IŞİD’İN İZMİR ŞUBESİ

 

IŞİD’İN İZMİR ŞUBESİ

Rifat Serdaroglu

İzmir’in bir Valisi var; Mustafa Toprak. Kamuoyu kendisini AKP’li Bakan Güldal Akşit’in “başdanışmanlığından” ve özellikle Diyarbakır Valiliği sırasındaki icraatından tanıyor.

İzmir Valisi, İzmirli ’nin malı olan “Özel İdare Mallarını” İzmirlilerden kaçırdı.
İzmir Büyükşehir ve İlçe Belediyelerine verilmesi gereken taşınır-taşınmaz malları, devletin diğer kurumlarına aktardı.

Cumhuriyet Savcılarının başlattığı “Liman Yolsuzluğu” sırasında, makam odasına
İzmir Emniyet Müdürünü alıp, operasyonu yürüten Polis Müdürüne “Savcıyı dinleme, soruşturmayı durdur, Ankara böyle istiyor.” deme cüretini gösteren bir yasa çiğneyiciye, kim “Vali” diye saygı gösterir ki?

Şimdi sizler haklı olarak, İzmir Valisi ile yazının başlığını çakıştırdınız, değil mi? Yanıldınız. Mustafa Toprak, İzmir’ in IŞİD Şubesi olacak kıratta biri değildir.
O sadece kendisine emredilen kanunsuz işleri yapar, o kadar!

IŞİD’in İzmir Şubesi olan kişi, Eski Bakan-İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’dır. Mustafa Toprak’ı Yerel seçimler öncesi İzmir’e getiren de O’dur.
O emreder, Vali anında yapar!
BİN-ALİ-IŞİD, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday oldu.
Seçim boyunca on milyonlarca lira harcamasına rağmen,
İzmirlilerden destek alamayınca, aklı sıra İzmir’den intikam almaya kalktı.

İzmir’in olan malların İzmirlilerden çalınması emrini veren BİN-ALİ-IŞİD adlı kişidir. Sizler, BİN-ALİ-IŞİD isteseydi Vali’nin, İzmirlinin mallarını başka kurumlara verebileceğine inanır mısınız?
Hem 11 yıl Türkiye’nin en büyük yatırımlarını Erdoğan’ın dediği şekilde organize edeceksiniz. İhale verdiğiniz yandaş işadamlarından alınan avantalarla
HARAM HAVUZUNU oluşturacak, AKP Medyasının yaşatılmasını sağlayacaksınız. Otelin bahçesinde çantasına avanta dolarları tıkarken Polis kamerasına yakalanan Kayınçonuzu bir gün bile tutuklu kalmadan serbest bıraktıracak kadar USTA olacaksınız, üstüne üstlük İzmir Milletvekili ve Başbakan Başdanışmanı olacaksınız, Erdoğan’ın tüm gizli ilişkilerini bileceksiniz ve İzmir’in malları sizden habersiz dağıtılacak!
Hadi len, sen İzmirlileri Kayınçon gibi salak mı zannediyorsun?

Denizli İlimizde “Özel İdare Mallarının” dağıtımına beraberce bakalım.
Nihat Zeybekçi, Denizli Milletvekili ve Ekonomi Bakanıdır. Denizlililerin malları,
Valilik tarafından üçü de AKP’li olan Büyükşehir Belediyesi,
Pamukkale Belediyesi ve Merkezefendi Belediyesi arasında pay edildi.

Yani Denizli’nin tek malı bile dışarı gitmedi. Doğru olan da budur…

İl’ine sahip çıkmak, kendisini seçen insanlara saygı duymak neymiş anladın mı
BİN-ALİ-IŞİD?

Ya sen ne yaptın? Hem İzmirlinin malını çaldırttın, hem de bölge ekonomisine en büyük darbeyi vurmaya kalktın.
İzmir-Bergama-Çeşme-Alaçatı-Selçuk-Foça, tüm dünyaca bilinen “Marka” yerlerimizdir. Buraların dünya tarafından iyi tanınması için yıllarca emek verilmiştir. Yöre insanları-yerel yönetimler- özellikle yöre esnafı bu güzellikleri Türkiye’ye kazandırmak için
yıllarca emek-para harcadılar.
Siz bu emeğin üstüne utanmadan-sıkılmadan Molotof Bombası atıyorsunuz.

