Erken seçim göründü!

Erken seçim göründü!

31 Mart 2019 yerel seçimleri sonrasında Türkiye’de kritik değişiklikler oldu. AK Parti’nin 3 büyükşehirde kaybetmesi, İstanbul’da yapılan ikinci seçimde oy kaybının 1 milyona yaklaşması, iktidar partisi adına yeni bir sürecin başlayacağının ön gösterimi gibiydi. Nitekim öyle de oldu.

AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD ile “Kontrollü kriz”in kendisi için olumlu sonuçları olmayacağını gördüğü için, Rusya ile ilişkileri soğutmaya başladı.

YPG ile birlikte hareket eden ABD ile hiçbir şey olmamış gibi yeni bir ortaklığa girildi.

Türkiye’nin aleyhinde olduğu çok açık bir şekilde görülen, tıpkı Irak’ın kuzeyinin “Kuzey Irak”a dönüştüğü sürecin bir yenisi Suriye sınırımızda başlatıldı.

Birkaç yıl içinde, söz konusu bölge için “Kuzey Suriye”den başka bir telaffuz işitmeyeceğiz.

Zaten, Cumhurbaşkanlığı ve iktidara yakın medya organları Suriye’de sanki farklı bir bölgeymiş gibi “Kuzey Suriye” tanımında ısrarcıydılar. Bundan sonra uluslararası medyada ve siyasilerde de bu tanımlamaları görebiliriz.

Irak’ın kuzeyi, Kuzey Irak’a dönüşürken Türkiye’de terör patladı. Örgütün yıllardır güç topladığı ve yönetildiği yönetim kadrosu da yine Irak’ın kuzeyinden Kuzey Irak’a dönüştürülen bölge içinde. İşte bu tablonun neredeyse aynısını Suriye’nin kuzeyinde kendi ellerimizle gerçekleştirme arifesindeyiz!

İdlip’te konvoyumuzun vurulması

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait konvoyun İdlip’te vurulması önemli bir dönüm noktasıydı. TSK’nın yapmış olduğu açıklama da Türkiye’nin Rusya ile bölgede ortak hareket etmeyeceğini kanıtlıyor.

Milli Savunma Bakanlığı, 3 vatandaşımızın yaşamını yitirdiği saldırı sonrası şu açıklamayı yaptı:

“İdlib’de 9 Numaralı Gözlem Noktası’na intikal esnasında konvoyumuza bir hava saldırısı düzenlenmiş, 3 sivil ölmüş, 12 sivil yaralanmıştır. Mevcut anlaşmalara ve Rusya ile aramızdaki işbirliği ve diyaloğa aykırı bu saldırıyı şiddetle kınıyoruz.”

Bu açıklamanın meali; “Bu saatten sonra bölgede Rusya ile ortak hareket edemeyiz” olarak yorumlanabilir.

Yeniden başa dönelim : Dış politikada bu keskin dönüşler ve değişiklikler ile yerel seçim sonuçlarının çok yakın bir ilgisi var. Erdoğan, hiçbir şekilde kaybetmek istemiyor. Çünkü kendisini hem içten hem dıştan sıkışmış hissediyor.

Abdullah Gül, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu, İstanbul’daki seçim sonuçlarını çok yakından takip ediyorlardı. İmamoğlu kaybetseydi muhtemelen parti çalışmalarını erteleyecek ya da vazgeçeceklerdi. Ancak İmamoğlu’nun 2. kez kazanması en çok onları sevindirdi.

Artık kararlı bir şekilde AK Parti’den ayrı hareket edecekler.

Bu ayrılma süreci AK Parti’den ne kadar oy götürür bunu zaman gösterecek. Ancak şu anki tahminler % 5 oy kaybı ile Erdoğan’ın tek başına iktidarının önüne geçeceğini gösteriyor.

Dolayısıyla Erdoğan’ın, Devlet Bahçeli ile yapmış olduğu ittifak büyük önem taşıyor. Bahçeli’nin ayrılması veya Erdoğan ile ters düşmesi AK Parti’nin bugün iktidardan uzaklaşması anlamına geliyor.

