Kamusal sağlık yoksa evde ölüm var: ABD’lilerin koronavirüs çaresizliği

Kamusal sağlık yoksa evde ölüm var:
ABD’lilerin koronavirüs çaresizliği

Kamusal sağlık hizmetinin olmadığı ABD’de,
ciddi koronavirüs semptomları göstermesine karşın hastaneye gidemeyen 3700 kişinin yaşamını yitirdiği
ortaya çıktı. Koronavirüs tedavisinin yaklaşık 35 bin doları bulduğu ülkede, 40 milyon insanın geliri, 4 kişilik aile için yoksulluk sınırı olan 25,100 doların altında

(https://www.birgun.net/haber/kamusal-saglik-yoksa-evde-olum-var-abd-lilerin-koronavirus-caresizligi-296666, 15.4.20)

Dünyada koronavirüsün merkez üssü haline gelen kapitalizmin simge ülkesi ABD’de, salgın günden güne ülkedeki sağlık sisteminin ne denli acımasız ve adaletsiz olduğunu gözler önüne seriyor.

New York City Sağlık Departmanı’ndan yapılan açıklamada, koronavirüsün tedavi süreciyle ilgili oldukça çarpıcı bir bilgi paylaşıldı. Yapılan açıklamada, tahmini 3700’den çok kişinin, ateş, öksürük ve nefes darlığı gibi ciddi Covid-19 belirtileri göstermesine karşın hastaneye yatırılmadığı ve evlerinde yşamını yitirdiği belirtildi.

İNSANLAR EVDE ÖLÜYOR ÇÜNKÜ TEDAVİ PAHALI
ABD’de genelinde worldometers sitesinin paylaştığı verilere göre, 614,246 kişide koronavirüs belirlenirken, 26 bini aşkın kişi de yaşamını yitirdi. Koronavirüs salgınınn darbe vurduğu ülkede, yüksek tedavi giderleri en çok konuşulan konuların başında geliyor.
* ABD’de yaşayan 27 milyon kişinin herhangi bir sağlık sigortası yok.
Ülkede tümüyle kâr odaklı olan sağlık sistemi, sigortası bulunmayan ABD vatandaşlarına yaklaşık 35 bin dolarlık bir tedavi faturası çıkarıyor.
Mart ayında Time dergisinde yayımlanan bir haberde, Danni Askini adında sigortasız bir kadının koronavirüs testi ve tedavi ücretinin 34,927 doları bulduğu bilgisi yer almıştı.
Olaya ilişkin açıklama yapan Askini, “Tümüyle şoka uğradım. Kişisel olarak bu kadar paraya sahip birini tanımıyorum..” diyerek duruma tepki göstermişti.
Ülkede, sigortası olan hastaların komplikasyonları olmaması durumunda bile, koronavirüs tedavisi için en az 9 bin dolar ödemesi gerektiği ifade ediliyor.
BBC Türkçe’nin Temmuz 2018’de yaptığı bir habere göre, ABD genelinde 4 kişilik bir ailenin ortalama geliri 91 bin dolar. 326 milyon nüfusa sahip ülkede,
* 40 milyon insanın geliri, 4 kişilik aile için yoksulluk sınırı olan 25,100 doların altında!
EVSİZLERE ‘OTOPARKTA YATIN’ DENDİ
Evsizlerin durumu ise ülkedeki bir başka önemli sorun başlığı. ABD’de 550 binden çok evsiz insan (homeless) bulunuyor.
detay
Almanya’da koronavirüs:
Merkel’in beklediği ‘normalleşme planı’ yayınlandı
Ancak ne merkezi ne de yerel hükümetler bu konuda kalıcı bir çözüm sunmuyor.

ABD’nin kumarhaneleriyle meşhur kenti Las Vegas’ta bir açık otopark, koronavirüs salgınının yükselişe geçtiği ilk günlerde evsizler için sığınağa dönüştürülmüş ve bu uygulama insan onuruna aykırı olduğu için büyük tepki çekmişti.

