TTB : Toplum Çocuklarına Sahip Çıkmalıdır! 

Toplum Çocuklarına Sahip Çıkmalıdır! 

TTB BASIN AÇIKLAMASI

(AS: Bizim kapsamlı katkımız azının altındadır.)

Çocuklar bedensel, ruhsal ve sosyal olarak toplumun en korumasız kesimini oluşturur. Çocukların kaybolma, kaçırılma, istismara uğrama ya da öldürülmesiyle sonuçlanan tablolardaki artış, toplumsal olarak kaygı duyulması gereken sorunların başında gelir.

Hekimlerin yükümlülüğü kendilerine gelen hastaları tedavi etmekle sınırlı değildir.  Hekimler çocuklar üzerinden yaşanan bu toplumsal yaraların mağduru çocuklar başta olmak üzere tüm bireylerin iyileşme süreçlerine katkı vermekle, aynı zamanda bu yıkıcı tabloların ortadan kaldırılması için baskı grubu oluşturmak ve öneriler getirmekle de yükümlüdürler.  Çocuklarını koruyamayan, bu konuda bilinç oluşturamayan ve gerekli önlemlerin alınmasını sağlayamayan bir toplumun sağlığından söz edilemez!

Kayıp çocuklar ve çocuk istismarı ülkemizde ne yazık ki önemli bir toplumsal sorun durumuna gelmiş durumda.  TÜİK verilerine göre 2008 – 2016 arasında 15399’u kız olmak üzere 26168 çocuğun, yine yalnızca geçtiğimiz yıl 1660 Suriyeli çocuğun kaybolduğu kayıtlara geçmiş. 2015’te kaybolduktan ya da kaçırıldıktan sonra arama çalışmaları süren 5169 çocuk olduğu bildiriliyor. Son günlerde kaybolan çocuk haberlerindeki artış ülkemizde çocukların güvenlik ve yaşama hakkı ihlallerindeki artışın da bir göstergesidir.  Sorunun bu denli büyük ve yakıcı olması “kusursuz sorumluluk ilkesi”  uyarınca devletin ve ilgili kurumlarının yetersizliklerini kabul etmelerini ve acil olarak ellerindeki bütün olanakları kullanarak gerekli önlem ve düzenlemeleri yapmalarını gerektirmektedir.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve ülkemizin de imzaladığı bağlayıcı yasal yaptırımlar içeren pek çok uluslararası belge; devletin ilgili kurumlarını; hukuk, sağlık ve eğitimden sorumlu meslek gruplarını; anababaları ve çocukların içinde yer aldığı erişkin toplumunun tüm kesimlerini çocuklara karşı yükümlü kılmaktadır. Doğumdan 18 yaşını bitirene dek gelişimlerinin tüm evrelerinde çocukların bakımı, zarar görmekten korunması, çıkarlarının savunulması ve birer erişkin olarak yetiştirilmeleri konusunda çaba gösterilmesi, erişkin toplumunun yasal ve ahlaki sorumluluğudur.

Çoğu toplumsal sorumluluk ve görevlerin yerine getirilmemesinden kaynaklanan bireysel işlenmiş suçlar, ihlaller ve cezalandırma en son ele alınacak konulardır.

Çocuk kayıplarının önlenmesi, bu konuda aile, okul ve toplumun tüm kesimlerinde güçlü bir koruyucu bilincin geliştirilmesi ve bu tablolarla karşılaşıldığında çocuğun en kısa zamanda bulunmasını sağlayacak uygulamaların hazırlanması devletin öncelikli görevleri arasındadır.

Çocukların niçin, ne zaman, nasıl kaybolduğu, evden kaçtığı ya da kaçırıldığı ile ilgili nedenleri ortaya çıkarmak için çalışmalar yapılmalı ve nedenleri ortadan kaldırmak için çözümler aranmalıdır.

Çok üstün gözleme izleme, medya takip olanaklarına sahip olduğunu bildiğimiz ülkemizin olanakları kayıp çocuklarımızı bulmak üzere kullanılmalı ve koordine edilmelidir.

Her anababa çocuklarına kaybolduklarında ne yapacaklarını, kendilerini nasıl koruyacaklarını öğretmelidir. Anababalar için kılavuzlar hazırlanmalıdır.

