BİLİMSEL HIRSIZLIĞIN CEZALANDIRILMADIĞI ÜNİVERSİTE ÇÖKMÜŞTÜR!

Dostlar,

Ege Üniversitesinden emekli saygıdeğer hocamız Prof. Kayıhan Kantarlı,
önemli bir yaraya parmak basıyor :

  • BİLİMSEL HIRSIZLIĞIN CEZALANDIRILMADIĞI ÜNİVERSİTE ÇÖKMÜŞTÜR!
  • Bilimsel hırsızlıkla Dünya ikincisiyiz!

Belgeleri ile paylaşıyor “plagiarism” i..
Kulak verelim ve ilgilileri, yetkilileri görevlerinin gereğini yapmaya çağıralım biz de..

Sevgi ve saygı ile.
11.12.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

======================================

Demokratik Kitle Örgütleri ve Basınımız’a Çağrı 

BİLİMSEL HIRSIZLIĞIN CEZALANDIRILMADIĞI ÜNİVERSİTE ÇÖKMÜŞTÜR! 

Öncelikle belirtmeliyim ki;  aşağıda ikinci kez açıkladığım olay YÖK’ün sıradan  bir “görevi ihmal” olayı olmayıp, Ülkemiz için uluslararası bilimsel saygınlıktaki düşkünlüğümüze son noktayı koyan bir sorumsuzluk örneğidir. Olay, bazı gazetelerde yer bulmuş olmasına karşın sorumsuzluk ve sessizlik maalesef aynen devam etmektedir. Bu sorumsuzluğa karşı çıkarak gerekli önlemlerin alınmasını talep etmenin hepimiz için bir yurttaşlık görevi saydığımdan olayı bir kez daha dikkatinize getiriyorum.
LÜTFEN BU REZALETİ GÖRÜN VE ÜLKEMİZİN BİLİM NAMUSUNA SAHİP ÇIKMA ADINA  GEREKLİ SORGULAMAYI YAPIN!

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 15 ay once Eylül 2012 de aldığı bir kararda “Öğretim Elemanları Disiplin Yönetmeliği’nde intihal/bilimsel aşırma suçunun yaptırımı olarak  yer alan üniversite öğretim üyeliğinden çıkarılma cezasının, 2547 sayılı YÖK Yasası ile  657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nda bu cezaya ilişkin bir düzenleme bulunmadığı” gerekçesiyle hukuka aykırı olduğuna hükmetmiştir (*). YÖK, 15 aydır kararda belirtilen hukuka aykırılığı giderecek herhangi bir yasal düzenleme girişiminde bulunmadığından bu kararla birlikte yaptırımsız kalan bilimsel aşırmacılık üniversitelerde  serbest hale gelmiştir.

Evrensel bilim etiği ilkelerine gore “bir başkasının bilimsel eserinin veya çalışmasının tümünü veya bir kısmını kaynak belirtmeden kendi eseri gibi göstermek” diye tanımlanan  intihal yani bilimsel aşırmacılık,  en ağır yaptırımla cezalandırılması gereken yüz kızartıcı akademik  bir suçtur. Bu evrensel ilke ülkemizde de aynen kabul görmüş olup YÖK Yasası’na göre çıkarılan  Öğretim Elemanları Disiplin Yönetmeliği’nde karşılığını bulmuştur. Bu yönetmelikte araştırma ve yayınlarında bilimsel aşırma  suçu işleyenlere “üniversite öğretim mesleğinden çıkarılma” cezası verilmesi ön görülmüştür.

Fakat caydırıcı olması beklenen bu ağır yaptırım, YÖK’ün hiçbir döneminde tarafsız ve bilimsel bir anlayışla uygulanmadığından amacına ulaşamamıştır. Aşırmacılık başta olmak üzere herhangi bir bilimsel yolsuzluğa bulaşmış yandaş öğretim elemanlarının  korunması nedeniyle cezai yaptırım çoğu kez kağıt üzerinde kalmıştır.

