BENİ TÜRK HEKİMLERİNE EMANET EDİNİZ?

BENİ TÜRK HEKİMLERİNE EMANET EDİNİZ?

Uz. Dr. Ceyhun BALCI

Atatürk’ün söylediği öne sürülen bu söz sayamayacağmız kadar çok sağlık kuruluşunun bir yerlerine işlenmiştir. Biz hekimlerin hoşuna gitmemesi ne mümkün bu sözlerin! Gerçekte böyle sözü yoktur Atatürk’ün! En azından doğrudan böyle söylememiştir. Bu anlama gelen davranışı olduğu kesindir.

Atatürk, kendisini bizlerin arasından alacak hastalığın pençesindedir. Yıl 1938 başlarıdır!
Atatürk’ün bedeni bir ölüm kalım savaşı vermektedir. Zihni ise bir başka ölüm kalım savaşıyla meşguldür!

HATAY!

hatayinanavatanakatilmasi-afqmn3papng-728x728

Lozan’da karara bağlanamayan, Türkiye’nin istediği biçimde sonuçlandırılamayan bir konudur. Birkaç yıl önce Türkiye’nin bağımsızlığıyla uyumlu şekilde sonuçlandırılan Boğazlar konusundan sonra çözüm bekleyen sıradaki sorundur!
Biraz daha geriye gitmek gerekir!
6 Kasım 1918! Mondros’u izleyen günlerde Atatürk İskenderun’da görevlidir. Kenti işgal etme girişimindeki İngilizlere karşılığı kısa ve özdür! “Karaya çıkanı vururum!” Bu kararlılığını İstanbul’a çektiği telgrafla yetkililere bildirir. İskenderun’u teslim edecek birisini kendi yerine atamalarını salık verir.
Böylesi kararlılık sergilemiş Mustafa Kemal’in Hatay duyarlılığına şaşırmamak gerekir. Bedeni yaşam savaşı verirken Hatay’a odaklanması bundandır.
Rahatsızlığı için yurtdışından doktor çağırılması önerileri bir kulağından girer, diğerinden çıkar. Kesin bir dille karşı çıkar! Hastalığının yabancılarca öğrenilmesi Hatay’ın vatan toprağı yapılması önündeki önemli engeldir O’na göre! Bu nedenle yabancı hekim şöyle dursun! İnsan içine çıkmaktan kaçınır. 1938 yazının kavurucu sıcaklarını Savarona’da geçirmesi deniz keyfinden değil hastalığının öğrenilmesi korkusu ve Hatay’ın Türk toprağı olması çalışmalarına zarar vermemesi içindir.
Atatürk çok iyi bilir ki;

“YAŞANACAK VATAN YOKSA GERİYE KALAN HİÇBİR ŞEYİN ÖNEMİ YOKTUR!”

İşte o koşullar altında Atatürk Türk hekimlerinin muayenesine ve tedavisine razı olur.
Dolaylı yoldan kendisini Türk hekimlerine emanet etmiş olur.
Bu kararıyla her zamanki gözü pek, kararlı ve ilkeli Atatürk vardır karşımızda! Vatanseverliği sağlığını tehlikeye atmasını gerektirmiştir. Bu yaşamsal kararı alırken gözünü kırpmamıştır!
Sayısız örnekten birisidir!

Bu nedenle

ATATÜRK YENİLMEZDİR,
ATATÜRK’ÜN ESERLERİ YIKILMAZDIR!
ATATÜRK YERYÜZÜNÜN GÖRDÜĞÜ
EN BÜYÜK DEHALARDAN BİRİSİDİR!
IŞIKLARDA UYUMAKTADIR!
Utanmaz, sıkılmaz güruhunun saldırılarına karşın
dimdik ayaktadır!

=======================================
Teşekkürler çok değerli meslektaşımız Dr. Ceyhun Balcı’ya…

Sevgi ve saygı ile. 11 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

SAĞLIKTA KAMU ÖZEL ORTAKLIĞI; SORU VE YANITLARLA

Dostlar,

TTB’den (Tük Tabipleri Birliği) 2 meslektaşımız ve bir hukukçu çalışma arkadaşımız
son derece emekli bir çalışmaya imza attılar..

SORU VE YANITLARLA SAĞLIKTA KAMU ÖZEL ORTAKLIĞI

Hazırlayanlar : Av. Özgür Erbaş, Doç. Dr. Cavit Işık Yavuz, Dr. Bayazıt İlhan

Sevgili Cavit Kocaeli Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalından.
Sevgili Bayazıt ise TTB Genel Sekreteri, Ulucanlar Göz Hastalıkları Hastanesi Uzmanı.

