bakanlar Saray’ın sekreteri ve ciddi hiçbir yetkileri yok. Sağlık Bakanına düşen, Saraydaki TEK ADAMIN aşılara ilişkin akıl almaz takıntısını, inadını mutlaka kırmak olmalı. Erdoğan mutlaka ikna edilmeli, görev Sağlık Bakanının. Bakan, TV’de halkı aşılamalar için eğitip yönlendirmeye de yetkili değilse, o koltukta neden oturmakta? Yapamıyorsa kamuoyuna açıklamalı ve istifa etmeli. Böylesi bir istifa bile sorunun kamuoyu gündemine alınmasına ve çözümüne daha büyük yarar sağlar. Dr. Koca‘yı bir seçim yapmaya çağırıyoruz. Çoook geç kalındı, salgın kapıda ve faturayı ölen, engelli kalan yoksul, mazlum aile çocukları ödeyecek gene. TV’de halk aşıya çağrılmalı. Bakan Çocuk Hekimi, büyük avantaj ve sorumluluk! Madem yasal düzenleme ile çocukluk birçok gelişmiş ülke gibi zorunlu kılmayacaksanız, seçenek politikanız nedir? Susup oturarak bekleyip geçiştiremezsiniz. Halkın sağlığı kimsenin oyuncağı değildir! Bu temel konuda olsun Saray’dan bağımsız davranabilir misiniz? Erdoğan‘ı ikna edebilir misiniz? Hiç denediniz mi, ne zaman, size ne dedi? Yoksa siz de mi aynı yolun yolcususunuz Sn. Kara?Ya bilimsel sağlık yönetimi sürdürün ya da bırakın! Uyaralım yakında kazanacağınız sıfatlardan biri ÇOCUK KATİLİ olmasın!
Kaygı ile. Prof. Dr. Ahmet SALTIK MSc BSc. 11.01.2020
******

Atatürk Devrimleri Yaşıyor / Bugün ve Her Zaman

Değerli Dilseverler,

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
İzmir’de, Dil Derneği ve İzmir Güzelbahçe Belediyesi işbirliğiyle düzenlenen;

Cumhuriyetimizin 94.- Söylevin 90.- Dil Devriminin 85.- Yeni Türk Harflerinin benimsenmesinin 89. yıllarını kutlama etkinliğine tüm dilseverler çağrılıdır.

– Atatürk Devrimleri Yaşıyor / Bugün ve Her Zaman

Konuşmacılar: Sevgi Özel, Zeynep Akatlı Altıok, Ayşe Gülsün Bilgehan,
Hidayet Karakuş

Tarih:27 Ekim 2017-Cuma 14.00
Yer: Güzelbahçe Atatürk Kültür Merkezi
==========================================
Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Dil Derneği‘nin etkinlikleri doludizgin sürüyor..

Başkan Sn. Sevgi Özel ve çalışma arkadaşları ile dayanışma sergileyen kişi ve kurumlara çok teşekkür ederiz.

90 yıl ünce bu gün, 24 Ekim 2017 günü, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa, ünlü tarih belgeseli SÖYLEV‘inin 5. gününü TBMM’de okumuştu.

Savaşlar ortasında türlü ağır zorluklar içinde günlük tutmak, sonra ülkemizin çok yakıcı sorunları ile boğuşurken böylesine kapsamlı bir belgesel oluşturmak, bunlarla da yetinmeyerek tarihe not düşmek üzere kendi sesiyle TBMM’de Ulusun temsilcilerine adeta tebliğ etmek ve tek tek kanıt belgelerini eklemek… sıra dışı eylemlerdir. Tarihte ancak çok sınırlı sayıda büyük önder benzer eylemler sergilemiştir.
SÖYLEV’i okuyalım, okutalım, gençlere anlayabilecekleri dille aktaralım..
“Dün” ü sağlan belgelerinden iyice kavrayalım..
Bu yakın tarih bilgisini günümüze bağlayalım..
Sonra da geleceği çıkarsamaya çabalayalım..
Böylece tarihten ders alarak onun aleyhimize yinelemesini (tekrrürünü) engelleyebiliriz. Tarih, “tekerrür” takıntısı olan bir süreç – olageliş değildir. Tersine, yasaları olan ve ancak aynı-benzer koşulların varlığında kaçınılmaz (deterministik) olarak aynı-benzer sonuçlar veren bir bilim dalıdır. ATATÜRK‘ün okuduğu 4000’e varan kitabın neredeyse 1200’ü tarihle ilgilidir. 800’ü dil alanındadır. Bu yapıtları yüksek zekasıyla içselleştirerek görkemli eylemlerini – utkularını kazanmıştır. Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu‘nu kurması (1932), pek çok toplantılarına katılması, kalıtından (mirasından) gelir bırakarak Dernek kimliğiyle kurdurduğu bu 2 kurumun yönetsel – akçal özerkliğini sağlaması, Türk Dili ve Türk Tarihi alanında paha biçilmez araştırmalar yaptırmasının ardalanı bu bilince dayalıdır.
– Atatürk Devrimleri Yaşıyor / Bugün ve Her Zaman..
Geçen zaman ATATÜRK‘ü ve eylemini daha iyi anlamamızı ve onlara sarılmamızı sağlayacak..