Bu durumu gören Erdoğan, Bahçeli ile diyaloğunu her geçen gün artırmak istiyor. AK Parti içindeki itirazlara rağmen MHP ile ittifak bir şekilde ayakta tutuluyor.

Bahçeli’nin, İYİ Parti‘ye “Dava arkadaşlarım aramıza dönün” açıklaması da aslında temelsiz bir girişim değil. İYİ Parti kurumsal ya da bireysel anlamda Cumhur İttifakı‘na çekilmek isteniyor.

Muhtemelen, HDP’li belediyelere kayyum atanması Bahçeli’nin evinde yapılan buluşmada konuşulmuştu. Bu minvalde ilerleyen günlerde çok daha farklı hamleler de gelebilir.

İYİ Parti tüm bu gelişmeler karşısında nasıl bir tavır takınacak merak konusu. Çünkü şu anda Türkiye’nin kararı ve refleksi en merak edilen partilerinden biri haline geldiler.

Tüm siyasi partiler görüşlerini açıklamışken, tek açıklama yapmayan İYİ Parti oldu.

“Destekliyoruz” deseler, muhalefet eleştirecek. “Desteklemiyoruz, yargı karar vermeli” deseler parti içinden eleştiri gelecek.

Son günlerde parti yönetim kademesinin geçmişte yaptıkları konuşmaların ortaya çıkması da bu kapsamda değerlendirilmeli.

İYİ Parti’nin denetimindeki milliyetçi oylar kaydırılmak isteniyor. İYİ Parti‘nin belirli konularda tam ne yapacağını, nerede duracağını, nasıl tepki vereceğini bilememesi de bu kaydırma sürecine katkı sağlıyor.

Toparlamak gerekirse; İdlip’te konvoyumuzun vurulup Rusya’nın suçlanması, ABD ile güvenli bölge çalışmalarının yapılması, Seçimlerden önce Öcalan’ın mektubunu yayınlayan refleksin HDP’li belediyelere kayyum ataması, Bahçeli’nin milliyetçi söylem dışında farklı tartışmalara girmemesi,

İYİ Parti ile ilgili yapılan yayınlar ve parti içindeki kararsızlıklar…

  • Tüm bu gelişmeler ufukta erken seçim olduğunu gösteriyor.

Erdoğan, kendi denetiminde olan bir erken seçime giderek hem parti içindeki ayrılışların önüne geçmek hem de ABD ile ilişkileri yeniden düzeltmek istiyor. Bu süreçte muhalefetten bazı isimlerin Demirtaş’ın doğum gününü kutlaması ve bunu basına servis etmeleri ise milliyetçi seçmeni rahatsız ediyor.

  • Erdoğan, “HDP’yi eleştiren Kürtçüleri, ABD’yi ve milliyetçileri” yanına alarak baskın erken seçim düşüncesini benimsemiş gibi.

Çöküyorsunuz!..

Çöküyorsunuz!..

Batuhan ÇOLAK

Batuhan ÇOLAK
batuhancolak@yenicaggazetesi.com.tr, 08.08.2019, YENİÇAĞ

Madende kaza olur, yüzlerce vatandaş toprak altındayken “fıtrat” derler,
Zeytin ağaçlarına göz dikip, betonlaştırmak için yasa çıkarırlar,
Çocuk gelinleri meşrulaştırmaya çalışıp yasa önerisi verirler,
Milli sermayeyi yok pahasına özelleştirirler,
“Millet bahçesi” diyerek doğal güzellikleri gasp ederler,
Yazlık-Kışlık Saray derken el değmemiş ormanlara girerler,

“Maden bulup, zengin oluyoruz” diyerek Kaz Dağları’nı peş keş çekerler
Vatandaş;
Çaresiz, sinirli, duyarlı, kızgın, tepkili…
Vatandaş;
Kendisi için, çocukları için, nefes alabilmek için gitmediği yerlere, görmediği vatan topraklarına yürüyor. Ağaçlarımız, nefesimiz kesilmesin diye.
Kendi vatandaşını ülke topraklarını koruması için yollara döken, üzerine terörist iması yapıp terör örgütleriyle ilişkilendiren, böyle bir yönetim biçimi, böyle bir siyaset anlayışı olabilir mi?