Kaybolma ve kaçırılma sonrasında ortaya çıkan çocuk istismarı ve ölümleri ise çocuk istismarına yönelik tedbirler kapsamında ele alınmalıdır.

Çocuk istismarı ve öldürülmeleri üzerinden yaygınlaştırılan “idam” veya “kimyasal hadım” gibi girişimler sorunun çözümüne katkı koymayacağı gibi çocukların korunmasını da sağlayamaz. Bu önlemler yapısal mekanizmalar oluşturmakla sorumlu devlet yöneticilerinin toplumun öfkesini kendilerinden uzaklaştırma ve başka düzeyde insan hakları ihlallerine yol açmaktan başka bir işe yaramaz.

Çocuklara yönelik cinsel istismar, Türk Ceza Kanunu’nun 103 ve 104. maddelerinde tanımlanmış ve bu maddelerde yürürlüğe girdiği 2005 yılından günümüze dek cezaların ağırlıkları yönünden çok sayıda değişiklik yapılmıştır. Son değişiklikler ile cinsel istismar yönünden çocukların korunma çeperi ne yazık ki 15 yaşından 12 yaşına indirilmiştir.

Çocuklara sosyal ve yasal destek sistemleri derhal işletilmeli, çocuk istismarını çok disiplinli değerlendirecek birimler her hastanede oluşturulmalı, gebe çocuk ve çocuk anneler için sağlık sistemi her yerde erişilebilir duruma getirilmelidir.

18 yaş altındaki kız çocuklarının erken evlenmelerine olanak sağlayan yasalar ve çocuk yaşta evlilikleri savunan kişilerin kamuya açık konuşmaları çocukların cinsel istismarını olumlayan toplumsal kültür yaratmaktadır. Çocukların haklarını korumak ve çocuğun yüksek yararı için bu evlilikler engellenmeli, gerçekleştirenler ve bunu savunan kişilere yaptırım getirilmelidir.

Tüm çocukların eğitim sistemine ulaşımı sağlanmalı, ergenlerin cinsel eğitimi zorunlu ders haline getirilmelidir.

Çocuğun evden ayrılmasına neden olan şiddet, zorla çalıştırma ve diğer kötü uygulamalar ortaya çıkarılmalı ve nedenlerini ortadan kaldıracak çalışmalar yapılmalı, şiddet uygulayanlar yaşam ortamından uzaklaştırılmalıdır.

Yetkililer, en son aşama olan cezalandırma tehditleri ile duyarlı insanların hassasiyetlerini söndürmek yerine toplumu sorunun çözümüne katacak uygulamalar yapmalıdır.

Bütün önceliğin önleyici hizmetlere verilmesini istiyoruz. Çocuğu merkeze koyan bir toplumsal anlayışa sahip olan ve riskleri önceden fark edip bunları ortadan kaldırmaya yönelen sistemler, çocukların ihmal veya istismar edilmesinde gerçek bir koruma sağlayabilirler.

Türk Tabipleri Birliği çocuk hakları ve çocukların yüksek yararı için yapılacak bütün çalışmalara katılmaya hazırdır. 06.07.2018

Türk Tabipleri Birliği
Merkez Konseyi

======================================
Dostlar,

TÜRKİYE AKP İLE ÇOCUKLARINI BİLE KORUYAMAYACAK ACZE DÜŞTÜ!

Meslek örgütümüz Türk Tabipleri Birliği’nin duyarlığına, sorunu sahiplenmesine elbette biz de katılıyoruz..

Ancak, Ülkemizin son 15,5 yılında her santimetre karesine dek işgal eden bir siyasal iktidarın yapıp etmelerinin, gelinen acılı noktada belirleyici, deterministik payı vardır.

Devletin TRT’sinden hukuk ve insanlık dışı, çocuk ve kadın haklarını hiçe sayan saçma sapan irticacı iletiler topluma sürekli verilmektedir.

6 yaşında kız çocuğu ile evlenilebileceğini fetvalayan sapıklar engellen(e)miyor,
yaptırım da görmüyor
.

İlahiyat Fakültelerinde odaklanan örümcek kafalı kimi “akademisyenler” (?!) “kadın yüzünü bile örtmeli“. diye zırvalayabiliyor..

