Sivas Katliamı 21. Yılını Doldurdu..


Sivas Katliamı 21. Yılını Doldurdu..

Unutmadım, Unutmayacağım!

Dostlar,

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde uzun yıllar birlikte çalışmaktan büyük keyif aldığımız meslektaşımız Sn. Prof. Dr. Muzaffer ESKİOCAK,
aşağıdaki kısa iletisini paylaşıyor..

Biz de çağrışımlarımızı koyalım:

********

Muzaffer kardeşim

Bu gün, Sivas – Madımak’ın yangınıyla içim kavruluyor..
HASUDER ortamındaki iletin için sağolasın..

Benzerlerinin “asla ve kat’a” olmayacağı bir kurumsal yapılaşmayı çok büyük bir hızla inşa etmek zorundayız. Tek 1 “Can” ı bile kurban vermeye zerre dayancımız kalmadı!

Ne ki, değişik ölçekte Madımak “provaları” bile yapılmakta ülkemizin değişik yerlerinde..

Çorum ve Maraş’ta kurbanlar Sivas – Madımak’ın belki 3-15 katına varıyordu sayıca..

Onların hemen ardından “caydırıcı yapılanma” sağlansaydı,
Sivas ve biraz daha küçük ardılları yaşanır mıydı?


Hıristiyan Avrupa’sının Engizisyon Ortaçağı‘nı Türkiye’de
(ve tüm Müslüman coğrafyada!) ha-la yaşamak ne acı!

Demek oluyor ki, AYDINLAR olarak daha yapacak çoooook işlerimiz var çok..İnsanı insanlaştırmak : AYDINLANMA Devrimi..

  • Egemenliğin kaynağını sözde gökten “Yer” e indirip
    asıl sahibi “İnsan” a vermek..

AYDINLANMA‘nın ruh-u revanı ve devrimlerin en büyüğü, en şanlısı, en görkemlisi
ve en özlenesi..

DEVRİMLERİN DEVRİMİ, Devrimlerin Şahı!

  • Aklı kör inançtan, bilimi de bağnaz dinden özgürleştirmek..
Özlemimizdir, her nefes alıp verişimizin gerçek amacıdır.
Yüreğimizin dinmeyen yangınıyla..

Sevgi ve saygı ile.
02 Temmuz 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

==================================================

Sivas Katliamı 21. Yılını Doldurdu..
Unutmadım, Unutmayacağım!

portresi

 

Dr. Muzaffer Eskiocak

 

 

Sivas Davası düştü!

Sivas’ta, 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nin yakılması ve 37 kişinin ölümüne ilişkin ana davadan dosyaları ayrılan 7 sanık hakkındaki davanın, 2 sanık yönünden ölmeleri, 5 sanık yönünden ise zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine karar verildi.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, avukatların
son söylemlerinin dinlenmesinin ardından karar açıklandı.

Mahkeme, sanıklar Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ‘ın ölmeleri; Şevket Erdoğan,
Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca ve Necmi Karaömeroğlu yönünden ise zaman aşımı nedeniyle kamu davasının düşürülmesine karar verdi.

Başbakan Erdoğan                       :

Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun. Zaten onlar da söylüyorlar…
Yıllar yılı içerde olan vatandaş, içlerinde kaçak olanlar vardı.

Bilemiyorum tabii onlar da var…”

ÖLÜM NE Kİ GÜLÜM??


Dostlar
,

Yürekli yazar, eski Sağlık Bakanı Sn. Rifat SERDAROĞLU,
22 Kasım 2012’de, yaklaşık 1,5 yıl önce yine çoook çarpıcı bir yazı yazmıştı..

  • ÖLÜM NE Kİ GÜLÜM?? 

AKP’nin gözü kara, emperyalizm güdümünde, verdikleri sözler gereği iktidar yapılan kadroları ülkemizin taşını toprağını sattı..

Madenlerimizi de..

  • Vatanın hemen hemen tüm kaleleri küresel sermayeye devredildi!

Başbakan R.T. Erdoğan’ın son Maliye Bakanı İngiliz Vatandaşi Mr. Mehmet Simsek, “Satacak kamu malı kalmadı..” itirafında bulundu..

Çünkü önceki Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN “Babalar gibi satarım..” buyurmuş
ve yıllarca gereğini de yapmıştı.. Bir baba ailesinin malvarlığını satar mı?
Babalık bu mudur? Klasik babalık bu olmadığına, olamayacağına göre,
bu babalık olsa olsa “mafya babalığı” olabilir..

Bir ülkenin Kabinesinde mafya babalığı işlevine soyunan üyeler olursa
o ülkenin başına neler gelmez ki??

