HIRSIZLAR TESLİM OLUN!

HIRSIZLAR TESLİM OLUN!

Image result for aV. Erol Ertuğrul 

Erol Ertuğrul
Hukukçu 

Türk Devriminin ideologlarından Kuşadası doğumlu Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk’ün önce İktisat Bakanı, daha sonra Adalet Bakanı olmuştur. Atatürk, kendisine “Türk Devrimini yaz”, dediğinde de “Lider emrederse o emir hemen yerine getirilir”, diyerek Türk Devriminin tarihini yazmıştır.

Mahmut Esat Bozkurt, bir Bakanın yolsuzluğu nedeni ile 13 Aralık 1930 tarihli “Halk Dostu” adlı gazetede yazdığı “Hırsızlar teslim olun” başlıklı yazısında özetle, “Bugünün hırsızları daha cesur, şebekeleri daha geniştir. Bunlar çete halindedirler” diyerek yolsuzluklara cesurca karşı çıkar.

Hırsızların üzerine, onlar Bakan da olsalar korkmadan giden o kuşaktan sonra, çalan çırpan Bakanlara, devlet yöneticilerine gelmek bize acı veriyor. Üç Bakanın evlerinden çıkan para sayma makinalarını, bulaştıkları yolsuzlukları unutmadık. Zarrab adlı bir rüşvetçi, Bakanlara ne kadar rüşvet verdiğini açıkladı. Üstelik bu yolsuzluklar ayrıntıları ile telefon görüşmelerine yansıdığında, devleti yönetenler hiç utanıp sıkılmadan “Yolsuzluk hırsızlık değildir. Biz devletten bir şey çalınmış mı ona bakarız. Hırsızlık yoksa, yolsuzluk suç değil” diyerek kendi rüşvetlerini aklamaya çalışmışlardı. Bu yolsuzlukları yapanlar soruşturulup yargılanmadıkları gibi ödüllendiriliyorlar. Onlardan birisi “Her Cuma Bakara makara” diye mesajlar attığını söyleyerek ve halkımızın kutsal din duyguları ile alay etmişti. Prag büyükelçiliğimize atandı. (AS: Egemen Bağış) Diplomatlık çok önemli bir meslektir. Bu dönemde ne acı ki bu kurum da AKP’li yöneticiler tarafından çürütüldü. Dış dünyadaki yalnızlığımız bunun sonucudur.

Büyükşehir belediyelerinde AKP’nin yaptığı akıl almaz yolsuzluklardan sonra Sayıştay raporları ile SGK’nin ve öteki kamu kurumlarının nasıl soyulduğunu şaşkınlıkla ve acı içinde öğreniyoruz. Elazığ depremi ile deprem için toplanan 66 milyar TL’nin AKP tarafından başka yerlerde kullanıldığı anlaşıldı. Bay Erdoğan, bu konuda kimseye hesap vermeyeceğini söylüyor.

  • Ensar Vakfı ile kol kola Kızılay’da yapılan yolsuzluklar utanç vericidir.

Cumhuriyet tarihimizde böyle bir şey yoktur. Kimin adı yolsuzluklara karışmış olursa olsun, bunları yapanlardan, görevleri ne olursa olsun hesabı sorulurdu. Yüce Divan’da yargılanmış Bakanları, Başbakanları unutmadık.

Ulusumuz bunları hak etmiyor

AKP’den ayrılanlar yeni partiler kurarken, birbirlerinin ipliğini pazara çıkarıyorlar.

  • Ülke yönetimine gelirken hiç mal varlığı bulunmayanların bugün dünyanın en varlıklı devlet adamları arasına girmiş olmaları şaşırtıcıdır.