Örnekler çok ve acı verici.. Siyasal iktidar susuyor, deyim yerinde ise neredeyse “haydi” deyip ön veriyor, çanak tutuyor.. Arada iyi polis  – kötü polis senaryosu oynanıyor görüntüyü kurtarmak için.

Yine bu dönemde, yasa dışı çocuk işçiliğinde önemli artışlar olduğu verilerine erişiyoruz.

Dahası, iktidar, olağanüstü bir sorumsuzlukla, ülkemizin ve dünyanın gerçeklerine aykırı biçimde nüfus artışını teşvik ediyor.. 3-5 doğurun, Allah ne verdiyse… deniyor. Aile planlaması çağdışı ilan ediliyor.. Bakamayacakları ölçüde çok çocuk yapan aileler daha da yoksullaşıyor ve çocuklarına gereken özen ve korumayı sunamıyor; tarikat – cemaatlerin tuzağına düşüyor.. En tepedekiler konuşmalarında genç kızları kuluçka makinesi gibi görerek “geleceğin anneleri” gözüyle sesleniyor; oysa onlar ülkenin geleceği, eğitilmesi ve geleceğe hazırlanması gereken yavrularımız..

Eğitim sistemi, 21. yy’da zorla dincileştiriliyor.. Zorla İHO – İHL’lere yönlendiriliyor insan hakları ayaklar altına alınarak..

Utançların en büyüklerinden olan “insest” toplumda için için yaşanıyor ancak iktidar bu yüz kızartıcı sorunun çözümü için bilimsel politikalar geliştirme sorumundan çoooook uzak..

Kaçırılan çocuklarımızın organ mafyasına kurban edildiği kaygısı toplumu bunaltıyor.

  • AKP iktidarı, çocuklarına zorunlu aşıdan bile vazgeçmiş durumda!

2 bireysel başvuru nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nin “zorunlu aşı uygulaması, açık yasal hüküm olmadığından hak ihlalidir” kararının üzerinden 3 yıla yakın zaman geçti ama önüne konduğu halde 2 maddelik bir yasal düzenleme yapmadı!

Yaşamın hemen her alanında yaşanan sorunlar ağır bir bunalım boyutuna varmıştır.

Ne yazıktır ki sorunlara tartışarak demokratik ortamda kurumlar – kurullar eliyle ulaşmak yerine

  • Türkiye yarın, 09 Temmuz 2018 günü, 1876 gerisine, Tek Adam Mutlakiyetine savruluyor..

Üniversiteler, araştırma kurumları özerk ve özgür olmaktan çoooook uzaklardalar..
Dolayısıyla sorunlara tanı koyma ve çözüm üretme,  tek yol olması gereken bilimsel yöntemlerle yapılamıyor..

TEKADAM’ın ağzından çıkan da çıkmayan da kerameti kendinden menkul kutsal kelam, yasa!

Yaşananlar yeterli ders olmuyor kimseye, ödenecek fatura daha da kabarıyor, kabarıyor..

Siyasal iktidar bu yazdıklarımıza kulak kabartır mı acaba?
Böylesi bir gereksinimi ve yapılanması var mıdır acaba??
Yoksa neden yoktur?

Bu sitede daha önce yazmıştık.. Okunmasını ve hızla deva bulunmasını dileriz ..

ÇOCUKLARINA TECAVÜZ EDEN %95’i MÜSLÜMAN BİR TOPLUM…

Türkiye nereye sürüklenmek istenmektedir??
AKP’nin kafasında nasıl bir Türkiye var?
Artık bunların mutlaka bilinmesinin zamanı geldi, geçiyor.

Çünkü hiçbir şey rastlantı ile ya da kaza ile olmuyor; ne kader, ne talih ne de kısmet.
Fakat yaman bir kurgu, bir sistematik var.. Her şey planlı..

Bilmem anlatabildik mi??

Not              :

Çorlu’daki tren faciası yürek yakıyor.. Demiryolunda teknik yapım hatasının, sabotaj olasılığının saydamlıkla araştırılmasını ve kamuoyuna gerçeklerin açıklanmasını istiyoruz. AKP’nin iktidarda olduğu 187 ayda 187 kez değiştirilen ve Başkanlık rejimini finanse eden / edecek olan kamu ihale rejiminin payı var mıdır, bilmek istiyoruz..
Sanırız ve korkarız ki suya yazıyoruz?!?