Örnek verelim;
Alaçatı artık mahalle oldu. Alaçatı’daki “Özel İdare Malları” Valilik tarafından mal sahibi Çeşme Belediyesine verileceğine, “Diyanet İşleri Başkanlığına” verildi.
Alaçatı Turizminin can damarı olan bu yerlerde Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılacak bir tesis, Alaçatı Turizmini bitirir.
Bir yıllık geçimini, 2-3 aylık turizm gelirine göre ayarlamaya çalışan esnaf açlığa mahkûm edilmiş olur.

İşte BİN-ALİ-IŞİD ve adamının yaptığı tam da budur.
IŞİD militanları, adamın kellesini kesip bir defada öldürüyorlar.
Bunlar, insanları her gün gıdım-gıdım öldürüyorlar.
Hem insanların malını çalıyorlar, hem de açlığa mahkûm ediyorlar.

Siz, Türk Milletinin başına bela olmak için mi geldiniz be sepet bademler?

Sağlık ve başarı dileklerimle.
14 Haziran 2014

TÜRKLERE MEZAR KAZIYORLAR

 

TÜRKLERE MEZAR KAZIYORLAR

portresi_gulen

 

Rifat Serdaroglu

Erdoğan – Öcalan – Barzani ortaklığı,
Türkiye’nin bölünmesine yol açacak projeye hız verdi.

Bu nedenden, hem Cumhurbaşkanlığı seçimi için oy devşirmek hem de Türklere
mezar kazmak işi için, Beşir Atalay-Efkan Ala-Mehdi Eker görevlendirildi.
Bu üç Kürtçü Bakan da, AKP’nin profesyonel tetikçilik görevlerini yıllardır yapmakta olan malum elemanlarını toplayıp, Diyarbakır’da sözüm ona

“Yeni Türkiye’nin Açılan Kilidi / Çözüm Süreci Çalıştayı”na götürdüler.

Sizlerin tuhafına gitmiyor mu? Hiç kendinize şu soruyu sordunuz mu?

Türkiye’ye ihanet eden insanların tamamına yakını
niçin Güneydoğu Bölgesinden çıkıyor?


Kadim Türk Vatanı olan bu bölgedeki Türk adları,
bu insan müsveddelerini neden rahatsız ediyor?

Üç Bakanın da konuşmalarını dinledim. Yeni Türkiye’nin bu sahte kahramanlarına göre Yeni Türkiye’de (!) bunlar iki konuda çok başarılı olmuşlar;

Din ve Vicdan Özgürlüğü önündeki engelleri kaldırmışlar,
– Çözüm Süreci sayesinde Kürt Sorununu halletmişler…

Türk Milletinin gözünün içine baka-baka bu denli yalanı söylemek için
insanda utanma duygusunun olmaması gerekir.

*Din ve Vicdan Özgürlüğü;

Anayasa’mızın Devletin biçimini belirleyen 1-2-3-4. maddeleri,
Temel Hak ve Hürriyetlerin Kötüye Kullanılmamasını sağlayan 14. maddesi ile
Din ve Vicdan Hürriyetinin sınırlarını çizen 24. maddesi, Devrim Yasalarını içeren
174. maddesi aynen durmaktadır. Anayasamızın bu maddelerini değiştirmeden,
“Biz din ve vicdan özgürlüğünü artırdık..” demek yalanın dik alasıdır.

AKP’nin yaptığı; Anayasa Mahkemesi kararlarına karşın, (Bizim Hukuk sistemimizde Anayasa Mahkemesi kararları, Anayasa maddesi hükmündedir) Anayasal değişiklik yapmadan yasaları ve yönetmelikleri usulsüz bir şekilde zorlamaktan ibarettir.