Aslında çalışma Aralık 2012 tarihli.. Sizinle paylaşmakta geciktik. Fakat bu sorunu sitemizde epey işledik farklı yazılarımızla. Topluca bu metni de paylaşalım..
Geldiğimiz – sürüklendiğimiz yer 1 yıl sonra daha somut = daha ürkünç (vahim)!

Önsöz şöyle bağlanıyor :

  • “Bu dokümanda konuyla ilgili sorulan sorulara yanıtlarımızı bulacaksınız.
    Sorular ve yanıtları, kamu özel ortaklığı ve hastane kampüsleri sürecinin
    Başbakan’ın hayalinin çok ötesinde anlamları olduğunu göstermektedir.”

Kamu – Özel Ortaklığı (Public Private Partership – PPP) yasası yürürlükte ve
Türkiye genelinde Kent Hastanelerinin inşaatına başlandı. Ankara’da Etlik ve Bilkent’te..
Kent – Şehir Hastanelerini de epey yazdık sitemizde..

AKP gözü kara bodoslama gidiyor – sürükleniyor dış güdümle..

24 soru ve 24 sayfalık bu değerli teknik metni bir kez daha topluca okumak ve savaşıma omuz vermek gerek.

Kurban Bayramı öncesi özel sağlık kuruluşlarının fark oranının % 200’e çıkarıdığını da gözeterek. Bunu da yazdık (30.10.13) :

ÖZEL HASTANELERDE % 200 FARK ALINMASI NE DEMEKTİR??

(http://ahmetsaltik.net/2013/10/30/ozel-hastanelerde-200-fark-alinmasi-ne-demektir/)

Dolayısıyla, para bulunur da 5 yıldızlı otel konforunda (5 yıldızlı sağlık hizmeti değil otel! Niçin acaba??) hastanelere kavuşursak (!) artık % kaç fark ödeneceğini varın siz kestirin..

Ya da SGK‘nın bu hastanelerde hizmet bedelinin % kaçını ödeyeceğini??
1/4, 1/5, 1/3?? Hangisi hangisi?
SGK katkısı böylesine marjinalleşecekse o kurum zorunlu sağlık sigortası
yapmış olur mu?

Ya da Ülkemizde GSS’den (Genel Sağlık Sigortası) söz edilebilir mi??

TTB’nin sözünü ettiğimiz önemli raporunu okumak için lütfen tıklayınız..

SORU VE YANITLARLA SAĞLIKTA KAMU ÖZEL ORTAKLIĞI

Kamu_Ozel_Ortakligi_Soru_ve_Yanitlarla

Bu lüks hastanelerde yabancı hekim de çalıştırılabilecek..

Büyük ATATÜRK ne buyurmuştu ?

1. Devletin EN BİRİNCİ GÖREVİ sağlık hizmetleridir.

2. Beni TÜRK HEKİMLERİNE emanet ediniz..

Aramızdan bedensel olarak ayrılışının 75. yılında bunları yazmak istemezdik.

Hele Sağlık Bakanlığı’nın adından T.C. simge harflerinin sökülmesi girişimini..
Midemiz bulanıyor ve lanetliyoruz!
Burası ne Cumhuriyeti peki ey AKP’liler?
T.C. nerenize batıyor?
Daha da çarpıcı soralım : T.C. yerine ne koymayı tasarlıyorsunuz?

AFİD Mİ??

ANADOLU FEDERE İSLAM DEVLETİ mi??

Kursağınızda kalacak!

Yüce ATATÜRK rahat uyusun, kutsal emanetini sonsuza dek yaşatacağız!

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 10.11.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Sorgulanamayan İnançlar Neye Mal Oluyor?


Dostlar
,

Sayın Prof. Coşkun Özdemir, uluslararası bilimsel üne sahip bir tıp doktorudur ve bizim de İstanbul Tıp Fakültesi’nden hocamızıdır.. Sonraları ise onur duyduğumuz dostu ve savaşım arkadaşı.. Halen Kasder (Kas Hastalıkları Derneği) başkanı ve İstanbul’da emeklilik sonrası 15 yılı aşan bir süredir bu zor hastalığın kurbanlarına karşılıksız hizmet vermekte.. Çoook nitelikli emeği ve 60 yıllık hekimlik birikimiyle.
Yeşilköy’deki alçakgönüllü kiralık binada..

İstanbul Büyükşehir belediyesi her yıl taciz ediyor kira sözleşmesinin yenilenme(me)sinde.. Oysa belediyenin, kamu yararına çalışan bu tür dernek – vakıflara kendiliğinden destek olması gerek yasası gereği (5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, md. 24/n).

Yandaş cemaat dernek – vakıflarına her türlü belediye olanağı cömertce (!?)
peş keş çekilirken, Coşkun Hocanın derneğine gerçek bedelle kiralanan binanın her yıl boşaltılması baskısı yapılıyor.. Hem taciz hem de yandaşlara ikram borcu / iştahı!?