Bu durum, ülke olarak saygınlığımıza gölge düşürüyor. Suriye’de yürütülen Barış Pınarı Harekâtı sırasında, ateşkesin sağlanması aşamasında Bay Erdoğan’a ABD tarafından baskı yapıldığı, şantaj yapıldığı dile getirilmişti. Bu şantaj ne olabilir diye düşünürken, ABD’den gelen haberlerle bu durum açıklığa kavuştu. ABD Temsilciler Meclisine sunulan bir tasarıya göre,

  • Bay Erdoğan’ın ve ailesinin mal varlıkları ve gelirlerinin araştırılıp bu yolda bir rapor hazırlanmasının istendiği ortaya çıktı.

Rıza Zarrab’ın, Ankara’da kimlere ne miktarda rüşvet verdiği konusunda da listeler hazırlandığı anlaşıldı.

Böyle bir durum uygar, çağdaş bir hukuk devleti olan ülkelere karşı uygulanamaz.

Böyle bir durum ancak 3. sınıf, demokrasiden ve hukuk devletinden payını alamamış ülkelere karşı uygulanabilir. Güzel yurdumuzun böyle bir duruma düşürülmüş olması son derece üzüntü vericidir. Böyle bir nedenle bir ülkeye, o ülkenin yöneticilerine şantaj yapılabiliyorsa, o yöneticiler böyle bir duruma düşmüşlerse ve böyle bir koz oluşmuşsa, o ülke her şantajı kabul etmek zorunda kalacaktır demektir. Nitekim öyle oluyor. ABD karşısında her isteneni kabul etmek zorunda kalıyoruz. ABD Senatosu’nda sözde Ermeni soykırımı tasarısının kabul edilmiş olması da zincirin bir halkasıdır. Dünya kamuoyuna haklılığınızı nasıl anlatacaksınız? Bu işi iyi bilen ve çekirdekten yetişmiş diplomatlarınızla. Siz yürekli ve bilgili diplomatlarınızı “monşer” diyerek küçümserseniz, onların yerine şeriatçı kadınları, adı yolsuzluklara karışmış eski Bakanları atarsanız başarılı olamazsınız.

Türkiye hiçbir dönemde böylesine yalnız kalmamıştı. Haklı iken böylesine haksız duruma düşmemişti. Tüm arşivler açık olduğu halde, ortada soykırıma ilişkin hiçbir belge bulunmadığı halde nasıl olur da ülkemiz, olmamış bir soykırım ile suçlanabilir? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, geçen yıllarda ortada bir soykırım olmadığı yolunda sayın Doğu Perinçek’in açmış olduğu davada açık, net ve kesin bir karar verdi. Bu önemli karardan yararlanmak ve bunu dünya kamuoyuna anlatmak da mı akla gelmiyor?

Bu Ulus bunları hak etmiyor…

Hukuk bu olamaz

Hukuk bu olamaz

Av. Erol Ertuğrul ile ilgili görsel sonucu

Av. Erol Ertuğrul
Cumhuriyet, 12.9.19

Eğer terör örgütüne destek vermek suçu devrede ise önce Habur’da çadır mahkemeleri kurarak örgüt üyelerini aklayanlar yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır.

Ben Ankara Hukuk Fakültesi çıkışlıyım. Bizim fakültenin girişinde Mustafa Kemal Atatürk’ün “Bu kurumun açılışında duyduğum mutluluğu hiçbir yerde duymadım “sözü yazılıdır. Prof. Dr. İlhan Arsel bizim anayasa hukuku hocamızdı. Medeni hukuk dersinde Ord. Prof. Dr. Hıfzi Veldet Veli Dedeoğlu’nun kitabını okurduk. Sevgili Bahriye Üçok’un eşi Prof. Dr. Coşkun Üçok siyasi tarih dersimizin hocasıydı. Roma hukuku dersimize Prof. Dr. Kudret Ayiter gelirdi. Biz hukuk bilgimizi bugün tümü yaşamlarını yitirmiş bu değerli hocalarımızdan almıştık.
Hukuk ile yasanın farkını biliyoruz. Her yasa hukuka uygun olmayabilir. Asıl olan hukuktur ve yasaların öncelikle hukuka uygun olması gerekir. Olağanüstü dönemlerde geçerli olan KHK’ler ise kesinlikle hukuk dışıdır. Bir kişinin akşam düşünüp, sabah çıkardığı KHK’ler uygar, çağdaş ve hukuk devleti olduğunu savlayan bir ülkede geçerli olamaz. Ne acı ki güzel yurdumuz bir süredir KHK’lerle yönetiliyor. Öyle ki TBMM’nin çıkarması gereken türden yasalar bile Bay Erdoğan’ın imzası ile KHK olarak çıkarılıyor.