Koroner yetmezliği nedeniyle Unakıtan’ın ameliyatı gerektiğinde,
istihareye yatmayı anımsayan yetenekli eşinin her nasılsa gönlüne doğan
“Rabbim Cleveland dedi..” kehaneti de yetmemiş olacak ki,
vatanın babalar gibi satıcısı Unakıtan, tekerlekli sandalyededir.
Dileriz Bn. Unakıtan gene istihareye yatar ve Rabbi “doğru şifa adresini” gösterir..

Bize göre bu adres, milyonlarca özelleştirme = vatan talanı kurbanının rızalığıdır ki,
pek çoğu da Hakkın rahmetine kavuşan bu yurttaşların rızası nasıl alınacaktır?

Hele hele şu son haftada özelleştirme = vatan talanına kurban verdiğimiz,
resmi sayısı 301 olan Soma kurbanlarının rızası nasıl alınacaktır ki?

Ortalık kan kokuyor ve acılar öylesine derin, öylesine yakıcı ki;
peek çok baba da var kanlı gözyaşları döken..

Kan tutar kan, anlıyor musunuz AKP şürekası; hepinizi kan tutar..
Tanrı belanızı hak ettiğiniz gibi verir; vakti saati geldiğinde, ama mutlaka!
Ve bu saatin gelmediği şimdiye dek görülmedi; siz gafletle gelmeyecek sansanız bile!
Hiçbir şeyden korkmuyorsanız ilahi adaletten korkunuz..

Veee… emaneti bırakıp gidiniz!.

ÖLÜM NE Kİ GÜLÜM?? 

BU YAZIYI OKUMAK GEREK……

Sevgi ve saygıyla
18.5.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

==================================================

ÖLÜM NE Kİ GÜLÜM  ?? 
portresi_gulen

RİFAT SERDAROĞLU

Biz sadece Bülent Arınç’ı hassas ve ağlak bilirdik. Meğer AKP’li Bakanların çoğu ağlakmış! Şimdiye dek hiçbir şehit cenazesinde tek damla gözyaşı dökmeyen
Dışişleri Bakanı (AS: Ahmet Davutoğlu), Gazze’de yüksek sesle hıçkıra-hıçkıra öyle bir ağladı ki, 4 gebe kadın korkudan düşük yaptı!Başbakan Erdoğan da, cephanesi bitmiş asker gibi;

Hücum yiğitlerim, vurun aslanlarım, dayanın öleceksek adam gibi ölelim!

diye bağırdı. Fakat niçin öleceğiz, neden öleceğiz, kim bizi öldürecek,
adam gibi nasıl öleceğiz bunları anlatmadı.

Erdoğan’ın anlamadığı şey şudur;

O bizim “adam gibi” ölmemizi istiyor, hâlbuki biz O’nun için yaşamayı göze aldık.
Aynen şairin dediği gibi;

Ölüm ne ki gülüm,
ben senin için yaşamayı göze aldım..

AKP İktidarından, Türk Milleti ve Türk yargısı önünde demokratik bir biçimde
hesap sormak için yaşamayı göze aldık.

*22 Ülkenin sınırlarının değişeceği (AS: Türkiye dahil!) BOP projesinde Eşbaşkanlık yaptığı için.

*Irak’ta, 1,5 Milyon Müslüman’ın ölümüne, on binlerce Müslüman kadının
ırzına geçilmesine engel olmadığı için.

*Suriye’de yanlış politika uygulayıp, Suriye Kuzeyinde “Suriye Kürdistanı” nın kurulmasına neden olduğu için.

*Şehitlere kelle, İmralı canisine sayın dediği için.

*Yanlış terör politikaları sonucu, ülkeyi bölünmenin eşiğine getirdiği için.

*Oy alabilmek uğruna, PKK ile anlaşıp her seçim öncesi ateşkes sağladığı,
seçimden hemen sonra vatan evlatlarının şehit edilmesine göz yumduğu için.

*Habur’da yaşanan seyyar mahkeme rezaleti için.

*PKK katillerini Kuzey Irak’ta barındırıp üzerimize salan, ellerinde Türk gençlerinin
kanı bulunan eşkıya başı Barzani ile can-ciğer kuzu sarması olup,
evlâtlarımızın ölümüne yol açtığı için.

*Bir yıldan çok zamandır Barzani’nin bölgesinde PKK’nın elinde tutsak tutulan
asker-polislerin kurtarılmasını sağlayacak buyruğu vermediği için.

*Türkiye’yi 10 yılda tüm Cumhuriyet tarihi boyunca yapılandan iki kat daha çok borçlandırdığı için. (AS: 221 milyar $ toplam borç 600 milyar $’ı aştı!)

*Kendisinin, çocuklarının ve ailesinin servet bildirimini açık-net olarak
Türk Milletine vermediği için.