Türkiye’de siyaset çökmüş durumda.

Kaz Dağları “buzdağının” sadece görünen bölümü.
Kim bilir; bilmediğimiz, görmediğimiz ne doğal güzelliklerimiz yok pahasına talan edildi.
Ama onların derdi başka…
Asgari ücretin 2 bin lira olduğu yerde, utanmıyor, çekinmiyor, gocunmuyor “vekil maaşları yetmiyor” açıklaması yapabiliyor.
***
Talan edilen, betonlaştırılan, peş keş çekilen doğal varlıklarımıza bakıldığında, Kaz Dağları ne ilkti ne de son olacak.
Yola, inşaata; betona odaklanmış bir zihniyette, daha çok milli değerimiz, milli varlığımız yok olup gidecek.
Örnek aldıkları Osmanlı’nın tarihi mirasını bile korumaktan aciz, yüzlerce yıllık yapılara pencere takan bir zihniyetle karşı karşıyayız.

“Ama Kaz Dağları büyük proje, oradan gelecek parayla Türkiye kalkınacak, sen Türkiye’nin kalkınmasını istemiyor musun” diyen kasaba ağzıyla konuşanlar damlar hemen.

Evet kardeşim! Sizin kalkındırdığınız Türkiye bizim için; yaşam alanı kalmamış, otoyolları, köprüleri paralı, sokakta huzurunun olmadığı, çocukları evlendirmek için yasaların hazırlandığı, zeytin arazilerine göz dikildiği bir yer.

Biz böyle bir gelişmişlik, böyle bir Türkiye istemiyoruz.

En iyi üniversitemiz dünya sıralamasında 538’ciliğe gerilemiş, en değerli bilim insanlarımız yurt dışında eğitim almış, ülkenin birçok bölgesinde aşiretler, şeyhler, ağalar kol geziyor.
Gelişelim dedikçe geriye gitmişiz.
Yargı, en güvenilmeyen kurum olmuş.
Hastanelerde sığınmacılardan sıra bulunamaz olmuş.
Demografik yapısı hallaç pamuğu edilmiş bir ülkeyiz artık.
Kültür bırakmadınız, doğa bırakmadınız, ekonomi bırakmadınız.
Bırakın da nefes alacak yerlerimiz kalsın.
Onlara da göz dikiyorsanız; nereyle ilişkilendirirseniz ilişkilendirin susmayacağız.
Çünkü özgürlük yalnızca kendi kendine hareket edebilme ve bir yerden bir yere gitme eylemi değildir.

Özgürlük; huzurdur, refahtır, bağımlı olmamaktır
Özgürlüğümüzü, huzurumuzu, refahımızı çalamazsınız.
Bugün, Kaz Dağları, yarın bir başka yer…
Ama artık durun! Çünkü günden güne çöküyorsunuz!
Siz gittikten sonra ülkemizde; yeşilimizle, huzurumuzla yaşamak istiyoruz.

Erdoğan’ın müthiş planı!

Erdoğan’ın müthiş planı!

Batuhan ÇOLAK

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)

Bakanlık, belediye ve kamu kurumlarında resmi araçlara harcanan paraları, Cumhurbaşkanı’nın yeni jetini, belediye başkanının lüks makam aracını, ejder meyveli kokteylleri, Saray’ın aylık harcamalarını konuşurken ekonomide öyle gelişmeler yaşandı ki, bir anda gündemimiz yine değişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Varlık Fonu‘nun başına kendisini ve damadını atadı… “Neler oluyor” demeden Merkez Bankası’nın faiz kararı öncesi Erdoğan’ın sert çıkışı geldi… Sonrasında ise Merkez Bankası’nın faizi % 7 (AS: %6 .25) artırdığı açıklandı.