AKP’nin “Namus Meselesi” saydığı Türban konusu da böyledir.
Yani AKP, geçici olarak ve yasalara aykırı bir şekilde “Türban meselesini çözdük” diye yalan söylemektedir.

AKP’nin bir başka yaptığı şey, ehliyetsiz-bilgisiz kişilerin, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın denetimi olmadan “Kaçak Kur-an Kurslarını” açmalarına
göz yummak ve Cemaat-Tarikatların, inanmış insanları sömürmesine izin vermektir.

*Çözüm Süreci;

  • AKP ve Erdoğan, Türkiye’yi bölüp parçalamakla görevli kişiler gibi, Güneydoğu’yu bilerek-isteyerek PKK’ ya teslim ettiler.
  • Bebek katili-Uyuşturucu Baronu-Tecavüz sapığı-Ermeni kökenli esas adı
    Artin Agopyan olan Öcalan’ı, T.C. Devletinin muhatabı yaptılar.
  • Oslo’da PKK ile görüşen MİT Müsteşarı Hakan Fidan;
    Öcalan’dan “Bilge Kişi” diye söz etti!

– MİT Müsteşar Yardımcısı, “Metropolleri silah ve patlayıcı ile doldurdunuz.
Sizinle savaşan ordu şimdi içerde.
” dedi.

Öcalan denen caniye “Takdir hislerini” sunan zavallı Vali’nin emrine
Türk Askerini verdiler.
-“Akan Kan Durdu” dediler;

  • PKK hala katliama devam ediyor.
    TC Devletinin yanında olan Korucular, PKK tarafından teker-teker öldürülüyorlar.

Son olarak Mardin-Dargeçit’te yiğit insan Mehmet Uğurtay öldürüldü.
Öldürülen korucu sayısı 8 oldu. Son bir ayda onlarca Mehmetçik, PKK tarafından
uzun menzilli silahlarla yaralandı.
Şantiyeler basıldı, yollar kesildi, yüzlerce araç yakıldı.
-“PKK Silah Bırakarak Yurtdışına Çekildi..” dediler;
PKK, bırakın yurtdışına çekilmeyi kendi Asayiş Güçlerini oluşturdu ve
bölgenin tamamında etkin hale geldi.
-Bölgede denetim Devlette dediler;

Devletin Valileri- Kaymakamları, zavallı durumdalar.

Yol kesen teröristlere yalvaracak ölçüde acınacak haldeler.
Asker kışlasından, Polis karakolundan, Vali-Kaymakamlar makamlarından
dışarı çıkmaktan korkuyorlar.

Değerli, Okurlar;

  • AKP ve Erdoğan’ın bu yaptıkları başta söylediğimiz üçlü anlaşmanın gereğidir.

Bu anlaşmanın kimler tarafından dikte edildiği, kimlerin garantör olduğu
Türk Milletinin malumudur.

Yunus Emre bir deyişinde asırlar öncesinden şöyle seslenir :

  • Sular Hep Aktı Geçti / Kurudu Vakti Geçti,
    Nice Han Nice Sultan / Tahtı Bıraktı Geçti,
    Dünya Bir Penceredir / Her Gelen Baktı Geçti…

Bu Aziz Vatanı, Türklere mezar eylemek için kimler çabaladı, kimler savaştı!

Haçlılar, tüm güçleriyle saldırdılar, hem de kezlerce.
1. Dünya (AS: Paylaşım) Savaşı sonrası Emperyalist Devletler akın – akın üzerimize geldiler.
İçimizdeki hainleri silahlandırıp devlete karşı ayaklandırdılar, hem de kezlerce.

Türk Milletine bu toprakları mezar yapmak için gelenler,
kendi kazdıkları mezara gömüldüler.

Yine aynısı olacak. Devlet kurumlarından T.C.’ yi kaldırtanlara, kent meydanlarından

– “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazısını indirtip PKK bayraklarını astıranlara,
– Türk Askerini-Türk Polisini ite-çakala hedef tahtası yapanlara,
– Türk Bayrağını yakanlara elbette ki fırsat verilmeyecektir.

Cumhurbaşkanı adayları belli olunca, kimin ne mal olduğunu herkese tek-tek belgeleriyle anlatacağız.

