Bilge insan Cahit Kayra’yı yitirdik

Bilge insan Cahit Kayra’yı yitirdik

Alev CoşkunAlev COŞKUN
Cumhuriyet, 02 Şubat 2021

Cumhuriyetçi, Atatürkçü, aydınlanmacı, bilge Cahit Ağabey, yazdığın ölmez eserlerle yurduna ve Atatürk Cumhuriyetine karşı görevini yüksek düzeyde yaptın. Kitapların gelecek nesillere yol göstericilik yapacaktır. Rahat uyu…

Bilge insan Cahit Kayra’yı sonsuzluğa uğurladık. Cahit Kayra kimdir, sorusunun yanıtı şöyledir:

Atatürk Cumhuriyetinin ürünüdür.
– Saygın bir devlet adamıdır.
– Cumhuriyet ilkelerine ve Atatürk’ün aydınlanma devrimlerine bağlıdır.
– Bir bilge kişidir.

Cahit Kayra, I. Dünya Savaşı sürerken 1917 yılında İstanbul’da doğdu. Cumhuriyetin ilan edildiği yıl, 6 yaşındaydı.

Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1938 yılında mezun oldu. Maliye Müfettişliği imtihanını kazanarak 21 yaşında devlet hizmetine girdi. Bu hizmet, 1972 yılına kadar kesintisiz 34 yıl sürdü.

Kayra, Maliye Bakanlığı’nda müfettişlik, Gelirler Genel Müdürlüğü Müşavirliği gibi çeşitli kademelerde görev yaptı. Ayrıca PTT Genel Müdürlüğü, Türkiye Odalar Birliği ve Türk Havayolları Müşavir ve Murakıbı, Ticaret Bakanlığı Dış Ticaret Dairesi’nde uzman, Maliye Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, Avrupa İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı Nezdinde Heyet Başkanı, Maliye Bakanlığı Tetkik Kurulu Başkanı, Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu üyeliği, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Okulu ve Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü Öğretim Görevlisi olarak görev yaptı.

SİYASAL YAŞAMINA GİRİŞ

Cahit Kayra ile 1972 yılında tanıştık. O, devlet hizmetinden emekli olmuş, ben de doktoramı tamamlamış, ABD’den henüz dönmüş, Hacettepe Üniversitesi ekonomi bölümünde öğretim üyeliği görevine başlamıştım.

Cahit Kayra, 56 yaşında ben ise 37 yaşındaydım. Her ikimiz de CHP Genel Başkanı Ecevit’in danışmanıydık. Partinin programını ve seçim bildirgesini hazırlayan ekibin içindeydik.

KONTENJAN

1973 genel seçiminde CHP Genel Merkezi, bütün Türkiye’de 15 kişilik kontenjan kullanmıştı.

Cahit Kayra, Ankara’dan, Hasan Esat Işık Bursa’dan, Prof. Haluk Ülman ve Nejat Ölçen İstanbul’dan, Erol Çevikçe Adana’dan, Erol Tuncer Gümüşhane’den, Kasım Parlar Çorum’dan, Malik Yılmaz Hatay’dan, ben de İzmir’den aday gösterildim.

1973 seçimleri sonrası kurulan CHP-MSP koalisyonunda Cahit Kayra, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na getirildi. Meclis’te bilgisi, ciddiyeti ve dinginliği ile her partiden milletvekillerinin sevgi ve saygısını kazandı. Kayra, 1977 seçimlerine girmedi, siyasi yaşamın dışında kaldı.

KALIN DEFTER

Cahit Kayra ile Merkez Yönetim Kurulu’nda birlikte olduk. Kalın bir defteri vardı. Tüm konuşmaları not alırdı. Bu durumu Bakanlar Kurulu’nda da aynen uygulamıştır. O dönemde birlikte çalıştığımız eski İmar Bakanı Erol Tuncer’e de sordum. O da bu kalın deftere işaret etti. Bu deftere aldığı notlarından daha sonra Turan Güneş’in Siyaset Şiirleri” adlı kitabı ortaya çıkmıştı.

