Etiket arşivi: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan

12 Eylül Darbesinin Yıldönümünde SAĞLIK KONSORSİYUMLARA KURBAN EDİLİYOR!


Dostlar,

Sağlık hizmetlerinin binası ve personeliyle birlikte tümüyle yerel (ulusal diyemiyoruz!) ve uluslararası sermaye ortaklıklarına (konsorsiyum) devri, SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM masallarının AKP eliyle adım adım uygulamaya konduğu Haziran 2003’ten bu yana 11. yılına girdi. AKP, kendisini iktidar yapan uluslararası güçlerin istemlerini sadakatle yerine getirmeye çabaladı. Politik alanda yer yer başarılı olamadı.. (Kürt açılımı, Suriye’ye savaş açma, 1 Mart 2003 Tezkeresi vb.). Ama ekonomik düzlemde =
rant dağıtımı alanında (yandaşlarına ve uluslararası ortaklarına) doğrusu
son derece atak ve “başarılı” (!) oldu.

11 yılda sağlık giderleri katlanarak büyüdü, devasa SGK açıkları borçlanılarak sübvansiyone edildi. Kamu eliyle yerli – yabancı yandaş sermayeye on milyarlarca dolarlık kaynak aktarıldı, haksız kazanç sağlandı. Ama halkımızı sağlık düzeyi
90. sıralarda kaldı, kıt ulusal kaynaklar talan edildi.

Artık finale gelindi bu alanda. “Tarikatlar koalisyonu”nun, aç kurtları doyurması gerekiyor. İktidarda kalabilmesinin ağır diyetini yine bu yoksullaştırılan halk ödeyecek, ödüyor. Prof. Erinç Yeldan’ın şu saptaması ne denli acı ve yerindedir :

  • “…Sağlıkta Dönüşüm Programı özünde, gerek IMF’ye gerekse ulusal ve uluslararası sermaye çevrelerine aktarılacak yeni kaynak arayışı içinde olan tarikatlar koalisyonu AKP‘nin kısa dönemde gerçekleştirmeye çabaladığı
    bir
    rant transferi ve güven tazeleme operasyonu olarak değerlendirilmelidir.”
    (Sağlıkta Dönüşüm Programı ve Gerçekler. Prof. Dr. ErinçYELDAN,
    Ekonomi Politik,
    www.cumhuriyet.com.tr, 12.01.2005)

Kamu – özel ortaklığı hakkında bu sitede epey teknik yazı yer aldı.
Uygun anahtar sözcüklerle tarandığında erişilebilir.

TBMM’deki muhalefetin halka bu sorunu etkili biçimde aktarabilmesi gerekiyor.

TTB, doğrusu son derece başarılı bir karşı duruş, halkın sağlığından yana tavır sergilemekte. Ancak kuşatılmış, satın alınmış yandaş (besleme!) basın
bu kritik uyarıları görmezden geliyor.

Eski deyimle; bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete..

  • AKP iktidarından bir “an” önce kurtumak,
    Türkiye için acil bir stratejik öncelik durumuna gelmiştir.

Tüm ulusal çıkarlar, dönüşü çok zor biçimde talan edilmektedir.

Öyle ki, Maliye Bakanı Mr. Mehmet Simsek, “SATILACAK DEVLET MALI KALMADI” buyurmuşlardır.

  • Gelinen yer; ülkenin tam da bekasıyla ilgilidir!
    Asimetrik küresel tehdit yaşamın her alanındadır..
    Tek çare TOPYEKUN SAVUNMADIR..
    Hattı müdafa yok, sathı müdafa vardır, o satıh tüm vatandır (ATATÜRK).
    TBMM’deki muhalefet olayın ciddiyetinin ayrımında mıdır?
    Topyekun toplumsal muhalefeti örmek ve örgütlemek zorundadırlar..

Bu son tümcemiz son derece kritik bir belirleme, uyarı ve çağrıdır..

Duyuluyor mu acaba??

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 13.9.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

TTB’nin çok önemli basın açıklaması – uyarısı aşağıda, tarihe not düşüyor..

=========================================================

12 Eylül Darbesinin Yıldönümünde SAĞLIK (Eski Sütlüce Mezbahası’nda)
KONSORSİYUMLARA KURBAN EDİLİYOR!

alt

Sağlık Bakanlığı, 12 Eylül günü (bugün) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılımıyla İstanbul’da Haliç Kongre Merkezi’nde (Eski Sütlüce Mezbahası) yapılan törenle 14 ilde inşa edilecek 15 “Şehir Hastanesi” ile Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Binası inşaatı için, 25 yıllığına hem şirketlerin kiracısı olması hem de tüm hizmetleri taşerona devretmesinin altına imza attı!

TTB Merkez Konseyi tarafından ise törenin yapıldığı gün ve saatte İstanbul Tabip Odası’nda basın toplantısı düzenlendi. Toplantıda yapılan basın açıklamasında;

  • “12 Eylül darbesinin 33. yıldönümünde, bugün, AKP hükümeti tam da
    12 Eylül’cülerin açtığı yolda önemli bir adım atıyor.”

denilerek, AKP hükümetine “Kamu Özel Ortaklığı adı altında ‘torunlarımızın bile ödeyemeyeceği’ katrilyonlarca liralık borçların altına imza atıp sağlığı uluslararası konsorsiyumlara kurban ederek, kime hizmet ediyorsunuz?” sorusu yöneltildi.

TTB_logosu

12.09.2013
Basın Açıklaması

12 Eylül Darbesinin Yıldönümünde
SAĞLIK (Eski Sütlüce Mezbahası’nda) KONSORSİYUMLARA KURBAN EDİLİYOR

Bugün Türkiye’de, ABD yapımı 12 Eylül askeri darbesinin otuz üçüncü yıldönümü.

(Dün de, Şili’de halkın oylarıyla seçilmiş ilk sosyalist Devlet Başkanı’nı deviren,
gene ABD yapımı askeri darbenin kırkıncı yıldönümüydü. Aynı zamanda meslektaşımız olan Salvador Allende’yi sevgiyle, saygıyla anıyoruz.)

Otuz üç yıl önce bugün yönetime el koyan CIA’nın “Bizim Çocuklar”ı siyasal partileri, sendikaları, aralarında Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) de bulunduğu meslek odalarını kapattılar; işçilerin-emekçilerin haklarını gasp ettiler / sofralarındaki ekmeklerini çaldılar; toplumu büyük bir terör dalgasıyla susturdular ve piyasacı-özelleştirmeci düzenlemeleri içeren 24 Ocak “Acı Reçetesi”ni halka zorla içirdiler.
(A. Saltık’ın notu; 24 Ocak 1980 kararları için sitemizde yer alan dosyaya bakılabilir.. http://ahmetsaltik.net/2013/01/28/24-ocak-1980-kararlari/, 28.1. 2013)

12 Eylül darbesinden sağlık da nasibini(!) aldı.

1961 Anayasası’nda sağlık hizmetini devletin görevi olarak düzenleyen madde
(A.S. md. 49) kaldırıldı, sağlıkta özelleştirmenin önü açıldı.

12 Eylül darbesinin 33. yıldönümünde, bugün, AKP Hükümeti tam da 12 Eylül’cülerin açtığı yolda önemli bir adım atıyor.

Sağlık Bakanlığı bugün saat 14.00’de geniş katılımlı bir imza töreni yapılacağını duyurdu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla İstanbul’da Haliç Kongre Merkezi’nde (Eski Sütlüce Mezbahası) yapılacak törende, aralarında Ankara, İstanbul ve Kayseri’nin de bulunduğu 14 ilde inşa edilecek 15 “Şehir hastanesi” ile Türkiye
Halk Sağlığı Kurumu binası inşaatı için Sağlık Bakanlığı’nın 25 yıllığına hem şirketlerin kiracısı olması hem de tüm hizmetleri taşerona devretmesinin altına imza atılacak.

Protokolü imzalanacak şehir hastaneleri şunlar:

Adana,
Ankara Bilkent, Ankara Etlik,
Elazığ,
Gaziantep,
İstanbul İkitelli,
Kayseri,
Mersin,
Yozgat,
İzmir Bayraklı,
Konya-Karatay,
Manisa,
Bursa,
Kocaeli,
Isparta ve
Türkiye Halk Sağlığı Kurumu binası.

İmzalanacak sözleşmelerin konusu Kamu Özel Ortaklığı ile yapılacak şehir hastaneleri.

Peki nedir bu Kamu Özel Ortaklığı?

Geçmişi eski. Kamu Özel Ortaklığı teorisinin müellifi Milton Friedman, 70’li yıllarda olgunlaştırdığı bu yapının “hızla” ve “kitleler uyanmadan” gerçekleştirilmesi gerektiğini savunuyordu. Friedman’ın ilk laboratuvarı ise 11 Eylül 1973’te darbe yapılan Şili oldu. Askeri Diktatör Pinochet’nin danışmanı olarak ilk elden uygulamayı denetledi.

Biliyoruz ki, 20 yıldan fazla zamandır bu yöntemi uygulayan İngiltere’de şu an itibariyle
7 hastane resmen iflas etti, tüm sağlık sistemi mali krize girdi.

Türkiye’de ise ilk ihale 2011 yılı Nisan ayında Kayseri için yapıldı. (Eylül 2011’de
temel atma töreni yapılan Kayseri Entegre Sağlık Tesisi’nin 2.5 yılda bitirileceğine ilişkin tören esnasında yapılan anlaşma açısından yalnızca 6 ay kalmasına karşın henüz inşaatın temelinin atılamadığı, tahsis edilen arazinin bataklık çıktığı biliniyor.)

  • TTB’nin açtığı davalarda Ankara-Etlik, Ankara-Bilkent ve
    Elazığ şehir hastanelerinin ihalelerinin yürütmesi durduruldu.

Sağlık Bakanlığı kararlara itiraz etti, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu itirazı reddetti. Bu üç ihaleye ilişkin Danıştay’ın yürütmeyi durdurma gerekçesine uygun yeni bir ihale yapmadan sözleşme imzalanması yargı kararına uymamak, dolayısıyla
suç işlemek anlamına gelecek.

TTB’nin önceki tüm açıklamalarında da belirtildiği gibi,
Kamu Özel Ortaklığı bir özelleştirme yöntemidir.

Üstelik Sağlık Bakanlığı bu yöntemle yaptığı şehir hastaneleri ile aslen yatak sayısını artırmıyor yalnızca yenileme yapıyor, yani aslında yatırım yapılmıyor.
(Bunu Sağlık Bakanlığı da kabul ediyor.)

Ekteki tabloda da görüleceği gibi, Sağlık Bakanlığı’nın bütün bu binaları kendisinin yap(tır)masının, Kamu Özel Ortaklığı Modeli ile yaptırmasından çok daha ucuza geleceği biliniyor.

Bu tesislerden vatandaşların ancak çok yüksek ücretler ödeyerek yararlanabileceği, burada çalışan hekimlerin-sağlık çalışanlarının güvencesiz taşeron işçisi haline getirileceği, bu hastanelerde eğitim alacak hekimlerin çalışma koşullarının belirsiz hale geleceği, katrilyonlarca liralık kamu kaynağının yalnızca bina  yenileme adı altında şirketlere dağıtılacağı, ihalelerin içine gömülü modern kapitülasyonlarla
sağlık hizmetlerinin özelleştirileceği de biliniyor.

Bütün bunlar bilindiği halde, 14 ilde 15 “şehir hastanesi” ile Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Binası inşaatı için sözleşmeler imzalanıyor.

TTB olarak; bu hastanelerde çalışacak hekimler-sağlık çalışanları adına,
bu hastanelerden hizmet alacak hastalar adına soruyoruz  :

* Etlik, Bilkent ve Elazığ ihalelerinin yürütmesi durdurulmasına karşın nasıl sözleşme imzalanıyor?

Soruyoruz  : Kayseri’nin sözleşmesi 10 Ağustos 2011’de imzalanıp temeli 10 Eylül 2011’de atıldı. Bu durumda sözleşme mi yoktu yoksa kira sözleşmesi mi yenileniyor?

