Etiket arşivi: Başbakan R.T. Erdoğan

İstanbul’da ve Diyarbakır’da İndirilen Bayrak ve Kritik Kodları..


Diyarbakır’da İndirilen Bayrak ve Kritik Kodları..

İstanbul Gaziosmanpaşa’da İndirilen Bayrak ve Kritik Kodları..

Güncelleme…

10 Haziran 2014 günü bu sitede yayımlamıştık yukarıdaki başlığı taşıyan yazımızı.
Aradan 20 gün gibi çoook uzun bir zaman geçti..
Ne yapıldı belirgin olarak?
Siyasal iktidarın başı, Fırat’ın – Dicle’nin kıyısında yitirilen koyundan bile kendisinin sorunlu olduğunu belirten Başbakan R. T. Erdoğan hangi iradeyi sergiledi
sorunun köklerine inmek ve çözmek adına??

Oysa bu konu değil 20 gün, değil 20 saat, 20 dakika içinde atak – kesin – kararlı
bir tutumla üstüne gidilmesi ve kökünün aydınlatılması gereken bir konudur.

28.6.2014 günü basından öğreniyoruz ki, İstanbul’da benzer bir olay daha oluyor ve
bir özel hastanenin gönderinden bayrağımızı indiren sefil, hızını alamayarak karakol direğinden de bayrağımızı indirmeye girişince polis, uyarılar ve biber gazı ile müdahaleden sonra ayağından vurarak düşürüyor..

Bayrak indirene tek kurşun
(İstanbul Gaziosmanpaşa’da 28 yaşındaki Ali U. ‘Kürtlere özgürlük’ diye bağırdı.
Daha sonra hastane yakınındaki karakolun Türk bayrağını indirmeye çalıştı.
Polis
ekipleri Ali U.’yu önce uyardı ve biber gazı sıktı. Bayrağı indirmeye çalışan
Ali U. polis tarafından bacağından vuruldu.  Ali U.’nun 15 gün önce İstanbul’a geldiği öğrenildi.
Hürriyet haber portalı, 28.6.14)

Bu olay apaçık, Diyarbakır’daki bayrak indirme girişiminin düzenleyenlerin AKP’nin “tepkisini” nasıl okuduklarını, bir anlamda ciddiye almadıklarını ortaya koymaktadır.
Cumhurbaşkanı seçimi öncesi R.T. Erdoğan’a bir ileti boyutu da olsa gerektir..

  • “Oyumuzu istiyorsan istediklerimizi ver, yoksa terör vb……yaratırız…”

Yaralanan Ali U. ‘Kürtlere özgürlük’  diye bağırmış..

Sevgili Ali evladım,

Kürt kardeşlerimiz bu ülkede “tutsak” mı?
Neden hep kendini hem halkımızı kandırmaya çalışıyorsun?
Neden seni kullanmak isteyenlerin maşası oluyorsun?

Bu yaptığın düpedüz provokasyon..

Karakolda, polislerin gözü önünde bu çok yanlış ve senin de bir parçası olduğun Ulusumuzun onuru olan bayrağa en ağır saygı kusurunu işliyorsun..
Eyleminin doğru ya da yanlış olduğunu değerlendirmekten (tefrik) aciz olduğunu
hiç sanmıyoruz. Hukuksal olarak bu bağlamda “ergin” (farik) olduğunu düşünüyoruz. Dahası, bu eyleminin ne gibi sonuçlara yolaçabileceğini öngörmekten de aciz olduğunu sanmıyoruz. Yani Ceza hukuku ve adli tıp bakımından ek olarak “sezgin” sin (mümeyyiz) eminiz. Ceza sorumluluğun var..

Bu ülkede Kürt kardeşlerimiz Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan,
Bakan….bile olmuyorlar mı? Örneğin  İsmet İnönü Malatya’lı Kürt asıllı bir
devlet büyüğümüz
değil miydi?? Sayısız örneği hepimiz gibi sen de bilmelisin..
Kürt kardeşlerimiz tutsak olsa böyle bir şey görülebilir mi?

Bu bölücü emperyalist oyunlara gelmeyelim; birbirimize düşmeyelim.
Asıl düşman seni de bizi de sömüren ve ülkemizde inanç ve etnisite temelinde bölücülük yaparak iç savaş çıkarmaya çalışan emperyalizm!

Kol kola girerek, gönül gönüle, Kurtuluş Savaşımızda olduğu gibi gene işbirliği yapmamız ve omuz omuza dövüşerek emperyalizmi ülkemizden kovmamız gerekiyor.

Şunu sakın unutma :

1. Kanlı ve iğrenç, insanlık düşmanı Emperyalizmin yeryüzünde özgürlüğüne kavuşturduğu halk yoktur; çünkü dokusuna uymaz.. O köleleştirici ve sömürgendir.

2. Özgürlük düşmanı Emperyalizm ile işbirliği yaparak özgürlük savaşı verilebilir mi?
Bu durum çok derin bir çelişkidir ayrıca ahlak dışıdır; hiçbir devrimciye yakışmaz.

Kavga birbirimizle değil anlıyor musun evladım Ali?

Sen, sözde Türk ırkçılığı yapılarak Kürtlerin haklarının gaspedildiğini
belki de Türkiye ve dünya  gündemine taşımak istiyorsun ama
Kürt ırkçılığı çıkmazına düştüğünün ayrımında mısın??

Hem ayağındaki kurşun yarası için sana şifa diliyoruz hem de
asıl olarak beynine – gönlüne sokulan Kürtçülük hastalığı için şifa diliyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
29.6.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

================================================

Dostlar,

İçimiz çok acılı, öfkemiz büyük ama bu iğrenç saldırının ulusal bilinci iyice uyarması bakımından bir parça teselli buluyoruz..

Tüm doğrudan – dolaylı sorumluların derhal bulunmasını ve adalete teslim edilerek cezalandırılmasını istiyoruz.

Bu konuda, zerrece içtenlikleri – dürüstlükleri varsa, HDP yetkililerinin ve
Diyarbakır Belediye Başkanı Gültan Kışanak hanımefendinin de desteğini dileriz.

  • Dileriz ki; hiç utanmadan ve acımadan kullanılan bu genç bulunsun ve
    aynı yerde bayrağımızı göndere çekerek özür dilemesi sağlansın..
  • Bu girişimi HDP – PKK – KCK – Akiller (!) ve de açık – örtük yerli -yabancı uzantıları üstlensin..Fantazi işte..

*****

Korkarız altından gene AKP – RTE çıkacak..

Bunca kuru gürültüye – şamataya bakmayın.. Tam tersine, ne denli çok esme-gürleme,
o denli suçluların telaşıdır ve bilinçaltı kendini elevermedir.
Gariban yurdum insanı – AKP tabanı halk yutar nasılsa..
Üstelik gene mağduru da oynayabilirsiniz..
1 taşla vurulacak kuş sayısı öyle birkaç tane değil; epey..
Politik – stratejik mühendisliğin hiç de “fena” sayılamayacağını itiraf etmeliyiz.

Başbakan R.T. Erdoğan‘ın bugünkü AKP grubu konuşmasını çok yüksek mega piksel çözünürlüklü (UHR-UHD) kameralarla kaydetme ve yetkin NLP uzmanlarıyla
ultra HD ekranlarda teknik çözümleme olanağımız olsaydı daha neler yazabilirdik..

Ama bu olanaktan yoksun olan biziz..
Başta büyük yabancı ülkelerin ülkemizdeki temsilcileri, bu teknik yeteneğe sahipler…
Veee, vee onlar söylenene bakarak söylenmeyeni – saklananı ayırdedebiliyorlar..
Böylelikle tam denetim de kurmuş oluyorlar kurbanları – ajanları üzerinde..
Halimiz budur..
Türkiye’de de sınırlı birkaç yerli odak bu teknolojiyi kullanıyor olabilir..

*****
“Korkarız altından gene AKP – RTE çıkacak.. ” 
dedik yukarıda..
Nedeni mi?
Çok basit : Cumhurbaşkanı seçimleri çok yaklaştı, HDP – PKK – Öcalan – Akiller – KCK ve dış payandaları – gerçekte kukla oynatıcıları (AB-ABD emperyalizmi!) sıkıştırıyorlar
Tayyip beyi en zayıf – kırılgan olduğu dönemde.

Yaşamsal ödünleri koparmanın tam da zamanı..
Üstad Cumhurbaşkanı olmak istiyor ya.. HDP – Kürtçü oyları %5-6 dolayında ve yaşamsal önemde.. Son kamuoyu yoklamalarına göre bu bile yetmiyor RTE’ye gerçi ama umut işte. RTE %40’larda çivilenmiş gibi.. Asla düşmemesi, tersine tırmanması gerek..

Ne yapıp yapıp Kürtçü oyları ile % 50’yi yakalaması gerek ki, aday olabilsin!..