BİLGE CAHİT KAYRA

1980 sonrası Cahit Kayra’nın en çok ürün verdiği dönem başlıyordu. Bilge Cahit Ağabey dönemi başladı dersek hata yapmamış oluruz. Kayra, bu dönemde ( 1980-2020) tam 45 kitaba imza atmış bulunuyor. Bunların 10’u inceleme, 8’i öykü olmak üzere anı, gezi, mizah, derleme ve çeviri kitaplarıdır. Cahit Ağabey’in yaşamöyküsü aslında Cumhuriyetin yaşam öyküsüdür. Kitapları Cumhuriyeti anlatır.

O’nun kitapları bir uçtan bir uca değişik konuları içerir.

Adeta türlü çiçeklerden derlenen bir demettir. Örneğin, “1930 kuşağı”, “Sevr Dosyası”, “Varlık Vergisi” inceleme alanında yükselirken, “Bir Mavi Yolculuk”, “Bodrum üzerine Çeşitlemeler”, “Telefon Defteri”, “Marjinal Şiir Teorileri”, “Bilgeler ve Balıklar” gibi kitapları okuyucuyu başka dünyalara götürür. Öte yandan “İstanbul’un Yokuş ve Merdivenleri”, “Kadıköy, Vaniköy, Çengelköy”, “Bebek”, “Sümbül Dağı’nın Karları” bambaşka alanlarda yazılmış kitaplardır.

ÇOK YÖNLÜ

Cahit Kayra, çok yönlü bir yazar, alçakgönüllü bir aydın, gün görmüş bir İstanbul beyefendisiydi. Deneyim ve birikim sahibi bir bürokrat ve devlet adamıydı. O, vatanına aşkla bağlı olan, tam Cumhuriyetçi ve Atatürkçü bir yurtseverdi.

CUMHURİYET EKONOMİSİNİN ÖYKÜLERİ

Cahit Kayra, tek partiyi, çok partili sisteme geçişi, Türkiye’deki siyasal çalkalanmaları, kimi zaman sorumlu bürokrat, kimi zaman politikacı, kimi zaman duyarlı bir aydın olarak yaşadı. Cahit Kayra’nın kitapları birbirinden değerlidir ancak “Sevr Dosyası”, “Savaş, Türkiye ve Varlık Vergisi” ile üç ciltlik “Cumhuriyet Ekonomisinin Öyküsü (1923-2011)” eserleri siyasal ve toplumsal yaşamımız için çok önemlidir.

“Sevr Dosyası” kitabı, Sevr’in belgelerini inceler. Üç ciltlik “Cumhuriyet Ekonomisinin Öyküsü”, bir öykü tadında Cumhuriyetin kazanımlarını anlatır. Alt başlığı da “Karma Ekonomi: Doğrular-Yanlışlar” adını taşır. “Varlık Vergisi” kitabı başlı başına önemlidir.

DÜŞÜN BİRLİĞİ

Cahit Ağabey ile partide ve TBMM çatısı altında çalışmış, 1980’den sonra her ikimizde günlük politikadan uzaklaşmış, yazın yaşamına girmiştik. Cahit Ağabey’le düşün birliği içerisindeydik. Zaman zaman telefonda da olsa uzun sohbetler yapardık. 2000’li yıllarda, Varlık Vergisi yeniden gündeme gelmişti. Bilir bilmez kişilerce çekiştiriliyor, tartışılıyordu.

‘VARLIK VERGİSİ’ KİTABI

Bu kitap 2010’da yazıldı ve 2011’de yayımlandı. Cahit Ağabey’e ben, kitabı yazması için çok dil döktüm. Kitabın giriş kısmında Sayın Kayra şöyle yazmış:

“Giderek, Varlık Vergisi üzerindeki yayınlar, bir anlamda yoğunlaştı ve tedirgin edici bir hal aldı. Ve bir gün arkadaşım Alev Coşkun’dan bir tür uyarı geldi. Benden Varlık Vergisi’ni yaşayan sonuncu Maliye Müfettişi olarak, kapsamlı ve aydınlatıcı bir çalışma yapmamı istedi. Bunu, Murat Katoğlu’nun uyarısı, özendirisi izledi. Coşkun ve Katoğlu, benim bu konuda bir çalışma yapmamın bir görev ve sorumluluk olduğu üstünde ısrar ettiler.” (Varlık Vergisi, syf. 17-18)