Soruyoruz   : Yozgat’ta sözleşme imzalanmaksızın mı temel atma töreni yapıldı?

Soruyoruz  : Türkiye Halk Sağlığı Kurumu binasına ilişkin ihale, içinde Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu da bulunan bir kampüs. İhale ikiye mi bölündü ki sadece Türkiye Halk Sağlığı Kurumu için sözleşme imzalanıyor?

Soruyoruz  : Türkiye Sağlık Bakanlığı eliyle Somali’de kamu özel ortaklığı ile yapılacak hastane için görüntüleme ve laboratuvar hizmetleri “kamu” eliyle yürütülecekken, neden Türkiye için yapılan ihalelerde bu hizmetler şirketlere veriliyor?

Halk adına soruyoruz      :

KAMU ÖZEL ORTAKLIĞI ADI ALTINDA “TORUNLARIMIZIN BİLE ÖDEYEMEYECEĞİ” KATRİLYONLARCA LİRALIK BORÇLARIN ALTINA
İMZA ATIP SAĞLIĞI ULUSLARARASI KONSORSİYUMLARA KURBAN EDEREK, KİME HİZMET EDİYORSUNUZ?

CEVAP VERİN!

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MERKEZ KONSEYİ

Tablo: Sağlık Bakanlığı’nın Klasik İhale Yöntemi ve Kamu Özel Ortaklığı Modeliyle Yaptırdığı Bazı Sağlık Tesislerinin Maliyet Karşılaştırması

KLASİK İHALE
(Hak ediş olarak 1 kez ödenen)
KAMU ÖZEL ORTAKLIĞI
(25 yıl ödenecek)
333 yataklı Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesini donanımı ile birlikte toplam: 37 Milyon 797 Bin 556 TL Ankara-Etlik (3566 yataklı)276.000.000 (Bina kirası)256.288.181,53 (Hizmet bedeli)

532.288.181,53 (Toplam 1 yıllık kira)

400 yataklı Trabzon Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi donanımı ile birlikte toplam: 80 Milyon 115 Bin 600 TL Ankara-Bilkent (3660 yataklı)240.000.000 (Bina kirası)233.881.598,64(Hizmet bedeli)

473.881.598,64(Toplam1yıllık kira

1200 yataklı Erzurum Devlet Hastanesi
193 Milyon TL
Elazığ (1040 yataklı)94.837.104 (Bina kirası)58.451.037(Hizmet bedeli)

153.288.141,00 (Toplam 1 yıllık kira)

İl sağlık müdürlüğü, diyaliz merkezi, ağız ve diş sağlığı merkezi, 112 komuta kontrol merkezi ve istasyon ile toplum sağlığı merkezi içeren Yalova Sağlık Kompleksi: 10 Milyon 30 Bin TL Manisa (558 Yataklı)64.250.000(Bina kirası)(Hizmet bedeli henüz öğrenilemedi)
Bu 4 ihalede kira ve hizmet bedellerinin yanı sıra kapatılarak bu hastaneye taşınacak mevcut hastane binalarının da şirketlere verilmesi öngörüldü

http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/12eylul-4009.html, 13.9.2013

İzmir’in kurtuluşu coşkuyla kutlandı!


İzmir’in kurtuluşu coşkuyla kutlandı!

  • İşgalci emperyalist güçlerin İzmir’den denize dökülüşünün 91. yılında kutlamalar kentin dört bir yanına yayıldı. İzmir’de kutlamalar
    ‘Zafer Yürüyüşü’yle başladı. Kutlamalar kapsamında Basmane’den Cumhuriyet Alanı’na dek yaklaşık 10 bin kişi yürüdü.

İzmir’in düşman işgalinden kurutuluşu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atılışını simgeleyen 9 Eylül’ün (1922) 91. yıldönümü coşkuyla kutlandı.

Izmir'in_kurtulusunun_91._yili_9.9.13_Cumhuriyet

“Zafer Yürüyüşü”yle başlayan kutlamalar kapsamında Basmane’ den Cumhuriyet Alanı’na dek yaklaşık 10 bin kişi yürüdü. AKP’ lilerin gönderdikleri mesajların okunması sırasında protestoların yapıldığı törenlerde, AKP İzmir milletvekilleri Ertuğrul Günay
ve İlknur Denizli
’nin alana girişi sırasında da, İzmir Kent Orkestra-sı’nın “Vardar Ovası” şarkısı
2 kez çalması dikkat çekti.

  • “Her yer Taksim her yer direniş”,
  • “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” 

sloganları atılan Zafer Yürüyüşü’ne, 10 bine yakın yurttaş ellerinde Türk bayrakları ve Atatürk posterleriyle katıldı. Cumhuriyet Alanı çevresinde emniyet güçleri,
İzmir Valisi Mustafa Toprak’ın daha önce yayınladığı genelge gereği Türk bayrağının üzerinde Atatürk resmi bulunan flamaları satanlara izin vermemek için çabaladı. Polisin, satıcıları alandan uzaklaştırması dikkat çekti.

Yürüyüşün ardından Mustafa Kemal Atatürk anıtına çelenk konuldu. Daha sonra Konak’ta bulunan İzmir Hükümet Konağı’na süvari birliklerinin gelişi ve Türk bayrağının çekilmesi canlandırıldı. Buradaki törenin ardından etkinlikler Cumhuriyet Alanı’nda sürdü.

CHP İzmir milletvekilleri Musa Çam, Oğuz Oyan, Hülya Güven, Alaattin Yüksel, Mustafa Moroğlu, Mehmet Ali Susam’ın yanı sıra törene, Eski CHP Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal’la, eski milletvekilleri Mehmet Sevigen ve Canan Arıtman da katıldı.

AKP milletvekilleri Günay ve Denizli’nin alana girişi sırasında İzmir Kent Orkestrası, AKP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Arınç’ın çıkışıyla gündeme gelen
“Vardar Ovası” şarkısını, İzmirlilerin yoğun isteği üzerine iki kez üstü üste çaldı.

Törene Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve bakanlar ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu mesaj göndererek İzmir’in kurtuluş gününü kutladı. Ancak Erdoğan ve Gül’ün mesajlarını kentin belediye başkanı yerine İzmir Valisi Toprak’a göndermeleri dikkatlerden kaçmadı. AKP’lilerin mesajları alanda bulunanlarca protesto edildi.

Barış çağrısı

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, törende “barış” çağrısı yaparak, “Özgürlük ve bağımsızlığın ne demek olduğunu çok iyi bilen Yüce Türk Ulusu’nun,
bu karmaşa (kaos) ortamına sürüklenmemesi, elbette en büyük dileğimizdir.
Ancak kabul etmek gerekir ki, ülkemizdeki barış ve huzur ortamının devam etmesi için yalnızca temenniler yetmez. Büyük kurtarıcımız Mustafa Kemal Atatürk’ün
bize gösterdiği ‘Yurtta barış, dünyada barış’ hedefinden asla şaşmamalıyız” dedi.

Saat 18.00’de Gündoğdu Meydanı üzerinde Türk Yıldızları’nın akrotim gösterisi sergilendi. 19.00’da gösteri mekanı gökyüzünden denize taşındı. Körfez’de kano ve yelkenli gösterisi yapıldı. Fener Alayı yürüyüşü, saat 20.30’da Cumhuriyet Meydanı ile Gündoğdu Meydanı arasında gerçekleştirildi.

Saat 21.00’de Gündoğdu Meydanı’nda İzmir’in pek çok noktasından izlenebilen
görsel bir şov sunuldu. İzmir Körfezi, su perdesi ve ışık gösterileriyle renklendi.

Gösterilerin merkezi konumundaki Gündoğdu Meydanı’nda “Manga” grubu sahne aldı. Aynı dakikalarda Bostanlı Rekreasyon Alanı’nda Koray Candemir ve Harun Tekin, Göztepe Denizatı Heykeli önünde Berna Öztürk, Bayraklı Rekreasyon Alanı’nda
İzmir Büyükşehir Belediyesi Pop Orkestrası, konser ve sahne şovlarıyla
9 Eylül coşkusunu doruğa taşıdı. (9 Eylül 2013, Cumhuriyet portalı)

‘Sarin gazı Türkiye’den’


Dostlar,

‘Sarin gazı Türkiye’den’ !

31.8.13 günü bu sitede aşağıdaki dizeleri yazdık :

**********

“.. İster misiniz, Suriye ordusu dışında kimyasal silah kullanımı olsa ve
kullananlar belirlense.. Bu silahları nereden aldıkları da!

– İster misiniz, bu kimyasal silahlar Türkiye kaynaklı olsa,
aradaki taşeronlar üzerinden resmi kaynaklardan sağlanmış olsa..

– İster misiniz, bir biçimde ipin ucu AKP iktidarına uzansa??

Ne bilelim, bölgenin önemli ve güçlü devlet istihbarat örgütlerinden biri bu iğrenç senaryoyu kanıtlasa.. Uluslararası topluma açıklasa, BM Güvenlik Konseyi’ne taşısa..

Ya da zamanlamayı Mart 2014 yerel seçimlerinden önce yapsa??

Türkiye’de neler olurdu acaba??

Ağzımızdan yel mi alsın??

İnsan aklı soru sormalı soru.. 
Ezberci eğitm ise tam tersine bir zihinsel soykırım!”

(http://ahmetsaltik.net/2013/08/31/kimyasal-bomba-bulgusu-yok-cocuklari-teroristler-oldurdu/, 31.8.13)

**********

4 gün sonra kokusu çıktı..

Mihraç Ural, açık kimliği ile vahim iddiayı ortaya koydu.


Şimdi AKP, olasılıkla, ağdalı bir dille bu savları reddedecektir.

Başbakan’ın ağzından çok duyduk “ispat edemezlerse…. namussuzdurlar, alçaktırlar..” gürlemelerini. Sonra kendi ağzından BOP eşbaşkanlığını üstlendiği itiraflarının sesli – görüntülü kayıtları yaınlandı.. 30 küsur yerde itirafı oyaya çıktı,
gık da diyemedi!


Şimdi kim müfteri, alçak, namussuz oldu?? 

İşin korkunç bir başka yanı da, bu iğrenç taşeronluğu yapan AKP hükümetinin – RTE’nin şantaj karşılığı kullanılması olasılığıdır.
Olayın kanıtlarına ulaşan hükümetler,
başta İsrail olmak üzere ABD, Rusya, Fransa ve İngiltere tepe tepe RTE’nin AKP’sini kullanmak isteyeceklerdir.
Bu şantaj – tehdit ülkemizin yaşamsal çıkarlarını tehdit edebilir!

Siyasal iktidar, bay Hüseyin Çelik‘in ağdalı ağzından beylik sözlerle kınama – yalanlama ile konuyu geçiştiremez. BM’nin uzman heyetinin elindeki tüm bulguları dünya kamuoyu ile açıklıkla paylaşmasını istemelidir.

Bu deve güdülebilir gibi gözükmemektedir.
O halde bu diyardan gitmek gerekecektir.

AKP iktidarının eli, Gezi olaylarından sonra Suriye’de emperyalistlerle işbirliği yapan darbecilerle birlikte bir kez daha kana bulanmıştır. Diktatörleşen iktidarların kaçınılmaz sonu.. Ya elleri kana bulanır, örtbas etmek için diktatörleşirler ya da tersi olur..
Giderek diktatörleşirler, ellerini kana bulamaktan da kaçınmazlar..

Her  durumda da sonludur bu süreç..
Er ya da geç çok ağır biçimde hesap verir, bedel öderler..

  • AKP iktidarı artık eğik düzlemdedir ve durduracak hiçbir güç gözükmemektedir!

Evet…

‘Sarin gazı Türkiye’den’!

Aşağdaki yazı dikkatle okunmalıdır..
Muhalefet “acil” kaydı ile konuyu TBMM’de sorgulamalıdır.
Böylesi bir sav gerçek çıkarsa 1 değil 1000 hükümet götürür..
Haydi CHP, MHP ve hatta BDP!
Ve de vicdanları nasırlaşmamış, kör ve sağır olmamış “insan” AKP’liler!
Tayyip beyin bu kabul edilemez ölçüsüz hırsı Türkiye’yi yıkıma sürüklüyor..