Geçen hafta Diyarbakır’daki “açılım” (!?) çalıştayında 3 bakanın kuru vaatleri kesmedi.. Öcalan “yetmez” buyurdu, “sorun sokakta çözülecek” ve iyice tırmandırılacak.
“Biraz daha sabredin ..” kodlu yalvar – yakar ricacı iletiler reddedildi..
“Ya şimdi, ya yarın çok geç diyor” Kürt ayrılıkçıları..
Dedirtiliyor ya da dışarıdaki asıl aktörlerce..

Ne yapsın Tayyip bey, çıldırmak üzere.. Artık verilecek “sıradan” ödün kalmadı..
Apaçık ÖZERKLİK istiyorlar..
Arkaları da sağlam, bölücü AB-ABD emperyalizmine dayamışlar sırtlarını..

Tayyip bey giderek yalnızlaştırılıyor..

Bunun kökü dışarıda planın ne denli ayırdında acaba??

Dolayısıyla AKP tabanı, oy verenleri, müritleri, sadaka mahkumları, devşirilenleri,
öyle ya da böyle bağlananları.. bir arada tutmak yaşamsaldan da önemli
AKP’nin RTE’si ve RTE’nin AKP’si için..

Allta sakal, üstte bıyık.. Aşkolsun Tayyip beye.. Bunca stres nasıl yönetilir ki??
Adam en azından kurdeşen döker, uykularından karabasanlarla çığlık çığlığa uyanır..

*****
Bir olay çıkaralım, hem gündemi değiştirelim hem de PKK-HDP ve türevi uzantıları halkın genelinin gözünde birazcık itibarsızlaştıralım, halk tepki koysun, bunlar da biraz gerilesin.. Ben de zaman kazanayım, Cumhurbaşkanı seçimini geçirelim..
Sonra Allah kerim, gene içerden – dışardan istediklerini vermeye çabalarız…

Bizce senaryo böyle..

Böyle zor zamanlarda nefesler daraldıkça, çember sıktıkça gözler iyice kararır
ve daha riskli eylemler göze alınır. O ölçüde de hata yapılır ve iz bırakılır..

Bir süre sonra da, bakarsınız yıllar geçmeden, tüm gerçekler ortaya çıkar, okuruz.. Dileriz çoook da uzamaz..

Vah AKP, vah RTE ve de asıl kocaman vaaaah sizlere ki;
akılları – vicdanları mühürlü AKP’liler ve sadık mürit yandaşları..
Bürokrasideki tam teslim her düzeyden elemanlar..
Bakın nelere alet ve de suç ortağı ediliyorsunuz..
Vebaliniz, bu kezlerce cehennemlik suçu işleyen asıl faillerden çoook daha ağır..
Siz azıcık “olmaaaz” diyecek olsanız neler neler düzelmez ki..
Siz hiç utanmaz mısınız??

Sevgi ve saygı ile.
10 Haziran 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

 

Öğrencinin yumrukladığı öğretmen öldü!.. Peki sonra??


Öğrencinin yumrukladığı öğretmen öldü!..
Peki sonra??

portresi

 

 

 

 

 

Y. Doç. Dr. Kemal Macit HİSAR

Daha önce Veteriner Fakültesinde bir öğrenci bir öğretim üyesini bıçaklamıştı. Bu haberi okuyunca bu olayı hatırladım. Ne öğretmenlere, ne de öğretim elemanlarına saygı kalmış…Eğitimin gereği dahi olsa çıkarlarına aykırı
bir şey görürlerse son derece saygısız, hatta saldırgan olabiliyorlar…
Ben kendi öğrencilik zamanımda asla böyle bir şey görmedim, duymadım…

Üzgünüm…

Öğrencinin yumrukladığı öğretmen öldü

(DHA, 4 Haziran 2014)
Öğretmenini yumrukla öldürdü

KAYSERİ’de lise son sınıf öğrencisi 17 yaşındaki F.Ş.’nin yumruklu saldırısı ardından düşünce başını kaldırıma çarpan okulun müdür yardımcısı
59 yaşındaki Mehmet Aktaş, yoğun bakımda 18 gün süren yaşam savaşımını yitirdi.

Merkez Melikgazi İlçesi Selimiye Mahallesi Seyyid Burhaneddin Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nde 16 Mayıs Cuma günü saat 13.00 sıralarında meydana geldi.
Teknik Müdür Yardımcısı Mehmet Aktaş, Cuma namazı için okuldan ayrıldığı sırada 12’nci sınıf öğrencisi F.Ş.’nin yolunu keserken, raporunu kabul etmediğini öne sürdüğü Müdür yardımcısı Aktaş’a yumruk attı. Başını asfalt zemine çarpan ve baygınlık geçiren müdür yardımcısı çağrılan cankurtranla Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı.Beyin kanaması geçirdiği belirlenen Mehmet Aktaş, ameliyata, daha sonra
yoğun bakıma alındı. Olaydan sonra yakalanan ve sevk edildiği mahkeme tarafından tutuklanan F.Ş., Ankara’ya gönderilirken, 18 günden bu yana yoğun bakımda sağaltım (tedavi) gören Müdür Yardımcısı Mehmet Aktaş ise, bugün yaşamını yitirdi.

=====================================

Dostlar,Bu yaygın toplumsal şiddetin kaynağında neler var??

“Şiddeti (Öfkeyi!) de bir hitabet sanatı, biçimi / yöntemi” olarak ilan eden ve dozunu giderek artırarak halkın önünde her gün uygulayan ve ne ilginç
-ve ne anaşılmazdır?- ki siyasal primini de “yurdum insanı“ndan oy olarak
toplamayı başarabilen Başbakan R.T. Erdoğan‘ın tarihsel kritik sorumluluğuna
ne demeli??

Halk; kendisini felakete sürükleyen, “sürüleştiren”-quacy modo‘laştıran- politikaları -başta eğitim- olmak üzere ayrımsayamayacak ölçüde bilimsel deyimiyle “regresyona” (gerilemeye) uğratıldı. Başta yabanıl ekonomik sömürü – yoksullaştırma- ve türevi olarak tam bağımlı biat kültürü müridi kılmak üzere izlenen sistematik ve uzun erimli
“tam spektrumlu (full fletch) sömürü politikaları” ortada bir “enkaz nüfus” bıraktı.. İnsanı yok etti!

Toplumsal gerçekliği acı ile ayrımsayanlar ise her zamanki gibi sayısal olarak
çoook küçük bir oran.

Lanetli çan eğrisi doğru mu ne??Tam bir toplumsal illüzyon tablosu..

Milyonlarca “insanı” yaşamın gerçekliğinden koparmayı, bir toplumsal şizofreni

tablosu yaratmayı nasılsa başaran iç ve dış odaklara “helal olsun!” mu demeli??Gel de şapka çıkarma!?

Hiç kuşku yok, insan aklı ve onuru, tüm insanlığa bu alçak ve hayın tuzağı kuran “hominidler kumpası” nı da aşacak..

İnsanlık tarihi sayısız örnekleri ile dolu..

Ancak, galiba, insanlığın “fıtratında” yer aldığını kabullenmek zorunda kalabileceğimiz bir “olgu” yu (?) nasıl açıklayacağız??

Gerçekten insanlar, tümü, hep ama hep deneme – yanılma ile mi öğrenmek zorundalar?

Çook ağır faturalarla..

Acaba insanlara “bilimsel öngörü” (estimation, forecastig, quantitatve decision making procedures, mathematical modellig, simulating…) öğretilemez mi?
Genel olarak İnsan beyni buna evrimsel olarak “elverişli” değil mi?

Sorular… sorular..
Bir son soru daha : Ne dersiniz??

Sevgili kardeşim Kemal, sabah sabah iyi mi oldu??

Sevgi ve saygıyla
04.6.2014, AnkaraDr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

Başbakan’ın “EDEPSİZ – YALANCI” Öfke Patlamasının Tarihsel Bedeli..


Başbakan’ın “EDEPSİZ  – YALANCI” Öfke Patlamasının 
Tarihsel Bedeli..


Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Demokrasilerde siyasal önderler serinkanlılığı ile bilinen deneyimli ve birikimli insanlardır.
Özgüvenlidirler ve demokrasi terbiyesi almışlardır.
Bu donanımları sayesindedir ki, hoşgörülü ve dayançlıdırlar (tahammüllüdürler).

Başbakan R.T. Erdoğan, Türkiye’yi 12 yıldır deyim yerinde ise
demir yumrukla yönetiyor.
Sindirmediği kişi – kurum kalmadı gibi..
Hala yetin(e)miyor yarattığı örtük faşizm rejimiyle.

Son durak İslami faşizm midir?

Brunei Sultanlığı, Osmanlı Padişahlığı, Suudi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri benzeri
mutlak bir Despotizm / Tiranlık mıdır?

Ancak o zaman mı tatmin olabilecektir??

Antik Yunan‘da, günümüzden 2400 yıl kadar önce Platon ve Aristo‘nun yazdıklarına bakılsın.
Orada bile ülke yönetiminin Tiranlaşmaması için sistematik – kurumsal demokratik öneriler var. Güçler Ayrılığı gibi..