BİR GERÇEK

Sonunda kitap 2010’un ekim ayında tamamlandı. İlhan Selçuk’u Haziran 2010’da kaybetmiştik. O sırada Cumhuriyet Vakfı Başkan Vekili’ydim. “Varlık Vergisi” kitabının basımı için kitabı sevinerek Cumhuriyet Kitapları Yayın Kurulu’na verdim. Kurul içindeki kimileri sekter davranarak Cahit Ağabey’in kitabının basılmasına karşı çıktı.

Kim bilir neden karşı çıktılar. Burada anlatmaya gerek yok. Ama Varlık Vergisi olayını bizzat yaşamış bir Maliye Müfettişi’nin kitabının basılmasına karşı çıkıyorlardı, kendilerini çok bilmiş sayan kimi kişiler.

BİR UTANMA

İlhan Ağabey sağ olsaydı, kuşkusuz bu durumu düzeltirdi. Ama onu yitirmiştik. Bir utanma duygusu içinde Cahit Ağabey’in evine gittim ve durumu anlattım. Kitabın basılamayacağını söyledim, beni affetmesini rica ettim.

Bilge insan Cahit Kayra, “Zaten bunu bekliyordum” diyerek beni teselli etti. Çok kısa sürede Tarihçi Kitabevi sahibi Sayın Necip Azakoğlu, konuya sahip çıktı ve kitap Şubat 2011’de yayımlandı.

Cahit Kayra, kitabın açıklamalar kısmında şunları yazmış:

“Tarihimizle yüzleşmek adı altında ikinci Cumhuriyetçilik akımı diye yeni bir düşünce akımı belirdi. Ve birden bazı gazeteciler ve yazarlar Varlık Vergisi konusunu yeniden açtı. Yani uygulamadan yarım yüzyıl sonra konu hatırlanmış oldu.

(…) Bir yazar, Varlık Vergisi zemini üstünde olayları çarpıtarak bir roman yayımladı. “Aşkale Yollarında Haksızlık, Aşk, Hüzün…” (…) Medyada tanınmış, tanınmamış yazarlar Varlık Vergisi üzerine kitaplardan ya da ağızdan anlatılanlardan öğrendiklerine, işittiklerine dayanarak yazılar yazdı. İddialar, kötülemeler sergilediler.

Verimli bir kaynak bulduklarını düşünen ikinci Cumhuriyet yandaşı akademisyenler de boy boy kitaplar çıkardı, konferanslar verdi, televizyonlarda açık, kapalı oturumlara çıktılar. Tümüyle Varlık Vergisi formatı altında Türkiye’yi, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve o tarihlerde memleketi yöneten insanları kötülemeye yönelik olan bu kampanya, dikkat çekici bir şekilde sürdü. Savaş yılları sırasında genç bir Maliye Müfettişi’ydim. 1941 yılında, birinci askerlik hizmetimden terhis olmuştum. Varlık Vergisi çalışmalarına en genç, en küçük yaşta, en kıdemsiz müfettiş olarak katıldım.

HOYRAT ELLERDE HIRPALANMA

“Bugün, o çalışmaya katılan müfettişlerden hiçbiri sağ değil. Ben, yaşamımın sonuna geldim. (…) Sosyal görev ve fonksiyonlarımı çoktan tamamladım ama bizim çocukluğumuzda ve gençliğimizde, haklı umutlarla bağlandığımız Kemalist ideallerin hoyrat ellerde hırpalandığını görmekten hüzün ve ezâ duyuyorum. Varlık Vergisi konusunda; o dönemi yaşamamış, o dönemi bilmeyen, anlamayan, belki de kasıtlı olarak anlamaz görünen insanlar tarafından, yanlış ve haksız yere eleştirilmesini hoş görmek gibi bir hakkım olmadığını düşünüyorum. Bu kitabı bu nedenle yazdım.”

