Yıldırım Koç : AKP ülkeyi yönetemiyor

AKP ülkeyi yönetemiyor

Yıldırım KoçYıldırım Koç
AYDINLIK,
12 Haziran 2017

Yönetenlerin eski yöntemlerle yönetemediği ve yönetilenlerin de eski yöntemlerle bile yönetilmek istemediği dönemler olur. Sanki Türkiye öyle bir dönemin eşiğinde. Yönetenlerin eski yöntemlerle yönetemediğinin somut göstergesi, iktidarın işçi grevleri konusundaki tavrında çok açık bir biçimde ortaya çıkıyor.

Yürürlükteki mevzuatımıza göre, işçilerin belirli koşullarda grev hakkı var. Türkiye’nin onayladığı ve Anayasanın emredici hükmüyle doğrudan uygulanırlık kazandırdığı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmelerine göre ise çok daha geniş bir grev hakkı geçerli. Barışçıl olmak koşuluyla, işçilerin veya sendikaların uygulayacağı her türlü iş durdurma, işyeri işgali, iş yavaşlatma, genel grev, dayanışma grevi gibi eylemler Türkiye’de 2004 yılından beri yasaldır. Mevcut durum bu.

İŞÇİLER MEVCUT ŞARTLARLA YÖNETİLMEK İSTEMİYOR

2017 yılında ekonomik kriz derinleştikçe işçi eylemleri yaygınlaşmaya ve sertleşmeye başladı. İşçiler bu eylemlere başvururken, ILO Sözleşmelerindeki haklarını bilerek hareket etmiyorlar. Oturdukları minder tutuşmuş. Yandıkça, ayağa fırlıyorlar. Borcunu ödeyemeyen, artan ihtiyaçlarını karşılayamayan, işten çıkarılan, ücreti düşürülmek istenen ayağa kalkıyor. Sendikaların bir kısmı da toplu iş sözleşmeleri görüşmelerinde istediklerini alamayınca, işçideki bu eylem eğilimine sahip çıkıyor ve destekliyor.

İşçi sınıfının giderek büyüyen bir kesimi, zaman içinde bu kervana katılacak.

YÖNETİCİLER MEVCUT YÖNTEMLERLE YÖNETEMİYOR

Grev hakkına ilişkin yasal düzenlemeler AKP iktidarı döneminde yapıldı. Anayasada değişiklik yapılarak uluslararası sözleşmelere doğrudan uygulanırlık kazandırılması da AKP iktidarları döneminde gerçekleşti. Ancak ekonomik kriz derinleşiyor. AKP artık mevcut yetkileriyle yönetemiyor. Uluslararası ilişkilerdeki istikrarsızlık ve yaratılan güvensizlik, sorunları daha da artırıyor. Bu koşullarda AKP, kendi kabul ettiği kanunları işlemez hale getirme çabasına girdi. Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, 3 Haziran 2017 günü MÜSİAD genel kurulunda yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Grev bir suistimal aracıdır. Birileri hala Olağanüstü Hal var diye sızlanıyor. Olağanüstü hal girişimcilerin, yatırımcıların önünü mü kesiyor, yoksa önünü mü açıyor? Eskiden patron fabrikasına giremiyordu. Biz geldik, fabrikalarınızın kapısını açtık. (…) İşçinin grev tehdidini artık yasalarla engelledik. (…) Eskiden OHAL döneminde patronlar fabrika kapılarına giremiyordu. Biz geldik fabrika kapılarını açtık.” (http://siyasihaber3.org/erdogan-grev-tehdidini-yasalarla-engelledik)

2017 yılında Birleşik Metal’in, Banksis’in, Kristal-İş’in ve Petrol-İş’in grevleri ertelendi. İşçiler de, genellikle bilmeden, uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan grev hakkını kullandılar.