Las Vegas Belediye Sözcüsü Jace Radke, kentteki öbür evsiz barınağı olan Courtyard Evsizler Barınağı’nın neredeyse tam kapasitesiyle hizmet verdiğini ve Katolik Hayır Kurumu’nun kapatılmasıyla ‘başka bir seçenekleri kalmadıkları için’ bu barınağı oluşturduklarını söylemişti.

MOBİL MORGLAR VE KORİDORLARDA CENAZELER

kamusal-saglik-yoksa-evde-olum-var-abd-lilerin-koronavirus-caresizligi-717242-1.

Öte yandan evlerde yaşanan ölümler, ABD’nin koronavirüs salgını konusunda yaşadığı ilk kaygı verici gelişme değil.

Ülkede daha önce de New York’ta kurulan mobil morglar oldukça tartışılmıştı. Brooklyn Hastanesi’nde de ölümlerin daha da artması nedeniyle konteyner morglar kurulmuştu. New York’ta morg kapasitesinin ek çadır ve mobil morglarla yaklaşık 4 kat artırıldığı bildirilmişti. Bununla birlikte

  • New York’taki hastanelerde normalin üzerindeki ölümler nedeniyle koridorlarda
    ceset torbaları bekletilmeye başlanmıştı.

SAĞLIK ÇALIŞANLARI DA BÜYÜK BASKI ALTINDA

Tüm bunların yanında, ülkedeki sağlık çalışanları tek amacın kâr etmek olduğu sağlık sisteminin varlığı nedeniyle oldukça zor günler geçiriyor.

Birkaç hafta önce, ABD’deki kimi hastanelerin Covid-19 salgını nedeniyle zorlaşan çalışma koşullarını ve tıbbi donanım eksikliğini dile getiren sağlık çalışanlarını işten çıkartmakla tehdit ettiği basına yansımıştı.

ABD medyasında yer alan haberlere göre, Washington Eyaleti Hemşireler Derneği Sözcüsü Ruth Schubert,

Hastaneler imajlarını korumak için hemşireleri ve öbür sağlık çalışanlarını susturuyorlar. Bu kabul edilemez..” sözleriyle sağlık çalışanlarının yüz yüze kaldığı zorlukları kamuoyuna anlatmıştı.

NASIL OLMALI

NASIL OLMALI

Mithat Kiyak - Prof.Dr. - Okan University | LinkedIn

PROF. DR. MİTHAT KIYAK
Halk Sağlığı Uzmanı
Cumhuriyet, 02 Nisan 2020

Salgın (epidemi) yönetiminin temel kuralları var. Bu kuralların ilk adımlarını geçtik. Bu adımlar: Hastalığa tanı koyma, salgın olduğuna karar verme, olağanüstü durumla ilgili örgütlenmeyi gerçekleştirme. Salgın çok sayıda ülkeye yayıldıktan sonra, hatta kıtalarüstü pozisyona geldikten sonra (pandemi) ülkemize gelmesi de kaçınılmazdı. Bize gecikmeli gelecek olması açısından ülke olarak çok şanslıydık, bir fırsat penceresi vardı. Salgına hazırlanmak için neredeyse iki aylık bir zamanımız oldu. Medyanın da yardımıyla toplumun COVID-19 için daha bilinçli davranması, bunun için davranış değiştirmesi (su ve sabunla doğru el yıkamak, tokalaşmamak, sarılmamak, sosyal mesafeyi korumak gibi) kolay olacaktı. Öyle de oldu. Ülke çapında Bilim Kurulu oluşturuldu. Sağlık Bakanlığı, Bilim Kurulunun önerileri doğrultusunda olduğunu belirterek kararlar almaya başladı. Salgın olan ülkelerle sınırlar kapatıldı, ulaşım durduruldu. Komşu ülkelerin hemen tümünde salgın kendini gösterirken bizde vaka saptanmadı, pandeminin ülkemize girişini geciktirmiştik. Ancak daha sonra, salgın yönetimi kuralları içinde yer alan örgütlenme ve planlama için çok zamanımız olmasına karşın, bunun yeterince yapılıp yapılamadığı konusunda toplumda kaygılar oluştu. Bilim Kurulu üyelerinin medyada yaptıkları açıklamalar ile alınan tedbirler arasında zaman zaman çelişkiler görüldü. Toplumun tecrit edilmesi gerekliliğinin söylenmesine karşın böyle bir karar alınmadı.