Ne Mutlu Türkün Diyene!…

Sağlık ve başarı dileklerimle
07 Haziran 2014

TAYYİP SİZİ KURTARABİLİR Mİ?

 

TAYYİP SİZİ KURTARABİLİR Mİ?

Rifat Serdaroglu

Tayyip, iki yanı uçurum olan dar bir yolda bisiklete binen çaresiz bir adama benziyor.

Pedal çevirmeyi bıraktığı an, uçuruma düşüp paramparça olacağını biliyor.
Bu yüzden Başbakan olmanın sorumluluğuna, demokrasinin kurallarına,
demokratik hoşgörüye hiç uymayan davranışlarına bilerek devam ediyor.

“Kindar ve Dindar” söylemlerle, hala kendine inananları bir arada tutmaya çalışıyor. Her ağzını açtığında, hakaret-küfür-aşağılama.
Adam sanki Başbakan değil de, mahallenin bıçkın kabadayısı!

Hadi Erdoğan’ı anladık, o freni patlamış araba gibi son hızla duvara doğru gidiyor. Yakında çarpacak ve hakkı ne ise onu alacak.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bürokratları, ya sizlere ne oluyor?
Sizler nasıl olur da, göz göre-göre suça ortak oluyorsunuz?
Erdoğan’ın ilerde sizi kurtarabileceğinizi mi sanıyorsunuz?
Sizler gerçekten bu denli saf mısınız?

Erdoğan’ın 2001’de birlikte yola çıktığı “Siyaset Arkadaşlarından”
“Bürokrat Dostlarından” bugün için yanında kimler kaldı, görmüyor musunuz?
Erdoğan’ın çok yakın aile çevresi dışında, kime vefalı olduğunu gördünüz?
Yüzlerce siyaset arkadaşını, binlerce bürokratı kullanıp, onlara yanlış işler yaptırıp başından atmadı mı, yanından uzaklaştırmadı mı?

Bakanlarını, Milletvekillerini tekme-tokat döven adam sizi mi düşünecek?

Özellikle Vali ve Emniyet Müdürleri;

Sizler, yaptıklarınızın hesabının yasalar önünde sorulmayacağını mı sanıyorsunuz? İnsanların anayasal haklarını vurarak-kırarak-yaralayarak-öldürerek engellemeye çalışmak, sizin içinize siniyor mu?

Erdoğan’ın kanunsuz emirleri yasaların üzerinde mi?

Sizler ana-baba değil misiniz?

  • Okmeydanı Cemevi avlusunda öldürülen 30 yaşındaki Uğur Kurt’un günahını kim çekecek?
  • İçinizden hangi babayiğit, Uğur’un çocuğunun yüzüne bakabilecek?

Erdoğan sürekli olarak “Dürüst ol Dürüst” demiyor mu?
-Erdoğan’ın ve ailesinin malvarlığını, dürüstlük olarak kabul ediyor musunuz?
-Erdoğan’ın 4 Bakanının yolsuzluklarını, dürüstlük olarak görüyor musunuz?
-Sizlerin çocuklarının evlerinde milyonlarca dolar-kasalar var mı?
-Sizlerin hanginizin evinde para sayma makinası var?
İmar yolsuzluğu yapıp, avantadan para kazanan çakalların yaptıkları vurgundan mutluluk duyuyor musunuz?

-Soma’da üç yüzden çok insanımızın boşu boşuna ölmelerine sebep olan
yolsuzluk zincirini gördüğünüz bildiğiniz halde nasıl susarsınız?

-Sizlerin çocuklarınızın ve Soma’da babasız kalan 432 çocuğun hangisinin
gemi filoları- medya grupları-milyar-milyar Avro ’su var?

-Sizlerin çocuklarınızın hangisinin, bir kezde 100 Milyon Dolar bağış alabilen
bir vakfı var?
-Hanginizin yurtdışındaki gizli banka hesaplarında milyarlarca dolarlık
“haram parası” var?

Tüm bunları yapanlar mı dürüst?
Devleti Milleti dolandıranlar mı Müslüman?