Bu sitede, sık olmasa da, elimize geçen yazılarına sevinçle yer veriyoruz.
(http://ahmetsaltik.net/2013/08/29/akp-milletvekillerine-2/, 29.8.13;
http://ahmetsaltik.net/2013/09/13/kas-hastaliklari-dernegine-destek-olalim/, 13.9.13)

85’e dayanan kronolojik yaşına karşın, O, Cumhuriyet’in Büyük Atatürk‘ün Cumhuriyeti kutsal bir emanet bıraktıklarından -Türk Gençliği’nden- sayıyor pek haklı ve gururlu olarak..

21 Ekim 2013 günlü Cumhuriyet’in 2. sayfasında yer verilen 2 makale de hekimlere ait..
Dostluklarından övünç duyduğumuz Cumhuriyet Devrim’inin ürünü 2 hekim hocaya..
Onlar (Prof. Coşkun Özdemir ve Prof. Çağatay Güler) Büyük Atatürk‘ün

“Beni Türk hekimlerine emanet ediniz..”

buyurduğu ulusumuzun hekimlerinden..
(Prof. Güler’in sitemizde yer alan 2 yazısı için lütfen tıklayınız :
– http://ahmetsaltik.net/2013/10/22/nefret-etsinler-ama-yeter-ki-korksunlar/, 22.10.13
–  http://ahmetsaltik.net/2013/10/09/yoksul-ve-kor-bir-halk-saglikcisi/, 9.10.13)

Sevgi ve saygı ile.
22.10.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==========================================

Sorgulanamayan İnançlar Neye Mal Oluyor?..

portresi
Prof. Coşkun ÖZDEMİR

“Türkiye’de bilgi ve yeteneklerle ilgisi olmayan bir politik yazın ortamı var. Çerçevesini politik kavgalar ve cehalet saptıyor. Gelişmiş ülkelerde entellektüel söylem,
politik söylemi etkileyebilir. Türkiye’de bu olası değil.
İslam potası içinde bir politik kültür çöküntüsü içindeyiz.”

Kurtuluş savaşımızın kahramanlarından Rauf Orbay saltanatın kaldırılmasına karşı çıkmış, “Boğazımdan saltanatın lokmaları geçmiştir. Yok edilmesine razı olamam.” demiştir. Mustafa Kemal’in silah arkadaşları Keçiören’de O’nu sorguladılar:

“Senin Cumhuriyet ilan edeceğin söyleniyor. Bu doğru mu?” diye.

Kaygılıydılar bu inanç sahibi kahramanlar. Mareşal Fevzi Çakmak
Köy Enstitülerine karşı durdu
Nâzım Hikmet’in 30 yıl mahkûmiyetini onayladığı gibi. dini bütün bir muhafazakârdı Atatürk’ün yanı başında yer alan mareşal. DP iktidarının ilk icraatı Arapça ezanı geri getirmek olmuştur. İnançlara saygılıydılar,
sandık demokrasisi başlamıştı. Demirel, sağcı ve solcu çocuklar sokaklarda birbirini vururken “Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz” diye televizyona çıkıp
her türlü şiddeti kınamayı reddetmiştir.

İnanç sahibiydi o günün başbakanı. Darbeler geldi sol akımlara karşı, yeşil kuşak
(green belt) teorisinin etkinlik kazandığı ortamda. Sömürüye, emperyalizme karşı çıkan solcu gençleri asmayıp beslemek olmazdı. Asıldılar birer birer bu yiğit çocuklar. Nakşibendi kimlikli Özalın ardından Erbakan şeriat özlemi içinde

Olacak ama bakalım kanlı mı kansız mı?” diyordu.

Nihayet en radikal inanç sahipleri geldi iktidara. Liderleri,

  • “Cumhuriyet dönemi sona ermiştir artık, topluma İslami esaslar
    egemen olacaktır, İslama aykırı yasalar kaldırılacaktır,
    halk onaylarsa laiklik elbette kalkacaktır.” 

diyorlardı.90 yıllık cumhuriyet dönemi artık sona ermeliydi.

AKP iktidarı müziğin her türlüsünü günah sayan, örtünmeyen kadınları fahişe olarak damgalayan, İslami bisiklet ve İslami teknoloji yaratmayı amaçlayan muhteşem (!) profesörler yetiştirdi. Bir emekli profesör de rüyasında Nakşibendi şeyhini görüp bakanlığa, ciddiye alınarak işlem gören ve şeyhin ikazlarını içeren yazı yazdı.

Laikleri şişe geçireceğim; anlayacaklar laikliğin faziletini.”
Elin o…su bile kalkıp laikim diye çalım satıyor..
” diyen ajans müdürlerimiz oldu.

