Türkiye-ABD ilişkilerinde hayaller ve gerçekler

Barış Doster
Cumhuriyet
1 Haziran 2019
Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi almasına karşı çıkan ABD’nin, Türkiye’ye yaptığı baskı son zamanlarda iyice arttı. F-35 savaş uçağı projesinden çıkarmaktan tutun NATO içinde dışlamaya, yalnızlaştırılmaya; FETÖ ve PKK terör örgütlerine verdiği destekten tutun, Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi sıkıştırmaya dek, çok ve çeşitli araçlar var ABD’nin takım çantasında. Türkiye’nin ise eli çok güçlü değil. İç siyasette, ekonomide, dış politikada ciddi sorunları var.

Öncelikle çok yaygın yapılan bir yanlışı düzeltmek şart. O da Türkiye-ABD ilişkileri söz konusu olduğunda sıklıkla, yerli yersiz, olur olmaz biçimde kullanılan “stratejik ortaklık” kavramı. ABD’nin dünya üzerinde iki stratejik ortağı var: İngiltere ve İsrail. Bu ikisi dışında Kanada ve Avustralya bile stratejik ortağı değil. ABD yöneticileri, Türkiye’yle ilişkilerde zaman zaman “stratejik ilişki”, bazen “model ortak” gibi kavramlar kullansalar da, bunlar gerçeği yansıtmıyor. Çünkü dünya egemenliği peşinde koşan emperyalist bir devlet ile bu emperyalist devletin bölmeye çalıştığı, yöneticilerinin sıkça beka tehdidine dikkat çektiği, orta büyüklükteki bir devletin ilişkileri, doğası gereği dostluk içermez. Hele de stratejik ittifak ilişkisinden asla bahsedilemez.

  • Türkiye’nin, ABD’nin stratejik ortağı olduğunu dillendirenler,
    kendi siyasi gelecekleri için ABD desteği arayan kişilerdir, o kadar.

İlk düğme yanlış iliklenince…

Türkiye – ABD ilişkileri, tarihsel olarak sorunlu başlamıştır. Bu ABD’nin, Türkiye’yi tanıma konusundaki tutumundan, Türkiye’nin ABD’ye yolladığı ilk büyükelçiye karşı takınılan tavırdan bellidir. Atatürk yönetimindeki Türkiye’ye geri adım attıramayan ABD, 2. Dünya Savaşı sonrasında, özellikle de NATO’nun kurulmasıyla birlikte, beklediği fırsatı yakalamıştır. Türkiye’nin NATO üyesi olma yönündeki aşırı, abartılı, iştahlı siyaseti, Kore’de Mehmetçiğin kanını akıtarak 1952’de NATO’ya üye oluşu, ABD’nin Türkiye üzerindeki çok yönlü, çok boyutlu, çok katmanlı nüfuzunu kısa sürede kurumsallaştırmış, örgütlü kılmıştır. Siyasetten bürokrasiye, iş dünyasından orduya, akademiden kültür kurumlarına dek, geniş bir alanda hem de.

İkili ilişkiler, Atatürk sonrasında ve NATO üyeliğiyle birlikte artan bir hızla dengesiz seyretmiştir. Eşitlikten, mütekabiliyetten uzak gelişmiştir. Birkaç istisnai dönem hariç, Türkiye ABD karşısında hakkını arayamamıştır. Güçlü bir duruş sergileyememiştir.

ABD, gücünün denetlenmesine karşı çıkar.
Küresel hegemonyasını, emperyalist karakterini, ne pahasına olursa olsun sürdürmek ister.

Siyasi, iktisadi, bilimsel, teknolojik gücünün doğal bir sonucu, tamamlayıcısı, destekçisi ve güvencesi olarak gördüğü askeri gücüne sıkça başvurmaktan geri durmaz. Dünya üzerinde 150’den çok ülkede yaklaşık 800 üssü bulunan, kabaca 800 milyar dolara yakın savunma bütçesine sahip bir ülkenin öncelikleri, hedefleri, beklentileri, çıkarları, tehdit algıları, onun emperyalist ihtiyaçlarından bağımsız düşünülemez.

O nedenle ABD’nin öncelikle rakip (hasım olarak okumak daha doğru) ülkeler olarak gördüğü iki ülke, Çin ve Rusya’dır. Bu yüzden iki kutuplu dünya düzenine de, çok kutuplu dünya düzenine de karşı çıkmaktadır.

Sözün özü: ABD’nin dünya barışına katkı vermesini beklemek de, Türkiye’yle dost olacağını düşünmek de hayalci bir yaklaşımdır.