Kararları bilmiyoruz 

Oluşturulan bilim kurulunun yapısını incelediğimizde salgın yönetimi eğitimini almış yalnızca bir Halk Sağlığı öğretim üyesi olduğunu biliyoruz. Bildiğimiz kadarıyla öbürleri enfeksiyon hastalıkları uzmanları. Yani bireysel olarak hastaları tedavi edenler, hastalık akciğerleri tuttuğunda (pnömoni oluştuğunda) göğüs hastalıkları uzmanları, daha ileri devrede yoğun bakım gerektiğinde de yoğun bakım uzmanları (anestezi ve reanimasyon uzmanları) devreye giriyor. Bu uzmanlık alanlarında olanlar, ne yöneticilik için ne de toplumsal sağlık sorunlarının çözümü için eğitim almış değillerdir. Toplumsal sağlık sorunlarını analiz etme, çözüm yolları bulma ve yönetme eğitimini alanlar, Halk Sağlığı Uzmanlarıdır ve daha da uzmanlaşan Epidemiyologlardır. Kaç kişi olduğu, kimlerden oluştuğu tam açıklanmayan ama bazılarını medyada gördüğümüz Bilim Kurulu’nun kararlarını da tam olarak bilmiyoruz. Sağlık Bakanlığı’nda COVID-19 pandemisine karşı çalışmaları kim yürütüyor? Sağlık Bakanı diyebilirsiniz. Elbette, Sağlık Bakanı olacak ama aslında salgın sürecinin denetimi ve yönetimi için Epidemiyolog, Halk Sağlığı Uzmanlarından oluşan bir ekip olmalı. Sağlık Bakanlığı’nda deneyimli Halk Sağlığı Uzmanı yok mu? Aslında var olduğunu biliyoruz. Ayrıca üniversitelerden destek alınabilirdi.

Hazırlık döneminde alınan kararları değerlendirmeyi başka bir zamana bırakarak hastalık ülkemizde görülmeye başladıktan sonra neler yapıldığına bakalım. Bilimsel kural; sürveyans, tarama ve filyasyon çalışmalarının yapılması gerekliliğidir. Hasta olanlar belirlendikçe verilerin doğru girilmesi, temaslıların saptanması, tüm temaslılara ve tüm semptom gösterenlere testler yapılarak yeni hastaları ve bulaştırıcı olanların saptanıp izole edilmesi gerekir. Girilen veriler düzenli olarak değerlendirilir ve etkenin üreme hızı (R0*), hastalığın insidans hızı (yeni vakaların görülme hızı), prevalans hızı (toplam vaka hızı) hesaplanır, salgın eğrileri yapılır, matematik modellemelerle gelecek günlerde, gelecek aylarda olası sayılar hesaplanır ve hangi önlemlerle bu sayıların düşürüleceği öngörülerek karar vericilere bu bilgiler aktarılır. Karar vericiler, bu bilgiler ışığında ne yapılacağına karar verir.

Zamanımız vardı 

Bunlar yapılırken toplum desteğinin mutlaka alınması gerekir. Toplum bu ekibe güvenmelidir, bunun için de denetimli bir şekilde saydam bir yönetim gösterilmelidir. Görüldüğü gibi ne hastanelerden ne yoğun bakımlardan söz ettik. Bütün bu işler Birinci Basamak örgütlenmesiyle yapılır. İlçe sağlık müdürlükleri, aile hekimleri ve ekibi (ne yazık ki Sağlıkta Dönüşüm sonrası aile hekimlerinin ekibinden söz etmek zor), test örneklerini alıp laboratuvara gönderecek ya da hızlı testleri bizzat yapacaklar, pozitif çıkan kişilerin evde izolasyonu ve izlemini sağlayacaklar, hastane tedavisi gerekenleri hastaneye sevk edecekler. Hastaneye sevk edilen hastalar için kamu hastaneleri yetmeyecek ise özel hastaneler, onlar da yetmeyecek ise yeni kurulacak geçici hastaneler hazır olmalı. Bu organizasyonu hazırlamak için de zamanımız vardı. Birinci Basamakta ve hastanelerde çalışacak sağlık çalışanları için koruyucu giysileri (AS: donanımı) hazırlamak için de zamanımız vardı. Özel hastanelerin pandemi hastanesi olduklarında ekonomik sürdürülebilirliklerini sağlamak için de zamanımız vardı.