İşte Cahit Kayra budur; sorumluluk duygusu taşıyan Cumhuriyet aydını…

TARİHSEL GERÇEKLER

Kayra, bu kitabıyla Varlık Vergisi’nin tarihsel gerçeklerini ortaya koymuştur. Türkiye’nin dört bir yanında savaş var. 1 milyon genç askerde. Bunların her türlü ihtiyaçları karşılanacak. Vergi sadece gayrimüslimlerden değil, Türklerden de alındı. Kitap ABD, İngiltere ve Avrupa’daki o yıllarda alınan önlemleri de anlatır. Örneğin ABD’de kazancın yüzde 94’ü, İngiltere’de yüzde 100’ü ve Almanya’da yüzde 85’inin alındığını belirtir. Varlık Vergisi’nin bir facia olmadığını, bir gereksinme olduğunu belgeleriyle ortaya koyar.

Kayra diyor ki “Tarihle yüzleşmek, uygar bir toplum için kaçınılmaz bir onur sorunudur, bir zorunluluktur.”

EN SON KİTAP

Cahit Kayra’nın en son kitabı daha birkaç ay önce Tarihçi Kitabevi’nden çıkan “Bir Çalışma Odası” adını taşıyan ve çalışma odasının tarihi bağlarını anlatan muhteşem bir kitaptır.

CUMHURİYET’E HİZMET EDİYORSUN

Cahit Kayra, kuşkusuz 70 yıldır Cumhuriyet okuyucusuydu. Cumhuriyet Vakfı Başkanlığı görevine geldikten bir yıl sonra, Tarihçi Kitabevi beni İnönü üzerine bir söyleşiye çağırdı. Cahit Ağabey, orada Cumhuriyet gazetesinin kendi ideolojik çizgisine dönüşünden doğan mutluluğunu belirtti. Bana, “Unutma, şimdi yaptığın görev, bugüne kadar yaptıklarından daha önemlidir ve onurludur” dedi.

Cahit Ağabey, onurlu bir bürokrat, saygın bir politikacı ve bilge bir yazar olarak memleketine hizmet ettin. Cumhuriyetçi, Atatürkçü, aydınlanmacı, bilge Cahit Ağabey, yazdığın ölmez eserlerle yurduna ve Atatürk Cumhuriyeti’ne karşı görevini yüksek düzeyde yaptın. Kitapların gelecek nesillere yol göstericilik yapacaktır. Rahat uyu Cahit Ağabey…

LOZAN DELİNMEYE DEVAM EDİYOR !!!

Kimden: Mehmet Ali KÖRPINAR <korpinar@istanbul.edu.tr>
Tarih: 23 Temmuz 2013 10:44

LOZAN DELİNMEYE DEVAM EDİYOR !!!  

Değerli arkadaşlar,
Geçen yıl sizlere sunduğum yazımı izninizle, bu yıl da yayınlamak istiyorum.
Çünkü
AB-D emperyalizmi tarafından güzel ülkemize karşı sürdürülen bölücü politika aynen devam ediyor.
Sevgi ve saygılarımla.
Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
portresi
 