Baş döndürücü gelişmeler… Ancak bu akışta, gözden kaçan ciddi siyasi hesaplar yapılıyor. Özellikle Erdoğan’ın Merkez Bankası’nı hedef alması son derece stratejik bir hamle…Daha önce MB’ye yönelik en ufak bir eleştiri bile piyasalarda ve yabancı yatırımcıda huzursuzluğa neden oluyordu. Hükümete yakın yazarlar, Erdoğan’ın eleştirilerini kapalı kapılar ardında yapması gerektiğini söylemişlerdi. Hatta hükümetten de MB’nin bağımsız yapısı ve karar alma mekanizmasına ilişkin Erdoğan’ı tekzip edercesine açıklamalar gelmişti. Tüm bunlara rağmen Erdoğan, daha önce hiç olmadığı bir tonda MB’yi hedef aldı.

Faiz oranlarını eleştiren Erdoğan, “Faiz sebeptir, enflasyon neticedir. ‘Enflasyon sebeptir, faiz neticedir’ diyorsan bu işi bilmiyorsun arkadaş. Faizin oranını sen tespit edersin, enflasyon o akışta kendiliğinden oluşur. Ben bugüne kadar Merkez Bankası’nın açıklamış olduğu enflasyon oranlarını tutturduğunu görmedim.” ifadelerini kullandı. (AS: TESK’te konuşması, 14.9.18)

Bu açıklamalardan saniyeler sonra Dolarda yükseliş, MB’nin faiz artırımı sonrasında da düşüş görüldü.

Yerel seçim hazırlığı

Türkiye her ne kadar duygusal davranışlarla oy veren bir seçmen profiline sahip olsa da, ekonomik değişkenlikler oy oranına çok yakından etki ediyor. 2002 seçimlerinde birçok partinin baraj altında kalmasının tek nedeni ekonomiydi. Seçmen son derece pragmatik davranmıştı. 2002 sonrası seçimlerde ise Erdoğan’ın ustası olduğu belagat sanatı ve teşkilatlanma gücüyle seçmen davranışlarında “duygular” ön plana çıkmaya başladı. Ekonomi de hiç fena gitmiyordu. Sosyolojik anlamda “dindar-laik” olarak kutuplaştırılan ortam sayesinde de önemli avantajlar da elde edildi.

2019 yerel seçimlerine sayılı bir zaman kaldı. Giderek bozulan ekonomik göstergeler AK Parti’yi zor durumda bırakıyor. Yılların AK Partilileri bile sert eleştirilere başladılar. Örneğin geçtiğimiz hafta Hürriyet Gazetesinde çıkan bir köşe yazısında, hükümete yakın iş adamlarının tepkili olduğu, söyledikleri hiçbir çözüm önerisinin parti katında ciddiye alınmadığı ve böyle giderse finansal açıdan daha da zor günlerin yakın olduğu yorumu yapıldı. Bu ısmarlama bir yazıydı. Hükümete Demirören Grubu’nun dolaylı bir mesajıydı.

Kendi iş adamlarının bile eleştirmeye başladığı bu tabloda AK Parti’nin yerel seçimlerde başarılı olması için yeni hamleler ve açılımlar yapması gerekiyor. Para piyasaları, döviz kuru ve enflasyonda kısa vadede herhangi bir iyileşme olamayacağı net bir şekilde görülüyor. Hatta uzun vadede tablonun daha da kötüleşmesi bekleniyor. Bu koşullarda “hiçbir şey yapmadan” yerel seçimlere gitmek bir çılgınlık olduğuna göre, “sorumluluğu ve suçu başkalarına atma” yöntemi devreye girecek.

Bu süreçte de “iyi” ve “kötü”lerin olması gerekiyor. Ve dün Erdoğan’ın MB eleştirisiyle “yerel seçim çalışmaları” resmen başladı. Muhalefet ekonomide neler olduğunu çözene kadar Erdoğan, ekonomideki sorumluları bulmuş durumda.