Üniversitelerimizde laikliğe, aydınlanmaya (akla da diyebiliriz), Darwin’e karşı
çok sayıda Prof. unvanlı öğretim üyemiz var. Diyanet işleri başkanı faylardan söz eden bilim insanlarını eleştirerek “Fizik söylüyorsunuz, hani söylemlerinizde metafizik nerede, Tanrı depremle kulları için bir sınav yapıyor..” buyuruyor.

Diyanet İşleri başkanı, İzmir’in irfan noksanlığını ele aldığı gibi henüz dünya bilim âleminde kabul görmemiş kök hücre tedavisi konusunda da fetva veriyor ve inanç sahibi hâkimlerimizle (kararı mahkeme veriyor) birlikte Sağlık Bakanlığı ve yerli bilim insanlarını aşarak bu tedavinin uygulanmasını sağlıyor. Güçlü inanç sahipleri
Türkiye’yi bir darül harp bölgesi olarak ilan ediyorlar.

Türbanlı iki genç kızımız Atatürk’ü değil Humeyni’yi sevdiklerini söyleyerek
dinlerini yaşamayı özgürlük ve bağımsızlıktan çok daha üstün tuttuklarını,
sömürgede bu olasılığın daha yüksek olabileceğini bildiriyorlar.

Bir başka genç kızımız “7.4 yetmedi mi siz inançsızlara?” diye soruyor açtığı pankartla.

Ergenekon ve Balyoz davalarında yüzlerce gazeteci, öğrenci, bilim insanının tutukluluk ve mahkûmiyet kararlarında sorgulanamayan güçlü inançların önemli
rol oynadığı sanırım yadsınamaz (eski Genelkurmay başkanına verilen
müebbet hapis cezasını az gören savcı
yı hatırlayınız).

Bir Başbakan’ın “Dindar ve kindar gençler yetiştireceğiz” deyişini de
başka türlü açıklayamayız. Ülkemizin yüzakı iki büyük hümanist eğitimci ve sanatçısı
Türkan Saylan ve Fazıl Say’ayöneltilen küfür ve karalamalarına da başka bir yorum getiremezsiniz.

Ekranlarda boy gösteren ve milyonlara “çalışan kadın ailesini dağıtır, eş yok eşitlik yoktur, hamile kadının sokaklarda görünmesi terbiyesizliktir..” diye öğüt veren muteber (!) konuşmacıya ne diyelim?

Müslüman kardeşler liderlerinden Seyyid Kutuptan (Allah’ın nizamını gaspeden demokrasidir) ilham alan inançlı İslamcılarımız da yakında
kahrolsun demokrasi” diye pankart açtılar.

Saçlarının teli görünürse günah olacağına inanan genç kızlarımız (kim bilir ne güzel saçları vardır) türban özgürlüğü (!) ile büyük sevinç yaşayıp Erdoğan’a teşekkür ettiler. Ama bu kızlar, bu inanç önceliği ve iktidar politikaları yüzünden kamplara bölünmüş, bilimden, sanattan uzaklaştırılmış iç karartıcı memleket manzaralarını göremiyor, fark edemiyorlar. Türban devrimi (!) her şeyi unutturuyor. Onlarla birlikte ülkeyi yöneten ve onun yazgısına egemen olanlar inançlara dayalı politikalarını yürütürken geçmişin akla, felsefeye öncelik veren İslam bilginlerini, akademi kuran
El-Memun’u, İbni Rüşt ve İbni Haldun’u, İbni Sina’yı hatta C. Şengör’ün
ısrarla anlattığı Fatih Mehmet’i okumuyor, anlamıyor ya da umursamıyorlar.

Bugün ülkemizde farklı bir İslam, farklı bir Kuran yorumu yapan ilahiyatçılar var.
Onlar da göz ardı ediliyor.

Soru soran doğruları, iyiyi güzeli arayan insanlar için birbirinden aydınlatıcı yazılar yazan bir bilge insan Doğan Kubanı da okumadıklarına eminim.

Gözlerini, yurtseverler için kahredici gerçeklere kapayıp kayıtsız şartsız
AKP’nin ileri demokrasi masalını övenler,
Nagehan ve Nazlı’lar, Türköne’ler, Metiner’ler vb. ekran gülü ayrıcalıklı konuşmacılar da okumaz O’nu.

Bakınız ne diyor son yazısında Kuban:

Türkiye’de bilgi ve yeteneklerle ilgisi olmayan bir politik yazın ortamı var.
Çerçevesini politik
 kavgalar ve cehalet saptıyorGelişmiş ülkelerde entellektüel söylem politik söylemi etkileyebilir. Türkiye’de bu olası değil.

İslam potası içinde bir politik kültür çöküntüsü içindeyiz.”

Son Söz                   :

Toplumsal bilinç temel insan haklarına, laiklik ve aydınlanmaya göre biçimlenmemişse orada demokrasi gelişemez, hukuk var olamaz ve çalışamaz.