Şunları hiçbir zaman unutmayın :

Eskiden her olayın kaydı yalnızca Devletin elindeydi.
Şimdi öyle mi?
Bir basit telefon kamerası bile, sizlerin saklamak istediğiniz gerçeklerin üzerini açacak.

Eğer Türk Devleti, bizzat iktidar tarafından yapılan bunca tahribata karşın hala ayakta duruyorsa, bu durum aldığı maaşla yetinen, boğazından haram lokma geçmeyen Devlet Adamları- Siyasetçiler ve namuslu Bürokratlar sayesindedir.

Ve bunlar her şeyi ama her şeyi, hem kendi belleklerine hem de Türk Milletinin belleğine kayıt ediyorlar.
Günü geldiğinde her şey belgeleriyle açıklanacak ve hesap mutlaka sorulacaktır.

  • Sizler bu aziz vatanı sokakta bulmadığımızı, bağımsızlığımız
    ve son Türk Devleti için oluk-oluk kan akıttığımızı unuttunuz mu?

Bizler unutmadık. Gök kubbe başımıza yıkılmadıkça Türk Vatanını
emperyalist devletlerin uşaklarından, hırsızlardan-uğursuzlardan-şaibeli kişilerden
ve onların oyunlarından koruyacağız.

Bu sizlere, büyük bir bölümünüzü tanıyan bir büyüğünüz olarak son nasihatimizdir.

Lütfen kendinize gelin, yasaların dediğini yapın, kanunsuz emirler uymayın
ve kim kanunsuz iş yapıyorsa, Türk Milleti ile paylaşın…

Arada bir en yakınınızdaki kabristana gidin. Görün ve anlayın ki,
oradan kaçış yok. Orası kendisini vaz geçilmez olarak görenlerle dolu.
Kul hakkı almayın, kul hakkı yiyenlere payanda olup kendinizi iki âlemde de yakmayın…

Sağlık ve başarı dileklerimle.
24 Mayıs 2014

Rifat Serdaroğlu

Rifat Serdaroğlu : MODERN OTORİTER LİDERLER


MODERN OTORİTER LİDERLER

portresi_gulen

 

 

Rifat Serdaroğlu

 

Siyasal karşıtlarını öldürtmeyen ama onları çalışamaz duruma getiren, hukukun üstünlüğünü tanımayan, sahtecilikle dış destekle çoğunluk sağlayan ve medyayı, yargıyı, sivil toplum örgütlerini, güvenlik güçlerini, zenginliği (gayrimeşru olarak)
ele geçirip kendi çoğunluğunu sürdürmek için çalışan tiplere “Modern Otoriter Liderler” denir.

Bunlar 21. Yüzyılın Modern Hitlerleri, Mussolinileridir.
Bunlar bir kez işbaşına geldiler mi, bunlardan kurtulmak çok zordur.

Ancak, bunların musallat olduğu ülkedeki tüm toplum uyanır, bunların gerçek yüzlerini gerçek niyetlerini anlar o ülkedeki dinamik güçler, yüreğinde vatan sevgisi,
milletine saygısı olan bürokratik yapı, tüm sivil toplum örgütleri, siyasi yapılar ve
özellikle yargı kurumları el ele verirlerse bu virüsü bünyeden atabilirler.

Yoksa o virüs bünyeyi yok edinceye dek durmaz.

Gelin, kendi ülkelerini üç kuruşluk para ve güç uğruna satan bu zavallılara
“patron devlet” tarafından uygulanan ve ev ödevi olarak ellerine verilen çalışma programını birlikte irdeleyelim;


*Önce hedef ülkedeki varolan rejimle kavgalı, “emir alabilecek” yapıda, gelecek
vaat eden, ağzı laf edebilen kişiler belirlenir. Bunların zaafları, eğilimleri, niyetleri incelenir. İçlerinden en işe yarayanı ülkeye çağrılır ve en üst düzeyde ağırlanır.
Strateji uzmanlarıyla çalıştırılır ve eleman iyice eğitilir, parti kurdurulur ve
seçim için gerekli para ve propaganda desteği verilir.