LOZAN DELİNMEYE DEVAM EDİYOR !!! 
“Bu antlaşma, Türk ulusuna karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış, büyük bir yok etme eyleminin yıkılışını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasal utku yapıtıdır!” Mustafa Kemal ATATÜRK  
Değerli Arkadaşlar,
Lozan’da karşı tarafın pek çok önerisinin, İsmet İnönü tarafından kabul edilmemesi İngiliz Lord Curzon‘u rahatsız etmiş ve ‘Paşa paşa ne önersek ret ediyorsunuz. Neyinize güveniyorsunuz acaba? Ret ettiğiniz önerileri cebimize koyuyoruz.
Bizden yardım istemeye geldiğinizde cebimizden çıkarıp teker teker önünüze koyacağız..’
 demesi üzerine İsmet İnönü, ‘Şimdi istediklerimiz aynen kabul edilsin, yardım istemeye geldiğimizde önerilerinizi değerlendiririz’ yanıtı, bağımsızlığımıza nasıl sahip çıktığımızın çok anlamlı bir kanıtı olarak tarihe altın harflerle geçmiştir. 
Güzel ülkemizin kuruluş belgesi olan LOZAN Antlaşması‘nın 89. yıl dönümünü yaşıyoruz. Ancak AB-D emperyalizmi hala bu antlaşmayı delmek ve yok etmek için çeşitli yöntemler kullanmaktadır. Örneğin;
·         ABD denetiminde kurulan GÜNEY KÜRDİSTAN DEVLETİ’nin tek resmi dilinin KÜRTÇE olduğunu belirleyen anayasasında, bağımsız bir KÜRDİSTAN kurulmasını öngören SEVR ANTLAŞMASI gündeme getirilerek, Kürtlere self-determinasyon hakkını 62, 63 ve 64. maddeleriyle veren 1920 SEVR ANTLAŞMASI, 1923 LOZAN ANTLAŞMASI ile iptal edilmiştir denilmektedir (6 Ekim 2006, Cumhuriyet, Bahadır Selim Dilek).
·         Roma’daki NATO kolejinde ABD’li bir Albayın BÖLÜNMÜŞ TÜRKİYE HARİTASI ile brifing vermesine gösterilen tepkiler yüzünden ABD Genelkurmay Başkanı Peter Race, Türk Genelkurmayından özür dilemiştir (30.09.2006 Milliyet). Yani ülkemizin bölünmesini ve SEVR’i yeniden uygulamak isteyenler, çizdikleri haritaları masa üzerine koymaya başladılar.  
·         AB üyeliği vaadi ile 1995’te Gümrük Birliği anlaşmasını yaptık (zararımız 200 milyar $), 21.06.2001’de Uluslararası Tahkim Yasası‘nı çıkardık. AB müzakere koşulları ile ülkemizde 13.06.2007’de İkiz Yasaları ve 27.02.2008’de Vakıflar Yasasının çıkarttırdılar. Çünkü AB’nin Türkiye Temsilciliği Siyasi İşler Müsteşarı
Martin DAWSON, Vakıflarla ilgili yasa neden çıkmadı diye Anayasa Kom Bşk. Sn. Köksal TOPTANI sigaya çekiyordu (06.07.2006, Cumhuriyet).  
·         ULUSAL ONUR VE SAYGINLIĞIMIZIN korunması için yasalaşan TCK
301. maddede
 yapılan değişiklikle Türklüğe hakareti serbest bıraktık.
Şimdi de
KKTC’nin yok sayılmasını ve Ruhban okulunun açılmasını istiyorlar.  
·         AB, yine öne sürdüğü yeni koşullar ile yalnızca Musevi, Rum ve Ermenilerin
azınlık olarak kabul edildiği Lozan Antlaşması’na aykırı olarak
yeni azınlıklar
tarif etmeye çalışmaktadır. 
Kürt kökenli vatandaşlarımızı da azınlık olarak bize
kabul ettirmek amacındalar. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanımızın İtalya seyahatinde de söylediği gibi Kürt kökenli vatandaşlarımız bu ülkenin azınlığı değildir. 
·         AB çatısı altında 5. kez KÜRT SORUNU için toplantı yapıldı. Bu toplantıya katılanlar 6. toplantının TBMM çatısı altında yapılmasını önerdiler. Toplantı sonunda da LOZAN Antlaşması’nın yeniden yorumlanmasını istediler. Yani 45 yıldır üye olmayı düşlediğimiz ancak daha kendi anayasası olmayan emperyalist AB, ülkemizin kuruluş belgesi sayılan LOZAN Antlaşması’nı gündeme getirmek istiyor!!!
·         Yine Banu Avar’ın 15.01.2007 günü TRT-1 de sunduğu SINIRLARIN ÖTESİNDE programında, İngiltere’deki siyasilerin ve medya yöneticilerinin ülkemiz hakkındaki emperyalist görüşlerini dile getirdi. Onlar da ülkemizde bir Kürt azınlığı olduğunu öne sürmektedirler. Osmanlıyı bitirmek için imzalatılan SEVR Antlaşması’nın koşullarını, hala devam ettirmek çabası içinde olduklarını görmek bizler için çok önemli uyarıdır. Bu uyarıları içimizdeki AB uşağı olan ve KAREN FOG’un çocukları diye anılan hainlerin de duymasını dilerim. 
·         Lozan Antlaşması’nın delinmesine bir başka örnek: 
Yedikule Surp Pirgiç Ermeni Hastanesi Vakfı’nın Türkiye aleyhine yaptığı başvuruyu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önceki gün kabul edilebilir bularak,