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 4.9.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==============================

‘Sarin gazı Türkiye’den’ !MİHRAÇ URAL’IN İDDİASI 

Mihrac_Ural_sarin_Turkiye'denAcilciler örgütünün eski genel sekreteri Mihraç Ural,

  • Türkiye’nin Suriyeli muhaliflere rejime karşı kullanmaları için sarin gazı verdiğini ileri sürdü.

 

Ehlibeyt dergisine verdiği söyleşide, iddiasını uluslararası önemi olduğunu belirttiği “yakın dostu” Jan Kalan’dan edindiği bilgilere dayandıran Ural, söz konusu

  • gazın Türkiye’den Şam Guta’ya taşındığını

ve muhaliflerce el yapımı füzelere yerleştirilerek tutsak alınmış rejim yanlısı insanların üzerine atıldığını belirtti.

Kimyasal gazın hedefi olanların arasında çocukların fazlalığının ve kurşun taşıma ekipmanlarının olmayışının bunu kanıtladığını ileri süren Ural, hidrojen siyanür cihazının El Nusra Cephesi’nin eğitim kampında Türk devletine ait bir
askeri tesiste bulunduğunu
ifade etti.

El Nusra Cephesi üyelerinin Türk subaylar tarafından eğitildiğini de kaydeden Ural, Halep’teki kimyasal silahların da El Nusra Cephesi üyeleri tarafından kullanıldığının kesin olduğunu,
yabancı devletlerin bunu bilmelerine rağmen bahane yaratmaya çalıştığını ifade etti.

İkinci Sevr tehlikesi

Suriye’ye karadan bir operasyonun olası görünmediğini, bu yüzden ABD’nin tek şansının Başbakan Recep Tayyip Erdoğanı zorlayarak kara operasyonu yapmak olduğunu da ileri süren, bunun da Türkiye için gözyaşı dökmek anlamına geldiğini belirten Ural, Erdoğan’ın yayılmacılık hevesinin Türkiye’yi II. Sevr’e sürükleyeceğini iddia etti. (Cumhuriyet, 4.9.13, sayfa 6)

http://cumhuriyet.com.tr/?PHPSESSID=6prvrobp9jtsmhkvl12ffkf9jlm213dtjk4upg25dog4po9vjk00&im=em&xl=empopup&em=cu/cumhuriyet/w/c0604.html

===================================

 

TBB Başkanı Prof. Metin Feyzioğlu’nun Adli Yıl Açılış Konuşması – 02 Eylül 2013

Dostlar,

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, 

yürekli çıkışlarını sürdürüyor.. Bu yılki Adli Yıl açılış töreninde de sözlerini çok net olarak Devletin tepe yöneticilerine iletti. Konuşması bir demokrasi ve insan hakları dersi gibi.. Doğallıkla anlayana..

TBB_Baskani_Metin_Feyzioglu_cuppeliBu konuşmadan önemli alıntılar aşağıda.. Tüm metni okumak için ise lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklar mısınız??

http://www.barobirlik.org.tr/Detay20193.tbb, 2.9.13
(Konuşmanın İngilizce metni için tıklayınız
Video için tıklayınız)

 

Bu arada, Adalet Bakan Sadullah Ergin de, bu konuşmadan hiç ders almadığını belli eder biçimde bilinaçtını dışavurdu.. TBB seçim sistemini değiştireceklerini belirtti.. Sanki yürürlükteki sistem anti-demokratikmişçesine!? Açık – örtük gözdağı verdi..
Tüm Kurumları ele geçirme doyumsuz iştahının devamı.. Yargıtay ve Danıştay Başkanlarının seçiminde getirdikleri ucube yöntemi, Anayasa’nın 135. maddesi bağlamında her biri özel yasalarla kurulan kamu kurumu niteliğindeki
meslek kuruluşları
na da dayatmak istiyorlar.. TMMOB yasasına saldırı ortada,
İstanbul İnşaat Mühendisleri Odası’na mali denetim (!?) tacizi ortada..

AKP için sınır yok..
Yürü eyy AKP, memleketin en küçük birimi bile, ailelerin yatak odalarına varane dek senin gözetiminde (zaten dinlemeler ve gizli kameralarla öyle değil mi!?)
ve mutlak denetiminde olmalı..

Senin için hükümranlığın, despotiizmin sınırı yok..
Tam despot olmalı ve karşıtlarını sallandırmalısın bir emrinle..

Fakat Tarih, büyük güçlerin – elitlerin yükseliş ve çöküş öykülerinin döngüselliği ile dolu.. Ve bu olgu artık yasalaşmış durumda.. AKP de tarihsel periyodiseteye (döngüselliğe) mahkum elbette ve eğri çıkışını, plato dönemini tamamladı, inişte.. Çıplak gerçek bu!

Aklı başında AKP’liler bu bilimsel gerçeğin ayırdında.. Örn. Prof. İdris Bal..
Ama eğitimi elvermeyenlere anlatamıyorlar.. O yüzden de

  • “Tayyip’i tasfiye ederek kendimizi ve AKP’yi kurtarabilir miyiz?”
    aranışı içindeler.. öbür seçeneklerin yanı sıra..

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 2.9.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===========================================

Başbakan’ın yüzüne karşı bunları söyledi

Adli Yıl açılış törenine Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun
sert eleştiriler içeren konuşması damga vurdu.

 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in de katıldığı açılış töreninde konuşan TBB Başkanı Metin Feyzioğlu,
Türkiye gündemine ilişkin çok sayıda konuda sert eleştirilerde bulundu.

İşte konuşmadan kimi satırbaşları:

“MİLLİ İRADE DİYENLER OTORİTERLEŞTİ”

‘Milli irade’ tabiriyle ilgili konuşan Feyzioğlu, “Dünya ve Türkiye tarihine bakıldığında,
milli irade tabiri daha ziyade, seçimle iş başına gelmiş ancak çoğulculuk yerine çoğunlukçuluğu benimsemiş ve giderek otoriter eğilimler sergilemeye başlamış
siyasal iktidarların tercihi olmuştur.” dedi.

Çağdaş demokrasilerin çoğulcu olduğunu vurgulayan Feyzioğlu, “milli irade tabiri, çoğunluğun azınlığa tahakküm ettiği, siyasal iktidarın her kurumu ele geçirdiği ve yaşamın her alanını düzenlemeye soyunduğu, insanların yaşam biçimine müdahale ettiği dönemlerdeki içeriğinden elbette ki farklı anlaşılmak zorundadır.” diye konuştu.

Cumhuriyetin temel niteliklerinin çoğunluğun azınlığa tahakkümünü sınırladığını belirten Feyzioğlu, “Bu sınırlamalarla kastedilen, bazılarının ileri sürdüğünün aksine, azınlığın çoğunluğa tahakkümü asla değildir; kastedilen, demokratik uzlaşma kültürüdür, katılımcı demokrasidir, geçici bir çoğunluğun geçici bir azınlık üzerinde mutlak egemenlik kurmasının önlenmesidir; nasıl yaşayacağını, hangi okula gideceğini,
hangi inanca sahip olacağını, nerede ibadet edeceğini, hangi ahlak kuralını benimseyeceğini kişilere dayatmaya kalkışmamasıdır.” ifadelerini kullandı.

“DEMOKRASİ SANDIKLA SINIRLI DEĞİL”

Feyzioğlu eleştirilerini şu sözlerle sürdürdü:

– Demokrasilerde “seçim sandığı” kuşkusuz vazgeçilmezdir. Ancak demokrasi, sandıktan sandığa oy vermekle sınırlı bir rejim değil, bir yaşam biçimidir.
– Demokratik hukuk devletinde, siyasi iktidar, parlamentodaki çoğunluğu ne olursa olsun hukuk kurallarıyla bağlı olduğunu bilir.
– Hukuk kurallarını uygulayanlar da daima özgürlükçü pencereden bakarlar.
– Çünkü demokratik hukuk devletinde özgürlükler esas, özgürlüklerin kısıtlanması ise istisnadır.

“KUTSAL OLAN DEVLET DEĞİL İNSANDIR”

– Çağdaş devlet anlayışında kutsal olan devlet değil, devletin hizmetleyükümlü olduğu insandır. Devleti kutsallaştırmak isteyenler, aslında kendilerini kutsallaştırmak ve dokunulmaz ilan etmek isterler. Bu düşüncede olanlar halka sundukları hizmetleri bir görev olarak değil, bir lütuf olarak görürler. Kendi kendilerini halka hizmet ederken lütufta bulunduklarına inandıranlar, bireylerin muhalif düşünceler açıklamasına, toplulukların toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmasına öfkelenirler ve halkı kadir bilmezlikle suçlarlar.

“İKTİDARLAR DEMOKRASİ DALINI KENDİ ELLERİYLE KESMEZLER”

– Siyasi iktidarlar, demokratik kitle örgütlerinin eleştirilerinden elbette haz etmek zorunda değildir; ancak çoğulcu demokrasilerde, siyasi iktidarlar, bu eleştirileri değerlendirmek ve hoşgörüyle karşılamak zorundadır. Çoğulcu demokrasilerde siyasal iktidarlar hoşlarına gitmeyen siyasal düşünceleri hedef almazlar, parlamentodaki çoğunluklarına dayanarak demokratik kitle örgütlerini yok etmeye kalkışmazlar; bunları demokrasinin vazgeçilmezi olarak kabul ederler ve birlikte yaşarlar. Böylece bindikleri demokrasi dalını kendi elleriyle kesmezler.

– Esasen çoğulcu demokrasi, gerçek demokrasinin tek modelidir. Çoğunlukçu rejimler kendi kendilerini demokrasi olarak ilan etseler de, o düzenlerde özgürlük yoktur,
siyasi iktidarın lütufları vardır.

ADALET BAKANI’NDAN YANIT

Törenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Feyzioğlu’nun bu sözlerine yanıt verdi.

Sadullah Ergin, “Barolar Birliği seçimlerinin de çoğulcu şekilde yapılması için öneriler yapacağız. Umarım sayın Başkan bunu kabul eder” diye konuştu.
(http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=438864&kn=7&ka=4&kb=7, 2.9.13)

Orta Doğu’da İkinci İsrail İnşa ediliyor


Orta Doğu’da İkinci İsrail İnşa ediliyor

Onur ÖYMEN

İktidar-Öcalan pazarlığında gelinen son nokta
“Kürt Misak-ı Milli’si” oldu. Eli kanlı katil Cemil Bayık,
Erbil’deki büyük kongrede Kürdistan sınırlarının çizileceğini açıkladı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın teröristbaşı Öcalan’la başlattığı pazarlık sürecinde gelinen son nokta “Kürt Misak-ı Millisi’nin ilan edilmesi” oldu.

Terör örgütünün Kandil’deki elebaşlarından Cemil Bayık, yakında toplanacak olan Büyük Kürt Ulusal Kongresi’nde, Öcalan’ın istediği Kürt Misak-ı Milli’sinin sınırlarının çizileceğini açıkladı. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Suriye, Kürt sorunu, çözüm süreci, İran gibi önemli başlıklarda açıklamalar yaparken, “Hayallerimiz gerçekleşiyor” dedi. Demokratik ulus anlayışında sınırların esas alınamayacağını vurgulayan Bayık, sınırlara dokunmadan Kürtler arasında ve Kürtlerle diğer Orta Doğu halkları arasında birlik sağlamak istediklerini söyledi. Bayık,
“Misak-ı Milli’yi de bunun için öneriyoruz” dedi. Bayık, çözüm süreciyle ilgili olarak da, “Kürtler bölücü değildir, bütünlükten yanadır, ama eşit ve özgür şartlarda bir bütünlükten. Bizim sınırlarla bir sorunumuz yok. Esasen ulus devlet anlayışına karşıyız
diye konuştu.