Sevgi ve saygı ile. 08 Temmuz 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

EĞİTİM – İŞ İlkokulda Türban Yönetmeliğini Danıştay’a Taşıdı


EĞİTİM – İŞ İlkokulda Türban Yönetmeliğini Danıştay’a Taşıdı

logo

 

 

 

 

 

Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Eğitim-İş, türbanı ortaöğretimde serbest bırakan,
“Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmelik” in yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Danıştay’da dava açtı.

Başvuru dilekçesinin Danıştay 8. Dairesi’ne verilmesinin ardından, Eğitim-İş Genel Başkanı Veli Demir, Danıştay önünde basın açıklaması yaptı. Basın açıklaması şöyle:

Bakanlar Kurulu’nun 2014/6813 karar sayısı ile 27 Eylül 2014 gün ve 29132 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, “Milli Eğitim Bakanlığı’na Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılması Hakkındaki Yönetmeliğin 1. maddesine göre;

“…26/11/2012 tarihli ve 2012/3959 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmeliğin 3 üncü maddesinin altıncı fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve
4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) ve (e) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.  d) Okullarda yüzü açık bulunur; siyasî sembol içeren simge, şekil ve yazıların yer aldığı fular, bere, şapka, çanta ve benzeri materyalleri kullanamaz; saç boyama, vücuda dövme ve makyaj yapamaz, pirsing takamaz, bıyık ve sakal bırakamaz, e) Okul öncesi eğitim kurumlarında ve ilkokullarda okul içinde
baş açık bulunur…”
denilerek değiştirilmiştir.

Yani dava konusu yönetmelik değişikliği ile; “Okul öncesi eğitim kurumlarında ve ilkokullarda okul içinde başın açık bulunacağı” belirtilerek, ortaokul ve ortaöğretim kurumlarının tamamında kız öğrencilerin 9 yaşından başlayarak başlarını örterek derslere girmelerinin önü açılmıştır. Davalı Milli Eğitim Bakanlığı, bu yönetmelik değişikliği ile ortaokul ve ortaöğretim kurumlarında kız öğrencilerin derslere başlarını örterek türban ile girebilmesini amaçlamıştır. Aynı düzenleme ile yasakları genişleterek, öğrencilerin saçlarını boyamalarını, vücutlarının herhangi bir bölümüne dövme ve makyaj yapmalarını, pirsing takmalarını da yasaklamıştır.

Dava konusu düzenleme ile insan hakları, çocuk hakları ve kadın hakları
ihlal edilmektedir. Bu yönetmelik değişikliği ile

– Anayasa
– 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu,
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi
– Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesi,
– Kadın Haklarına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi,
– Anayasa Mahkemesi kararları ve
– Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ihlal edilmiştir.

Dava konusu yönetmelik değişikliği, yalnızca bir mezhebin inançlarına yöneliktir ve
laik devlet ilkesine aykırıdır. Laik devlet sisteminde bir dine, bir mezhebe ya da
bir inanış biçimine ayrıcalık tanınamaz. Devlet, tüm inançlara aynı uzaklıkta olmalıdır. Dava konusu yönetmelik değişikliği ile laik bir ülkede yalnızca tek bir dinin, bir mezhebinin inançlarına yönelik ayrıcalık yapılmıştır. Böylesi bir düzenleme toplumda ayrışmalara neden olacak niteliktedir. Dava konusu düzenleme ile ülke genelindeki eğitim öğretim birliği ve bütünlüğü bozulmuş, laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı hareket edilmiştir. Uygulamanın aynı şekilde devam etmesi halinde, ülkemizdeki okullarda siyasal kutuplaşmalar başlayacak ve laik devlet düzeni yok edilmeye çalışılacaktır.
Milli Eğitim Bakanlığı başörtüsünü istismar etmiş (kötüye kullanmış) ve okullarda
siyasal simge olarak kullanılmasına neden olmuştur. Bu şekilde, okullarda başörtüsü kullanımı ile siyasal kümeleşmelerin önü açılmıştır.