YÖK ve üniversite rektörleri,  evrensel bilim ahlakı normlarına sahip çıkıp intihal başta olmak üzere her türden bilimsel yolsuzluğun üzerine gidip cezai yaptırımları tarafsız ve ödünsüz bir şekilde uygulayacak yerde, yandaşlık anlayışıyla hareket ederek bir çok bilimsel yolsuzluğu örtbas etmişler, bununla da kalmayıp kanıtlanmış bilimsel aşırmacılıklarına karşın çok sayıda öğretim üyesi bölüm başkanlığından dekanlığa ve senato üyeliğine  kadar çeşitli yönetim görevlerine atanıp ödüllendirilmiştir. Hatta bunlardan bazıları TÜBA gibi saygın (olması gereken) üst düzey bilim kurumlarına bile kabul edilmişlerdir.

On yıllardır YÖK düzenindeki bilim ahlakı çöküşünün ibret verici örneklerine tanık olunmaktadır. Türk fizikçilerinin 2007 yılında dünyanın en saygın bilim dergisi Nature’da manşet olan toplu intihal olayının  sorumlularından hiçbiri cezalandırılmamıştır.
Satır içi resim 1
                                                                      
Bu olaydan  belki de daha dramatik olanı bir üniversitemizin, doktora tezi intihal olduğu ortaya çıkınca üniversiteden atılan bir öğretim üyesinin yabancı dergilerde 5 yıl içinde yaptığı 300 den fazla (!) sözde bilimsel yayın sayesinde dünyanın ilk 500 üniversitesi içine girmenin yanında, “matematik ve bilgisiyar bilimleri dalı”nda  Harvard’ı bile geride bırakarak dünya 2.si olmasıdır. Şaibeli olduğu olduğu ortaya çıkan bu derecelerin övünç nedeni sayılıp rektör tarafından üniversitenin reklam aracı olarak kullanılması ise bilim ahlakı anlayışındaki pişkinliğimizin dorukta olduğunu işaret etmektedir
.
Satır içi resim 2
Yabancı bilim otoritelerinin de farkında olduğu bu manzara karşısında ülkemizde akademik ahlak ve bilim etiğinden söz edilemeyeceği açıktır. Bu yüzden ülke olarak uluslararası bilimsel saygınlığımız yerlerde sürünmektedir.

Durum böyleyken üniversitelerdeki bilimsel aşırma suçlarının meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin olarak  Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun yönetmelikteki bu yaptırımı  yasal dayanağı bulunmadığı gerekçesiyle hukuka aykırı saymasından kaynaklanan ve bilimsel hırsızlığın yaptırımsız kalmasına yol açan boşluğun kapatılması için YÖK’ün  herhangi bir adım atmaması ve bu şekilde ortaya çıkan intihal serbestliğinin sürüp gitmesine göz yumulması bilim namusunu katleden bir sorumsuzluktur.

Söz konusu Yüksek Yargı kararınıdan sonra YÖK Başkanlığı derhal harekete geçip kararda belirtilen yasal dayanaksızlığı giderecek  bir yasal düzenleme yapması için Milli Eğitim Bakanlığı ve TBMM nezdinde girişimde bulunması gerekirken 15 aydır böyle girişimde bulunmamıştır. Bu ağır bir görevi ihmal suçu demektir. YÖK bu görevini yapmadığı gibi tam tersi bir uygulama yapmış ve üniversite rektörlüklerine gönderdiği 15 Nisan 2013 tarihli genelge (*) ile söz konusu yargı kararı yönünde işlem yapılmasını, yani intihal suçuyla soruşturma geçirenler varsa bunlara meslekten çıkarma cezası verilmemesini istemiştir.

YÖK’ün bu genelgesine  göre  şu anda herhangi bir üniversitede yapılmakta olan intihal soruşturmasında intihal suçu sabit bulunan bir öğretim üyesi hiçbir suç işlememiş gibi görevine devam edebilmektedir. Ve yeni bir yasal düzenleme yapılmadıkça da bu rezalet sürüp gidecektir.