*Hedef ülkede, genel seçim öncesi “Ekonomik Tetikçiler” tarafından kriz yaratılır. Hem krizden para kazanılır, hem de hedef ülkedeki insanlar varolan siyasal yapıdan nefret eder duruma getirilir.

*Seçim sonuçları ile oynayabilecek ileri teknolojiye sahip ekip görevlendirilir.
Seçim kazandırılır ve “eleman” tüm dünyada, ama özellikle kendi ülkesinde parlatılır.

*Bu eleman, kendi gibi düşünen etnik ve dinel kümelerle uzlaştırılır.
Her küme zamanı geldiğinde kendisine biçilen rolü oynayacaktır.

*İlk çökertilecekler hedef ülkedeki “Ulusal Yapı” ve Ulusal Ordu” dur.

Önce bu kurumların direnme gücünü kırmak için, yargı kuşatılır.
Bunun için, şeytanla bile işbirliği yapılır. Görüntü “Demokratikleşme” olarak tanıtılır.
Barış – kardeşlik – geçmişle hesaplaşma adı altında tuzaklar kurulur,
maliye-polis yasa dışı olarak kullanılır, ülkede korku havası estirilir.
Karşıt siyasetçiler, yine yasa dışı yollarla dinlenir, görüntülenir,
bertaraf edilecekler kenara atılır.


İş dünyası korkutulur ve susturulur.

* Medya teslim alınır.
Gerekiyorsa satın alınır, alınamıyorsa korkutulur en azından aleyhte yazması
engellenir. Devlet olanakları bu iş için köküne dek kullanılır.

*Hedef ülkedeki, finans piyasası “özelleştirme” adı altında, yönetim temelinde tümden patron devletin denetimindeki kesimlere devredilir. Ülke ekonomisi ile oynamak artık çocuk oyuncağıdır!

*Patron devlet, bu elemanları sonsuza dek kullanmaz. Elemanın dikbaşlılığı,
söz dinlememesi, kendi başına iş yapıp, ne oldum delisi olması..
onun kullanılma süresini öne çeker.


Zamanı geldiğinde, elemanın başına eski ortakları bela edilir.
Elemanın en zayıf yanı olan, hırsızlık ve yolsuzlukları teker- teker açıklanır.

Eleman ya kenara çekilip biriktirdiği serveti ile zıkkımlanacaktır, ya da direnecek ve patron devlet tarafından çıkartılacak bir iç çatışma sonunda, kendi halkı tarafından
yok edilecektir.

Bu tarih boyunca hep böyle olmuştur. Bu sarmaldan kurtulan eleman şimdiye dek görülmemiştir. Yakın tarihten örnek vermek gerekirse, Zeynel Abidin Bin Ali-Kaddafi, Mübarek, Mursi, Saddam.. acı örnekler olarak gözler önünde durmaktadırlar.
Bu geri zekâlı elemanlar hem ülkelerini, hem kendilerini, 
hem de kendi çocuklarını perişan etmişlerdir.

İşte bu elemanlara “Modern Otoriter Liderler” denir.

Bizde, yani Türkiye’de böyle bir eleman olabilir mi?

Ne mümkün! Hamdolsun ki, bizde hem Müslümanlığı, hem Türklüğü ile övünen,
“Ne Mutlu Türküm Diyene” ilkesine inanan, pozitif hukuku benimsemiş, çağdaş,
aydın, aynı zamanda nükleer santral ile piknik tüpü arasındaki ilişkiyi çok iyi bilecek teknolojik bilgiye sahip, Milli Ordusunu seven, ecdadı gibi at binebilen
bir dünya liderimiz var.

Haydi, Ya Allah Bismillah, hücum aslanlarım…

Sağlık ve başarı dileklerimle.
07 Şubat 2014

BİJİ ERDOĞAN

RİFAT SERDAROĞLU

BİJİ ERDOĞAN

*Dünyadaki demokratik ülkelerin hiçbiri, elindeki silahları bırakmayan, can almayı durdurmayan terör örgütü ile “MÜZAKERE” yapmaz.