AKP ve Başbakan ile bu yüz kızartıcı olayda TBB Başkanı
Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’na edepsiz – yalancı diyerek
 destekçileri,
Antik Yunan anlayışının bile gerisine düştüklerinin ayırdındalar mı acaba??

Türkiye neden böyle bahtsız bir ülke??

Atatürk’ün AYDINLANMA Devrimi yarım kaldı
60 yıldır da -1950’den bu yana- karşıdevrim iktidarda.

Halk bu yönde koşullandırıldı, çağdaş eğitim veril(e)medi.. Hızlı nüfus artışı ile yoksullaştırıldı, işsizleştirildi, çaresizleştirildi, sömürüldü ve oy deposu durumuna düşürüldü – dönüştürüldü..

  • En ürküncü de Halkın, İktidar yolsuzluklarından nemalandırılarak
    ahlakı bozuldu, 
    demokrasi anlayışı yozlaştırıldı..

Halk, kendisine benzeyeni seçiyor..
Kısa erimli çıkar ve beklentilerinin tutsağı, popülizmin oyuncağı..
Politik öngörüde bulunamıyor, günü yaşıyor, sorgulayamıyor,
deneme – yanılma ile öğreniyor.
Basın çok büyük ölçüde ele geçirilmiş ve beyin yıkama – koşullama işlevi görüyor.

Ülkede demokrasicilik oynanıyor..

Ama tarihten de biliyoruz ki, insanların – toplumların algısını (idrakini) sonsuza dek teslim alıp yönetmek olanaklı değil..

Halklar, önünde sonunda uyanıyor ve intikamı da ağır oluyor.

En somut örneklerden biri Fransız Devrimi değil mi?

Çıplak ayaklı köylüler yapmadı mı bu kanlı ayaklanmayı?
Yitirecek hiçbir şeyleri kalmadığında..
Ama Voltaire’in, Robespierre’in, J.J. Rousseau’nun, D. Diderot’un, Montesquieu‘nun..
Aydınlanma önderleri olarak yaşamsal katkılarını unutmadan..

Kral 16. Louise ve Kraliçe M. Antoinetté giyotinle idam edilmedi mi?

Krallık çok kanlı olarak tasfiye edilip laik Cumhuriyet kurulmadı mı?
Ve de 1789’dan bu yana gericilerin bu Fransız Cumhuriyet’ini 4 kez yıkmalarına karşın ilericiler – Devrimciler 5. Cumhuriyeti kurmadılar mı?

1958’den bu yana General C. DeGaulle’ün 5. Cumhuriyeti dimdik ayakta değil mi?

Türkiye de mutlaka laik – demokratik rejim yönünde ilerleyecektir;
yaşamın diyalektiğinin gereği budur.

AKP iktidarının ve başının engelleyici direnişleri olsa olsa “bir süre” gecikmeye
neden olur; hepsi o denli..

Büyük ATATÜRK’ün şu sözleri kulaklara küpe olmalıdır :

  • “Benim ölümlü bedenim elbet bir gün toprak olacaktır ama
    Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır.”

Herkes de davranışının bedelini tarih önünde öder..

Artık herkesin aklını başına alması gerek..
Bunun ilk koşulu, kıyasıya da olsa eleştiriye dayanmak ve hatta yararlanmaktır.

Başbakan R.T. Erdoğan ve AKP’ye içten önerimiz bu yöndedir;
giderek umudumuz azalsa da..

Tarih yinelensin (tekerrür etsin) istemiyorlarsa eğer..

Sevgi ve saygı ile.
11 Mayıs 2014, Ankara

Danıştay töreninde yaşananların düşündürdükleri


Dostlar
,

Sayın Dr. Onur Öymen, serinkanlılığı ile bilinen deneyimli ve birikimli bir diplomattır.
Özgüvenlidir ve demokrasi terbiyesi almıştır.
Bu donanımları sayesindedir ki hoşgörülüdür, tahammüllüdür.

Başbakan R.T. Erdoğan, ülkeyi 12 yıldır deyim yerinde ise demir yumrukla yönetiyor.
Sindirmediği kişi – kurum kalmadı gibi..
Hala yetin(e)miyor yarattığı örtük faşizm rejimiyle.

Son durak İslami faşizm midir?

Brunei Sultanlığı, Osmanlı Padişahlığı, Suudi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri benzeri mutlak bir Despotizm / Tiranlık mıdır?

Ancak o zaman mı tatmin olabilecektir??

Antik Yunan‘da, günümüzden 2400 yıl kadar önce Platon ve Aristo‘nun yazdıklarına baksın..
Orada bile ülke yönetiminin Tiranlaşmaması için sistematik – kurumsal öneriler var..

AKP ve Başbakan ile bu yüz kızartıcı olayda -TBB Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’na edepsiz – yalancı diyerek- destekçileri Antik Yunan anlayışının bile gerisine düştüklerinin ayırdındalar  mı acaba??

Türkiye neden böyle bahtsız bir ülke??

Atatürk’ün AYDINLANMA Devrimi yarım kaldı,
60 yıldır da -1950’den bu yana- karşıdevrim iktidarda.

Halk bu yönde koşullandırıldı, çağdaş eğitim veril(e)medi..
Yoksullaştırıldı, işsizleştirildi, çaresizleştirildi, sömürüldü ve oy deposu haline dönüştürüldü..

  • Halkın, İktidar yolsuzluklarından nemalandırılarak ahlakı bozuldu,
    demokrasi anlayışı yozlaştırıldı..

Halk, kendisine benzeyeni seçiyor..
Kısa erimli çıkar ve beklentilerinin tutsağı, popülizmin oyuncağı..
Ülkede demokrasicilik oynanıyor..

Ama tarihten de biliyoruz ki, insanların – toplumların idrakini sonsuza dek teslim alıp yönetmek olanaklı değil..

Halk önünde sonunda uyanıyor ve intikamı da ağır oluyor.

En somut örneklerden biri Fransız Devrimi değil mi?

Çıplak ayaklı köylüler yapmadı mı bu kanlı ayaklanmayı?
Yitirecek hiçbir şeyleri kalmadığında..
Ama Voltaire’in, Robespierre’in, J.J. Rousseau’nun, D. Diderot’un, Montesquieu‘nun.. Aydınlanma önderleri olarak yaşamsal katkılarını unutmadan..

Kral 16. Louise ve Kraliçe M. Antoinetté giyotinle idam edilmedi mi?

Krallık çok kanlı olarak tasfiye edilip laik Cumhuriyet kurulmadı mı?
Ve de 1789’dan bu yana gericilerin bu Fransız Cumhuriyetini 4 kez yıkmalarına karşın ilericiler –  Devrimciler 5. Cumhuriyeti kurmadılar mı?

1958’den bu yana General C. DeGaulle’ün 5. Cumhuriyeti dimdik ayakta değil mi?

Türkiye de mutlaka laik – demokratik rejim yönünde ilerleyecektir..
AKP iktidarının ve başının engelleyici direnişleri olsa olsa “bir süre” gecikmeye
neden olur; hepsi o denli..

Herkes de davranışının bedelini tarih önünde öder..

Herkesin aklını başına alması gerek..
Bunun ilk koşulu da, kıyasıya da olsa eleştiriye dayanmak hatta yararlanmaktır.

Başbakan R.T. Erdoğan ve AKP’ye içten önerimiz bu yöndedir.

Tarih tekerrür etmesin istemiyorlarsa eğer..

Sevgi ve saygı ile.
11 Mayıs 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===============================================

Danıştay töreninde yaşananların düşündürdükleri

Portresi_gulumseyen

 

Onur ÖYMEN

 

 

 

Danıştay’daki tören sırasında Prof. Metin Feyzioğlu‘nun yaptığı konuşmaya gösterilen tepki çağdaş demokrasilerde örneği görülmeyen bir durum yaratmıştır.

Feyzioğlu, Türkiye Barolar Birliği Başkanı olarak şimdiye dek hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını koruyan sözleri ve davranışlarıyla çok başarılı sınav vermiş olan değerli bir hukukçudur.

O’nun Danıştay’da yaptığı konuşma şimdiye dek izlediği çizgiden farklı olmamıştır. Feyzioğlu’nun hakaret içermeyen düşüncelerini özgürce dile getirme hakkına
saygı göstermek yerine O’nu aşağılayıcı sözlerle suçlamaya çalışmak,
yakışık almayan bir durum yaratmış ve ülkemizin saygınlığına zarar vermiştir.

De Gaulle‘ün kendisini şiddetle eleştiren Jean Paul Sartre‘ın sözlerinden
rahatsız olan yakınlarına söylediği sözler hoşgörü örneği olarak tarihe geçmiştir:

“O’na dokunmayın, Jean Paul Sartre da Fransa’dır.”

Feyzioğlu’nu eleştirenlere karşı söylenebilecek en doğru söz,

“Feyzioğlu’nun düşüncelerine saygı gösterin, O da Türkiye’dir.” olmalıydı.