Öğretim elemanlarının ve rektörlerin intihal suçunu yaptırımsız ve serbest bırakan bu sonuç karşısında sessiz kalmalarını anlamak olanaksızdır. Herkes durumdan adeta memnundur. Bu duruma en başta isyan etmesi gerekenler çalıp çırpmadan bilim yapan dürüst öğretim elemanlarının değilmidir? En azından onların bu rezalete karşı çıkmaları gerekmezmi? Gerçek bilim insanlarının bilim namusunun yok olması karşısında sırça köşklerine kapanıp “bana dokunmayan yılan” hesabı içinde susması bilime yapılmış en büyük ihanettir.

Ülkemizin bilimsel saygınlığına son darbeyi vuran bu sorumsuzluğa derhal son verilmelidir. Bilim ahlakına değer veren  meslek kuruluşları başta olmak üzere tüm öğretim üyelerini bilimsel aşırmacılığı yücelten bu durumu reddetmeye ve Milli Eğitim Bakanı ve Muhalefet Partileri’nden Cumhurbaşkanı’na kadar ilgili tüm makamları, bilim insanı olmanın olmazsa olmaz koşulu olan “bilim ahlakını yeniden yaşama geçirmek üzere göreve davet ediyorum.

Bilinmelidir ki;

  • ÜNİVERSİTELERİNDE BİLİMSEL HIRSIZLIĞIN DOĞAL KARŞILANDIĞI BİR ÜLKENİN ELBETTE TÜM YAŞAM ALANLARI SOYULACAKTIR
    (G. Mengü)

Saygılarımla.

Prof. Kayhan KANTARLI
Ege Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi
e-mail:kayhankantarli@gmail.com
Tel: (0532)-6301473

(*) Açıklamada kaynak olarak gösterilen Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararı ile bu kararı içeren  YÖK ve İstanbul Üniversitesi Rektörlük genelgelerine aşağıdaki adresten ulaşılabilmektedir. Söz konusu karar ve  genelgelerin yer aldığı dosya ayrıca ekte gönderilmiştir. 

 http://personel.istanbul.edu.tr/wp-content/uploads/2013/11/%C3%9Cniversite-%C3%96%C4%9Fretim-Mesle%C4%9Finden-%C3%87%C4%B1karma.pdf

GENELGELER VE DANIŞTAY İ D DAİRELERİ G KURUL KARARI.pdf

Terör Doğu’da kan dökerken, irtica Batı’da ‘yola devam’ diyor!

Dostlar,

Mustafa Mutlu’nun bu yazısı çok önemli. Sitemizde bu gün en üste sabitledğimiz
bir poster var. Önceki gün gene vermiştik altında yorumlarımızla.
Bu kez Sn. Mustafa Mutlu konuyu bağlantılarıyla işliyor..

Örn. AKP Muğla vekili Ali Boğa, torununu, damadının diplomat olması yüzünden
dış ülkelerde denklik sorunu doğmasın diye Türkiye’de Fransız okuluna vermişlermiş..

AKP’li vekil Ali Boğa eklemiş : “Dünyada İmam Hatiplerin dengi yoksa biz ne yapalım?”

Biz de bay Boğa’ya soralım:

“Bu ne tuhaf, Türkiye’ye özgü okulmuş ki, dünyada dengi yok?!

Sizin torununuz paçayı kurtardı. İmam Hatip mezunlarının denklik sorununu siz mi çözeceksiniz bay Boğa?

1 soru daha : Dünyada denkliği tanınmamış bir okuldan ülkemizde yüzlerce,
hatta binlerce açmanın mantığı nedir? Toplumu nereye sürüklemek istiyorsuuz?

Bay Boğa; bu soruların yanıtını siz de veremezsiniz, AKP’niz de RT Erdoğan da..

Bu durumda çare : Bu okulları kapatın, AB ülkelerinde olduğu gibi üniversite öncesi
tüm okullar laik olsun. Din eğitimi isteyen, üniversitede İlahiyat (Teoloji) okusun.