Adım adım KürdistanBayık’ın kin ve nefret dolu açıklamalarını yorumlayan Emekli Büyükelçi Onur Öymen, iktidarın ve muhalefetin bölgede yaşananları görmezden geldiğini ifade etti.

Öymen, “Kürtlerin bazı haklarının iyileştirilmesi kadar masum bir hedefleri yok.
Orta Doğu’ya çok daha kapsamlı yeniden nizam verme görüşüne sahipler.
Bir konferans yapılıyor, iktidar bunları görmezlikten geliyor, muhalefet de bunlara
fazla sesini çıkarmıyor.” dedi.

Adım adım bağımsız Kürt devletine doğru gidildiğini söyleyen Öymen,
şöyle konuştu:

“Türkiye’nin kırmızı çizgileri vardı ama kimse artık onları dile getirmiyor.
Kürdistan bağımsızlık hareketi, özü itibariyle antiemperyalist hareketlerdir.
Türkiye’de olduğu gibi büyük devletlerin müdahalelerine rağmen bağımsızlık kazanılmıştır. 1. Dünya Savaşı’ndan başlayarak burada Kürdistan kurulmasını emperyalist devletler istiyor. Neden istiyorlar, İngiliz istihbarat raporları yazıyor. Türkiye ile Irak petrolleri arasında tampon bir devlet olmasını istiyorlar.
Bu istekler büyük devletlerin stratejik hesaplarına göre dizayn ediliyor ve uygulanıyor.”

İkinci İsrail doğuyor

Hükümete engel olan unsurların bertaraf edildiğini savunan Öymen,

“Önceden neden yapılamıyordu? Çünkü sağlam bir muhalefet vardı. Yabancıların isteklerinden biri de bağımsız Kürt devleti kurdurmak. Bir günde olamayacağı için adım adım yaptırıyorlar. Belli ki bunların amacı Irak otoritesinden bağımsız,
kendi karalarını kendi veren bir Kürt devleti.

Buna
– Suriye’nin kuzeyi,
– Türkiye’nin güney doğusu,
– İran’ın Kürt bölgesi eklenip,

büyük bir Kürt devleti olacak.

Bu aynı zamanda Orta Doğu’da ikinci İsrail olacak.
İsrail’e yaptırdıklarını daha kritik bir bölgede olan Kürtlere yaptıracaklar.” dedi.

http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/habergoster.php?haber=87652, 13.8.13

TÜRKİYE NEREYE? QUO VADIS TURKIYE ?


TÜRKİYE NEREYE?
YA DA BUNLAR KİMİN ESERİ…

portresi

 
Dr.Alper AKÇAM

 

 

HABER: “Suriye’de iç savaşın başlangıcından beri Ege Denizi de bu korkunç savaşın cephelerinden biri olmuş durumda… Suriyeli aileler taş taş üstünde kalmayan ülkelerinden kaçmak, Avrupa’ya ulaşmak için Ege Denizi’ni çare olarak görüyor. Tekneye binebilenler şanslı olanlar… İster inanın ister inanmayın bazen bir şişme botla Yunan Adaları’na ulaşmaya çalışıyor kaçak Suriyeliler… Çoğu zaman da yeni bir yaşam ümitleri Ege’nin mavi sularında son buluyor… Şu ana dek toplam kaç kişinin Ege Denizi’nde yaşamını yitirdiğini kestirmek çok güç… Yetkililer savaşın başından bu yana bu rakamın 500’e yaklaşmış olabileceğini söylüyor.” 

Fotoğraftaki 3 kardeş de bu korkunç rakamın içinde…

suriyelicocuklar

 

 

 

Bu çocukların günahsız yüzlerinden vicdan azabı duymayan çirkin politikacılara yazıklar olsun!

SURİYE’de iç savaşın başından beri yüz binlerce kişi öldü, milyonlarca kişi evini barkını terk etti.

Bir zamanlar dostumuzdu Suriye… 700 km’lik sınırımız güvenli, sınır illerimiz barış içinde idi. Bugün Hatay’ın, Ceylanpınar’ın, Reyhanlı’nın gireni çıkanı belli değil.
Paralı askerler, El Nusra militanları kol geziyor.

Suriye tarafındaki birçok kasaba PYD denetimine geçti.

HABER 26 Temmuz 2013, Cuma): “Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) bağlı farklı tugay ve birliklerden 70 komutan Gaziantep’te bir araya geldi. Bülbülzade Kültür ve Dayanışma Vakfı’nın düzenlediği toplantıya Özgür Suriye komutanlarının yanı sıra ilim adamları da katıldı.”

Suriye’de çarpışan taraf olan ve Reyhanlı patlamasından Türkiye’nin
güney illerinde yaşanan birçok olayda üzerinde kuşkular bulunan bir savaş örgütünün toplantısı neden Türkiye’de yapılıyor?

Bu ülkede, kızları okutmaya, öğrencilere burs vermeye çaba gösteren
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden güzelleştirme derneklerine,
meslek odalarına dek birçok demokratik kuruluş savcılık izlemlerinden,
maliye denetimlerinden, polis baskınlarından yakasını kurtaramazken,
adı savaşla anılan bir yabancı güç ve bu güce ev sahipliği yapan
bilmem ne vakfıyla ilgili bir soruşturma neden yapılmıyor.

Nasıl bir hukuk devletinde yaşıyoruz?  

Bu tablo kimin eseri? Yalnızca savaş çıkararak bölgeye egemen olmak ve
yer altı-yerüstü zenginliklerine konmak isteyen Batılı ülkelerin mi?

Suriye tarafında yüksek binalarda dalgalanan PYD bayrakları için,
“Suriye’nin toprak bütünlüğüne zarar verecek oldubittileri kabul edemeyiz.” diyen Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, kimleri güldürmek istiyor acaba?

HABER: TRT 1’in iftar programına konuk olarak katılan tasavvuf düşünürü
Ömer Tuğrul İnançer, gebe kadınlar hakkında yaptığı yorum ile şaşırttı

TRT 1 ekranlarında iftar saatlerinde yayınlanan ‘Ramazan Sevinci’ programı tasavvuf düşünürü ve avukat olan Ömer Tuğrul İnançer’i konuk etti.
Programda Şeyh Vefa’nın menkıbelerinden bahseden İnançer, gebe kadınlar hakkında yaptığı sert yorum ile herkesi şaşırttı.

“BUNUN ADI TERBİYESİZLİKTİR” dedi!”

Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet televizyonunun konuk “Düşünür”ü öfkeliydi de…
Bir dövmediği kaldı gebe olup sokağa çıkanları…”

HABER: Turgutlu Çaldağı’nda sülfürik asitle nikel madeni çıkarılması…
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel EROĞLU’nun verdiği izinle 200.000 ağaç katledilmiştir. Maden şirketi için 1.000.000 ağacın daha kesileceği
ifade edilmektedir.

Atatürk Orman Çiftliği’ni (AOÇ) yapılaşmaya açarak yok etmek için uğraşanların başında gelen AKP’li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in AOÇ’de yok ettiği ağaç sayısının 10 bine yakın olduğu resmen açıklandı.

Atatürk’ün adını taşıyan aynı yeşil alanda Başbakanlık binası yapımı için kesilen ağaç sayısı da 3.000!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Atatürk Orman Çiftliği’ne (AOÇ) yaptıracağı Beyaz Saray benzeri Başbakanlık binasına ilişkin çalışmalar gizli bir biçimde sürdürülürken, sarayın yapılacağı alandaki Orman Genel Müdürlüğü (OGM) binalarının tümünün yıkıldığı, onlarca dönümlük alanda büyük bir ağaç katliamı yapıldığı uydudan belgelendi.

Orman Mühendisleri Odası’nın ağaç kesimini fotoğraflayarak belgelediği arazide inceleme yapmak isteyen Mimarlar Odası Ankara Şubesi, kendilerine giriş izni verilmeyen araziye adeta uydudan indi. Şube, bir uydu şirketiyle anlaşarak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ak Saray” olarak da nitelenen
Başbakanlık binasını kurmak istediği arazinin fotoğraflarını çektirdi.”

HABER: “Başbakan Barbaros’tan geçerken yol kenarında duran gençler
yere tükürdükleri gerekçesiyle gözaltına alındı.”

HABER: “TÜRKİYE’DE YARGI DURUMDAN VAZİFE ÇIKARMA USTASI

Gezi Parkı eylemleri sırasında “İstanbul kurtarılmıştır” diyen Levent Kırca’yı
hedef alan Başbakan Erdoğan’ın, partisinin grup toplantısında

“Asla cezasız kalmayacak, bunun hesabını vermesi lazım.”

sözleri üzerine yargı harekete geçti. Savcılık tarafından Levent Kırca hakkında soruşturma açıldı.”

Başbakan’ın demeçlerini ve dudak hareketlerini izleyen, 12 Eylül 2010 Referandumu’nun eseri bir yargı sisteminin varlığı her şeye tuz biber ekiyor.

Tüm bunlar Türkiye’nin nasıl bir yol haritası üzerinde bulunduğunun birkaç işareti.

Bu yol haritasının ABD’den, AB’den başlayan kapitalist-emperyalist kamp mimarlarına, Türkiye’deki uygulayıcılarına denecek çok fazla bir şey yok.
Onlar tarihsel işlevlerini yerine getiriyorlar ve tarih önünde hesabını verecekler…

Bu tayfaya “Demokrasi” ya da barış adına alkış tutan akıl budalası sözde aydınlara ve üç kuruşluk çıkar için desteklemeyi sürdürenlereyse, bir yerlerine kına yakmak kalıyor…

Kendilerine fazla gelen demokrasiyi Doğu coğrafyalarına pazarlamaya kalkan
Batılı Şarkiyatçılara ve onlardan esin almayı çok seven sözde kültür adamlarına
çok sevdikleri kendi deyimleriyle soralım:

QUO VADİS TÜRKİYE?

Dr. Alper AKÇAM
25 Temmuz 2013

HEKİMLERE YÖNELİK ŞİDDETİN EN ÖNDE GELEN SORUMLUSU Başbakan Erdoğan

Dostlar,

İzmir Tabip Odası’ndan meslektaşlarımızın çok yerinde bir basın açıklamasını,
dahası bir tür suçüstü belgesini paylaşmak istiyoruz.

Birileri Başbakan’ı fena halde yönlendiriyor galiba..

Bu sözler söylenecek sözler midir??
Başbakan sakin kafa ile bir düşünebilse??
Bunu yapamıyor mu acaba?
Yaptırmıyorlar mı yoksa?
İşte asıl tehlike orada başlıyor ve yaşananlar da bu durumu işaret ediyor.

Bu akıl dışı saldırganlık hem RT Erdoğan için tehlikeli, sonu yok
hem ülkemiz için çok sakıncalı..
Başbakan’ın hesapsız (!?) söz ve davranışlarının bedelini sağlık çalışanları, özellikle de hekimler canlarıyla ödüyor.
Böyle bir “oryantal melodram”, -gerçekte tragedya!- sürdürülemez ve kabul edilemez.

  • Başbakan söz ve davranışlarını tez elden gözden geçirmek ve asgari
    akıl – bilim -saygı – nezaket – terbiye kurallarına dayandırmak zorundadır.

Ama kişiler gelip geçer, Türkiye kurumlarıyla yoluna devam eder..
Herkese de yağıp ettikleriyle tarihte hak ettiği yeri bulur.

Bu sitede daha önce de Türk Jineokoloji ve Obstetrik Derneği‘nin
“zorunlu kalarak” verdiği gazete ilanını paylaşmıştık..

KADINLARIMIZA VE HALKIMIZA SESLENİŞİMİZDİR..

(http://ahmetsaltik.net/15235/, 26 Haziran 2013)

Bu metin ve İzmir Tabip Odası açıklaması birlikte irdelenmeli..
Başbakan çok sayıda dava ile muhatap olabilir ve dokunulmazlık sonrasında
çok başı ağrıyabilir ayrıca..