  • Yaşamsal önemdeki birçok konuda TBMM devre dışı bırakılarak KHK çıkarılıyor.

Hukuk çiğneniyor, hukuk devletinin yalnızca adı var. Gazeteciler hapiste. Yönetime karşı olanlar ya hapiste, ya da yargılanıyorlar. Cumhuriyet gazetesinin kimi yazarları cezaevindeler. Sözcü gazetesinin kimi yazarları yargılanıyorlar. Atılı suç FETÖ örgütüne üye olmamakla birlikte, örgüte yardım ve yataklık etmek. Bu yazarların tümünün ortak yanları aydınlanmacı olmak. AKP yönetimi aydınlanmacı olan ve AKP’ye karşı olan kişi ve yazarları böyle cezalandırmaya çalışıyor.

Yargı eliyle rmerkezden gelenler, Habur’da çadır mahkemeleri kurarak örgüt üyelerini aklayanlar yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır. Terör örgütü Güneydoğu illerimizde hendekler kazıp bombalar yerleştirirken onlara ilişmeyin talimatı verenler yargılanıp cezalandırılmalıdır.

HDP’nin aldatmacası
Diyarbakır’da HDP binası önünde örgüte zorla katılmaları sağlanan çocukların annelerinin çığlıkları da bu yaşananların sonucudur. Bu duruma AKP’nin yanlış politikaları sonucunda gelinmiştir. HDP’nin dağa çıkacak gençleri örgütlediği ve Kandil’e gönderdiği, teslim olan örgüt üyelerinin anlatımlarından anlaşılmaktadır. Şimdi bu noktada HDP örgütünün bu sorunun çözümü için bir komisyon toplansın, durumu görüşüp çözüm üretsin açıklaması da tam bir aldatmacadır. Ne görüşülecektir o komisyonda, örgütün düşünceleri mi anlatılıp yayılacaktır. Gerçek suçlular ortada iken nasıl olur da İstanbul CHP İl Başkanı böyle bir nedenle cezalandırılabilir.
Günümüzde en önemli suçlardan birisi de cumhurbaşkanına hakaret. Bu suç ancak anayasanın belirttiği gibi ettiği tarafsızlık andına uygun davranan, vatandaşları kucaklayan gerçek bir cumhurbaşkanı’na hakaret için geçerli olmalıdır. Ancak Bay Erdoğan AKP genel başkanıdır. Öyle olunca yalnızca AKP’lilerin cumhurbaşkanıdır. Yeni öğretim yılının açılışında bay Erdoğan “Eğitim alt yapısını yeniden inşa ettik” diyor. Onun inşa ettiği altyapı aydınlanmaya ters bir imamlaştırma altyapısıdır. Ve bu yapı ülkemizi ileriye değil geriye götürecektir. Nitekim bundan bir süre önce Emine Erdoğan yaptığı bir konuşmada “Bizim yönümüz Mekke – Medine olmalıdır.” demişti. Bu yön ulusumuzu ileriye değil geriye götürür. Bu ulus bunlara katlanmaz.

ERDOĞAN SONRASINI KONUŞMALIYIZ…

ERDOĞAN SONRASINI KONUŞMALIYIZ…

Dostlar,

Ertuğrul Özkök‘ün aşağıdaki yazısı özenle okunmalı..

RTE_sonrasini_konusmaliyiz_Ertugrul_OZKOK_21.2.15

Elbet bu dar zamanlar da geride kalacak..