Ülkenin durumu hakkında düşünceleri merakla beklenen önemli bir konuşmacının sözlerinin biraz uzun sürmesi, ülkemizde ilk kez rastlanan bir durum değildir ve bu nedenle Feyzioğlu’nun açıkça suçlanması makul karşılanamaz.

Barolar Birliği’nin eleştirilerine karşı çeşitli ortamlarda yanıt verme hakkına sahip olanların gösterdikleri tepki, dünyada eleştirilere tahammülsüzlüğün bir işareti olarak yorumlanacaktır..

Bu olay karşısında siyasal sorumluluk taşıyanların sergilemesi beklenen tutum,
bence, Feyzioğlu’nun sözlerini serinkanlılıkla değerlendirmek olmalıydı.

Demokrasinin kurallarına saygı göstermek ülkemizin demokratik düzeyinin yükseltilmesi için atılması gereken ilk adımdır.

Saygılar, sevgiler.

Ermeni Soykırımı ve Başbakan Erdoğan’ın Taziye İletisi

Dostlar,

Geçtiğimiz hafta Ankara Barosu konferans salonunda SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI temalı bir açıkoturum düzenlendi :

  • TARİHİN VİCDANINI SIZLATAN ERMENİ SOYKIRIMI YALANI…

Başbakan R.T. Erdoğan‘ın 23 Nisan 2014 günü, tam da Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızda, 1915’teki Ermeni tehciri ölümleri için taziye iletisini irdelemek asıl amaçtı. Cumhuriyet Kadınları Derneği toplantının ev sahibi idi ve
Başkan Sn. Canan Arıtman panelin yöneticisi idi. Uzmanlar gerçekleri açıkladılar..
Rus arşivlerinde yıllarca araştırma yapan ve binlerce belgeyi inceleyen genç bilim insanı Mehmet Perinçek de.. Bizzat dönemin Ermenistan Başbakanı Kaçaznuni’nin Türklerin soykırım yapmadığını itiraf eden metinlerini ortaya çıkaran genç Mehmet Perinçek de.. (İstanbul Üniversitesi’nde araştırma görevlisi kadrosunda
doktora öğrenciliğine hukuksuz olarak son verilmiştir ve dava yönetsel yargıdadır..
Türkiye ne güzel kendi ayağına kurşun sıkıyor değil mi??)

Bu toplantıda, deneyimli ve yurtsever diplomat (Em. Büyükelçi, Dışişleri Bakanlığı
eski müsteşarı ve CHP eski milletvekili) Sayın Onur ÖYMEN çok değerli katkılar verdi. Her zamanki çalışkanlığı ile söylediklerini özetle yazarak paylaştı.

Ülkemizin gündeminin neredeyse saatlik elatmalarla (manüplasyon) yönlendirildiği ortamda bu oyuna gelmemek üzere, Sn. Öymen’in iletisini paylaşalım..
Söyledikleri gerçekten çok önemli..

Teşekkürler Sn. Öymen.

Sevgi ve saygı ile.
3 Mayıs 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

======================================================

Ermeni Soykırımı ve Başbakan Erdoğan’ın Taziye İletisi

Portresi_gulumseyenOnur Öymen

Dün akşam (28.4.14) Ankara’da Canan Arıtman’ın
Genel Başkanı olduğu Cumhuriyet Kadınları Derneği’nin düzenlediği toplantıda Mehmet Perinçek, Em. Büyükelçi Alev Kılıç ve Azerbaycanlı milletvekili ve yazar Sabir Rüstemhanlı’yla birlikte katıldığımız Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili toplantıda özetle şunları söyledim:

-Ermeni sorununun başlangıcında Rus ordularının ülkemizin doğusundaki toprakları istila… girişimlerine Ermeni çetelerinin verdiği destek yatar. 19. yüzyılın 2. yarısından başlayarak Ermeni çetelerinin saldırıları sonucunda 500,000’den çok vatandaşımız yaşamını yitirmiştir. Çatışmalar sırasında veya salgın hastalık gibi nedenlerle çok sayıda Ermeni de ölmüştür.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, o devirde yaşananların ortaya çıkartılması için tarafların arşivlerini açmalarını ve Türk ve Ermenilerden oluşan bir tarihçiler Komisyonu kurulmasını önermiştir.

-O tarihlerde yaşananların uluslararası hukuk açısından soykırım sayılamayacağı,
1985 yılında ünlü tarihçilerin Amerikan basınında yayınlanan açıklamalarında
ifade edilmiştir.

  • Son olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Doğu Perinçek’in açtığı davada bu olayların soykırım sayılamayacağı yolunda bir karar almıştır.

-Eğer İsviçre Hükümeti bu karara 3 aylık süre içinde itiraz etmeseydi karar kesinleşecekti. Ancak süre bitmeden İsviçre itirazda bulundu ve kararın AHİM’in
bütün yargıçlarının katılacağı genel kuruluna havalesini istedi.

-Ermeni kuruluşlarının ve belki de bazı devletlerin İsviçre’ye böyle bir başvuruda bulunması için telkinlerde bulunduğu anlaşılmaktadır.

-Tam bu sırada Başbakan Erdoğan’ın 9 dilde yaptığı, tehcir olayının insanlık dışı
sonuçlarından söz eden ve Ermenilere taziyede bulunan açıklaması Ermenilere
ve onu destekleyen ülkelere can suyu vermiştir.

-Zira İsviçre Hükümeti’nin başvurusunun Üst Kurula havale edilip edilmeyeceği konusunda karar verecek olan 5 kişilik yargıçlar kurulu, öncelikle AHİM kararından sonra bu kararın değiştirilmesine yol açabilecek yeni bir ögenin ortaya çıkıp çıkmadığını araştıracaktır.

-İsviçre’nin ve başta Fransa olmak üzere Ermeni tezlerini destekleyen ülkelerin ve
Ermeni kuruluşlarının işte Başbakanın bu açıklamasındaki ifadeleri Türkiye’nin geçmişteki sorumluluğunu dolaylı (zımnen) kabul eden sözler olarak kullanmaya çalışmaları olasıdır.

-Eğer Başbakanın tam bu sırada böyle bir açıklama yapmasını öneren devletler olmuşsa, onların esas amacının bu açıklamayı AHİM Üst Kurulunu Ermeniler lehinde karar almaya yönlendirmek olması olasılığı güçlüdür.

-AHİM kararını veren 7 yargıçtan 2’sinin aleyhte oy kullandığı düşünülürse,
AHİM Üst Kurulunda bu görüşte olan başka yargıçların da çıkabileceği düşünülmelidir. Bütün bu gelişmeler, Perinçek davasının kesinleşme aşamasında güçlüklerle karşılaşabileceğimizi göstermektedir.

-Yabancı devletlerin Türkiye’ye Kıbrıs, Ermeni sorunu, PKK’yla görüşmeler gibi konularda öteden beri karşılık beklemeden tek yanlı jestlerde bulunmasını telkin ettikleri bilinmektedir.

  • Oysa tek taraflı jest veya ödün diplomasinin alfabesine aykırıdır.

Ermenistan Cumhurbaşkanı veya Başbakanı Ermenilerin öldürdüğü 500,000 Türk için taziyede bulunmuş mudur? ASALA’nın öldürdüğü diplomatlarımızın ailelerine taziyede bulunmuş mudur? Hocalı’da öldürülen Azerilerin ailelerine taziyede bulunmuş mudur?

Kıbrıs’lı Rum liderler Muratağa, Atlılar ve Sandallar köylerinde katledilen Türkler için taziyede bulunmuş mudur?

Onlardan böyle bir taziyede bulunmalarını isteyen çıkmış mıdır?

-Kuşkusuz insancıl duygular herkesin gönlünde olmalıdır ama dış politikada insancıl duyguları ön plana çıkartma çabası içine girerek aleyhimizde yürütülen tertiplere, istemeyerek de olsa, zemin hazırlamak doğru bir yaklaşım değildir.

-Bu olasılığı göz önünde bulundurmadan salt dünyaya insancıl ve alicenap bir ülke görüntüsü vermek amacıyla yapılan bu açıklama bindiğimiz dalı kesme sonucu verebilir.

Can DÜNDAR : 1 Mayıs’ta Taksim’de


Dostlar,

Can Dündar‘ın 29.4.14 günlü Cumhuriyet‘te yayımlanan makalesini sitemizde paylaşmayı 1 Mayıs sonrasına bıraktık..

Tablo gene kan- revan…
Yalnızca İstanbul’da 19’u polis 90 kişi sağaltım (tedavi) altında..
142 gösterici de gözaltında.. Ölçüsüz, yersiz, hatta aşırı şiddet kullanılarak..

İstanbul Tabip Odası’nın açıklaması : 

  • “Binlerce kişinin polis copu, plastik mermi, basınçlı su, biber gazı ve fişeğiyle yaralandığı 2014 1 Mayıs günü bize ulaşabilen yaralı bilgileri:
    En az 4 kafa travması, 1 kulak kesiği, 1 kol kırığı, 15-20 gaz kapsülü ile yaralanma, yüzlerce gaz maruziyeti (AS: sunukluğu) nedeniyle
    klinik başvurusu ile
    bir göz yitiğine yol açabilecek göz yaralanması.”