ZAYIF İKTİDAR YÖNETEMİYOR

Zayıflamış olan hükümet, grev ertelemeleri sonrasında uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan grev hakkını kullanan işçilerin üzerine gidemedi. Bunu engelleyen, işçilerin tam bir birlik ve bütünlük içinde harekete etmesi oldu. İşçilerin tam bir birlik ve bütünlük içinde hareket etmesini de hayat şartlarının giderek kötüleşmesi, bedelsiz ve risksiz çözüm yollarının tükenmesi, mücadeleye girmekten başka çarenin kalmaması sağladı.

İlginç bir döneme giriyoruz : Galiba Cumhuriyet tarihinde ilk kez, işçi sınıfının nicel ve nitel olarak çok gelişmiş bulunduğu koşullarda, yönetenlerin zayıfladığı ve eski yöntemlerle yönetemediği ve yönetilenlerin de eski yöntemlerle bile yönetilmek istemediği bir döneme giriyoruz. Haydi hayırlısı! Haydi göreve!
==================================
Dostlar,

Sayın Yıldırım Koç ile yılların dostluğu ilişkimiz var.
ODTÜ Ekonomi mezunu Koç, 12 Eylül’de üniversiteden uzaklaştırılmasaydı, eminiz son derece parlak bir akademisyen olurdu.
Ancak Sn. Koç’un şu aşamada vardığı kariyer, alacağı kesin olan en üst akademik derecelerden hiç de geri değil..
İşçi hareketlerini, sendikacılık tarihini, kuramını ve mevzuatını O’ndan daha iyi bilen uzman sanırız Türkiye’de yok. Biz de zaman zaman kendisine danışıyor ve hep kapsamlı, güvenilir, güncel, sorun çözen, çok akıllıca yanıtlar alıyoruz.

Değerli Koç’un bu yazısı, ufuklu ve derinlikli bir gözlem ve çözümleme içeriyor. Önceki irdelemeleri genellikle tutarlı ve yerinde olan Sn. Koç’un bu yazısındaki öngörüsünde de yanılmamasını diliyoruz. Son paragrafı ve çağrıyı bir kez daha paylaşalım:

İlginç bir döneme giriyoruz : Galiba Cumhuriyet tarihinde ilk kez,
işçi sınıfının nicel ve nitel olarak çok gelişmiş bulunduğu koşullarda, yönetenlerin zayıfladığı ve eski yöntemlerle yönetemediği ve yönetilenlerin de eski yöntemlerle bile yönetilmek istemediği bir döneme giriyoruz.
Haydi hayırlısı! Haydi göreve!

Bu arada AKP Gn. Bşk. Erdoğan‘ın MÜSİAD genel kurulunda safını çok net olarak bir kez daha ve asla sürpriz olmaksızın sermayeden yana koymasını dikkatlice not etmek gerek.

Emekçilere, örgütlerine, kamuoyuna… aydın sorumluluğu ile gerçekleri açıklamaya devam.. Anayasanın 90. maddesinin sağladığı olanakları da kullanarak (3. ve 5. fıkra, 7/5/2004 değişikliği ile)

Türkiye ILO’ya taaa 1932’de, Örgütün kuruluşunun 13. yılında, Büyük ATATÜRK döneminde üye oldu, ILO desteğiyle ilk İş Yasası’na 1936’da sahip oldu (1921 tarihli Maadin Kanunu’nu saymazsak). Yürürlükte olan ise 2003 tarihli 4857 sayılı İş Kanunu.. 30 Haziran 2012 tarihli 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği ise, sermaye güdümünde AKP iktidarınca delik deşik durumda.

  • Türkiye’nin onayladığı ve Anayasanın emredici hükmüyle (md. 90) doğrudan uygulanırlık kazandırdığı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmelerine göre geniş bir grev hakkı var. 

Emek en yüce değerdir ve emeğe saygı da insan olmanın baş koşuludur.

Sevgi ve saygı ile. 13 Haziran 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com