Anayasanın 41. maddesine göre, 18 yaşın altındaki insanların dinsel duygularına,
inanç biçimlerine karşı yapılacak her türlü istismara karşı Devlet koruyucu önlemler almakla görevlidir. Dava konusu yönetmelik değişikliği ile 9 yaşından büyük çocukların inançları, yaşam biçimleri ve giyim kuşam özgürlükleri istismar edilmiştir.

Atatürk İlke ve Devrimlerine açıkça aykırı Yönetmelik değişikliği yapılmıştır.

Kız öğrencilere; örtünmeleri için baskı yapılmaması, dinsel duyguların hiçbir yerde sömürü malzemesi yapılmaması ancak laik eğitim sistemi ile sağlanabilir.

  • Tevhid-i Tedrisat Kanunu laik eğitimi benimsemektedir.
    Bu yasa Türkiye Cumhuriyetinin temel taşlarından biridir.

Ülkemizin imzaladığı ve 27 Ocak 1995’te Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Çocuk Hakları Sözleşmesi, Anayasa’nın 90. maddesi gereğince yasa gücündedir. Ancak dava konusu bu düzenleme ile çocuklar arasında belirli bir mezhebin anlayışı ön plana çıkarılmış, çocuklar arasında ayırımcılık yapılmış, çocuğun özgürlüğü elinden alınıp, başörtüsü takıp takmaması velisinin isteğine bırakılmış, çocuğun yüksek yararı gözetilmemiş, çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlükleri hakkına saygı gösterilmemiştir. Bu şekilde dava konusu yönetmelik değişikliği, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesine açıkça aykırıdır.

222 sayılı İlköğretim Temel Kanunun 3. maddesinde; “Mecburi ilköğretim çağı 6-13 yaş grubundaki çocukları kapsar. Bu çağ çocuğun 5 yaşını bitirdiği yılın eylül ayı sonunda başlar, 13 yaşını bitirip 14 yaşına girdiği yılın öğretim yılı sonunda biter.” denilmektedir. Yani bireyin 6-13 yaş arası çocukluk dönemi, 13-18 yaş arası ergenlik dönemidir.
Bütün bu durumlar karşısında, dava konusu yönetmelik değişikliği ile kız çocuklarının
9 yaşından başlayarak ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında türban takması serbest hale gelmektedir. Bazı çocuklarımız, velilerinin baskısı ile türban takmak zorunda kalacaklardır. Çocuk ve ergenlerin ruhsal gelişimini inceleyen bilimsel araştırmalar göstermiştir ki; beşinci sınıfa başlayan çocukların (9 yaş) henüz soyut düşünme becerileri gelişmemiştir. 9-18 yaş arası çocuk ve ergenler kimlik ve kişilik oluşumu açısından kendi kendilerine karar verme yetisine henüz sahip değildirler. Bu nedenle soyut bir konu olan dinin ve dinel kavramların 9-18 yaş arasındaki çocuklar ve ergenler tarafından özümsenmesi ve kendi yaşamlarıyla ilgili kararları vermeleri beklenmemelidir. Soyut düşüncenin gelişimi genel olarak 11 yaşından sonra başlamakla birlikte, bu süreç her çocukta 11 yaşında başlamayabilir. Birey 18 yaşına kadar çocuktur. Böyle bir durum, çocukların ruh dünyalarında ilerde telafi edilemeyecek psikolojik travmalara neden olacak, okullarda, sınıflarda ve toplumda ayrımcılığa yol açacak, çocuklar ve toplum kamplara ayrılacaktır.