İki çözüm

Deneyimler ışığında toplumsal izolasyon için iki çözüm var:

Yavaşlatma veya baskılama.

Sağlık Bakanlığı iki çözümden yavaşlatmayı tercih etti. Ulaşımın kısıtlanması, sınır kapılarının kapatılması, okulların tatil edilmesi, 65 yaş üzeri sokağa çıkma yasağı gibi kararlar alındı. Adım adım ilerleyen ve gittikçe radikalleşen “evde kal” çağrıları yapıldı. Böylece hastalık kısa sürede en üst düzeyde engellenerek zamana yayıldı. Ama dar gelirli çalışan kesim, üretimin aksamaması için çalışmaya devam etti. Eleştirilebilir, bu bir tercihtir. Bu tercihte bizler durumu ortaya koyar ve önerilerimizi yaparız. Gerisi karar vericiye aittir. Ama bu salgında görülen, ne yaparsanız yapın sonuçta tümden bir üç haftalık izolasyona ihtiyaç olduğudur.

16 Mart 2020’de Imperial College’in COVID-19 ile ilgili yaptığı çalışmada, yavaşlatma ve baskılama tercihleriyle ara tercihler sonucunda yüz bin kişiye yatak kapasitesi yaratmanın nasıl da sorun olduğu yukarıdaki şekilde gösterilmektedir.** Hastalık en üst düzeye yükseldiğinde hiçbir ülkenin sağlık sistemi bu yükü kaldıramadı. Bu nedenle Birinci Basamakta en yetkin çalışmayı yapmak gerekiyor. Pandeminin ülkede her kente yayılıp yayılmadığını öğrenemedik. Henüz vaka görülmeyen illeri kurtarabilir miydik? Çin’in bölgesel tedbirleri gibi biz de kentsel tedbirler alabilir, yayılımı kimi bölgelerde kesebilirdik. İllerde Pandemi Kurulları daha yeni oluşturuldu. Böylece il bazında da (AS: ölçeğinde de) inisiyatif kullanılması sağlanmış oldu. Bunun, sorunun çözümüne yönelik olarak ileri bir adım olduğunu düşünüyorum.

Üç haftalık izolasyon 

  • Dünya Sağlık Örgütü, sürekli olarak test, takip, izolasyon ve karantinadan söz ediyor.

Sonuç olarak; ilk başvurunun aile hekimlerine yapılması, en küçük bir kuşkuda aile hekimlerinin test yapması, temaslıların izlenmesi (ki yapılmaya başlandı) ve gerekli görülenlerin hastaneye sevkini sağlamalıyız. Aile hekimleri, hafif belirtiler gösteren pozitif tanı almış hastaları ve temaslıları izliyor. Ancak hafif belirtiler gösteren herkes hastanelere koşuyor, gidenlerin çok az bir bölümüne test yapılıyor. Hastaneler artık bu yükü kaldıramayacaklar. Bütün verileri değerlendiren ve gelecekteki olası vakalara göre önlemler öneren bir ekip için çok da geç değil. Bunun için Sağlık Bakanlığı üniversitelerden, meslek odalarından, uzmanlık derneklerinden de destek alabilir.

  • Unutmayalım; bu pandemi kısa sürede bitmeyecek, aşı için 12-18 ay gibi bir süre veriliyor.

Herkese değil, hastalığın semptomlarını (AS: belirtilerini) gösterenlere ve hasta olanların temaslılarına test yapıp üç haftalık tümden bir izolasyona ihtiyacımız var. Geriye kalan, aşının bulunmasını beklemek olacak.