Türkiye esenlikle yoluna devam edecek..

Büyük ATATÜRK’ün gösterdiği AYDINLANMA yolunda Anadolu Rönesansını tamamlayacak ve çağdaş uygarlık düzeyini yakalayacak, aşacak..

Cumhuriyet her yaştan gençlere emanet..

Başta RTE, AKP’liler de bunca ciddi hatadan sonra umarız ders alır ve
Türkiye’yi normalleştirecek bir sürece hızla girerler..

Değilse, artık gangrenleşen “RTE – AKP sorununu” Türkiye’nin birikimi gene süpürür
ama ödenecek bedel biraz daha ağır olur…
Başta Bay Erdoğan olmak üzere tüm sorumlular da yargı önünde mutlaka hesap verirler..

Bundan kaçış yok..

Er ya da geç…

Yükün büyüğü aklı başında AKP’li vekillerle yöneticilerde ve AKP seçmenlerinde..
Sorumlulıuk ağır, zaman da çok değil…

7 Haziran 2015 seçimlerinde “bu ağır sorun” çözülmeli..

Çözülebilecek gibi görünüyor… Erdoğan ve fanatik yandaşlarının büyük paniği bu yüzden..
Anlaşılabilir bir olgu..
Ancak ateşe benzin dökerek de çözüm olmaz ki, olsa olsa siyasal özekıyım (intihar) – harakiri olur..

Erdoğan kendisiyle birlikte yakın suç ortaklarını kaçınılmaz bir yıkıma / felakete sürüklüyor..

Ernst Hemingway‘e yanıt verelim, kulaklaru çınlasın : 

Çanlar Bay RTE ve şürekası için çalıyor.. 

Biz duyuyoruz; çin çin çin ötüyorşlar.. Kuaklarımız uğulduyor..

Dileriz, siyasal körlüğe ek olarak Bay RTE ve şürekası bir de politik sağır olmamış olsunlar..
Tanrı basiretlerini bağlamamış olsun ya da çözsün dileriz..

Sevgi ve saygı ile,
26.02.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

HEY SEN! HEY ERDOĞAN!


HEY SEN! HEY ERDOĞAN!

Dostlar,

Aşağıdaki siteden aldığımız dosyayı “aynen” sunuyoruz.

Derdimiz suç işlemek ya da hakaret etmek hiç değil..

Fakat İstanbul’dan James (Cem) Ryan‘ın web sitesinde yüreklilikle yazdıklarının
doğru olmadığı savunulabilir mi??

http://www.brighteningglance.org/hey-sen-hey-erdo286an-11-mart-2014.html

Savunulabilirse bu, T.C.’nin başına 12 yıldır musallat “Kişi”ye düşmez mi??

R.T. Erdoğan artık çıkmaz sokaktadır ve
O’nu, yaptıklarının hesabını yargıda vermekten hiçbir güç kurtaramayacaktır..
Halkına apaçık düşman hukuku ile vahşet uygulayan hiçbir yöneticinin geleceği
selamet olmamış ama acı felaketler olmuştur.

Bay Erdoğan, kendi örümcek ağlarını kör bir inat ve akıldışılıkla kendisi örüyor.
Ne yazık ki, O’na kendisinden başka yardım edecek yok..

Tarih boyunca çok az lider Tayyip beyin vahim durumuna düşmüştü..

Bu kadim millet ve kadim devlet, bu belayı da kuşkusuz defedecek..
Bedeli epey yüksek olsa da..
Şimdilik apaçık 8 şehitle..

Sevgi ve saygı ile.
13 Mart 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===========================================

HEY SEN!
HEY ERDOĞAN!

–ANORMAL DOĞMUŞ SERİ  KATİL–

(11 Mart 2014)

Picture

Picture

“Kuzumu benden Allah değil, Tayyip Erdoğan aldı.”15 yaşındaki Berkin Elvan’ın annesi

HEY SEN!Evet, sen! Sen, orada durmuş çatık kaşlı kokuşmuş iğrenç sözlerinle gezegenin havasını kirleten, sen! Evet, sen, gözdağı veren! Sen, canavar! Sen, yalancı!
Sen, hırsız! Sen, zorba! Sen, ahlakı saptıran!