*Bakan çocuklarının aniden Türkiye’nin en zenginleri arasına nasıl girdiklerini soruşturmadığı için.

*Devletin en önemli kadrolarını, Anayasa’da suç olmasına karşın Cemaate verdiği için.

*Cemaatin elemanlarının hazırladıkları düzmece-sahte dijital kanıtlarla Türk Ordusu’nun Komuta kurulunun yarısının hapse atılıp Ordumuzun elinin-kolunun bağlanmasına
sessiz kaldığı için.

*Türkiye’nin en değerli Bilim Adamlarının- Gazetecilerinin- Komutanlarının-Aydınlarının yıllar boyu süren tutukluluk cezasından kurtaracak yasal değişikliği yapmadığı için.

*Türk Bayrağımızı, ülkenin belli bölgesinde asılamaz hale getirilmesine ve
T.C. Adliyelerinde bundan böyle “Türkçe” konuşulmasına son verecek uygulamayı başlattığı için.

Ve en önemlisi;

-Türk Milletine bu vatanı ve Cumhuriyeti armağan eden kurucularımıza,
başta Büyük Atatürk ve arkadaşlarına dolaylı olarak hakaret edip,
Cumhuriyetin değerlerine karşı çıktığı için.

-Türk Milletini, Cumhuriyetin aydınlığından uzaklaştırıp,
Ortaçağ karanlığına sürüklemek çalışmaları yaptığı için.

Türk Milleti – Türk Tarihi ve Türk Yargısı önünde hesap sorabilmek için;

Ölüm ne ki gülüm, ben senin için yaşamayı seçmişim!

Sağlık ve başarı dileklerimle.
(22 Kasım 2012)

rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu
0 532 211 00 11

Rifat Serdaroglu : BAŞKANBAŞBAKANGENELBAŞKAN

Rifat Serdaroglu : BAŞKANBAŞBAKANGENELBAŞKAN

 Rifat Serdaroglu

Türk Milleti 10 Ağustos 2014’te Cumhurbaşkanı seçecek, ilk kez oy kullanacak.
Adaylar, biri dışında henüz belli değil. Belli olan ise Başbakan Erdoğan

Erdoğan; kimilerine göre 12 yıl boyunca başarılı bir Başbakanlık yaptı.
Girdiği her seçimi kazandı. Türkiye’yi başarıdan başarıya koşturdu, çağ atlattı.
Özellikle Sağlık alanında ve Dış Politikadaki uygulamalarıyla halkın desteğini
ve beğenisini aldı!

Kürtçüler, Numaralı Cumhuriyetçiler, Türk Milleti ve Atatürk Düşmanları,
İslam Devleti ve Hilafet Özlemcileri, Tarikatlar-Cemaatler, Ermenistan ve Rum Pontus Hayalcileri, BOP Destekçileri, Tesev-Soros Beslemeleri, koro halinde ellerindeki medya ve propaganda organlarıyla bu hayali “Başarı Öyküsünü” üfürüp durdular.

Biz de yıllardır,

  • Bu yapılan bir hayal ticaretidir, bu kişi demokrat değildir.
    Devleti yönetecek ehliyeti yoktur. Ülke süratle Federe İslam Devletine götürülmektedir. Hırsızlık-yolsuzluk-rüşvet tepeleri sardı,
    devletin en hassas birimleri işgal ediliyor, 
    Milli Ordumuza tuzak kuruluyor. Cumhuriyet tarihinin en büyük borçlanması yapılıyor.
    Alınan borçlar, yatırım için değil tüketim için kullanılıyor.
    Ekonomi alarm zilleri çalıyor.”
     dedik durduk. Keşke yanılan biz olsaydık…

Geldiğimiz noktada, Erdoğan tam bir dikta yönetimi uygulamaya başladı.
İşine gelen Yargı kararlarını beğeniyor, işine gelmeyen bir karar çıkarsa,
Yargıç-Savcı-Mahkeme-Anayasa Mahkemesi-Hukuk Devleti demeden, bu makam ve kişilere en ağır hakaretleri yapıyor, yargı kararlarına saygı duymadığını, gerekiyorsa onlara da yasak koyacağını söylüyor.

Cumhuriyet Tarihinde ilk kez bir Başbakan, Yargı Erkine, “Yargı belası” dedi!
Bu kafaya, bu anlayışa “Demokrat” diyecek birinin aklından şüphe edilir.

Erdoğan şimdi bu anlayışını, Türkiye’ nin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanlığı Makamına taşımak istiyor. Üstelik Başbakanlık ve Genel Başkanlık kimliklerini de yanında taşıyarak.