*R0, etkenin üreme hızı, Bir infeksiyon etkeninin insandan insana yayılma potansiyelini gösterir. Tümüyle duyarlı bir toplulukta bir hastanın bulaştırıcı olduğu dönemde infekte ettiği insan sayısıdır. Ro>1 ise salgın oluşacaktır.
**https://www.imperial.ac.uk/media/imperial-college/medicine/sph/ide/gida-fellowships/Imperial-College-COVID19-NPImodelling-16-03-2020.pdf

Devlet ve salgınlarla savaş

Devlet ve salgınlarla savaş

Ahmet Yavuz
E. Tümg.
Cumhuriyet
, 28 Mart 2020

Ülkemizde gündem çok sık değişiyor. Birkaç ay geriye gittiğimizde İdlib vardı. Öncesinde Libya. Araya Elazığ depremi girdi. Daha evvel Doğu Akdeniz… Şimdi de Covid-19 ile yatıp kalkıyoruz. Bütün bunlar çok duyarlı bir kamuoyu yarattı. Çok faydalı bir tartışma konusunu da gündemin ilk sırasına koydu:

  • Devletin işlevi. Ne olmalı ve nasıl yapmalı?

Salgınla birlikte artık hayat farklılaştı. Her şey değişecek. Kendiliğinden olur mu? Asla… Arayış her zaman olumlu şekilde sonuçlanmaz. Önümüzdeki kavşak bizi ya daha iyiye ya da daha kötüye götürecek. Bizim elimizde.

Devletten beklenen üç temel işlev olmalı    :

1. Beka,
2. refah ve
3. demokratik yaşamın sürdürülmesi.

Bekadan kasıt bugün ve yarın ayakta kalabilmektir. Bu anlamda devlete düşen:

1. Günlük yaşamın aksaksız yürütülmesi.
2. Yarınlarda olabilecek savaş, salgın, deprem vb. olağanüstü durumlar için özel bir hazırlık içinde olunması.

Ülkemizde siyasi iktidarlar devleti kendi ideolojik hegemonyalarını kurmanın aracı olarak gördüğü için devletin ilk işi olan günlük işleri yürütme çabası ağır aksak ancak yürütülebiliyor. Çünkü önceliklendirme siyasileşiyor. İktidar, kurulu devlet yapısını daha iyi çalıştırmak yerine kendine uygun devlet yaratmaya çabalıyor. Mesela Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi (2020-11.5 milyar TL – Gazeteler) sekiz Vakanlığın bütçesini aşabiliyor. Kızılay ülkede daha çok ilaçlama yapmak varken Endonezya’da korona mücadelesinde destek verebiliyor (1).

Bunlar bir yana, 2017 referandumuyla “devlet hızlı çalışacak” gerekçesiyle “başkanlık sistemi”ne geçildi. Ancak devletten beklenen, etkin çalışmasıydı. Hızlı çalışmak ancak bunun bir parçası halinde anlamlı olabilirdi. Olmadığı görüldü…

Beka nasıl sağlanır?

Devletin günlük işleri yürütürken olağanüstü durumları da düşünmesi, tedbir alması gerektiğine yukarıda temas etmiştik. Bu nasıl olacak? Yanıtı basit: HAZIRLIKLA.

Büyük harfle yazdım, çünkü hazırlığın büyük ve kapsamlı olması gerekli.

“Devlet bugünün işini tam yapamıyorsa, yarına nasıl hazırlıklı olabilir?” diye sorabilirsiniz. Haklısınız. Bütün bunlar toplumsal bilinçle bağlantılı. Ben de bu yazıyı yaşanan krizden sonrasına ilişkin yazdım: Devlet günlük işleri eksiksiz yapacak şekle sokulmalı. Yetmez. Olağanüstü hallere de hazırlıklı olmalı. Yoksa bu topraklarda geleceğimizi güvence altına alma olanağı olmaz.

Nasıl?

Önce devleti doğru yapılandırarak, yeterli ve yerinde kaynak kullanarak, insanımızı eğiterek… Bu yazıyı yazarken devlet İstanbul Kanalı için ihale yapıyordu. Gerekli mi? Değil. Mevcut koşullarda uygun mu? Hiç değil.