Bu arada, Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu‘nun kahreden suskunluğunu da kaydedelim.. Bakanlık makamı kişiliği, meslek onurunu böylesine mi silebiliyor?
Bakan meslektaşımız için de endişeleniyoruz.. Aynaya nasıl bakacak?
Bir de zaten Bakanlığı’nın bir hükmü de kalmadı.. Bütçesi 2012 rakamının 1/5’ine düşürülen (%80 azaltılan), değişik gerekçelerle de olsa küresel sermaye tarafındanhizmetin finansmanından çekilen, üretimden de dışlanan, salt sözde düzenleme – denetim ile sınırlandırılarak kadük edilen bir bir Bakanlık ve de sanal koltuğu.. Sayın böylesi bir Sağlık Balanlığı’nın Bakanı meslektaşımız sanırız Hipokrat yemini etmiştir.. Eee?? Niçin susar ki??

Başbakan Erdoğan’a soru         :

– Sizi ne durdurabilir??

Sevgi ve saygı ile.
17.7.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===============================================
Date: Mon, 15 Jul 2013 13:43:22 +0300
To: suatkaptaner@hotmail.com
From: info@izmirtabip.org.tr
Subject: Sayın Başbakan’ın Bu Tutumunu Meslektaşlarımız Adına Kınıyoruz

Izmir_Tabip_Odasi_logosu

İZMİR TABİP ODASI

15.07.2013 Basın Açıklaması

HEKİMLERE YÖNELİK ŞİDDETİN EN ÖNDE GELEN SORUMLUSUNU AÇIKLIYORUZ!

TARİH:  18 HAZİRAN 2013
YER: “AİLE OLMAK PROJESİ” TOPLANTISI
SUÇLAYAN :  BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN
SUÇLULAR: HEKİMLER
SUÇLAR:
– “HALKIMIZI KISIRLAŞTIRMAK”
“ADETA CİNAYET İŞLEMEK”
– “DERTLERİ PARA KAZANMAK VE MİLLETİN NÜFUSUNU AZALTMAK     OLMASINA RAĞMEN HALKI ÖLÜMDEN KURTARIYORUZ DİYEREK ALDATMAK”
 
18 HAZİRAN 2013 
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN KONUŞUYOR:

“Bu ülkede yıllarca doğum kontrolü mekanizmalarını çalıştırdılar. Adeta bizim vatandaşlarımızı halkımızı kısırlaştırdılar. Bununla ilgili tıbbi müdahalelere varıncaya kadar her şeyi yaptılar. Sezaryen denilen olay budur. Kürtaj denilen olay budur.”
“Hep bunları yaptılar. Ve bunları yaparken de adeta cinayet işlediler. Adeta aldattılar. Ölüyorsun seni ölümden kurtaracağız dediler. Onun için sezaryen dediler.”
“Halbuki dert başkaydı. Dert,  hem fazla para kazanmak hem de maalesef öyle kampanyalar başlattılar ki sezaryenle ikiden fazla doğum yapamasın. Bunu aldattılar ve inandırdılar. Birçok anneler aileler buna inanmak zorunda kaldı. Eğer sezaryen olmazsam nolur diye buna inandırdılar.”

“İşin aslı bu muydu? Değildi. Dert başkaydı.
Dert bu milletin nüfusu azalsın ve bu millet milletler yarışında geri kalsın.”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu tarz konuşmasıyla;

“ BİR MESLEĞİN MENSUPLARINA”,

“Mesleğini özveriyle, mevcut yasalar, yönetmelikler ve bilimsel ölçütler ışığında sürdürmeye çalışan HEKİMLERE HAKARET ETMİŞTİR.”

Bu konuşmasıyla Sayın Başbakan, zaten bilmek zorunda da olmadığı ancak
yorum yapmak istediğinde, Sağlık Bakanı başta olmak üzere, bilim insanlarına danışarak bilgi sahibi olmak zorunda olduğu bir konuda,

HEKİMLERİN ONURUNU ZEDELEMEYE ÇALIŞMIŞTIR.

SAYIN BAŞBAKAN’IN BU TUTUMUNU MESLEKTAŞLARIMIZ ADINA KINIYORUZ, PROTESTO EDİYORUZ.

SAĞLIK BAKANI’NIN SAYIN BAŞBAKAN’A, AİLE PLANLAMASI, KÜRTAJ VE SEZARYEN UYGULAMALARININ YASA VE YÖNETMELİKLER ÇERÇEVESİNDE YAPILDIĞI KONUSUNU HATIRLATMAMASINI VE MESLEKTAŞLARINA YAPILAN BU HAKARETLER KARŞISINDA SESSİZ KALMASINI DA ÜZÜNTÜYLE KARŞILIYORUZ.

BAZI GERÇEKLERİ SAYIN BAŞBAKAN’A BİZİM HATIRLATMAMIZ GEREKTİĞİ KANISINDAYIZ.

SAYIN BAŞBAKAN,

SEZARYEN,
 uygun tıbbi gerekçeler ile gerçekleştirildiği takdirde bazen anne adayının sağlığını, bazen doğacak bebeğin sağlığını ve bazen de her ikisinin sağlığını korur. Bunun dışında anne adayının yoğun normal doğum korkusu içinde olduğu durumlarda da uygulanabilir.

  • Sezaryen yapılması kişinin doğurganlığını anlamlı şekilde azaltmaz.

Sezaryen hekim önerisiyle ve daima hastanın onayıyla uygulanan bir ameliyat olup kesinlikle bir milletin nüfusunu azaltmakla ilgili değildir.

KÜRTAJ,  yani 10 haftanın altındaki gebeliklerin sonlandırılması şartları,
YASALAR İLE BELİRLENMİŞ TIBBİ BİR UYGULAMADIR.

Sağlık Bakanlığı’nın belli hastanelerinde oluşturduğu birimlerde, kişilerin isteği üzerine ve tamamen yasal ve resmi olarak uygulanmaktadır.

AİLE PLANLAMASI ise yine kişilerin kendi talepleri ile istedikleri kadar çocuk sahibi olabilmeleri için kendilerine önerilen tıbbi uygulamaların tümünü kapsar.

GÖREVLERİ DOLAYISIYLA, BİLİMSEL GEREKLİLİKLER VE HASTA HAKLARI DOĞRULTUSUNDA, YASALAR VE SAĞLIK BAKANLIĞI’NIN YÖNETMELİKLERİ ÇERÇEVESİNDE VE GEREKTİĞİNDE, ANNENİN VE BEBEĞİN HAYATINI KURTARMAK AMACIYLA, YUKARDA SAYILAN TIBBİ İŞLEM VE UYGULAMALARI GERÇEKLEŞTİREN HEKİMLER OLARAK,

SAYIN BAŞBAKAN’IN BU DAYANAKSIZ SUÇLAMALARINI
KESİNLİKLE KABUL ETMİYORUZ VE KINIYORUZ.

HER TÜRLÜ OLUMSUZ KOŞULLARA, YETKİLİLERİN BU TARZ KONUŞMALARIYLA ADETA ÖZENDİRİLEN ŞİDDET UYGULAMALARINA RAĞMEN, ÖZVERİYLE GECE GÜNDÜZ HASTALARINA HİZMET VERMEYE DEVAM EDECEK HEKİMLER OLARAK, YURTTAŞLARIMIZI VE ÖZELLİKLE KADINLARIMIZI, BU TARZ KONUŞMALARI KINAYARAK, KENDİ HAKLARINA, BEDENLERİNE VE HEKİMLERİNE SAHİP ÇIKMAYA DAVET EDİYORUZ.

İZMİR TABİP ODASI

Prof.Dr.Nusret Fişek Cad. No:5  ALSANCAK / İZMİR  Tel : (232) 463 11 33
Faks : (232) 421 7051
http:// www.izmirtabip.org.tr & E-posta: info@izmirtabip.org.tr

Akillerin raporu Bumerang oldu, halkı uyandırdı, RTE ve AKP’yi vuruyor!

Akillerin raporu Bumerang oldu, halkı uyandırdı, RTE ve AKP’yi vuruyor!
Dostlar,

“Akillerin” raporu malumun ilanından başka birşey değil..

BOP eşbaşkanlığı kapsamında ülkemizi bölme amaçlı planın 11. yılda
artık kemale erdiği düşünülüyor ve halkımız AKP’yi kovmadan tamamlanmak istiyor..

Özet ve çıplak anlatım budur.

Atlantik ötesinin bölücü planları doğrultusunda misyonla göreve getirilenler,
acı hatta kan kusturucu ilacı sevimli hale getirmeye çabalamaktalar.

Ancak bu halk sanıldığı gibi koyun ya da aptal asla değil.

Raporun bu 1/3 özet metninde (8/25 sayfa) “Kürt” sözcüğü 24 kez, “Türk” sözcüğü ise 21 kez geçmekte.

  • Yerel parlamentolar olmalı. Eyalet sistemi olmalı.. denilmekte.
  • Anadilde eğitim istenmekte!
  • Lozan’dan günümüze kadar Kürt halkı kandırıldı, kandırılmaya çalışıldı.
    Artık kandırılmak istemiyoruz. Kürtlerden ziyade Türkler ikna edilmeli.” denmekte.
  • “Öcalan” metinde 7 kez geçiyor ve “Öcalan’ın serbest bırakılması ” istenmekte!
  • PKK 7 kez geçmekte ve “PKK ve silahlı güçler muhatap alınmalı” denmekte.
  • Genel af istenmekte..
  • Terörle Mücadele Yasası’nın kaldırılması istenmekte..
  • “İttihat ve Terakki’den bu yana Kürt sorunu Kürtleri zabt u rabt altına alma sorunudur. Her seferinde Kürdistan‘a yeni fetihler düzenledi.” denilmekte.

Anayasasına göre ülkesiyle ve milletiyle bölünmez bir bütün olan
Türkiye
Cumhuriyeti’nin hem halkı hem de toprakları fiilen bölünmek istenmekte.

Yürürlükteki anayasa buna izin vermediğinden, bir YENİ ANAYASA yutturmacası tutturulmuş durumda.

Sözde akillerin raporu her şeyi apaçık etti. Halkımızın da gözünü iyice açtı..

Her şeyde bir hayır varmış, AKİLLER RAPORU bumerang oldu ve RTE ile AKP’sini vurdu. Akiller (akıllı adamlar!? / sakiller? / yiyiciler?) aklınızla yaşayın e mi!?

Mızrak artık çuvala sığmamaktadır ve halk, “trajik müttefik”ten önce RTE’yi deliğe süpürmek üzere 36 gündür sokaklarda tencere tava çalarak..
“Tayyip istifa” çağrısı
yapmakta..

Anlayana..

Sevgi ve saygı ile.
5.7.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

======================================


İşte Akillerin Erdoğan’a sunduğu rapor                      :

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın ev sahipliğinde Çalışma Ofisi’nde
Akil İnsanlar final toplantısı gerçekleştirildi. Saat 14:00 sıralarında başlayıp
17:30 sıralarında sona eren toplantıda Akil İnsanlar heyetleri Başbakan Erdoğan’a raporlarını sundu. (http://siyaset.milliyet.com.tr/iste-akillerin-erdogan-a-sundugu/siyaset/detay/1728347/default.htm, 26.6.13)

İşte Akillerin Erdoğan'a sunduğu rapor

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde Çalışma Ofisi’nde Akil İnsanlar final toplantısı gerçekleştirildi. Saat 14.00 sıralarında başlayıp 17.30 sıralarında sona eren toplantıda Akil İnsanlar heyetleri Başbakan Erdoğan’a raporlarını sundu.

Akil İnsanlar Heyeti Doğu Anadolu Grubu’nun “Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı” aracılığıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a sunduğu rapor ortaya çıktı. Rapora göre heyet, Malatya, Elazığ, Hak, Van, Tunceli, Erzincan, Bingöl, Bitlis, Muş, Iğdır, Kars, Ardahan, Ağrı, Erzurum ile birlikte 14 il, Yüksekova, Tatvan, Doğubeyazıt, Mutki, Güroymak ile birlikte 5 ilçe ve Altınova, Hasköy, Digor, Dağpınar, Susuz beldeleriyle birlikte toplam 24 yerleşim biriminde çalışmalar yürüttü.