Sevgi ve saygı ile. 24 Ekim 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Atatürk döneminde topraksız köylüye toprak dağıtımı

Bu dönemde öncelikli olarak dini vakıfların arazilerine el kondu ve
bunların önemli bir kısmı yoksul köylüye dağıtıldı.
TOPRAKSIZ KÖYLÜYE VAKIF ARAZİSİ 

Eskişehir ilindeki 36 köyü kapsayan Mahmudu Sani Vakfı’na ait 1.270.000 dönüm arazi, 2613 sayılı Tapu Tahrir ve Kadastro Kanununa dayanılarak, 34 bin parsele ayrıldı ve
yerli halkın iskanına verildi. Ayrıca, 23 bin parselde 900.000 dönüm arazi de topraksız köylülere dağıtıldı.

Mahmudu Sani Vakfı’nın öbür topraklarının bir bölümü de Türkiye’ye gelen göçmenlere verildi. Mahmudiye Harası da vakıf arazisinden yapılan tahsisle kuruldu.
Ayrıca, göçmenlere, mübadillere ve yangın felaketlerinden zarar görenlere arazi verildi.
Silivri’de Sultan Beyazıt Vakfı’ndan 15.000 dönüm arazi Romanya’dan gelen göçmenlere dağıtıldı.

Saray ve Vize ilçelerinde bulunan Paşa Vakfı arazileri ise İcra Vekilleri Heyeti’nin
1 Aralık 1926 gün ve 4450 sayılı kararnamesi ile göçmenlere verildi.
Bunların dışında Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesine bağlı 17 köyde bulunan Eyüp Nebi Vakfı’ndan 150.000 dönüm arazi, Amasya’nın Taşova ilçesinin köylerinde bulunan Hazinedar Süleyman Paşa Vakfı’ndan 25.000 dönüm arazi, Palu ve Karakoçan ilçelerine bağlı köylerde bulunan 30.000 dönüm vakıf arazisi, Bursa’ya bağlı Karacabey ilçesi köylerinde bulunan 10.000 dönüm vakıf arazisi ve Aydın’ın çeşitli köylerinde
5.000 dönüm zeytinlik arazi, iç iskana tahsis edildi.
1925 yılında çıkarılan bütçe yasasının 25. maddesine göre, toprağa muhtaç ziraat erbabına, elde olan milli arazi, bedeli on yılda taksitle alınmak ve her haneye verilecek arazi miktarı ellerindeki toprakla birlikte azami 200 dönümü geçmemek üzere kıymet takdiri yoluyla 
dağıtılacak ve satılığa çıkarılacaktı. Bu hüküm 1934 yılına dek bütçe yasalarında korundu. Daha sonra, 2490 sayılı Artırma, Eksiltme ve İhale Kanunu’nun 56. maddesine dönüştü.
1925 Şeyh Sait ayaklanmasından sonra 500 kadar ağa ve şeyh Batı illerine sürüldü.
1927’de Genel Müfettişlik kurulurken, hükümete o bölgede arazileri kamulaştırma yetkisi de verildi. 1927 Haziranında kabul edilen 1097 sayılı kanunla 1500 aile Batı’ya göç ettirildi. 2 Haziran 1929 tarih ve 1505 sayılı Yasa ile, Ağrı, Van, Muş. Bitlis, Hakkari, Siirt, Mardin, Diyarbakır, Urfa ve Elazığ vilayetlerinde, sürgüne gönderilen ağa ve şeyhlerin arazilerinin köylüye dağıtılması konusunda Hükümet yetkili kılınıyordu. Bu yasa, 1515 sayılı yasayla tamamlandı.
GÜNEYDOĞU’DA TOPRAK DAĞITIMI
1934 yılında kabul edilen Tapu Kanunu ile, sahipsiz toprakları kullanılır hale getirenlere bu arazilerin tapularının parasız olarak, kamuya ayrılmamış devlet arazisinde bağ ve bahçe kuranlara bu arazinin tapusunun vergi değerinin belirli bir oranı karşılığında verilmesi öngörülüyordu. 