Sen, haini! Sen, katil!

Evet, sen ve senin adı kötüye çıkmış yardımcıların, Gül ve Gülen.
Evet, aynı  garip, yozlaşmış, bakılamayacak yüzü paylaşan üçünüz.
Senin yardımcılarının, senin sekizinci masum kurbanın olan, 15 yaşındaki
Berkin Elvan için başsağlığı açıklamaları yapacak kadar kahredici cehalet ve dehşet verici küstahlıkları var. Evet, sen, bütün emirleri veren kodaman.

Sen bu çocuğu gaz bombası kapsülüyle vurdurdun! Ve sen bu kirli işi
Gülen’in polis kuvvetlerindeki yardakçılarından birine yaptırdın. Katiller!

Bu yüzden evet, seninle konuşuyorum.
Ve senin sahte müttefiklerin Gül ve Gülen’le konuşuyorum.
Milletimizin tahribatında rol alan ve ne ahlaki bir duruşu, ne de gerekli en ufak bir insanlık belirtisi olmayan siz, üç işbirlikçinin bu sakin çocuğa karşı işlenmiş
bu adi suç hakkında söyleyecek bir heceniz dahi yoktur.

Öyle ahmak bir küstahlık!
Neden bu gün, Berkin’in ölüm günü, senin aynı faşist polisin Berkin’in öldürülmesi üzerine sana, O’nun katiline karşı artan bir iğrenmeyle barışçı protesto için yürüyen insanlara gereksiz yere saldırdı? Bu tüm Türkiye’de oldu.

Hiç utanmıyor musun?
Yas tutanlara saldırıyorsun?
Yarın çocuğun cesedine de mi saldıracaksın?
Hiç, hiç …bir şeyin yok mu?

Ve ayrıca senin tüm sahte ortaklarına söylüyorum; adlarını zikretmek için
çok fazla fakat bulup cezalandırmak için sayısız olmayan. Senin Nazi’lerden
ilham alan suçlu polis gücün insanlara karşı işledikleri şiddet dolu suçlardan dolayı müthiş bir bedel ödeyecekler.


Aynı şekilde, iradesiz kararlarıyla mahkeme salonlarını kirleten senin
korkak hakimlerin de bedel ödeyecek. Ve senin insanlarımızı ve milletimizi mahveden, kaba saba emirlerini uygulayanlara da sesleniyorum.
Kim olduklarını biliyorsun. Ve biz de biliyoruz. El pençe divan duranlar,
senin çok akıllı olduğunu düşünen ve sana bütün gün, her gün bunu söyleyenler.
Sizin patronlarınıza konuşuyorum, sizin hepinizi buraya getiren kuklacılara.
Onların da kim olduklarını biliyoruz.

Biz hepinizi tanıyoruz, anladınız mı?
Ve halihazırda nasıl biteceğini de biliyoruz.
İşte küçük bir ip ucu. Başlamış bile!

Hepiniz çok zeki olduğunuzu düşündünüz, Amerika ve diğerleri tarafından desteklenince.

Fakat hiç Birşey bilmiyorsunuz,

– çalmaktan, ;- yalan söylemekten,
– aldatmaktan ve
– öldürmekten başka.

Nedir bu? Siz tam tersini mi düşünüyorsunuz? Hah! Millete bakın.
Amerika’ya bakın. Dünyaya bakın. Kendi yüzlerinize bakın.

James (Cem) Ryan
İstanbul
11 Mart, 2014

Brightening Glance
http://www.brighteningglance.org/

Picture

KÜRT KUŞAĞI SAVAŞI ve YENİ SEVR

Dostlar,

Sayın Ahmet Kılıçaslan AYTAR‘dan müthiş bir yorum ulaştı.