Geçmişe doğru gidelim. Bir savaş halinde geri bölgede halkı işgalciye karşı örgütlemek maksadıyla TSK’nin Seferberlik Tetkik Kurulu vardı. Kozmik Oda aramasından sonra lağvedildi.

Deprem anında sivil halka yardım konusunda eğitilmiş birlikler vardı. Yeni Askerlik Kanunu yürürlüğe girdikten sonra artık yeterli düzeyde olduğunu sanmıyorum.

Daha eskiden, savaş halinde Kızılay tarafından kurulması öngörülen sahra hastaneleri; Ordunun kendi seyyar cerrahi hastaneleri vardı, devre dışı bırakıldı. Hastane haline getirilmesi planlanan yolcu vapurları vardı. Sanırım gündemden düşmüştür. Oysa günümüzde ABD ordusu New York’ta sahra hastaneleri kurmaktadır.

Yakın geçmişte TSK sağlık ordusu ortadan kaldırıldı; askeri sağlık sistemi bozuldu. Kamuoyunda maalesef konu askeri hastanelerin açılması talebi düzlemine indirgendi. Oysa askeri hastaneler, sistemde sondan bir önceki halkadır. Yaralı bir Amerikan askerinin şunu söylediği hikâye edilir:

“Seyyar Cerrahi Hastane levhasını gördüğüm anda yaşama bağlandığımı anlamıştım”.

Bu örneklerin eksiğini-yanlışını gidermek ve öbür kurumlara yaymak yerine olanları da ortadan kaldırdık.

İdeolojik yıkım

Geride kalan 15-20 yılda Türkiye ideolojik bir saldırının tutsağı oldu. En akıllı insanlar bile “savaş karşıtlığı” tercihleri nedeniyle Ordu düşmanı haline geldi. Bu yönelim, siyasal İslamcı iktidarı besledi. İktidar da her şeyi kendi varlığı temelinde ele aldı. Kendi varlığını ülke varlığına eşdeğer kıldı. “Kendisi için varlık” haline geldi. Zayıflaması bundan dolayıdır.

Ordu, onun için “darbe yapabilecek her türlü vasıtadan” soyutlanmalıydı. O yüzden Orduyu budadı. Oysa Ordu demek, aynı zamanda gelecekte Ulusun yaşamını tehdit edebilecek unsurları ortadan kaldırmanın kalesi, güvencesi, kaldıracı, omurgası demektir. Mevcut devlet teşkilatı günlük işleri yapmaya odaklı olacağına göre, olağanüstü durumlara hazır bekleyen bir yapıya her zaman ihtiyaç vardır. Bu yapı, Ordudur. Ya da barıştan itibaren ona eklemlenmeye hazır kuruluşlar olmalıdır. Devreye anında girecek şekilde…

Senaryolar

Milli Güvenlik Kurulları ve Ordular, senaryolara dayalı planlar yaparlar. Büyük-küçük demeden tehlikeler sıralanır. Sonra bunlar öncelikli kılınır. Gerekli istişarelerden sonra devletlerin “Kırmızı/Beyaz Kitaplar”ı bunları yasal zemine oturtur. Ardından her birine karşı koyacak planlar hazırlanır. Bunlar tatbikatlarla da denenir. Geriye dönüp bu tatbikatlardan komplo teorileri üretmek de eğlenceye dönüşür! Bugün olduğu gibi…

Günü geldiğinde bu planlar küçük düzeltmelerle, güncellemelerle yaşama geçirilir; çünkü planlananla karşı karşıya kalınan arasında her zaman bir fark olur.

Örneğin devletlerin “angajman kuralları” vardır. Orduların da “alarm planları” olur. İkisi birbiriyle bağlantılıdır. Hangi gelişmede hangi önlemin alınacağı yazılıdır. Savaş olursa yeni planlar devreye girer.

  • Eğer Sağlık Bakanlığı’nın elinde önceden hazırlanmış bir salgınla mücadele planı olsaydı, maçlar oynanmaz, camiler de ibadete anında kapatılırdı.