1923-34 döneminde toprağa muhtaç yerli çiftçilere de 731 bin dönüm arazi dağıtıldı.
2510 sayılı Yasa hükümlerine göre, 21 Haziran 1934’ten 1938 yılı Mayıs ayına dek 48.411 topraksız veya az topraklı yerli çiftçi hanesine 1,5 milyon dönüm, 7.886 göçebe ailesine de 129 bin dönüm arazi dağıtıldı. 1940-44 döneminde ise Maliye Bakanlığına bağlı geçici komisyonlar tarafından 619 köyde 197 bin nüfuslu 53 bin aileye toplam 875 bin dönüm arazi dağıtıldı.
Atatürk döneminin yoksul köylüyü topraklandırma doğrultusundaki bu somut adımları unutulmamalıdır.====================================

Dostlar,

Değerli dostumuz Sn. Ekonomist Yıldırım Koç değerli bir tarama ile önemli bilgileri
bize sunuyor.

Mustafa Kemal Paşa döneminde kapsamlı bir Toprak Reformu birçok nedenle
ne yazık ki yapılamadı. Özellikle Doğu – Güneydoğu kökenli milletvekilleri (ağalar)
ve Batı’dan da benzer biçimde geniş toprakları olanlar yanaşmadılar. Dolayısıyla Türkiye feodaliteyi – toprak ağalığı kurumun tasfiye edemedi. Bu başarılsaydı, günümüzde Kürtçülük yapan kimi Kürt ağaları / Feodal beyleri ayrılıkçı bu kalkışmayı yapamayacaktı.


Her yıl 1 Mart’ta yapılan TBMM açılış söylevlerinden birinde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa,
“Toprak reformunu Kamutay’ın (Meclisin) yüksek himmetinden beklerim..”


Doğu – Güneydoğudaki sorun da aslında “Kürt sorunu” olmayıp, bölge insanının özgürleştirilerek demokratik rejimin gönenç içinde 1. sınıf insanı kılınması olayıdır. Siyasal ve ekonomik demokrasiyi atbaşı götürerek tüm ülke insanlarını devlete, toprağa (ülkeye), rejime ve birbirine somut olarak bağlamak..


Assimilasyon değil integrasyon..
Yapılması gereken günümüzde de budur..
Ama Sevr takıntılı Batı emperyalizmi, bu sorun zerinden Türkiye’yi ve Türk milletini ayrıştırarak kanlı bir boğazlaşmaya itmekten utanıp sıkılmamaktadır.
O halde Yüce ATATÜRK‘ün tanımıyla

“Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye ahalisine / halkına Türk Milleti denir..” tanımına sarılmak ve bu bölücü – kanlı emperyalist belayı defetmek gerekir.
Cumhuriyeti kuran Türkiye halkı / Türkiye ahalisi = TÜRK MİLLETİ,
bu tarihsel doğru kararı vererek reel politiğin stratejik gereğini yapacak akla ve
birikime sahiptir.

Bıçak kemiğe dayandığından, bu rasyonel tepki – refleks mutlaka bu coğrafya insanınca sergilenecek, “beka kaygısı” şaşmaz stratejik kural olarak ağır basarak egemen olacaktır.

Sevgi ve saygı ile.
31 Temmuz 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

10. Yıl Söylevinden 80 Yıl Sonra Türkiye Nerede??

 

10. Yıl Söylevinden 80 Yıl Sonra Türkiye Nerede??

“Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti,
bundan sonraki inkişafı ile, atinin yüksek medeniyet ufkundan
yeni bir güneş gibi doğacaktır.” (10. Yıl Söylevi1933)

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa

**********

… VE 80 YIL SONRA BUGÜN, TÜRKİYE DÜNYA’NIN NERESİNDE?

portresi


 

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

 

 

Değerli arkadaşlar,

Büyük Atatürk Cumhuriyetin 10. yılında böyle demiş (en üstte),
peki aradan geçen 80 yılda bu Ülke ne yaptı, neleri başardı, nereye geldi?

Bu sorunun gerçekçi yanıtını verecek rakamları toparlamaya çalıştım.