Yaparsa “Devlet” olma niteliğini yitireceğini çok iyi bilir…

*Binlerce yıllık Türk Tarihini inceleyin. İster savaş yoluyla, ister yaptığı antlaşmalar yoluyla vatan topraklarından bir parça olsun yitiren Sadrazam’ın kellesi alınmıştır, ama o gün, ama daha sonra. Bunun bir tek istisnası yoktur.

Bu iki konu tarihsel gerçeklerdir…

AKP ve Erdoğan, 300 yıldan fazla bir zamandır başımızın belası olan dış destekli Kürtçülük-Bölücülük olayına 2002 yılından başlayarak “Şaşı” bir bakış açısı getirmiş, sonucu Türkiye’nin değil, Amerika ve İsrail’in lehine olacak politikaları uygulamaya koymuştur.

10 yıl boyunca Eşbaşkan Erdoğan’a Türkiye’yi bölünmeye götürecek politikalar, adım-adım, dilim-dilim uygulattırılmış, sonunda Erdoğan, “istemeden de olsa” bu yanlışlara sahip çıkar hale gelmiştir. Bundan böyle Erdoğan’ın yanlıştan dönme, ulusal politikalar uygulama olanağı kalmamıştır.

Artık Erdoğan’ın Avrupa Birliği’ni, kendisini ve partisini Türkiye’de ve dünyada legalize edebilmek için kullandığını tüm Avrupa biliyor.

Hele kongrede Erdoğan’ın, sağında Barzani, solunda Hamas Lideri Halid Meşal, arkasında Müslüman Kardeşler örgütünün eski Lideri Nursi olduğu halde verdiği fotoğraf, kafalardaki “Çağdaş Türkiye” imajına büyük darbe vurmuştur.

Bu dörtlünün yanına bir de El-Kaide ikinci adamı (Erdoğan’ın dizinin dibinde oturduğu kişi) Gülbettin Hikmetyar’ın resmini koyarsanız, ne demek istediğim net olarak anlaşılır.

Erdoğan, Salı günkü grup konuşmasında muhalefet partilerine çağrıda bulunarak, onları da “Kürtçülük-Bölücülük” kuyusuna çekmek istemektedir.

Bugüne dek her sıkıştığında AKP’ye “Baston” olmuş CHP ve MHP liderlerinin bu “zehirli şerbeti” içip içmeyeceklerini beraberce göreceğiz…

CHP ve MHP Genel Başkanlarına, Ziya Paşa’nın “Endülüs Tarihi” adlı eserini okumalarını öneririm;

Gemileri yakarak ardına bakmayan yiğitlerin kurduğu bir devlet, gözleri yaşlarla dolu olarak terk ettiği Gırnata’ya(Granada) bakarken annesinden;

“Erkekler gibi savaşmadın, şimdi sana kadınlar gibi ağlamak yakışır”

sözlerini işiten yöneticilerin elinde yok olmuştur.

Bu iki Genel Başkan Türk Tarihini iyi inceleyip, kararlarını vermelidirler…

Ya Türk Milletinin yanında olacaklardır, ya da Amerika-İsrail’in kurguladığı “Kürtçülük-Bölücülük” kuyusunda bulunan Erdoğan-Barzani Meşal-Nursi-Hikmetyar’ın yanlarına gideceklerdir.

Son olarak kendilerine şunu söylemek isterim :

Türk Milleti yavaş-yavaş gerçekleri görmeye başlamıştır. Yandaş- Damat-Cemaat-Kürtçü medyanın yaptıkları “karartma-saptırma” yırtılmaya başlamıştır.

Eğer, bu günkü gibi Milli olmayan-silik-kişiliksiz- politikalarına devam ederlerse, Türk Milletinin sesi olacak bir parti kurulur ve bu iki kişi koltukları ile baş başa kalırlar…

Ya “Ne Mutlu Türküm Diyene” diyecekler, ya “Biji Erdoğan”,
tercih onların…

Sağlık ve başarı dileklerimle.
03 Ekim 2012