Mutlaka paylaşılmalı..

Sayın Aytar’ın son derece çarpıcı belirlemeleri ve kritik soruları var :

– Mısır’da Müslüman Kardeşler örgütünün tasfiyesi sürdürülmektedir.
– İslamcı radikalizmin tasfiye edilmesi,
– Erdoğan iktidarının desteğinde Cihadçı İslamcı radikal örgütlerin tasfiyesi,
– Kim, NATO’nun 6 adet Patriot bataryalarına güvenebilir? 
– PKK hükümetin adım atması için 1 Eylül’e kadar süre vermiş,
Türkiye’yi tehdit etmektedir
.

– Kim PKK ile yeniden çatışmaların başlamayacağını söylüyor?
– Türkiye yeni bir Sevr’e tabi tutulmaktadır…
………………..

Sayın Aytar’ın bu önemli makalesi özenle okunmalı ve üzerinde fikir jimnastiği yapılmalı.

Teşekkür ederiz Sayın Aytar..

Sevgi ve saygı ile.
Tekirdağ, 29.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===========================================

KÜRT KUŞAĞI SAVAŞI ve YENİ SEVR

Fotoğraf

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar@gmail.com,
29.8.13

ABD liderliğinde bir koalisyon caydırıcılığını azmettirmek, Suriye’de rejimi değiştirme değil, rejimin kimyasal silah kullanımına askeri yanıt vermenin görüntüsünde
geri sayımdadır.

ABD Dışişleri Bakanı J. Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı S. Lavrov‘un telefon diplomasisi, saldırının Haziran’da Kuzey İrlanda/Enniskillen’de G8 Zirvesi‘ndeki mutabakat çerçevesinde yapılacağını gösteriyor.

Destek istenmesi halinde Türkiye’nin vereceği desteğin muhariplik değil, Hava Kuvvetleri’nin koalisyon güçleri uçaklarına eskortluk yapma (High Asset Value Combat Air Patrol) ile sınırlı olacağı bildiriliyor.

*
G8 Zirvesi’nde iç savaşı komşu ülkelere ya da dünyaya yayılma potansiyeliyle Suriye sorununu çözümlemek ve Suriyelilere istedikleri değişiklerde yardımcı olmak kararı alınmış,

İngiltere Başbakanı David Cameron kararı,

  • “Geçici bir yönetimi sağlayacak Cenevre sürecini desteklemek; Irak’tan dersler çıkararak devletin temel kurumlarının geçiş sürecinde korunmasını sağlamak; Suriye’yi islamcı teröristlerden ve aşırılık yanlılarından arındırmak için çalışmak; kimyasal silah kullanımını önlemek; Sünni, Şii ya da Alevi değil tüm Suriyelilerin onayını alan bir Suriye hükümetini desteklemek”
    ifadesiyle açıklamıştı.
*
Kararın açılımı; ABD’nin küresel, Rusya ve Çin’in bölgesel lider olarak çıkarları bileşkesinden Üçüncü Dünya Savaşına yol açmadan,Suriye’de iç savaşın yayılma olasılığının önüne geçilmesi -sonuçta, lider ülkelerin memnuniyeti doğrultusunda Kuzey Irak-Kuzey Suriye hidrokarbon kaynaklarının, suyun ve tarım topraklarının küresel ekonomiye entegrasyonuyla küresel istikrar, güvenlik ve gelişmenin sağlanmasına yönelik adımlar atılmasıdır.
*

Nasıl? Prensipte ABD; Rusya ve Çin’in küresel barış, istikrar ve gelişmeye katkı sağlayacağı iddiası ve yeni bir uluslararası hukukun BM merkezinden küresel sistem ağlarına yansıtılmasıyla yeni dünya statüsünün oluşturulması şartında,
Rusya ve Çin; ABD’nin başlattığı İsrail-Filistin arasında yeni bir barış planında İsrail’e güçlü bir teşviği teminen Suriye iç savaşının önlenmesi ve yeni Suriye’nin kurulmasından -giderek, öbür sorunlar için stratejik müttefikliğin geliştirilmesinde hemfikirdir.