Bugün nüfusu 7,2 milyarı aşan ve ulusal gelirler toplamının 75 trilyon dolara tırmandığı Dünyada irili ufaklı (195’i bağımsız) 243 devlet arasında
Türkiye’nin sıralaması şöyledir:

2014_Turkiye'si_Dunyada_Nerede_Ali_Ercan

Prof. Dr. D. Ali Ercan, 2014 Türkiye verileri…

Dunya'da_Turkiye

 

Değerli arkadaşlar, 

Bu tablo pek iç açıcı değil,
Dünya nüfus sıralamasında 18. olan Türkiye’nin her alanda en azından
ilk olumlu 20’de olması beklenirdi; Türkiye ne yazık ki Silahlı Kuvvetler dışında, hemen bütün alanlarda ortalarda ve gerilerdedir.

 

 

İnsansal Gelişmişlik İndeksi (HDI- UNDP) Dünya  sıralamasında 1. sınıf gelişkin
20 Ülke
 ve onların ardından gelen 2. sınıf 40 ülke, yani ilk 60 ülke arasında değiliz
ne yazık ki…

3. sınıf bir Ülke olarak, “Bizden daha kötüler, 4.ve 5. sınıf Ülkeler var..” diyerek
teselli bulacak durumda da olamayız.

Çünkü Atatürk’ün 80 yıl sonrası için Türkiye düşü (hayali) kesinlikle böyle bir tablo değildi.

Saygılarımla. æ
11.6.14

Notlar                       :

  • Bu tabloda çok değişik kaynaklardan alınan rakamlar zaman içinde değişiklikler göstermektedir…
  • Bor rezervleri bakımından 1. sırada olan Türkiye, aynı zamanda
    Dünya’da en büyük Boron dışsatımcısı (ihracatçısı) durumundadır.
    Bunun dışında kimi tarımsal üretimlerde de (Fındık, İncir, Kaysı, Kiraz..)
    Türkiye Dünyada ilk sıralardadır…
  • Dünya ortalamasına orantılı Gelire (g) göre
    Kadın başına çocuk sayısı: d=1+1,6/g
    Okur – yazarlık: L= 1-exp (-3g) formülleriyle yaklaşık olarak verilebilir.

===================================================

Dostlar,

Çalışkan – üretken – çok birikimli yurtsever hocamız Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan,
ülkemiz için sürekli kafa yormayı sürdürüyor..

3 yabancı dil bilgisi (İng. + Fr. + Alm.) ve odukça iyi matematik bilgisi
(ölçmek benim haddim değil ki!..), Nükleer Enerji Uzmanlığı… köklü Harbiye bilgileri
ve 70 + yılı bulan okuma – yazma uğraşı ile kısa ve özlü, çok öğretici, düşündürücü,
çarpıcı yazılar yazıyor, internette sınırlı sayıda dostlarıyla paylaşıyor.
İletişim kümesine katılabilmek bir ayrıcalık..

Face sitesine BİLİMİN MUM IŞIKLARI diye koyuyor..

Biz de bu şanslı küme içindeyiz.. Bize de gönderiyor ve çooook öğreniyoruz
Ali hocamızdan. Derslerimizde de O’nun çalışmalarını kaynak gösterdiğimiz oluyor, yansılarını kullanıyoruz.. 2 kez (keşke daha çok yapabilsek..)
AÜTF’de öğrencilerimizle de kendisini buluşturduk, çok yararlandılar..

Yukarıdaki kapsamlı tabloda pek çok önemli ölçüt dikkate alınmış.
Bir de Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ – WHO), UNICEF, ILO.. gibi kuruluşlar
sağlık verileri bakımından sıralama yapıyorlar.

Bu ölçütlerin başında

5 Yaş Altı Çocuk Ölüm Hızı
ve
(canlı doğup 5. yaşını kutlayamadan ölen çocuklar, binde)
5 Yaş Altı Çocuk Orantılı Ölüm Hızı geliyor.
(canlı doğup 5. yaşını kutlayamadan ölen çocukların tüm ölümler içindeki payı, yüzde)

Bu vb. SAĞLIK ölçütleri bakımından Türkiye Dünyada 90 sıralarda..

Bunu da biz ekleyelim istedik..

Şimdi sorun nerede?

Atatürkçü Düşünce Sistemi = Kemalizm‘de mi??

Nerede??

Bu sorunun doğru yanıtı çok mu yüksek zeka gerektiriyor??

Sevgi ve saygı ile.
11 Haziran 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net