Halkına görülmemiş zulüm uygulayan bir siyasal iktidarla karşı karşıyayız..
Ulaşım özgürlüğü, hatta evden çıkma özgürlüğü engellenmiş milyonlarca yurttaş..
Birkaç CHP milletvekili bile tartaklandı, gazlandı – sulandı!..
Dehşet verici bir saldırganlık.

Başbakan R.T. Erdoğan, son derece tehlikeli ve hiç ama hiç rasyonel
(akılcı – ussal) olmayan bir siyasal kumar oynamakta.

İç – Dış danışmanlarını gözden geçirme ve sorgulama zamanıdır tam da..

Çook yalın : Tayyip bey diyecekti ki;

  • Evet hanımlar – beyler.. Ben de geliyorum, dün ben de işçi – emekçi idim..
    Sucuk satıyor, su dağıtımı yapıyor ve ev kiramı bile veremiyordum.
    Emekçilerimizi derin bir empati ile anlıyorum..
    Taksim’e geliyorum ve birlikte halay çekerek,
    1
    Mayıs İşçinin – Emekçinin bayramını birlikte kutlayacağız..

*****

İşte bu denliii…
Kimsenin burnu kanamazdı,
Üstelik Tayyip bey bu centilmenliği gösterdiği için işçilerce protesto bile edilmezdi..

Yine de protestodan ve yükselecek karşıt gösterilerden korkuldu ise,
NEDENİNİ sorgulamak gerekmez mi?? Baskıyla çözüm olanaklı mı??

Ağustos’ta Cumhurbaşkanlığı seçimi var.. İnanın, aday olacak ise kredisini bile artırırdı..
Yazık oldu, çok önemli bir fırsat daha kaçtı kendisi adına ve ülkemiz adına..

Tayyip bey, Alman Cumhurbaşkanı’nın diplomatik uyarılarını da tepkiyle karşıladı.

Alman Cumhurbaşkanı Joachim Gauck;

  • “Söylediklerimi içişlerine müdahale olarak algılamayın.
    İtiraf ediyorum gelişmeler beni korkutuyor
    demişti oysa…

Anlaşılan artık sağduyu çoook derin kuytularda elden çıktı..
Çok yazık..
Hatta TBMM Grup konuşmasında “içişlerimize karıştı” kartı bile oynandı..
Acaba Alman Cumhurbaşkanı Joachim Gauck‘a ikili görüşmede de böylesine tribüne yönelik efelenme tavrı sergileyebildi mi?
Kaç tane Tayyip bey var bu ilkede??
Yabancılar gülüp geçiyor halimize..Uluslararası saygınlığımız dibe vurdu.

Umarız AKP içindeki sağduyulu yetkililer artık üstlerine düşeni gecikmeden yapsınlar..
Bu gidişin faturasının çok ağır olacağını belirtmek asla falcılık vs. değil..
Yalın ve gerçekçi bir siyaset bilimi öngörüsü..

Sevgi ve saygı ile.
2 Mayıs 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=================================================

1 Mayıs’ta Taksim’de  

portresi

Can Dündar
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/65927/1_Mayis_ta_Taksim_de_.html, 29.4.14

1 Mayıs’ta Taksim’de! “Yasak” tabelası, her iktidarın vazgeçilmezidir. Ne kadar çok yere bu tabelayı dikerse, toplumun gemlerini o kadar çeker, o kadar kolay hükmeder.

Evde uslu çocuk ister; okulda düzenli öğrenci, camide katıksız mümin, kışlada itaatkâr asker, büroda, fabrikada “Vur başına al ekmeğini” memur, işçi…

“Yapma” dedin mi, “Niye?” diye sorulmasın ister iktidar…

“Yasak” dedin mi, sorgulanmasın, uygulansın. “Vardır amirlerimin bir bildiği” densin, kurcalanmasın.

Çünkü böylelerini yönetmesi kolaydır. Bir havuçla bir sopa yeter.

Zor olan, asileri yönetmektir. Çünkü onlar itaati değil, itirazı bilir. Kendisine uzatılan havucun peşinden girmez ağıla hemen; her emri dinlemez, “yasak” tabelasını sevmez. “Neden?” diye sorar, “Ne hakla!” diye kızar, arar hakkını hukukunu; sopalamaya kalktın mı azar. Böyleleri için “Girilmez” tabelası, tahrik edici bir “Gir!” çağrısından ibarettir. “Yasak”sa zaten delinmek içindir.

1 ‘Mayıs’a Taksim yasağı, yalnızca bir inat sorunu değil elbette; ama bu anlattığıma ilişkin bir boyutu da var. Kimi büyük işçi sendikalarının “Taksim yasak hemşerim” talimatını duyunca kuyruğu kıstırıp “Haşmetmeap nereyi uygun görürlerse orada kutlayalım” diye hazırola geçmesi, bunun işareti… DİSK’in, KESK’in, muhalif partilerin, gençlik ve öğrenci örgütlerinin “Taksim” diye diretmesi de öyle… Havuç yeme peşindeki uysallarla “Yemişim havucunu” tavrındaki asilerin tarihsel ayrışması bu bir yerde…

Daha önce sıkıyönetim baskılarına karşın savunulmuş bir hak var ortada…
Orada katledilmiş insanların anısı var. Alan açıldığında barış içinde kutlama geleneği var. Ve şimdi de mantığı olmayan bir yasak var. Hükümetin “Bunlar gövde gösterisi yapar, façamızı bozar” korkusuyla koyduğu, dayanaksız, hukuksuz bir yasak…

Hukuk devletinde bu tür kilitlenmeleri yargı çözer.
Demokratik devletlerde uzlaşma kültürüyle çözülür.
İnsan haklarının egemen olduğu yerlerde, kişi hak ve hürriyetleri gözetilir.
Otoriter rejimlerde ise “Şef” ne derse o olur.

Türkiye, şimdi bu sonuncu şablona sokulmaya çalışılıyor. “Şef” istediği belgeye “Gizlidir” damgası vurabilsin, istediği yayın organını “Sansür” koyup susturabilsin, istediği meydanı “Yasaktır” tabelası asıp kapatabilsin isteniyor.

Uslu çocuklar, katıksız müminler, itaatkâr askerler, gözde memurlar,
“Canım şu uzaktaki kum havuzunda oynayalım, ne olacak” diye kenara çekiliyor.

Bu ödünün, yarın yenilerini getireceği, yakında hükümetin uygun görmediği hiçbir yerde, onun izin vermediği hiçbir sözün söylenemeyeceği, giderek toplumsal muhalefetin tümden susturularak ağıla tıkılacağı görülmüyor.

Başbakan’ın göremediği de şu:

Biz, kendisinden farklı olarak, itaate değil itiraza dayalı bir kültürde yetiştik.
Koşulsuz boyun eğmeyi değil, her koşulda sorgulamayı öğrendik; çocuklarımıza da öyle öğrettik. İnsanlığın, sinerek değil, sorarak geliştiğine inandık.

Her emrin, sözün, kitabın, yasağın, kararın nedenini, niçinini sorguladık. Belki o yüzden 3 kişi bir araya geldiğimizde bir örgüt disiplinini beceremiyoruz, ama yine de hiç değilse -çok şükür ki- bunca darbeye, yasağa, baskıya, zorbalığa, bütün o meydanlara yığdığınız TOMA’lara, göz çıkaran gaz bombalarına, kurşunlara karşın yılmıyor,
itiraz ediyor, meydanlara çıkıyor, haykırıyor, hayal ettiğiniz gibi bir uysallar ordusu olmuyoruz.

Zorlamayın, sizin kalıp bize dardır. Okullar kadar, meydanlarda okuyarak yetiştik biz…

Şimdi her yasağa meydan okumamız ondandır.

Balyoz Şehidi Albay Murat ÖZENALP ve 1 Mayıs 2014 Emek Bayramı


Balyoz Şehidi Albay Murat ÖZENALP ve 1 Mayıs 2014 Emek Bayramı

Dostlar,

Uydurma Balyoz davasının tutsaklarından Murat Albay,
Mamak askeri cezaevinde geçirdiği beyin kanamasından yaşamını yitirdi.

Yeryüzünün bütün laneti, bu cinayetin doğrudan ve dolaylı sorumlularının üstüne olsun! Kumpası kuranların, seyredenlerin, işbirliği yapanların ve bu kumpası itiraf ettikleri
25 Aralık 2013’ten günümüze iğrenç tuzağı çözmeyen herkesin!

Ve böyle olacağından da zerrece kuşku duymuyoruz..