Eskilerde hükümetlerin elinde “savaşın acil ödeneği” olarak adlandırılan bir kaynak olurdu. Şimdi var mı, bilmiyorum. Harp ekonomisi diye bir kavram vardı. Bu kaynak onun bir parçasıydı. Fabrikaların, alanlarına göre ellerindeki işleri daha önceden belirlenmiş ürünlere yönlendirmesi mecburiyeti vardı. Sanırım özelleştirmelerden sonra bunlar hayal olmuştur.

Amerikan Ordusunun bir bölümü 1929 dünya büyük ekonomik buhranında tarım ordusuna, inşaat ordusuna dönüştürülmüştü. Acaba köylerin boşaldığı bir ortamda benzeri yapılamaz mı? İşsiz gençlerimizden bir hizmet ordusu kurulamaz mı? Kurulabilir. Eğer hazırlıklı olunursa…

Olağanüstü durum tedbirlerinin hazırlığı yapılmazsa felakete davetiye çıkarılmış olur. 1. Dünya Savaşı’nın öncesinde ve içinde iktidar sahiplerinin birçok yanlış kararı vardı. Bunların stratejik sonuçları olmuştur. Sarıkamış faciası bunlardan biriydi. Yine Kafkas Cephesi’nde bazı birlikler, yeterli idari hazırlık yapılmadan verilen sefer emirleri yüzünden hayvanlarını keserek yemek zorunda kalmıştır. Yetersiz beslenme yanında giyecek, temizlik malzemesi yokluğu tifüs salgınına, firarlara yol açmış ve bunlar çatışmada verilen zayiatın önemli bir parçasını oluşturmuştu (2).

Rehber: Akıl ve Bilim

Savaş yalnızca silahlı kuvvetlerle yapılan bir faaliyet değildir. Alanı da yalnızca askeri olmaktan çıkmıştır. Savaş, bekaya yönelik her şeye karşı yapılır. Salgınlara, yangınlara, depremlere, paralel devlet yapılanmalarına, darbecilere, hatta ideolojik saldırılara…

Ayakta kalmamızı sağlayan her şeyi yaşatmak, yıkılmamıza yol açacak her şeye karşı koymak için…

Evet, “bir şey değişir, her şey değişir” söylemi doğrudur. Ama her şeyin nasıl şekilleneceği tercihlerimize, içten çabalarımıza ve kendi irademize bağlıdır.

O irade ise aldığımız mirasta gizlidir:

  • Aklı ve bilimi merkeze koymak ve onu rehber edinenleri iktidar kılmak

Siyasetin bizleri içine hapsettiği dar kalıpları kırma becerisi gösterilmeden çıkış yok…

(1) sozcu.com.tr, 24 Mart 2020.
(2) Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, II. Cilt, 2’nci Kısım, Kafkas Cephesi, 2’nci Ordu Harekâtı, 1916-1918, Genelkurmay, 1978, s. 269 vd.

We’ll lose ‘World War C’ against the coronavirus if we don’t fight the right way

We’ll lose ‘World War C’ against the coronavirus if we don’t fight the right way

ABD CDC eski başkanı Dr. Tom Friden’in çok önemli bir makalesini paylaşmak istiyoruz.

Makaleyi dikkatimize getiren Prof. Dr. Toker Ergüder‘e teşekkür ediyoruz.

Dr. Ahmet SALTIK, 28.0.2020
****

We'll lose 'World War C' against the coronavirus if we don't fight the right way
© UPI Photo


This is war. It is “World War C,”
humans against the coronavirus.

In a war, a strategy is important and so is organization. For rapid, effective action to fight epidemics, the best practice is to use an incident management system. Every country needs one, but it’s not clear that the U.S. has one today.

As of today, organization of the U.S. response remains unclear. What is the role of the Federal Emergency Management Agency (FEMA) concerning the vice president, the White House Coronavirus Task Force, the chairman of the task force, and the White House Coronavirus coordinator?

The FEMA operation does use an incident management system, but does it feed information to the White House to be the basis of careful assessment of policy options — for example, guidelines for when to relax physical distancing? What role is the U.S. Centers for Disease Control and Prevention (CDC) playing? In every infectious disease response since the CDC was created nearly 75 years ago, it has been central to the U.S. response. Sidelining, the CDC will cost time and lives.