Başkanlığını Can Paker ‘in yaptığı ve Sibel Eraslan, Ayhan Ogan, Mahmut Arslan, Abdurrahman Dilipak, İzzettin Doğan, Abdurrahman Kurt, Zübeyde Teker ve Mehmet Uçum’un yer aldığı heyetin 171 ayrı yerde 29 bin 546 kişiyle görüşmeler yaptığı belirtildi. Bu görüşmelerde 2 bin 10 kişi söz alarak, 159 kişi ve kurum hazırlık yaparak yazılı 860 kişi de toplantılar sırasında yazılı görüş bildirdi.

SÜRECE İLİŞKİN ÖNERİLER VE TALEPLER

Raporda sürece ilişkin öneri ve talepler 6 başlık halinde toplandı.
Bu talepler şöyle sıralandı:

1-SOSYAL PSİKOLOJİYE İLİŞKİN ÖNERİLER VE TALEPLER

-Batıdakiler ön yargılardan kurtulmalı
-Bölgede çatışmadan kaynaklanan ağır travmaların Türkiye kamuoyunda bilinmemesi, bunun sebebiyet verdiği yanlış algıların düzeltilmesi için gayret gösterilmesi
-İnsani taleplerin Türkiye’nin farklı bölgelerindeki insanlar tarafından “bölünme hassasiyetiö olarak değerlendirilmemesi
-Diyanetin barış sürecinde aktif rol üstlenmesi, veda hutbesi ekseninde kardeşlik hukukunu öne çıkarması
-Sürece zarar veren dilin (terör örgütü, bebek katili vb.) bırakılması
-Psikolojik travmaların izalesi için sosyal projeler geliştirilmesi
-Devlet tarafından haksızlığa uğratılmış tüm kişilerin itibarların iade edilmesi
-Şeyh Said, Said Nursi, Seyyid Rıza vb. isimlerin itibarlarının iadesi
-Kardeş şehir, kardeş aile uygulaması yapılmalı
-Kanaat önderleri devreye sokulmalı
-1937 ve 1938 Dersim soykırımlarının kınanması
-Etnik ve mezhebi ayrımcılıklara ve asimilasyon politikalarına son verilmesi
-Batı bölgelerinde yaşayanlar için doğuya turizm seferberliği başlatılmalı. Batı doğuyu tanımalı, doğu batıya kendini tanıtmalı.
-Bu ülke artık tek din, tek dil gibi söylemleri kaldırmıyor.
-Tekçilikten vazgeçilmeli. Tek dil, tek millet değil, ortak vatan, ortak devlet denmeli.
-Devlet hem Kürt halkından hem de (yanlış ve eksik bilgilendirdiği için) Türk halkından özür dilemeli.
-Kalıplaşmış deyimlerden vazgeçilmeli: Türk bayrağı, Türk milleti, ne mutlu Türküm diyene, Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur, ürkiye Türklerindir, bir Türk dünyaya bedeldir gibi.
-CHP ve MHP olumsuz tavrını bırakmalı. Siyasiler aralarındaki cedelleşmeyi bırakmalı. Başbakan kıymetli bir iş yapıyor, işine odaklanmalı. Muhalefet de sürecin başarısı için çağırılmalı. Başbakanın davetine gelmezlerse cumhurbaşkanı çağırmalı. Kavl-i leyyin öne çıkmalı. Barış sürecinin sorumluluğu tek başına Ak Parti’nin üzerinde kalmamalı.

2-SİYASİ ÖNERİLER VE TALEPLER
A-HUKUK DÜZLEMİNDE
Yeni anayasa
-Anadilde eğitim
-Seçim barajının kaldırılması
-Siyasi partiler kanununun değiştirilmesi
-Yerel yönetimlere daha fazla yetki verilmesi
-TMK’nın kaldırılması
-Siyasal genel af
-Öcalan’ın serbest bırakılması (bu talep Öcalan’a yakın siyasi hareketler tarafından örgütlü olarak dile getirilmiştir, ancak diğer bazı Kürt siyasi grupları da (azadi gibi) bu talebe katılmıştır. Bu talep Öcalan’ın koşullarının iyileştirilmesi olarak ifade edilen ve ilgili bölümde yer verilen talepten farklı olarak gündeme getirilmiştir.)
-Gerçek demokrasi olmadan barış olmaz. Süreç karşılıklı konuşabilme, bir masa etrafında buluşabilme anlamında başarılı ama barışın tüm boyutlarıyla olabilmesi için gerçek demokrasi olması lazım.
-Türkiye milletvekilliği, yerel parlamentolar olmalı. Eyalet sistemi olmalı
-Diyanet yeniden yapılandırılmalıdır.
-Sivil temsilciler meclisi.
-Cemevleri ibadethane statüsünde yasal zeminde ifadesini bulmalıdır: 2009’da Demokratik Açılımla birlikte Alevi çalıştayları üzenlendi. Ama Alevilerin beklentilerine cevap verilmedi. Mesela Cemevlerine izin çıkmadı. Alevilerin ödedikleri vergilerle camiler inşa ediliyor ama hiç Cemevi yapılmıyor.
-Tüm mağdur edilenlere tazminat ödenmeli.
-Teorik demokrasiden pratik demokrasiye geçilmeli.

B-YÜRÜTME / İDARE VE GÜVENLİK DÜZLEMİNDE

-Sadece PKK ve silahlı güçler muhatap alınmamalı. Bölge halkı topyekün muhatap alınmalı. Şeyhleriyle, Seydalarıyla ve diğer yapılanmalarıyla birlikte.
-Yol kontrollerinin kaldırılması
-Mayınların temizlenmesi
-Köylere geri dönüş
-Karakol ve kalekol yapımlarının durdurulması
-Koruculuğun kaldırılması
-Koruculuk yapanların sosyal haklarının güvenceye alınması
-Bölgeye atanan yöneticilerin halkla uyumlu olması
-Çatışma dönemlerinde görev yapanların rotasyonu
-Atamalarda “doğu hizmetiö ifadesinin kaldırılması
-Yer isimlerinin iadesi (Dersim, Gever, Çolemerik, Elaziz)
-Cadde, okul, havaalanı gibi yerlerde İnönü, Fevzi Çakmak, Abdullah Alpdoğan, Sabiha Gökçen gibi isimlendirmelerin terk edilmesi
-Sol örgütler: Özellikle Tunceli’de PKK sonrası dönemde TİKKO ve MKP gibi yapılanmalara dikkat edilmeli. PKK’nın ağır silahlarının bu örgütlere bırakılacağı ifade ediliyor. Tunceli halkı bu örgütlere silahlı mücadelenin çıkmaz yol olduğunu anlatmalı.
-Tunceli’de şehri BBG evi gibi gözetleyen kameraların kaldırılması
-Tunceli’de baraj yapımlarının durdurulması
-Seyyid Rıza’nın mezarının gösterilmesi
-Dindarların sorunları da görülmeli. Devlet dinle de barışmalı. Bölgede hala Kur’an öğretenler cezalandırılıyor.
-Başörtüsü sorunu halledilmeli.
-Üniversitelerde ajanlaştırma faaliyetlerine son verilmeli.
-Diyanet İşleri Başkanlığıyla görüşün: ümmet dili kullanılsın. Kavmiyetçi ifadeleri çıkarsınlar. Türk kelimelerini çıkarıp Kürt yazsanız ve aynı hutbeleri Yozgat’ta okusanız ne olur?
-Öcalan serbest bırakılmazsa bile barışı yönetmesi sağlanmalı. Hiç olmazsa şartları iyileştirilmeli.

C-YARGISAL SÜREÇLER BAKIMINDAN

-Ergenekon operasyonlarının Fırat’ın doğusuna da taşınması
-Roboski olayının çözülmesi
-Uludere katliamından dolayı özür dilenmeli ve failleri cezalandırılmalı.
-Toplu mezarların ortaya çıkarılması
-Hasta tutukluların serbest bırakılması ve tedavilerinin yapılması
-Geçmişte yanlış yapan yönetici, asker ve polislerin yargılanması
-Korkmaz Tağma gibi alenen zulmeden ve bilinen askerler yargılanmalı.

3- İKTİSADİ SÜREÇLERE İLİŞKİN ÖNERİLER VE TALEPLER

-Yayla yasaklarının kaldırılması
-Sınır ticaretinin açılması
-Sınırların önemsizleştirilmesi politikası çerçevesinde serbest dolaşım düzenlemelerinin yapılması
-Yargı paketleri yanında ekonomik paketler de olmalı.
-Bölgenin hayvancılık, tarım (özellikle bazı bölgelerde organik tarım), arıcılık potansiyeli harekete geçirilmeli.
-Bölgenin turizm potansiyelini harekete geçirmeye yönelik özel girişimler olmalı.

4-KÜLTÜREL ÖNERİLER VE TALEPLER

-Eğitim sistemi baştan aşağı sıfırdan yenilenmeli. Sıkıntıların temelinde eğitim sistemi var.
-Medyanın kullandığı dili değiştirmesi, süreci destekleyen bir dil kullanılması
-Eğitim programlarının bölgeye göre yeniden yapılandırılması. Tarih ve mantık dersleri üzerine eğilmek gerekiyor.
-Sürece zarar veren dizilerin kaldırılması
-Diyarbakır cezaevinin insan hakları müzesine dönüştürülmesi
-Irkçı, şoven ifadelerin dağlardan ve tabelalardan kaldırılması
-Andımızın kaldırılması
-Demokrasi üniversitelerde de olmalı. Üniversitelerden siyasi baskılar da kaldırılmalı. Özgür bilim ve sanat olmalı. Gerici ve faşist uygulamalara son verilmeli. Öğrencilerin kulüp kurmasına izin verilmiyor. Hocalar ayrımcılık yaparak Kürt öğrencilerin kulüp danışmanlığını kabul etmiyor.
-İslami STK’lar laik ulusalcı yaklaşımlardan uzak durmalı. Hakiki İslam anlayışı uygulanmalı. Medreselerin ihyası ve toplumsal barışa katkısı sağlanmalı. Islah ve irşad hamlesi başlatılmalı. Kur’an ve sünnet ekseninde olmazsa nasıl olacak? Hamas ve El-Fetih arasında arabulucu olanlar burada niçin hamle yapmıyor? İki pınar Şeyh Said ve Said- Nursi. İade-i itibar olmalı.
-Akil insanlar heyeti genişletilmeli ve kalıcı olmalı. Konumunuzu biliyoruz. Karar verici değilsiniz. Ama “hakikat arayıcısıö olduğunuzu görüyoruz. Adalet adına mağdurlardan mazlumlardan yana olmalısınız. “Barış elçileri” ve “umut elçileri” denebilir. “Cemaat-i Hak”. Hakkı ortaya çıkarmak için teşkil olunan ve cemaat yapan kimselersiniz. “Bilge kişiler heyetiö.
-Devlet anlayışı değişmeli. Bir akil insanlar heyeti de devletin askerini, polisini sürece hazırlamalı. Türk kurtlaşmasının çözümü Kürt kurtlaşması değildir. Devletin mankurtlaştırması da değildir. Ulus devlet ve kutsal devlet algısından sarf-ı nazar edip, kerim, müşfik, hâdim ve munis devlet anlayışına geçilmeli. Cumhuriyet herkese (Sünniye, Aleviye, Kürde vb.) sınır getirdi. Zaman içerisinde herkes kendisi olmaktan çıktı. Barış sürecinin selameti için devlet dinle, Ankara Anadolu’yla barışmalı.
-Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu gibi kurumlar yanında Kürt Dil Kurumu, Kürt Tarih Kurumu gibi kurumlar da olmalı.
-Yaşayan Diller Enstitüsü mezunlarına öğretmenlik hakkı verilmeli.