esastan inceleme sürecini başlattı. 1832’de kurulan vakıf, mahkemeye yaptığı başvuruda Türkiye’de Müslüman olmayan dinsel azınlıklara ait vakıfların
mülk edinmeleriyle ilgili mevcut yasal düzenlemelerin Lozan Antlaşması’yla kısıtlandığını belirtti ve bu durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne
aykırı olduğunu savundu. AİHM, azınlık vakıflarının mülk düzenlemelerini Lozan’ın kısıtladığını öne süren Ermeni vakfının şikâyetini incelemeye aldı. AİHM, geçen yıl da aynı gerekçelerle Türkiye hakkında şikâyette bulunan Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı’nın başvurusunu kabul edilebilir ilan etmişti. 
(22.07.2005, Milliyet, Güven Özalp, Brüksel). 
Günümüzde ise gerek Lozan Antlaşması’nı imzalayanlar ve gerekse de imzalamayanlar ortak bir amaç için fırsat kollamaktadırlar. O da Lozan Antlaşması’nı delmek ve böylece ülkemizin bölünmez bütünlüğüne son vermektir. Örneğin 20 Ekim 1921’de Fransa ile imzalanan Ankara Antlaşması ile Güney sınırımız belirlenmiştir. Lozan Antlaşması ile de Güney sınırlarımız teyit edilmiştir. Ancak söz konusu iki antlaşmayı da imzalayan Fransa’nın okullarında okutulan coğrafya derslerinde kullandıkları haritalarda Güneydoğu Anadolu Kuzey Kürdistan ve Doğu Anadolu da Ermenistan olarak saptanmış durumdadır. 
Sayın Başbakanımızın AB için, “Bizi bölmek istiyorlar” saptaması, 16 Aralık 2004 tarihli Ek Protokolde bulunan 23. madde ile açıkça dile getirilmektedir. 
  • Türkiye 1959 ve 1960 Zürih ve Londra Anlaşmalarına göre Kıbrıs için garantör devlettir. 
Bu antlaşmalara göre Türkiye’nin üye olmadığı hiçbir kurum ve kuruluşa üye olamayacak diye anılan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, AB’ye üye yapılmıştır!  
Ülkemizin garantör hakları ile 1974 Cenevre Antlaşması’na göre Kıbrıs’ta 2 eşit otonom yönetim bulunduğu, taraflarca kabul edilmiştir. Şimdi ise Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, yeni dönem AB başkanı olarak ülkemizin geleceğine ipotek koyma isteğini
açıkça belirtmekte ve
Kıbrıs’taki askerimizi işgalci olarak tanımlamaktadır.  
Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve birçok ülkeye örnek olan yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ilke ve devrimleri, AB tarafından en büyük engel olarak görülmektedir. Hollandalı 30 yıllık politikacı, Hıristiyan Demokrat parlamenter
  • Oostlander tarafından Mart 2003’te hazırlanan ön raporda, KEMALİZM ilkeleri, AB’ye üye olmamız için en büyük engel olarak tanımlanmıştır. 
Yine Avrupa Parlamentosu’nun bir İngiliz milletvekili Andrew Duff da basın toplantısı düzenlemiş ve şöyle demişti:
  • Devlet dairelerinden Atatürk’ün resimlerinin kaldırılması zamanı geldi. Türkiye bunu yapmalıdır.’ 
Neden ondan bu kadar korkuyorlar, neden O’nun ilke ve devrimlerinden bu denli çekiniyorlar? Lütfen düşünün ve gereken yorumu yapın. 
Değerli arkadaşlar,
2013 yılı, dünyanın ekonomik açıdan çok zor bir dönemi olacak. Gerek AB ve gerekse de ABD için ekonomik yorumlar iç açıcı değil. Umarım güzel ülkemizde ekonomik önlemleri gereğince alır ve namert’e muhtaç olmayız. Çünkü 90 yıl önce Lord Curzonun, LOZAN görüşmeleri sırasında dile getirdiği dilekleri,
“Borç alan emir alır” özdeyişi ile çok güzel açıklanmaktadır.  
Lozan antlaşmasının güzel ülkemizin geleceği için önem ve değerini anlamak için öncelikle SEVR Antlaşması’nı iyi algılamak ve yorumlamak gerekir. Bu konuda
Sayın
Hasan Pulur’un 23.08.2003 tarihli BİR SEVR HİKAYESİ başlıklı yazısını aşağıda bilgilerinize sunmak istedim.  
Sevgi ve saygılarımla (23.07.2012). 
Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
===========================================
Bir Sevr hikâyesi 
Hasan Pulur
EVET, biz “Sevr Antlaşması’nı buruşturup tarihin çöplüğüne attığımızı” sanırken, “onlar” bu Antlaşmayı derin dondurucuda bekletip her fırsatta önümüze çıkarmaya çalışmışlardır. Erhan Bener “Bürokratlar“ın üçüncü cildinde anlatır… 
Yıl, 1966, Erhan Bener, OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü)
Türkiye temsilciliğinde görevlidir, Baştemsilci Cahit Kayra’dır.
 