For example, the administration rightly notes that private industry is eager to help with masks, ventilators and other critical supplies. Forcing them to do so may be appealing to some but is probably unnecessary. What the White House seems to fail to understand is that to be effective, industry efforts must be carefully coordinated by the federal government.

Real-time data is essential to make, assess and revise policy decisions and program implementation. The better we understand how the virus spreads and how to stop its spread to health care workers and in the community, the better we limit health and economic harm.

When we know what proportion of infections are spread by pre-symptomatic and asymptomatic people, we can better target contact tracing, isolation of patients, and quarantine of exposed people. If we learn that children rarely spread infection, reopening schools and daycare centers will be an easier decision. The urgent need for real-time, accurate data is one of the reasons the absence of the CDC is so dangerous — the CDC is the part of the federal government that is best placed to answer (and to help others answer) many of the most important questions.

During the 2014-2016 Ebola epidemic, the CDC produced a weekly dashboard of the most important interventions, objectively grading each in every affected country as red, yellow or green. For Ebola, interventions were in five domains: command and control, surveillance and epidemiology, case management (including laboratory testing), essential health services, and effective communication.

The dashboard focused attention on interventions most likely to stop the epidemic. With COVID-19, the same five domains are essential; two additional domains are physical distancing and providing social and economic support. Once the priorities are clear, then data, guidance, and useful tools can be cascaded from national to state, city and community levels.

Details and management matter. Here’s a starter set of 10 areas to be tracked both nationally and in every state and community:

  1.  A well-organized emergency management system with empowered incident managers aligned with political leaders.

  2.  Testing available for every patient with pneumonia within four hours, every symptomatic person within 12 hours, and capacity for drive-through testing.

  3. Start contact tracing within hours of case identification; identify contacts for >95 percent of cases, track >95 percent of contacts, test 100 percent of symptomatic contacts, and monitor >95 percent of quarantined contacts for 14 days.

    This is an enormous undertaking, and both trained people and practical digital tools will be essential. China tracked 685,000 contacts — with fewer cases than the U.S. has.

  4. Provide daily briefings with accurate and timely numbers of those infected, ill and deceased, epidemiologic trends and analysis, along with updated guidance from credible spokespeople.

  5. Protect health care workers with policies, training, and personal protective equipment.

  6. Be sure health care systems can safely surge for large numbers of mildly ill patients, a large increase in patients needing intensive care, and patients needing ongoing, non-coronavirus-related care.

  7.  Be able to resume targeted or general physical distancing if needed rapidly.

  8. Support nutrition, learning, mental and physical health and well-being, and social needs during isolation and quarantine.

  9. Engage communities, obtaining information from the public through surveys, assessing adherence to physical distancing recommendations, and using findings of these surveys to improve the effectiveness and reduce the disruption of measures taken.

  10.  Coordinate with states and localities so guidance and policies are implemented within 24 hours of publication.

Achieving targets such as these through clear, accountable incident management systems will reduce infections and deaths. They also will provide the critical data needed to decide when and how to re-open schools, workplaces and the rest of the economy. When health care is ready to surge and public health can test, isolate, trace and quarantine contacts, then it may be safe to loosen the faucet and begin to resume normal activities gingerly.

The group I lead, Resolve to Save Lives, advises countries around the world on how to prepare for and respond to epidemics. Until the United States has a best-practice incident management structure that organizes operations and supplies information for the decisions of our political leadership, and which fully integrates the CDC, we are not even organized for battle.

Dr. Tom Frieden is the former director of the U.S. Centers for Disease Control and Prevention and former commissioner of the New York City Health Department. He is president and CEO of Resolve to Save Lives, a global non-profit initiative funded by Bloomberg Philanthropies, the Chan Zuckerberg Initiative, and the Bill and Melinda Gates Foundation and is part of the global public health organization Vital Strategies. Resolve to Save Lives works with countries to prevent 100 million deaths and to make the world safer from epidemics.
Dr. Frieden is also a senior fellow for global health at the Council on Foreign Relations. Follow him on Twitter @DrTomFrieden.