Dava konusu yönetmelik değişikliği ile konulan katı kurallar nedeniyle çocukların kimlik ve kişilik gelişimi sağlanamayacaktır. 9 yaşından başlayarak türban takan çocuk,
o yaşta çocukluğunu unutarak, kendisini yetişkin ve olgun hissetmeye başlayacaktır. Erken yaşta cinsel kimliği ile ön plana çıkacaktır. Cinsiyet farkının yeni yeni fark edildiği bir dönemde, türban takan kız çocukları daha belirgin hale gelecektir. Toplum da, çocuğu yetişkin birey olarak görecektir. Bu durum ise çocukta psikolojik travma yaratıp, gelişim bozukluğuna yol açacaktır. Her şeyden önce çocuk, türban takmasını isteyen kendi anne-babasının, aile büyüklerinin ve okuldaki erişkinlerin baskısı altında kalacaktır. Çocuğun özgür iradesiymiş gibi gösterilen yönetmelik değişikliği, aslında ailenin ve öbür erişkinlerin iradesi olacaktır. İlköğretim ve ortaöğretim çağındaki çocuk, baş örtmenin soyut dinsel gerekçelerini henüz tam olarak kavrayamayacağından,
ailesi ve/veya okulundaki erişkinlerin etkisi altında kalarak baş örtme gerekçelerini benimsemek zorunda kalacaktır. Gerekçelerini kavramadan uygulayacağı bir karar ise, çocuğun ilerleyen yıllarda kimlik gelişimini olumsuz yönde etkileyecektir.  Sınıf içinde birkaç çocuk türban takınca,  diğer çocuklarda baskı olacaktır. Çoğunluk türban takmaz ise, bu defa da türban takan çocuklara baskı olacaktır. Mahalle baskısı benzeri bir durum ortaya çıkacaktır. Yani sınıf ortamında başı açık ya da kapalı olanların sayılarına bağlı olarak azınlıkta kalanlar, çoğunluk tarafından dışlanacak ve duygusal anlamda incineceklerdir.

Eğitimin dinsel kurallara göre biçimlendirilmesi okullardan başlayarak toplumda giderek derinleşen ayrışmalara neden olacaktır. Bu şekilde milli eğitim ve toplum, kargaşaya ve karmaşaya (kaosa) sürüklenecektir.

  • Eğitim-İş olarak, eğitimde ayrımcılığın, eşitsizliğin, ötekileştirmenin karşısında olmaya, eğitim sisteminin dinselleştirilmesine ve tek tipleştirmeye karşı
    mücadele etmeye devam edeceğiz.
    (http://www.egitimis.org.tr/haber-arsiv/trban-ynetmelnn-ptal-n-danitay-a-bavurduk#.VDG-8vl_uCk)

Söz konusu dilekçenin metni için (10 sayfa) lütfen erişkeyi (linki) tıklayınız..

TURBAN_YONETMELIGI_DANISTAY’A_IPTAL_DAVA_DILEKCESİ

Yargıçlar Sendikası Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu da Türban düzenlemesini Danıştay’a taşıdı.

Bu güçlü ve ustaca yazılmış dilekçeyi de web sitemizde yayımladık.
Mutlaka bakılmasını öneririz, önemli tezleri var..

http://ahmetsaltik.net/2014/10/06/yargiclar-sendikasi-baskani-omer-faruk-eminagaoglu-turban-duzenlemesini-danistaya-tasidi/

Sevgi ve saygıyla.
06.10.2014, Manavgat

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda Çocuk Sağlığı ve Hakları


Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda Çocuk Sağlığı ve Hakları

Dostlar,

Sayın Dr. Rıfat Yücel‘in sunduğu “Merhaba Sağlık”ta bu hafta
çocuklarımızın hakları ve sağlığı değerlendiriliecek.

ULUSAL KANAL‘da Programda yanıtı aranacak sorular şunlar :

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızın
94. yılında çocuklarımızın hakları ve sağlığı ne durumda?

– Ülkemizde çocuk sağlığı… Temel sorunlar neler?

– Çocuk sağlığı alanında dünyadaki yerimiz… Temel istatistikler neyi gösteriyor?

Çocuk hakları kavramı neyi ifade ediyor?

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi neleri içeriyor?

Uluslararası Çalışma Örgütü – ILO Sözleşmeleri ve “Çalıştırılan çocuklar“…

Çocuk istismarı ve çocuğa yönelik şiddet nasıl önlenebilir?

– Çocuklar; Eğitim, Sağlık ve ULUSAL EGEMENLİK ilkesinden hareketle
çağdaşlık – çağdaşlaşma ilişkisi…

Konuk olacağımız “Merhaba Sağlık” prgogramı,
bu Pazar günü, 20 Nisan 2014’te, saat 13.30’da canlı yayınla Ulusal Kanal‘da…

23 Nisan 2014, TBMM’nin açılışının 94. Yılında
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında..

İlgi ve bilginize sunarız..

Ulusal_Kanal_Cocuk_Sagligi_ve_Haklari_Ulusal_Egemenlik-Çocuk_Bayramında

 

Sevgi ve saygı ile.
20 Nisan 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net