Var mısınız?
Yoksanız, davranışınızı adı “ikiyüzlülük müdür?” desek belki dava edersiniz;
en hafifinden çifte standart edğil midir?

Halkımıza not : AKP’lilerin çocukları içeride yabancı okullara, garip gurabanın çcukları İmam Hatibe.. Kız da olsa.. Dinen İmam ya da hatip olamayacakmış, ne gam..

İşte AKP’nin gariban halkımıza yaraşır bulduğu muamele bu..
Ehh, necip milletim, “cumhurum” gör artık sana kurulan acımasız tuzakları..

Osmanlı bu mollalar yüzünden battı.. Sıra 100 yıl sonra Türkiye Cumhuriyetinde mi?

Sevgi ve saygı ile.
İstanbul, 31.8.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
===============================================================

Mustafa Mutlu

Terör Doğu’da kan dökerken, irtica Batı’da ‘yola devam’ diyor!
http://haber.gazetevatan.com/Haber/476498/1/Gundem, 24.08.2012

Bölücü terör örgütü Güneydoğu’yu kasıp kavururken, ekürisi irticacılar da boş durmuyor… Akan kana, parçalanan masum vücutlara aldırmadan yola devam ediyorlar.

Furkan Eğitim ve Kültür Derneği, Silivri’de tüm reklam panolarını afişlerle donatmış… Bu afiş, noktasına, virgülüne kadar aynen şöyle…
(yalnızca bağlantı telefonlarını yazmadım):

“KAYITLARIMIZ BAŞLAMIŞTIR
8-27 AĞUSTOS 2012

MEDRESEMİZ AÇILACAKTIR

T.C. SİLİVRİ FURKAN EĞİTİM VE KÜLTÜR DERNEĞİ SIBYAN MEDRESELERİ

‘4-5-6 Yaş Grubu için’

Osmanlı’nın Sibyan talebelerine vermiş olduğu İslami eğitim VERİLMEKTEDİR.”

***

Sıbyan mektepleri, Osmanlı döneminde ilköğretim kurumlarına verilen ad…
“Mekteb-i sıbyan”, “darü’s-sıbyan”, “muallimhane ve mektebhane”, “darü’l-ilm”, “darü’t-talim”, “mahalle mektebi” olarak da biliniyor…

Bu okullar 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun (Öğretim Birliği) çıkmasıyla kapatıldı. Peki; Tevhid-i Tedrisat Kanunu bugün yürürlükte değil mi?
Elbette yürürlükte… Ama bir kanunun yürürlükte olmasıyla uygulanır halde olması ayrı şeyler! Furkan Eğitim ve Kültür Derneği yöneticileri de bunu bildikleri ve başlarına bir şey gelmeyeceğinden emin oldukları için, Osmanlı özentiliğini
yaşama geçirmekte sakınca görmüyorlar…

***

Silivri Müftülüğü yetkilileri, kendilerine bu medreseyi soran gazetecilere,
“Orası iyi bir yer, zararsız, korkulacak bir şey yok. Anaokulu eğitiminin aynısını veriyor. Çocuklar dini eğitim alıyor. Çevremizde çocuklarını gönderen arkadaşlarımız var. Özel bir kurs olduğu için müftülükle alakası yoktur.” diye yanıt veriyor.

Silivri’de dağ taş bu mektebin afişleriyle donatılmış ama İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü yetkililerinin bu mektepten haberi bile yok… Dolayısıyla yasa dışı faaliyet gösteren bu medrese için kimse hukuki bir süreç başlatmıyor.

***

Peki; bu, Furkan Derneği neyin nesi?