Albay Özenalp, bunu sen de biliyorsun değil mi??
Bak Türker Paşa senin için neler yazmış..
Aynen paylaşıyoruz..
1 Mayıs İşçinin ve Emekçi’nin bayramı bu gün..
Ülkenin faşist yönetimi, dinci bayramlar dışında tüm bayram sevinçlerimizi boğdu.
Kurtuluş Parkı, batası Özelleştirme İdaresi binası yöresinden gaz bombalarının sesleri ve yoğun gaz kokusu evin penceresinden içeri doluyor..
Pencereyi kapatma hakkını kendimde göremiyorum..
Bir polis helikopteri akbaba gibi dolaşıp duruyor.
İçindeki omuzu yıldızlarla dolu gülümsemeyi unutmuş şef emirler yağdırıyor muhakkak.
Emir kulu 20’lik polisler de büyük gözaltında, basıyorlar gaz fişeklerinin tetiğine..

Başbakan R.T. Erdoğan, Alman Cumurbaşkanı’nın çok zarif uyarılarına bile inanılmaz ve ölçüsüz tepki göstererek (belki de salt kamuoyu önünde?!), sağduyudan – akıldan ne denli uzaklaşıldığını dehşet verici biçimde sergiliyor.

Alametler iyice belirdi..
Bu iktidardan kurtuluş artık dünden çok daha yakındır..
Türkiye halkı, Türk milleti bu deli zulme dün tarihte boyun eğmedi,
bugün de eğmeyecektir.

Tandoğan’a ,1 Mayıs kutlamalarına katılmak üzere kalkıyoruz..

Yüreğiniz varsa

 

 

Sevgi ve saygı ile.
1 Mayıs 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

AKUT “ERMENİ SOYKIRIMI” YALANLARINA KARŞI TÜRK ULUSUNU GÖREVE ÇAĞIRIYOR

Dostlar,

Türkiye, gündem ile acımasızca oynanan ve asıl sorunlarını tartışmasına, yeri geldiğinde kendisini etkili biçimde savunmasına olanak bırakılmayan bir  ülke..

Bu olguya dikkat…

Bu bağlamda, AKUT’un alağıdaki çağrısı ve basın açıklaması da hak ettiği gibi değerlendirilmedi. Biz sitemizden paylaşmak istiyoruz.
Yurtsever AKUT yönetimine ve başkanı Sn. Nasuh MAHRUKİ‘ye teşekkürlerimizle..

Başbakan R.T. Erdoğan‘ın konuya ilişkin 23 Nisan 2014 Ulusal Egemenlik gününe nasılsa denk getirilen ve anında AB-D kaynaklarınca “tarihsel” (!) olarak nitelenen “taziye mektubunun” ne denli yersiz ve hatalı ve de …….. olduğunun takdirini sizlere bırakıyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
27 Nisan 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=========================================

AKUT Arama Kurtarma Derneği

AKUT “ERMENİ SOYKIRIMI” YALANLARINA KARŞI
TÜRK ULUSUNU GÖREVE ÇAĞIRIYOR

http://www.akut.org.tr/basin-bulteni/3/akut-ermeni-soykirim-yalanlarina-karsi-turk-ulusuna-cagri 

“Ermeni Sorunu, Ermeni ulusunun gerçek çıkarlarından çok,
dünya kapitalistlerinin 
(emperyalistlerinin) ekonomik ve politik çıkarlarına göre çözümlenmek istenmiştir.” / Mustafa Kemal (1919)

Aziz ve Yüce Türk Milleti,

İçinde bulunduğumuz yıllar, tarihin çok acı bir döneminin, yakın coğrafyamızda yer alan öbür devletler ve milletlerle birlikte1914 – 18 arasında 9 ayrı cephede savaşarak,
bizim de yaşamak zorunda kaldığımız 1. Dünya Savaşı çılgınlığının çeşitli dönem ve olaylarının 90. yıldönümlerine denk gelmektedir.

Anımsayacağınız gibi, yine AKUT’un ve öbür pek çok sivil inisiyatif sahibi grubun ve yurtseverin öncülüğünde, 2004 yılının Aralık ayı sonlarında, “90. Yılda Sarıkamış Şehitlerini Anma Etkinlikleri”, Türkiye’nin dört bir tarafından gelen yurttaşların desteğiyle, bugüne dek hiç olmadığı kadar geniş bir katılım ve sahiplenme ile gerçekleştirildi. Türk askerinin hiçbir zaman unutmadığı aziz şehitlerimiz,
90 yıldır ilk kez sivil yurttaşların da yoğun katılımıyla layık oldukları şekilde anıldılar.

1915 yılı, o güne dek dünyanın gördüğü en güçlü donanmayı 18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazı’nda durduran yiğit Türk askerini ve ardından dünyanın en kanlı savaşlarından birinin yaşandığı Gelibolu Savaşları’nda, askeri strateji, deha ve cesaretini, dünyanın en güçlü ordularına kabul ettiren o günün genç subayı, geleceğin devlet kurucusu Mustafa Kemal’in ve emrindeki göğsümüzü her zaman kabartan Türk askerinin şahlandığı yıl olarak, bir daha hiç unutulmamacasına belleklerimize kazındı. 90 yıl öncesinin bu kahramanlık destanını ve bu vatan uğruna kendini feda eden o kahramanları anmak için, bu yıl 18 Mart 2005 tarihinde, hepimiz tek bir yürek ve tek bir ses olarak Çanakkale’de düzenlenecek etkinliklere katılmak için AKUT ailesi olarak orada olacağız.

Benzeri şekilde bu yıl, hepimizi yakından ilgilendiren, ancak ne yazık ki henüz tam olarak çözemediğimiz uluslararası ölçekte bir sorun karşımıza çıkmak üzere gün sayıyor. Ermeni diasporası, Türk Milletini dünya kamuoyunda özellikle son 30 yıldır rencide etmekte ve aşağılamaktadır. Tarihsel gerçekleri yalnızca kendi çıkarları için saptırarak, bizleri bir soykırım uygulayıcıları olarak dünyaya tanıtmaya çalışmakta, hatta çeşitli politik ve ekonomik baskılarla bu yalan iddiaları için Batılı devletlerin parlamento ve bölge meclislerinden hiçbir anlamı olmayan onaylar ve yasalar çıkartmaktadır. Son derece fütursuzca, ama bugün için ciddiye alınarak bütün kaynaklarımızla mücadele edilmesi gereken bir ölçekte yalanlarını güçlendirmeye ve kendi lehlerinde bir dünya kamuoyu yaratmaya çalışmaktadırlar.

24 Nisan 1915’i sözde Ermeni Soykırım Günü ilan eden Ermeni diasporası,
bu yıl 90. anma törenlerine hazırlanmaktadırlar. Oysa anılan gün, 1. Dünya Savaşı sırasında, Doğu Cephesi’nde Ruslarla savaşan Osmanlı Ordusu’nu her fırsatta arkadan vurarak ve casusluk yaparak devlet aleyhine faaliyette bulunan ve korumasız Müslüman köylerini basarak masum insanları katleden 2345 Ermeni komitecinin tutuklandığı gündür.

24 Nisan 2005’ten başlayarak bizi, değil yapmak, aklımızdan bile geçirmediğimiz bir soykırım iddiası ile bütün dünyaya karşı küçük düşürme girişiminde bulunacak olan diaspora Ermenileri, iddialarını tanıtma, kabul ettirme ve en sonunda da Türkiye Cumhuriyeti’nden tazminat ve toprak talep etme planlarını da en güçlü şekilde karşımıza çıkartacaklarını söylemektedirler.

İçinde bulunduğumuz şu günlerde, Türkiye’yi sıkıntıya sokan, herhangi bir belgeye dayanmayan ve yalnızca iddia boyutunda kalan soykırım suçlamaları karşısında
daha dikkatli ve birbirimize daha bağlı olmamız gereken bir sürece giriyoruz.
Türk düşmanlığını bir geçim kaynağı haline getiren ve varlıklarını sürdürebilmek için, her gün yeni yalanlar ve sahte belgelerle dünya kamuoyunu yalan – yanlış yönlendiren diaspora Ermenilerine karşı yapmamız gerekenler şunlardır:

1-     1. Dünya Savaşı yıllarında bu tür bir soykırımın yapılmadığını, ancak Doğu Cephesi’nde savaş sırasında Rus ordusuyla birlikte Ermeni çetelerinin Müslümanlara saldırması ve onları katletmeleri sonucu, Osmanlı Devleti tarafından uygulanmasına karar verilen tehcir (göç ettirme) sırasında, daha önceki Ermeni saldırılarından kurtulan, çoğunluğu Kürt Aşiretlerinden oluşan bölge halkının intikam almak üzere Ermenilere saldırması, göç sırasındaki bulaşıcı hastalıklar, yiyecek sıkıntıları ve o günün koşullarının ağırlığı gibi sebepler sonucunda, asla planlı bir soykırım uygulaması olmayan, ama savaş koşullarının getirdiği ve tüm tarafların yaşamak zorunda kaldığı acı olaylar olduğu her türlü platformda savunulmalıdır.