Şimdilik “kötü”ler ABD ve MB

Döviz kurundaki artışın “kötü”sü olarak ABD ilan edilmişti. Burada bir sorun yok, yerel seçimlere kadar bu konu işlenmeye devam edecek gibi gözüküyor. Ancak son günlerde ABD eleştirileri biraz azalmaya başladı. AK Parti, canlı yayınlanan Tahran Zirvesi‘nde ortaya çıkan tablodan son derece rahatsız oldu. Erdoğan’ın “ateşkes” çağrısına siyasi nezaketi aşan bir beden diliyle yanıt veren Putin, AK Parti’yi güvensiz bir ortama itti.

Bir yanda S-400 alınmasına karşın tam anlamıyla güvenilmeyen bir Rusya, öte yanda ise uzun yıllar hükümete tam destek vermiş olan ama son dönemde sadece bölgede kendi çıkarını gözeten bir ABD gerçeği var. İşte bu yüzden dövizdeki ABD eleştirileri bir süre ertelenebilir.

Dolayısıyla yerel seçimlere gidilirken “güçlü düşman”lar oluşturulmaya devam edecek. MB’nin eleştirilmesiyle başlayan bu süreç, seçmen katında tam olarak karşılık bulmayabilir. Bu yüzden “Uluslararası para baronları, manipülatörler (AS: manüplatörler), Batılı zenginler, Türkiye’yi ele geçirmek isteyen dış güçler” tanımlarını daha çok duyacağız.

Öte yandan Erdoğan, MB’ye yönelik en ufak bir sözün dahi piyasaları olumsuz etkileyeceğini çok iyi bildiği halde, böyle bir söyleme başvuruyorsa, durumlar gerçekten kötü demektir. Hem yerel seçimler hem sorumluluğun parti üzerinden gitmesi için ilerleyen günlerde kritik görevden almalara ve mali soruşturmalara da tanıklık edebiliriz.
==========================================
Evet dostlar,

AKP = Erdoğan tüm köprüleri atmış görünüyor..
Yerel seçimlerde kayda değer bir ‘başarıya’ mahkum AKP!
Bunların başında İstanbul ve Ankara’yı yeniden almak vazgeçilmez koşul..
AKP yerel seçimlerde toplam oy oranını artıramasa, kimi belediyeleri yitirse de bu sonuçlar parti tabanı ve kamuoyundan kaçırılabilir..
Yerel seçimlerin öne alınması Anayasa değişikliği gerektiriyor (Anayasa md. 127/3).
Bunun için de TBMM’de en az 3/5 oranında, oy gerek; 360 oy demektir ki (AY md. 175/4) bu rakama AKP + MHP oylarıyla erişilemiyor. Üstelik 360 – 400 oy arasında yapılan anayasa değişikliğinin halkoylamasına sunulması zorunlu (AY md. 175/4). 400+ oy ile anayasa md. 127/3 değişikliği ya da geçici madde eklenmesine TBMM aritmetiği elvermiyor. Yerel seçimler Mart 2019’da yapılacağından, seçim hazırlıkları bakımından da neredeyse yetiştirilmesi olanaksız bir takvim var.

AKP = RTE, Mart 2019’a dek yerel seçimler açısından bağlı gözüküyor. Dolayısıyla taktik ve stratejilerini zamana yaymak, kamuoyunu oyalamak, yaşanan ağır ekonomik çöküşün halktaki yıkımını maskeleyecek yepyeni algı yönetimi tekniklerine ve araçlarına gerek var.. İş hiç kolay değil..

  • İşsiz, aç, hacize uğramış, gelecek umudu kalmayan kitleler nasıl kendi gerçekliğinden koparılabilir ki!

2001 ekonomik bunalımında ANAP, MHP ve DSP’nin darmadağın oluşu belleklerdedir. AKP, böylesi bir kurgulanan ekonomik çöküntü sonrası 3 Kasım 2002 seçimiyle iktidara taşınmıştır.

Muhalefetin çok akıllı, iktidarın halkı kandırmaya dönük girişimlerini teşhir edici yollar izlemesi gerek. AKP + MHP‘nin etkili bir seçim dayanışması (ittifakı) yapması karşısında muhalefetin de bunları dengeleyecek, olanaklı ise boşa çıkaracak eylemli (fiili) seçim işbirliği kaçınılmaz!

Sevgi ve saygı ile. 15 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

6  ? * “