Furkan Dergisi ve Furkan Vakfı adı altında iki farklı grubun kurduğu bir dernek… Görüş olarak İBDA-C’ye yakın oldukları mahkeme kayıtlarına yansımış…
Silivri’deki sözde medresenin hocalarından Havva Aksu, Yurt muhabirine,

“İsmailağa cemaatine mensubuz, Mahmut Efendi’nin öğrencileriyiz ve öğretilerini aktarmak için uğraş veriyoruz.” demiş…

***
İşte böyle:

Bölücü terör örgütünün Güneydoğu’da çıkardığı toz dumandan yararlanan
cumhuriyet karşıtları, Silivri’de medrese ilkokulu açıp 4-10 yaş arasındaki çocukları laiklik karşıtı olarak yetiştiriyor.

Diyelim ki Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı da tıpkı Milli Eğitim yetkilileri gibi
bu konudan habersizdi…

Diyelim ki onlar da yollardaki afişleri görmedi…

İşte şimdi haberdar oldular!

Çok merak ediyorum; acaba savcısı oldukları cumhuriyete karşı nesiller yetiştirmeye soyunan bu sözde okul hakkında ne gibi bir işlem yapacaklar?

*****

İFTİRA!

AKP Milletvekili Ali Boğa, Muğla İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği’nin düzenlediği pilav gününe katılmış ve “Kur’an-ı Kerim’in okunmasının yasak olduğu günlerden geçtik. 4+4+4 sistemiyle bütün okulları imam hatip okulu yapma şansını elde etmiş durumdayız.” demiş…

Gerçek olmayan bu sözlerle saf insanları etkileyip, din üzerinden siyasi kariyer yapmak kolay Ali Boğa…

Bu ülkede Kur’an-ı Kerim okumak ne zaman yasak oldu? Kim yasakladı bunu?

Dinde yalanın, iftiranın yeri yoktur bilirsin… O yüzden kanıtla iddianı!
Kanıtla da müfteri olmaktan kurtul, yalancı durumuna düşme…
Bunu yapamazsan; bundan sonra senden her söz ettiğimde adının sol yanına
“müfteri” sözcüğünü de koyacağım!

*****
GÜNÜN SORUSU

CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, “Uluslararası güçlerin Suriye’den sonraki hedefinin, etnisite ve mezhep temelli bir Türkiye tasarımı” olduğunu öne sürmüş…

Sorum kendisine:

Madem bunu biliyorsunuz; o zaman partinizin bazı vekillerinin bölücü ve dinci tayfanın tezlerini destekler yönde açıklama yapmasını neden engellemiyorsunuz?

*****

ABD’de yapılınca oyun, Türkiye’de olunca darbe…

Silivri’de yıllardır süren ve bugünlerde karar aşamasına gelinen Balyoz Davası’nın özü ne? Dönemin 1. Ordu Komutanlığı’nda yapılan bir seminer ve bu seminerde
ele alınan bir “savaş oyunu…”

Bu oyuna göre askerler darbe yapmak için Fatih Camii’ne bomba koyuyor…
Sonra ortalık karışıyor ve ülke yönetimini askerler üstleniyor.

Askerler savaş oyunu diyor ama savcılar bunun darbe planı olduğu konusunda ısrarlı!

Dün Hürriyet’teki haberi okuyunca gördük ki; meğer bu savaş oyunları Washington’da da oynanıyormuş… Habere göre Gaziantep katliamından çok önce, 27 Haziran’da oynanan savaş oyununda Gaziantep’e ve Kahramanmaraş’a bomba konulması sahnelenmiş…
Ve bu oyuna Türkiye’den de temsilciler katılmış…

***

ABD’de oynanan oyun neredeyse aynen gerçekleşiyor; buna rağmen “Canım bu alt tarafı bir simülasyondu.” denilerek geçiştiriliyor…

Türkiye’de gerçekleşmeyen plan, oyun ya da simülasyon için ise çoğu yüksek rütbeli askerler yıllardır cezaevinde tutuluyor.

***

Çok merak ediyorum:
Acaba Gaziantep’te patlayan bomba ile ilgili olarak açılacak dava Balyoz savcılarına verilseydi; ABD’deki oyunu oynayanları da davaya dâhil edebilirler miydi?