2-     Birleşmiş Milletler’in 1948’de kabul ettiği ve Türkiye’nin de 1950’de kabul ederek yürürlüğe koyduğu “Soykırım Yasası” özetle, “hiçbir ayrılıkçı hareketi olmayan, silahlı örgütlenme ve devlete karşı çatışmaya girmeyen masum bir ulusal, etnik ya da dini bir grubun, yalnızca o guruba ait olduğu için kısmen ya da tamamen egemen devletin hükümetince ortadan kaldırılması” biçiminde tanımlanmıştır. Bu tanıma en uygun örnek de, Nazi Almanyası’nın hükümet politikası olarak, devletin örgütlü gücü ile yahudilere karşı uyguladığı planlı, organize soykırımdır ve bütün dünyada da bu şekilde kabul edilmektedir. Doğu Cephesi’ndeki savaş sürecinde Kürtlerle – Ermeniler arasında yaşanan karşılıklı katliam ile soykırım kavramının birbirine karıştırılmaması anlatılmalı, 1918’de göç ettirilen Ermenilerin eski yerlerine geri dönmeleri için çıkarılan yasa sonucu Türkiye’ye kendi istekleriye dönmeyen ve şimdi diaspora Ermenisi adını alan kitlenin bu tutarsız iddiasının ardında, Mustafa Kemal’in o yıllarda dediği gibi, Doğu Anadolu üzerinde oynanan emperyalist çıkarlar aranmalıdır.

3-      1918’de İstanbul’da kurulan Divan-ı Harp’te yargılanarak tutuklanıp Malta’ya sürülen Ziya Gökalp başta olmak üzere çok sayıda kişi, İngiliz Kraliyet Savcısı’nın soykırıma ilişkin bir belge bulamaması ve olayları “karşılıklı katliam” olarak nitelemesi sonucu serbest bırakılmışlardır. Ayrıca, İttihat ve Terakki Hükümeti’nin başlattığı soruşturmayla, tehcir sırasında gerekli önlemleri yeterince almayan çok sayıda idari görevli, idam cezası dahil çeşitli cezalara çarptırılmıştır. Özetle, Ermeni olaylarına ilişkin tüm sorunlar Cumhuriyet kurulmadan önce, uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde sonuçlanmıştır.

4-     Bu konularda çalışma yapan resmi, özel, sivil, askeri, akademik, profesyonel veya gönüllü her gruba ve kişiye destek verilmelidir. Bu destek için de en önemli ve olmazsa olmaz koşul, öncelikle doğruları öğrenmek ve öğretmektir.

5-     Olayların üzerinden daha ancak bir insan ömrü kadar süre geçmesine ve her türlü bilgi ve belgesi hala mevcut olmasına karşın, özelde 1. Dünya Savaşı sürecini yaşayan dedelerimize, genelde ise ulus olarak bütün Türk Milletine karşı yapılan tüm bu yalan iddiaların ve haksız suçlamaların tam tersine, gerçek insan sevgisi ve hoşgörü duygusu üzerine kurulmuş olan Türk Kültürünün hiç haketmediği bu hakaretlerden bir an önce kurtarılması sağlanmalıdır.

6-     Son aşamada da, en az 30 yıldır hepimizi huzursuz eden, tereddüte düşüren, öbür devletler ve milletler karşısında küçük düşüren ve olmadık yerlere anıtlar diktirerek onurumuzu kıran bu süreci yaşamamıza neden olan ve destek veren bütün kişi,
kurum ve devletlerden, uluslararası hukuk kuralları doğrultusunda tazminat talep edeceğimizi dünya kamuoyuna duyurmak olmalıdır.

7-     Nitekim, Ermeni soykırım iddialarını kanıtlamak üzere Haziran 2005’te Viyana’da yapılacak toplantıya belge sunacağını açıklayan Ermenistan, soykırım belgesi bulamadığı için toplantıya katılmaktan vazgeçmiş bulunmaktadır.
Böylece soykırım iddialarının kendi kaynağından çürütüldüğü de tüm dünya kamuoyuna duyurulmalıdır.

8-     Unutmamak gerekir ki; 2. Dünya Savaşı çılgınlığında, Nazi Almanya’sı işgali ve baskısı altında 20 dolayında Avrupa devletinde 15.000’den çok Yahudi Toplama Kampı’nın kurulduğu ve neredeyse bütün Avrupa’nın Yahudi öldürme veya olanlara seyirci kalma çılgınlığına giriştiği bir süreçte bile, Türkler merhamet ve zorda olana yardım etme duygularını yitirmemişlerdir. Öyle ki; bu soykırımdan kurtarabildikleri kadarını kurtarmak için, o günün koşullarının bütün elverişsizliğine karşın kendi canlarını bile tehlikeye atarak her türlü zorluğa ve baskıya direnmişlerdir. Bugün bizi barbar veya soykırım uygulayıcısı olarak suçlayanlara karşı yapmamız gereken tek şey,
bu ve daha pek çok benzeri gibi kendi geçmişlerinin insanlığa sığmayacak kirli uygulamalarını gözler önüne sermek olmalıdır.

Tarihleri boyunca Partlar’ın, Selefküsler’in, Ruslar’ın, Persler’in, Araplar’ın, Bizanslılar’ın ve Romalılar’ın yönetimleri altında sürekli baskı ve din değiştirmeleri için işkenceye uğrayan Ermeniler, Selçuklu İmparatorluğu’nun yönetiminde tarihlerinde ilk kez rahat bir yaşam sürdürme olanağına, Fatih Sultan Mehmet zamanında 1461’de özgürce ibadet edebilmeleri için Patrikhanelerine kavuşmuşlardır. Ermeniler,
900 yıl Türklerin yönetiminde uyum içinde yaşamış ve 20 bin Ermeni, Osmanlı Devleti’nin çeşitli katmanlarında kamu görevi yapmışlardır. Cumhuriyet’in kurulmasıyla, Lozan Andlaşması çerçevesinde azınlık statüsü elde eden ve bugün için sayıları 70.000’in üstünde olan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı Ermenilerin, günümüzde
Türkiye sınırları içinde açık durumda 33 kilise, 16 okul, 11 dernek ve 8 gazeteleri bulunmaktadır.

Ermenistan 1991’de bağımsızlığına kavuştuğunda toplam nüfusu 3.6 milyon iken,
Batılı ülkelere göç nedeniyle şimdilerde ancak 1.6 milyon nüfusa sahip bir ülkedir. Gerek 1918’de gerekse 2. kez 1991’de bağımsızlığına kavuştuğunda, bir devlet olarak onu ilk tanıyan ve yardım eden Osmanlı hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olmuştur.

Bu konuda yorumunu size bırakmak üzere, Amerikalı tarih profesörü Justin Mc. Carthy’nin “Sürgün ve Ölüm – Osmanlı Müslümanlarının Etnik Temizliği – 1821 / 1922” kitabında geçen bir cümleyi de sizlerle paylaşmak istiyoruz:

“Eğer 15. yüzyıl Türkleri o kadar hoşgörülü olmasaydı,
19. yüzyıl Türkleri bu denli  acı çekmezdi.”

AKUT ailesi olarak, her şeyden daha çok değer verdiğimiz devletimize, milletimize ve kültürümüze yapılan bu ağır hakaretlere karşı bu çağrıyı yapmayı, Türkiye’nin en etkin ve güçlü sivil toplum örgütlerinden biri olma bilinci ve sorumluluğu ile,
üzerimize düşen bir görev olarak değerlendiriyoruz. 

Çağrımızın hepimize dostluk ve barış getirmesi dileğiyle,

Saygılarımızla,

AKUT

BU MESAJ, “ERMENİ SOYKIRIM İDDİALARI”nın SEMBOLİK TARİHİ OLAN
24 NİSAN 2005 TARİHİNE DEK AKUT WEB SAYFASINDA KALACAKTIR.

ATATÜRK HEYKELİNİ YAKMAYA ÇALIŞMAK NASIL BİR RUH HALİ?


Dostlar
,

Ülkemizde işler giderek yolundan çıkmakta.
Gelişmeler kaygı vericidir.
Kuşkusuz bu olumsuz tablodan siyasal iktidar sorumludur.
Halen iktidarda olan kadrolar, en azından bu konumlarını da Atatürk Türkiyesine
borçlu olduklarını unutmamalıdırlar. Tersi vefasızlık değil midir?

Hükümetten bu bağlamda bir açıklama duymadık. Oysa derhal yüksek düzeyde bir kınama açıklaması yapılmalıdır. İçişleri Bakanı Efgan Ala‘nin ilk işi bu çirkin saldırının sorumlularını hızla bularak yargı önüne çıkarmak olmalıdır.

Br ölçüde zarar gören Atatürk yontusu hemen onarılmalı, gerekirse daha da görkemlisi yapılmalıdır. Kaideye Atatürk’ün halka dönük anlamlı sözleri yerleştirilmelidir.

Atatürk Heykelini Benzin Döküp Yaktılar!!

“Saldırının önceden bilindiği” savları dehşet vericidir.

Türkiye’nin güvenlik güçleri – istihbarat birimleri son derece güçlüdür.
Benzer olaylar mutlaka önlenmekidir. Bunun için Başbakan R.T. Erdoğan‘ın
birkaç tümcesi bile yeterli olabilir. Erdoğan bu sorumluluktan kaçmamalıdır.