Üstelik ABD ve Rusya, kanıtlanması durumunda Suriye’de kimyasal silah kullanımına sert bir tepki vermek konusunda da anlaşmıştır!

*
O yüzden Batı’da uluslararası camiayı, Kuzey Kafkasya ve Orta Asya’da  Rusya’yı tehdit eder duruma yükselen İslamcı radikalizmin tasfiye edilmesi,
Geliştirilen stratejik ortaklıkla  İran’ın nükleer programı konusunda işbirliğinde olunması,
ABD’nin füze savunma sisteminde Rusya ve Çin ile işbirliği yolundaki engelleri kaldırarak NATO’nun Soğuk Savaş mantığından uzaklaşması ve Stratejik Silahların Azaltılması Andlaşmasının devamına ilişkin adımlar atılacaktır.

*
İşte, İsrail ve Filistin arasında 1967 sınırlarına harfiyen uymak yerine aralarında toprak değişimi yapabilmeleri, İsrail Devleti’nin Yahudi devleti olarak tanınması, yerleşim inşasının dondurulması ve mahkûmların serbest bırakılması gibi konularla barış görüşmelerine başlanmıştır.

Arap Baharı‘nda ABD’nin adına çalışan cihadçı radikal örgütlerin küresel istikrara tehditkâr karakterinin anlaşılması ve İsrail’e güçlü bir teşvik sağlamak üzere -mesela, Mısır’da Müslüman Kardeşler örgütünün tasfiyesi sürdürülmektedir.

*

Geriye, G8 Zirvesi mutabakatı çerçevesinde ABD liderliğinde bir koalisyonun Suriye rejiminin kimyasal silah kullanımına askeri yanıt vermek üzere  bir saldırının yapılması kalıyor.
*
Saldırının ardından oluşan keşmekeşte Erdoğan iktidarının desteğinde Cihadçı İslamcı radikal örgütlerin tasfiyesi,
Yeni Suriye kurulması yolunda güçlü Esad rejimi ordusuna karşı üstünlük sağlayamayan dağınık ve zayıf Özgür Suriye ordusunun müzakerelere güçlü olarak katılmasının sağlanması,
Nihayet  Suriye ve Irak Kürdistan’ında  hidrokarbon kaynaklarının, suyun ve tarımın küresel ve bölgesel liderler arasında  herhangi bir hır-güre mahal vermeden;
Türkiye güneyinde Kürtlerin oluşturduğu tampon bölgenin paralelinde İran’ın batısından, Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de Büyük Kürdistan’dan Doğu Akdeniz’e akıtılması işi kalıyor -ki;
*
Türkiye iktidarı -elbette, toplam 910 km’lik sınır hattı nedeniyle, Suriye ile yaşanabilecek olası askeri gerginliğin yaratabileceği güvenlik kaygılarının farkındadır.
Hava Kuvvetlerinin dost ülke uçaklarına yapacağı eskortluk dışında yaşanacak gelişmeler doğrultusunda 
TSK’nın gerekli göreceği her türlü  adımı atacağından da endişe edilmiyor, fakat,

Kim, ABD liderliğinde bir koalisyonun -şu sıralarda,yukarıdaki amaç için bir askeri operasyon hazırlıkları içinde olmadığını söyleyebiliyor?
Ya da kim, bu operasyon sırasında  Türkiye’nin vereceği desteğinin sınırlı kalacağından emindir?
  • Kim, NATO’nun 6 adet Patriot bataryalarına güvenebilir? 
*
Halbuki, Suriye Dışişleri Bakanı Valid Muallem, muhalefeti destekleyen ülkelerin kimyasal saldırı bahanesiyle ülkesine saldırmak üzere olduklarını söylüyor.