Türkiye’nin bu örgütle ilişkisi nedir? Her zamanki gibi: Para! Türkiye, borç, kredi, kısacası para aramaktadır. 
Baştemsilci Cahit Kayra, cumartesi günleri temsilcilikte çeşitli konuların tartışıldığı toplantılar düzenler, dünya sorunları, sanat ve kültür olayları gibi… 
OECD Yardım Konsorsiyomu’nun, Türkiye’ye yapılacak yardım için, ileri sürdüğü koşulları adeta Osmanlı devletine kabul ettirilen Duyun – u Umumiye koşullarına benzeten Cahit Kayra, Fransız Devlet Yayınları Kurulu’ndan bir Sevr Antlaşması aldırır, okuyunca o kadar ilginç bulur ki, ilk cumartesi toplantısını buna ayırır. 
ERHAN Bener anlatır, antlaşma incelendikçe görülür ki, Sevr’in ekonomik ve mali hükümleriyle, OECD konsorsiyomunun şartları arasında tıpatıp uyum vardır: 

“Konsorsiyomun hazırladığı metinlerdeki birçok tümcenin, Sevr Antlaşması’nın metninde hemen hemen aynen yer aldığını gördük.”
 
CAHİT Kayra da şöyle der: “Bizim okullarda Sevr Antlaşması’nı yalnızca imparatorluğun coğrafya bakımından parçalanmasını sağlayan bir Antlaşma diye okuturlar.
Oysa içindeki ekonomik, mali hükümler bu parçalanmadan çok daha önemlidir.
Daha sonra, Lozan Antlaşması sırasında, toprak parçalanmasına önem vermeyen sömürgeci devletler, Sevr’in ekonomik ve mali hükümlerini uygulamakta çok direnmişlerdi. Bana kalsa, okullarımızda, Lozan’dan çok, Sevr Anlaşması’nı okutmak gerekir. O zaman gençlerimiz bugünü daha iyi anlayabilirler.”
 
Toplantıya katılanlar, başta Erhan Bener, Paris’teki Devlet Yayınevine giderek
“Sevr Antlaşması”ndan birer tane isterler. Maalesef yoktur, çünkü Fransız Dışişleri Bakanlığı satışı durdurmuştur! 
Ama Cahit Kayra’nın elindekini de alacak değillerdir ya! Bu nüsha 1997 yılında Cahit Kayra’nın yorumuyla Türkiye’de yayımlanır. (Boyut Kitapları) Meraklısı gider alır, okur. 
Demek ki, isteyen Sevr’i unutsun, isteyen unutturmaya çalışsın, “onlar” derin dondurucu da “Sevr”i saklamaktadırlar. 
Son örnek… Amerika ne diyor?  “Irak’a asker gönderirsen, krediyi alırsın!” diyor.