Bu tür olaylar sıradanlaştırılmamalıdır. Çünkü gerçekten basit olaylar değillerdir.
Örneğin ABD’de, kurucu önder General Washington‘un yontularına herhangi bir saldırı günümüze dek, 200 yılı aşan bir süredir (Dünyanın ilk Aanayasası, 1787’den
bu yana..) gözlenmiş midir? Olursa ABD’de sıradan bir olay sayılabilir mi? ABD ne tür önlemler almıştır bu bağlamda? Paralarda hala bu komutanın fotoğrafı vardır.. Ülkenin başkentinin adı da bu saygı komutanın adını taşımaktadır ve kimsecikerl bu tarihsel vefa örneği davranış ve uygulamalardan, yasalardan, Anayasadan rahatsız değildir.

AKP iktidarının el altından çanak tutucu hiçbir girişimi kesinlikle olmamalıdır.

Türkiye’yi germenin, kısa erim bir yana, orta-uzun erimde kimseye bir yarar sağlamaz.

AKP içinde sağlıklı kadroların bu tür olumsuz gidişleri engellemeleri gereklidir.

Aşağıdaki yazısı içinde Prof. Kemal Arı 2 yerde çaresizlikten ve acıdan kıvranarak mide spazmı (bereket koroner spazm değil!) geçirdiğini belirtmektedir.
Siyasal iktidarın buna hiç hakkı yoktur.

İktidar, ülke aydınlarının, insanlarının acıdan kıvranması için mi görevdedir?

Tam tersine, tüm yurttaşlarına güvenlik içinde sağlıklı – onurlu – gönençli – demokrartik – hukuka bağlı bir yaşam sağlamaktır siyasal iktidarların görevi. Bu yolu benimsemek, ülkemizde toplumsal huzur ve barış için temel olacaktır.

Türkiye iklimi haddinden fazla geilmiştir ve Başbakan R.T. Erdoğan bilerek
gerilim siyaseti izlemektedir
.

Ne yazık ki, Ülkeyi saflara ayırarak insanımızı ötekileştirmekte ve bu yolla
oydaşlarını pekiştime peşindedir.

Bu politikayı sürgit götürme olanağı yoktur.

Ülkemiz ve insanımız, bu çok tehlikeli ve çok yanlış politikalar durdurulmazsa
büyük bedeller ödeyebilir..

Lütfen sağduyu, lütfen sağduyu, lütfen sağduyu..
Duyuyor musunuz AKP yetkilileri ve AKP’li yurttaşlar??

Sevgi ve saygı ile.
24 Nisan 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

============================================

ATATÜRK HEYKELİNİ YAKMAYA ÇALIŞMAK NASIL BİR RUH HALİ?

(-Aldırma Gönül Aldırma)…

Prof. Dr. Kemal ARI  

Yer Ankara, Gölbaşı…
Zaman; 22 Nisan’ı 23 Nisan 2014 tarihine bağlayan gece…
Kimliği belirsizmiş; kimi kişiler ellerinde benzin bidonları ile geliyor ve ayakta, elinde şapkası bulunan, alimünyum alaşımlı sarıya boyalı heykeli yakmaya çalışmışlar…

Heykelin yandığını görenler, polise ve itfaiyeye haber vermiş. Polis ekipleri, yanan heykeler ulaşınca, yangın tüpleri ile heykeli daha fazla yanmadan söndürmüşler…

Bak hele, hele!

Sonra da heykelin ayaklarında erimeler tespit edilmiş… Kapkara olmuş, dumanlar içinde yanan heykelin, bacak kısımlarında kimi yerlerde erime görülmüş…
Polis heykelin niye yakıldığı araştırmaya koyulmuş…

Bak hele, bak hele…
Laf ola beri gele…
Nedenini araştırıyormuş hee?

Gelinen nokta şu:

-Yuh…
Geçelim…
Birazdan geleceğiz de, şimdilik…
Bugün bir ilköğretim okulunda 23 Nisan izlemeye gittim. Güya orası,
Bornova’da seçilmiş merkezi kutlama yeriymiş.
Ne yalan, okul iyi hazırlık yapmış.
Çok beğendim…
Hele kim çocukların ellerinde pankartlar;

– “Çocuk Yaşta Evliliğe Hayır!”,
– “Çocuk İstismarına Hayır”,
– “Çocuk Yaşta Çalıştırılmaya Hayır!”

gibi yazılar içeren dövizler taşımaları çok hoşuma gitti…

Ama o da ne?
Tören başladı.
Resmi erkan yerini almış…
Kalabalık; eh, idare eder, derken;
Programın yarısından sonra ne protokolde doğru dürüst kimse kaldı; ne izleyiciler arasında… gelen en başta kaç kişiyse, yarısı bu aşamada geçip gitmişti…
Ve…
İlçenin resmi töreninde; garnizon komutanı değil, bir astsubay protokolde askeri erkanı temsil etti, iyi mi?
Ne diyeyim şimdi?
Askere “yuh” diyemeyeceğime göre; eh ben de mide kaslarıma yüklenirim;
sinirden her yanım diken diken olur, olur biter…

Hadi, bunu da geçelim…

Gelelim gene heykeler:
Ne oldu da o heykel orada yakıldı?
Ne istiyorlar Atatürk’ten, Atatürk heykellerinden?

Birilerine niçin batıyor, niçin böylesine antipati geliştiriyorlar ruh dünyasında Atatürk için, bu insan diyemeyeceğim yaratıklar?
Dertleri ne?
Hiç, Atatürk olmasaydıyı düşünmüyor mu bu cahil cühela…
Sanıyorlar ki galiba; her şey daha iyi olurdu;
Atatürk geldi, daha iyi olacak her ne ise onları engelledi, öyle mi?
Hay ben böyle aklın diyeceğim; kaba olacak;
Yine susuyorum ve mideme yükleniyorum…

Yine gelelim öteki törene:
Orada bir fotoğraf vardı…
Fötr şapkayla Atatürk…
İlerlerken öne doğru, yürüyüş halindeyken yani, dönmüş geriye doğru bakmış…
İçim acıdı.
Yüreğim yandı…
Bir hüzün hissettim yüzünde…
Ve baktım;
Ben de hüzünlüydüm…
Çok, çok hüzünlüydüm hem de…

Atatürk, bunu hak etmiyor.

Bunu biliyorum ve bu sorunun net yanıtı olduğu için, bu soruda bir sorun yok…
Pekâlâ, bizim sorunumuz ne?
Özgürlükler vermiş bize; yurt vermiş; varlığını bizler için harcamış; gelecek için uyarmış; akıl ve bilimden sapmayın, bağımsız olun, adam olun; dince kutsal değerleri gündelik siyasetin içine sokup yıpratmayın, aydınlanın; çağdaşlaşın; yoksa bu gericilik sizi yutar demiş…

Kötü mü etmiş?
Pekala bizim derdimiz ne ki; içimizde bu denli öfkeli, garip, anlaşılmaz yoğunluklar içinde kötü duygular geliştiriyoruz?
Ruh hastası mıyız?
Aklımızı mı yedik?
İçimizde bu öfkeyi nasıl yaşatabiliyoruz?
Bunların yanıtı var mı?
Yanıt:

Yok…

Yoksa demek ki bu düşünceyi içinde taşıyanların da bir değeri yok.

Zaten “yok” olanı; “yok” hükmünde sayıyorum ve hüzünlü iç dünyama bakıyorum ve kendi kendime mırıldanıyorum:

Dışarıda deli dalgalar;

Gelip duvarları yalar…

Seni bu dertler oyalar;

Aldırma gönül aldırma…

 

ALASKA’dan Enfes Görüntüler ve Türkiye Ortamı


ALASKA’dan Enfes Görüntüler ve Türkiye Ortamı

Dostlar,

ALASKA‘dan enfes görüntülerle biraz gevşeyelim…

Türkiye ortamı, Başbakan R.T. Erdoğan‘ın bilinçli politik seçimi ile ve de
“mahkum olduğu üzere” son derece gergin..

Tam bir kutuplaşma dayatılıyor ülkeye ve bizden – sizden çok tehlikeli ayrımıyla yandaşlar sözde birbirine kenetleniyor ve “karizmatik” (!?) liderin çevresinde
sürü psikolojisi ile davranmaya itiliyor..

İçte ve dışta ülkemiz yangın yerine döndürüldü ve uluslararası toplumda / hukukta
neredeyse HAYDUT DEVLET olma kritik eşiğine sürüklendik..

  • AKP’nin ve RTE’nin frrene basması ka- çı – nıl -maz!

Bir kez daha anımsatalım ve “rica” edelim bir yurttaş ve
bir TOPLUM SAĞLIĞI uzmanı hekim olarak..

* Sunuyı yollayan Kubilay Çepe dostumuza teşekkürlerimizle..
Kendilerinin yolladığı dosya 7+ MB oldupu için koyamadık.
Arşivimizde daha küçük bir ALASKA dosyası vardı, onu paylaşıyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
10 Nisan 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net