5-SOSYAL ADALET TALEPLERİ (İstihdam, gelir güvencesi ve teşvikler vb.)
-İşsizlik çözülmeli
-Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılmalı
-Gelir güvencesi için sosyal politikalar geliştirilmeli
-Bölgeye yönelik teşvikler artırılmalı
-Bölgede görev yapan özellikle polislerle ilgili çalışma koşulları düzeltilmeli ve terfi uygulamalarında eşitlik sağlanmalı (akademi mezunlarıyla yüksekokul mezunları arasındaki eşitsizliğin giderilmesi, yani standart polis olarak mesleğe başlayanlar ile polis akademisi mezunu olarak başlayanlar arasındaki ayrımcılığın ortadan kaldırılması)

6-DOĞAYA İLİŞKİN ÖNERİLER VE TALEPLER

-Toplumsal barış tabiatı da görmeli. Ormanlar, dereler, toprak, su bunlar da yok ediliyor.
-Bölgenin yok edilen, yakılan ormanları yeniden kazandırılmalı. Bölgenin ormanları yok edildi. Köy korucuları ağaç dikmekle vzifelendirilsin
-Bölgede (özellikle Tunceli Munzur ve Pülümür vadilerinde) yapılması düşünülen HES’ler bir kez daha düşünülmeli.

SÜRECE İLİŞKİN ENDİŞELER
Raporda görüşmelerde sürece ilişkin öne sürülen endişeler de paylaşıldı. Endişeler “Güvence” ve “Yöntem” başlığı altında anlatıldı.

1-Güvence çerçevesindeki endişeler
-Yine kandırılacak mıyız?
-8 defa yaşanan bu süreç 9. defa akamete uğrayacak mı?
-Fail-i meçhul deniyor oysa hepsinin failleri bellidir.
-Hiç kimse boşu boşuna dağa çıkmamıştır.
-Başbakan dün söylediğini bugün nakzedecek açıklamalar yapıyor.
-Hükümet samimi değil.
-Önümüzde seçimler var ve Suriye politikasından dolayı konjonktürel olarak barış istiyorlar.
-Sistemler zaten barışı sağlamak istemezler.
-Birileri bu ülkenin sahibi birileri de misafir değil.
-Operasyonlar durdurulmadı, yeni korucular alınıyor, yeni çete örgütler kuruluyor, karakollar inşa ediliyor.
-Akrabalarımın kanını helal edebilirim ama boşa gitmemeli.
-Türkiye Cumhuriyeti sadece Türklerin mi olacak?
-Kürt halkının önderini 4 duvar arasında tutarak nasıl barışacaksınız?
-Dilinizi değiştirmeden nasıl barışacaksınız?
-Akil insanlar terör ifadesini kullanabiliyor. Bu tarafsızlığı zedeler.
-Lozan’dan günümüze kadar Kürt halkı kandırıldı, kandırılmaya çalışıldı. Artık kandırılmak istemiyoruz.
-Kürtlerden ziyade Türkler ikna edilmeli.
-Bölgede kontrol noktaları, akrepler, namlular çok fazla.
-Türk devlet aklı ve vicdanına güvenemiyoruz. Bize bu konuda nasıl bir garanti verilecek?
-Türkler Kürtlerle eşit olmak istemiyor.
-Doğduğumdan beri hep kardeş olduğumuzu söylediler. Oysa bunu göremedik. Dolayısıyla ben artık kardeşlik değil hukuk zemininde eşitlik istiyorum.
-Türk Kürt kardeşliği de eşitliği doğurmayabilir. Birebir eşitlik olmadan kardeşlik söylemi de doğru olmaz.
-Cemaat dernekleri, vakıflar vb. kurduruluyor. Sanki Hamidiye alaylarının modernizasyonu gibi.
-Barış ama hangi barış? Rencide eden bir barış olmaz. Psikolojik savaşı devam ettirenler var.
-Yeni Şark Islahat Raporları istemiyoruz.
-Türk basını hala aynı kötü dili kullanıyor.
-İttihat ve Terakki’den bu yana Kürt sorunu Kürtleri zabt u rabt altına alma sorunudur. Her seferinde Kürdistan’a yeni fetihler düzenledi. 205’te Başbakan güzel şeyler söyledi ama sonrasında yanlış adımlar atıldı. Her iki liderin de tutumu takdire şayan. Ama kaygılarımız var.
-Kürtlerde şu anlayış gelişti: DEVLETE GÜVEN OLMAZ. Bu süreç umarız bu ifadeyi yalanlar. Bizlere ne verildiği soruluyor: biz kimseden lütuf beklemiyoruz, gasp edilen haklarımızı talep ediyoruz.
-Gerilla anneleri yavrularına kavuşabilecek mi?
-Geri çekilmeler için yasal güvence olacak mı?
-Hakikatleri Araştırma Komisyonu olacak mı?
-Kimlik ve inanç hakları tanınacak mı?

2-Yöntem ve sonuçla ilgili endişeler
-Öcalan’ın ve PKK’nın muhatap alınması doğru mu?
-Bölünme kaygısı. Kürtlere bağımsızlık mı veriliyor?
-Neler verildi?
-Proje yerli mi yoksa hâkim güçlerin dayatması mı?
-AKP, BDP, PKK ekseninde yürütülen bu süreçte kim kiminle?
-Bu heyette bulunmak sizleri vicdanen rahatsız etmekte midir?
-Dağda öldürülenlere şehit denilebilir mi?
-PKK siyasi parti olarak kabul ediliyor sizler bundan rahatsızlık duymuyor musunuz?
-PKK’lılar serbest bırakılacak mı?
-TC ifadesi çıkarılacak mı?
-Özerk bir yönetim kurulacak mı?
-Silahsızlandırma sürecinde karşı tarafa verilen tavizler nelerdir?
-Anayasal süreçle tatmin olunacak mı? Yoksa başka talepler mi var?
-Kürt siyasi hareketi ne istediğini, devlet de ne verdiğini anlatmalıdır?
-Barışa taraftarız ama içinde ne olduğunu bilmiyoruz.
-Diğer ülkelerin dayatmasıyla mı oluyor?
-Kürtlerle oluyor da Alevilerle niçin olmuyor?
-BOP kapsamında mı hareket ediliyor?
-İran, Irak, Suriye hep birlikte düşündüğümüzde acaba mezhep kavgasına mı çekiliyoruz.
-Sınır dışına çıkanlar, Suriye’de Kürt Bölgesi kurulması için mi savaşacak?
-Sınır dışına çıkanlar, daha sonra çok daha güçlü bir biçimde içeri girip tekrar sorun olmayacaklar mı? Bunun güvencesi nedir?
-Öcalan ne olacak? İçeridekiler ne olacak. Af var mı?
-Örgüt her şeyiyle çekilecek mi?
-İlerisinin neler getireceğini hiç kimse bilmiyor. Neticelerden endişe edenler var. Devlet parçalanacak mı? Bu konulara tatmin edici açıklamalar yapılmalı. Daha açık konuşulmalı. Sürecin adımları anlatılmalı. Kitleleri tatmin edici açıklamalar yapılmalı. Süreç seçimlere ve iç siyasete malzeme yapılmamalı.
-Bölünme olacak mı? Öcalan serbest bırakılacak mı?
-Mesela sadece etnisite sorunu değildir. Mesela Hanefilik bize dayatılıyor oysa biz Şafii’yiz.
-Süreç, şehit ailelerine zarar verecek mi? Haklarında gerileme olacak mı? Şehitlere verilen değer azalacak mı?
-Terörle mücadele döneminde görev alan güvenlik güçlerinin itibarsızlaştırılmasından endişe ediyoruz. Yakın zamana kadar kahramanken, şimdi “hain” gözü ile bakılmaktan korkuyoruz. Bizlerin yaşadığı sorunların da dikkate alınması gerekir.

RAPORUN SONUÇ KISMI

Raporun sonuç bölümünde ise değerlendirme ve tespitlere yer verildi. Bu değerlendirmeler şu şekilde dile getirildi:
“Bizler ülkemizde yaşanan problemlerin Türk-Kürt, Alevi-Sünni problemi olduğunu düşünmüyoruz. Problemin temelinde başından beri bu ülkenin insanıyla üstenci bir ilişkiyi sürdürmeye çalışan baskıcı, dışlayıcı ve tasarlayıcı vesayetçi devlet yapısının, sivil ve askeri bürokrasiye dayalı siyasal paradigmanın ve özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yakın geçmişe kadar uygulanan zalim ve insafsız devlet politikalarının yattığını düşünüyoruz. Problem, devleti ve güvenliği esas alan bir yaklaşımdan kaynaklanmaktadır ve ülkemiz insanı artık bu anlayış yerine toplumu ve özgürlükleri esas alan bir yaklaşıma ihtiyaç duymaktadır. Türkiye 21. yüzyılda büyüme ve insan hakları açısından da örnek gösterilen bir ülke olabilme yolunda ilerlerken bu alanda var olan problemlerini çözüme kavuşturmak zorundadır.

Bu sebeple başlatılan çözüm süreci son derece önemli. Çünkü çözüm süreci, bu ülkenin büyümesinin önündeki engelleri kaldırmanın, var olan problemleri çözebilme iradesinin zeminidir. Barış içinde ve birliğimizi muhafaza ederek hem bölgede hem de bütün dünyada Türkiye’nin daha etkin bir ülke konumuna gelmesini sağlayacak bir sürecin başlangıcıdır. Ülkemizde ve bölgemizde istikrarın sağlanabilmesi, ekonomik yatırımların yapılabilmesi ve geleceğe umutla bakabilmemiz açısından öncelikle silahların susması, güvenlik eksenli endişelerin ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Bu süreçle birlikte Türkiye’nin büyüyebileceğine, bölgeye huzur ve refah gelebileceğine, bölge insanının şu anda 3000 dolarlarda seyreden yıllık gelir payının onlarca kat artabileceğine inanıyoruz.

1.Çözüm süreci, ayrılma değil, bir arada aydınlık yarınlara umutla bakabilme sürecidir.
2.Çözüm süreci, bir arada, eşit, kardeşçe, dostça yaşayabilme adına, geleceği hep birlikte kurabilme iradesinin cesurca ifade edilmesidir.
3.Türkiye’de yaşayan herkes artık bölünme endişelerini bir kenara bırakmalıdır. Çünkü bölge insanları bölünmeyi değil, dmokratikleşme ekseninde eşit vatandaşlar olarak Türkiye’nin büyümesine katkıda bulunmayı istemektedir.
4.Silahların susması ve çatışma ortamının ortadan kaldırılması yolunda Kürt sorununun çözümüne yönelik adımlar, bölünme değil, barış ve huzur ortamımızın inşası anlamına gelir. Türkiye Toplumu bir bütün olarak kan ve gözyaşı istemiyor. Artık barışın hâkim olması arzu edilmektedir.
5.Çözüm ve barış süreci devam ettirilmelidir. Bu sadece bir bölgenin değil, hepimizin meselesidir. Süreci her kesimin sahiplenmesini ve desteklemesini umuyoruz.
6.Türkiye geldiğimiz bu noktada eş zamanlı olarak hem yirminci yüzyıldan bugüne aktardığımız demokrasi eksiğini gidermek hem de yirmi birinci yüzyılın yeni demokrasi ihtiyacına yanıt vermek şansını yakalamıştır. Siyasal demokrasi açısından çağ atlamanın eşiğindeyiz. Bu şansı ancak demokrasi koalisyonunu güçlendirerek ve demokratik merkezi destekleyerek gerçeğe dönüştürebiliriz”
http://siyaset.milliyet.com.tr/iste-akillerin-erdogan-a-sundugu/siyaset/detay/1728347/default.htmhttp://siyaset.milliyet.com.tr/iste-akillerin-erdogan-a-sundugu/siyaset/detay/1728347/default.htm

Başbakan’ın Ruh Sağlığı “Acil Mola” Gerektiriyor!


Dostlar
,

Ülkemizin zor ve yoğun günleri sürüyor. Bu haberi dün sitemize koyacaktık ama
günlük yoğunluk elvermedi.