“Suriye’ye saldırmak hiç de kolay olmayacak. Teslim olmayacağız ve elimizdeki
tüm araçlarla kendimizi savunacağız. Herkesi şaşırtacak savunma araçlarına sahibiz.
Dış askeri müdahalenin amacı güç dengesinin kurulması ise bu bir yanılgıdır”diyor.
Kim, Suriye’nin Türkiye’ye saldırıda bulunmayacağını söylüyor?

 
*
Halbuki Türkiye iktidarı, Kuzey Suriye’de 1954’te yapılan nüfus sayımından sonra yüz binlerce Kürt’ün kimliklerinin ellerinden alınması ve vatansız sayılmaları ya da BAAS partisinin iktidara gelmesiyle uyguladığı sınır boyunda yaşayan Kürtlerin sınırdan 50 kilometre uzaklaştırılıp yerlerine Arapların yerleştirildiği  uygulamayı -bu kez, uluslararası çevrelerin tasfiyesine karar verdiği El Kaideci radikal örgütler eliyle tekrar ediyor, bölgeyi boşaltmaya yönelik ambargo uyguluyor ve  bölgeye Arapları yerleştiriyor.
Kim, Suriyeli Kürtlerin bu uygulamaya kayıtsız kalacağını söylüyor?

*
Halbuki PKK, Türkiye iktidarının Demokratik Çözüm süreciyle ilgili herhangi bir hazırlığının olmadığı -aksine,büyük bir savaş hazırlığı içinde olduğu kanaatindedir.

  • PKK hükümetin adım atması için 1 Eylül’e kadar süre vermiş, Türkiye’yi tehdit etmektedir.
  • Kim PKK ile yeniden çatışmaların başlamayacağını söylüyor? 
*
Doğrusu  Başbakan Erdoğan‘ın, eğitildiği
“La şarkıyye la garbiyye illa İslamiyye illa İslamiyye’ hacı cavcav”
kültürüyle, Türkiye’yi Müslüman Ortadoğu’nun bir parçası olarak algılamasının, İslamiyet’in yalnızca bir din değil topyekün bir hayat tarzı olduğu, onun emirlerinin ancak mutlakiyetçilikle uygulanabileceği algısı ve nın dünyanın yeni macerası olduğu anlaşılmıştır -ki,
 Müslüman dünyasına lider olmak hırsı
*

Mısır’dan sonra -şimdi, o hacı cavcav kültürün  Türkiye’den de tasfiye edilmesine gidiliyor.


  • Türkiye-Kürdistan-Suriye üçgeninden çıkarılacak dersle uluslararası hukuk zenginleşecek ve yeni dünya statüsü oluşturulacaktır.
*
Bay Erdoğan, savaş ekonomisinin sürdüğü kanlı günlerde, Gezi Direnişçilerinden bir çığ gibi büyüyen ve

“Duyuyor musun sesi, işte bu halkın öfkesi
Olmayacak hiçbir zaman bir başkasının kölesi
Sanki kalp atışları karışıyor davullara
Yürüyoruz gururla yeni bir yarına
Sen de gel katıl bize, diren bütün bu baskıya
Durur; koca dünya barikatın arkasında
Sen de özgürlüğün için diren omuz omuza
Duyuyor musun bizi, işte çapulcunun sesi”

diyenlerin insafına terk edilmiş olacaktır -fakat, 
Türkiye yeni bir Sevr’e tabi tutulmaktadır…

 
*
Ne kıymeti var?
Ey Recep Tayyip Erdoğan, Hey Davutoğlu, Alo Necdet Paşa! 
*

Aynı sonuca çıkan başka bir alternatif daha vardır :

  • Ya kimyasal silahlar Türkiye’nin desteklediği İslamcı terör örgütlerince kullanılmışsa ve faturasından Erdoğan sorumlu sayılacaksa?  

 

*

Ne kıymeti var?
Ey Recep Tayyip Erdoğan, Hey Davutoğlu, Alo Necdet Paşa! 
29.8.2013
 
Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar@gmail.com