DİSK Geneş Sekreteri Dr. Arzu Çerkezoğlu İstanbul’da yaşayan bir tıp doktorudur. Kendi anlatımıyla 9 yaşlarından bu yana Halkevlerinde yetişmiştir. Patoloji gibi önemli bir tıp dalında da uzmandır. Eşi de İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri, Adli Tıp Uzmanı Dr. Ali Çerkezoğlu’dur.  Karı – koca Çerkezoğlı ailesi, yıllardır ülkemizin devrimci savaşımında ön saflarda olageldiler.

'Aşırı sendikacı' Çerkezoğlu konuştu

Dr. Arzu Çerkezoğlu, son genel olağanüstü kurulda DİSK Genel Sekreterliğine  seçildi (6 Nisan 2013). Neredeyse 3 on yıldır değişik örgütlü savaşımın içinde pişmiştir. Gerek zekası gerekse politik birikimi Başbakan RT Erdoğan’dan asla geri olmayan bir arkadaşımızdır.

Toplantıda Dr. Çerkezoğlu Başbakana, “Bunun sadece mimari bir proje olarak algılanmasının artık mümkün olmadığını, bunun sosyolojik bir olay haline geldiğini.” söylemiştir (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/23510391.asp, 15.6.13)

Başbakanın bu yerinde belirlemeye bile tahammülü kalmamıştır. Oysa bu saptamayı bilinçli olarak algılaması çok yerinde ve yararlı olabilirdi. Sonrasında Dr. Çerkezoğlu için kullandığı nitem (sıfat) “aşırı sendikacı” dır. Bu haberler şu dakikaya dek yalanlanmadı. Böylesi bir kavram da yazınımıza (literatüre) yeni girmektedir.

Biz de 37 yıllık bir tıp doktoru/hocası olarak üzüntüyle belirtelim ki;

  • Başbakan RT Erdoğan’ın acil bir “mola”ya ve yoğun bir psikiyatrik – psikolojik desteğe (rehabilitasyona!) gereksinimi var.
    Salt bu olay yüzünden değil.. ağır hatalar zincirleme..
     
  • Bu gerilim ve sağlıksız yapı ile ülke yönetilemez. Böylesi ürkünç durum, DEVLETİN GÜVENLİĞİ bakımından da asla kabul edilemez.
  • Bu durumda, başta Sağlık Bakanı / Bakanlığı olmak üzere,
    Devletin -ve AKP’nin- yetkili makamları tarihsel kritik sorumluluk altındadır.
  • Halkın sağlığı; bedensel- ruhsal – sosyal boyutlarıyla tehdit altındadır ve tehdit, halkın sağlığından sorumlu olan siyasal iktidardan gelmektedir!

Bu vahim bir durumdur. Yurttaşın can ve mal güvenliği kalmamıştır.

  • Ülke tümüyle “gaz odaları”na dönüştürülmüştür.
    Üstelik de ıslatılarak ve dövülerek.

Tarih, bu SÜRDÜRÜLEMEZ olayları kaydetmekte.
(Haberin ayrıntıları aşağıda)

Sevgi ve saygı ile.
16.6.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

========================================

Başbakan Disk Genel Sekreterinin Üzerine yürüdü

Taksim Dayanışmasının Gezi Parkı için önceki gece Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘la yaptığı 3,5 saatlik görüşmede Başbakan Erdoğan’ın sinirlenerek
Disk Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu’nun üzerine yürüyüp,
heyette bulunan isimlere hakaretler ettiği iddia edildi.

Gezi Parkı’ndaki direnişin 17. gününde Taksim Dayanışması ve sanatçılar heyetinin Başbakan Tayyip Erdoğan’la Başbakanlık Konutu’nda yaptığı 3,5 saatlik görüşmenin ayrıntıları ortaya çıktı. Erdoğan’ın, 8 kişilik Taksim Dayanışması heyetinden yalnızca iki kişiyle görüşmeyi kabul ettiği kurulun ısrarı sonrasında öbür 6 kişinin de toplantıya katıldığı öğrenildi. Toplantıda Başbakan’ın heyetteki kişilere zaman zaman sinirlenerek hakarete varan sözler sarf ettiği ifade edildi. YURT Gazetesinden Caner Taşpınar’a konuşan TMMOB Mimarlar Odası Genel Başkanı Eyüp Muhcu, yaşananları doğrulayarak,

  • “Başbakan bir bayan arkadaşımızın makul talebine karşılık,
    çok sinirlenerek üzerine yürüdü.” dedi.
‘BAŞBAKAN ÜZERİNE YÜRÜDÜ” TMMOB Mimarlar Odası Genel Başkanı Muhcu, “Heyetimizde 8 kişi yer alıyordu. İki kişiyi görüşme için aldılar. Talebimiz üzerine toplantının başlamasından yaklaşık bir saat sonra heyetteki
öbür arkadaşlarımız da toplantıya girebildi.”
 diye konuştu.Muhcu,“Başbakan bir bayan arkadaşımızın son derece makul talebine karşılık sinirlendi ve üzerine yürüdü. Sonra da toplantıyı terk etti.”dedi.

Muhcu, Başbakanla vedalaşmadan ayrıldıklarını belirtti. SANATÇILARDAN MİTİNGE İTİRAZ Eyüp Muhcu, sözlerini şöyle tamamladı: “Başbakan Topçu Kışlası’nın yapılması için mahkeme kararı çıksa dahi bekleyeceklerini ifade etti. Bu anlamda toplantının olumlu olduğunu söylemek mümkün. Halk oylamasının yapılacağını yineledi.
Özellikle sanatçılar, Başbakan’dan 15-16 Haziran’daki mitingleri iptal etmesini
rica ettiler. Toplumdaki gerginliği arttıracağını belirttiler. Buna karşılık Başbakan
bunun kesinlikle yapılacağını söyledi.”

BAŞBAKAN: HADDİNİZİ BİLİN!TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Beyza Metin ise toplantının gergin geçtiğini belirtti. Beyza Metin, “Bizim için kazanım saylamayacak ama hükümet cephesi için de geri adım olmuş oldu.”dedi. Başbakan’ın heyettekilere
17 dakikalık bir görüntü izlettiğini söyleyen Metin, “Bu görüntülerde göstericilerin yaptıkları yer alıyordu. Polis saldırısına dair bir şey gösterilmedi.” dedi.

Başbakan’ın “Haddinizi bilin” şeklinde sözler sarf ettiğine dikkat çeken Metin,

“Başbakan bize ‘Gençleri alın, almazsanız da biz temizleyeceğiz.’ dedi.
Biz de gençlerin iradesine engel olmayacağımızı belirttik.” şeklinde konuştu.
Başbakan Erdoğan’ın sinirlenerek üzerine yürüdüğü ve dün yapılan AKP İl Başkanları toplantısında “aşırı sendikacı” diye tarif ettiği DİSK Genel Sekreteri
Arzu Çerkezoğlu
, bu tariften rahatsız olmadığını söyledi.

Sendika.org’a konuşan Çerkezoğlu, 

Meselenin ardındaki sosyolojik gerçeği görmek gerekiyor dediğim anda Başbakan sinirlenerek‘Biz sosyolojiyi de iyi biliriz’ dedi ve ses tonu artarak devam etti.
Sonunda da toplantıyı terketti.”  dedi.

http://www.odatv.com/n.php?n=basbakan-disk-genel-sekreterinin-uzerine-yurudu-1506131200http://www.odatv.com/n.php?n=basbakan-disk-genel-sekreterinin-uzerine-yurudu-1506131200

Sabih Kanadoğlu : Erdoğan Suç İşliyor!

Dostlar,

Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Sabih Kanadoğlu’nun
bir hukuk dersi niteliğindeki değerlendirmesi aşağıda..

Umarız Başbakan RT Erdoğan‘a da ulaşır bu uyarılar ve AKP içindeki
yurtsever, hukuka saygılı, vicdan sahibi yurttaşlarımız gereğini yaparlar..

Yoksa bu gidiş gidiş değil..

Sonu yıkım!

Halkımızı, ölümü göstererek sıtmaya razı etmeye çabalıyorlar adeta..
Bu işin sonu bir “genel affa” gider. Silivri, Hasdal vd. cezaevlerinde yıllardır
tutsak alınan yurtseverlerimiz de bu sözde “beyaz sayfanın” (genel affın!) diyeti olarak mı rehin tutuluyorlar??

Üstelik ustaca bir zamanlama ile seçimlere malzeme yaparak ??
Türk halkı bu bayağı oyunu asla yutmaz..

RT Erdoğan yaşamının Rus ruletini oynuyor ve
AKP’yi de enkaza dönüştürecek
..

Sevgi ve saygı ile.
4.3.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

======================================

Erdoğan Suç İşliyor!

portresi
S
abih KANADOĞLU
Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı

Başbakan’ın müzakere sürecinde ortaya atıp tekrar tekrar dillendirdiği
sınır dışı formülü” hukuken mümkün değil! Yargıtay Onursal Başsavcısı Kanadoğlu, “Böyle bir yetkisi yok. Erdoğan suç işlediği gibi suça teşvik de ediyor.” dedi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İmralı ile yürütülen pazarlıklar sonunda teröristlerin silah bırakıp yurt dışına çıkabileceklerini açıklaması kepkiye
neden oldu. Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, böyle bir uygulamanın hukukta yeri olmadığını belirterek Erdoğan’ın hem suç işleyip hem de suça teşvik ettiğini söyledi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avusturya’ya giderken Esenboğa Havalimanı’nda gazetecilerin sorularını cevapladı. Başbakan Erdoğan, “Öcalan’ın mektubunda olduğu ifade edilen bir duruma göre, PKK’nın 15 Ağustos tarihinde sınır dışına çıkması ama 21 Mart itibariyle de silah bırakma çağrısına uyması ifadesi yer alıyor. Siz PKK’nın tümüyle silah bırakacağını düşünüyor musunuz?” sorusuna, “Terör örgütü silahları bırakıp, ülkemizi terk ettikten sonra zaten
ülkemizde herhangi bir sıkıntı olmayacaktır.” yanıtını verdi.

Fırsat kollamayızOperasyonların durup dururken yapılmayacağına, operasyonun bir sonu olduğuna değinen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Operasyonların nedeni, bölücü terör örgütünün tavırlarıdır. Bu neden ortadan kaktığı zaman, bu tahrikler bu tehditler ortadan kalktığı zaman güvenlik güçlerimiz neden kalksın da operasyon için kendisine fırsat kollasın. Böyle bir şey olmaz. Biz diyoruz ki silahlar bırakılsın, gömülsün. Gideceklerse gidebilirler. Ülkemizde kalacaklarsa zaten suça bulaşmamış olanlar zaten hanelerine, annelerine, babalarına da kavuşabilirler.
Şu andaki yapı içinde de süreçte de eğer silahları bırakıp ülkemizi terk edeceklerse, dünyada gidecekleri ülke çoktur. Komşu ülkeye de gidebilirler, başka ülkeye de gidebilirler, bu onların takdiridir.”Yasal değilYargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu Erdoğan’ın bu sözleriyle
suç işlediğini bildirdi. Kanadoğlu, konu ile ilgili olarak şu değerlendirmeyi yaptı:

“Herhangi bir suç işlemiş bir kişinin belirli bir pazarlık sonucu soruşturma görmeyeceğine ilişkin güvencenin hukukta yeri yoktur. Elbette ki herhangi bir soruşturmadan kurtulmak isteyen kişi ya yargılanır temize çıkar, ya da o soruşturma takipsizlik kararıyla sonuçlanır. Bunların dışında suç işleyen bir kişinin
(ben silahlarımı bıraktım gidiyorum) diyerek çıkmasının bir anlamı yok,
yasal da değil. Ya hukuksal soruşturmanın sonucunda karar bağlanır, ya da bir
af çıkar. Tek başına da bu yetmez. Suç işlemiş bir kişiyi arayacaksınız,
siz bunu yapmaya mecbursunuz. Bunu yapmazsanız bu görevi ihmal olur. İstenildiği gibi hareket etme söz konusu olamaz, zaten hukuk devletinde
böyle bir şey olmaz.”
  (Yeniçağ, 28.02.2013, Sabih Kanadoğlu ile söyleşi)