Değerli Okurlar;

Bir kişiyi dostlarınız arasına alırsanız, onun ailesini-yakınlarını da dostlarınız arasına katmış olursunuz.
Türk Milleti eğer Erdoğan’ı Çankaya Köşküne yani Atatürk’ün Evine çıkartırsa, beraberinde kimleri de oraya taşıyacak, bakalım mı?

*Erdoğan’ın ailesi, Vakıflarıyla-Gemicikleriyle-Medya Gruplarıyla-Sıfırlanan Milyarlarca Avrolarla-Villalarla-Pırlanta Dükkânlarıyla Çankaya Köşküne çıkacak.
*Yasin El-Kadı, Gülbettin Hikmetyar, Reza Zarraf, Hariri Ailesi, Seyid Kutub,
El Kaide, El Nusra da Çankaya Köşküne çıkacak.
*Barzani, Öcalan, Şivan Perver gibi Türk Milletine düşman kişiler de çıkacak.
*Ayakkabı Kutuları, Para Kasaları, Haram Havuzları, İmar Yolsuzlukları, Kupon-Cillop Araziler kol-kola Çankaya çıkacaklar.

Türk Milleti tüm bunların Çankaya’ya çıkmasına izin verecek mi?
Hiç tahmin etmiyorum, vermeyecektir.

Önümüzdeki günlerde ekonomik alanda ciddi sıkıntılar yaşayacağız.
Erdoğan istediği denli saklamaya, karartmaya çalışsın, deniz bitmiştir.
Türkiye Borç Batağındadır.
Son 10 yılda sektörlerin bankalara borcu, % 1173 artarak 1,2 Trilyon TL oldu.
Son 10 yılda Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla ise yanızca % 179 arttı.
(AS:Başbakan RTE 230 milyar dolardan 825 milyar dolara çıktığını söylüyor. 3,5 kat)
Son 10 yılda konut kredileri 32 kat, kredi kart borcu 31 kat, ihtiyaç kredileri 50 kat arttı.

Artık iç ve dış finans kuruluşları ve Bankalar, Türkiye’deki “Özel Sektör Projelerine” kredi vermiyorlar.
Erdoğan bu projeler için “Hazine Garantisi” vereceğini açıkladı.
Yani, “Türk Milletinin a..na k…m diyen sepetin yaptığı işler nedeniyle aldığı krediler ödenmezse, bunun borcu bizim vergilerimizle ödenecek!
Bu durum, çarkların böyle dönmeyeceğini, durma noktasına geldiğini gösteren
çok ciddi bir durumdur.

Ayrıca Başbakan Erdoğan, Türk Milleti ile “Hesap Kesmeden” hiçbir yere gidemez, gitmemelidir. Önce 12 senenin hesabını Türk Milletine verecek, sonra gidebilirse,
millet seçerse, gidecek.

Yalnız bir uyarım var:
Çankaya yokuşu çok diktir. Nefes darlığı olan, sırtında “Yolsuzluk-Kalpazanlık-
Resmi Evrakta Tahrifat- İhaleye Fesat karıştırmak” gibi dosyalar ve iddialar olan biri o yokuşu çıkamaz. Nizamiyenin önünde tıkanır kalır. Böyle tıknefes ve yükü çok ağır olan birinin çıkabileceği tek yokuş, Yüce Divan görevini yapan Anayasa Mahkemesi yokuşudur.

Not  : Bir yandan “Yargı Belası” , “Twitter Belası” , “Kuvvetler Ayrılığı Belası” ,
öbür yandan Haşhaşiler-Çeteler-Alçaklar-Şerefsizler Belası”, en son olarak da
“Tek Ceketlinin” açtığı davalar bizde akıl bırakmadı be kardeşlerim.
Hele bir de Bilal’in iki lafı bile anlayamaması ve sıfırlama operasyonundaki beceriksizliği, sinir sistemimi alt-üst etti. Bayramınızı kutlayamadım.
23 Nisan Milli Hâkimiyet ve Hayırlı Evlat Bayramının, hayırlara vesile olmasını
niyaz ederim. Allah yar ve yardımcınız olsun. En kalbî, böbrekî ve bağırsakî saygılarımı sunarım. Vakıflarımız tatil günleri de açıktır. Her türlü bağış kabul edilir. Hele peşin ve nakit verilirse, sevabınız iki kat artar. Âmin ve İnşallah…

Sağlık ve başarı dileklerimle 23 Nisan 2014
Rifat Serdaroğlu

Ahmet Hakan : Ey Muammer Güler… Ey Egemen Bağış… Ey Zafer Çağlayan…

Dostlar,

Ahmet Hakan‘dan çoook önemli, yürekli, meydan okuyan bir yazı..
3 AKP’li sabık (istafa etmiş / istifa ettirilmiş) Bakan
Muammer Güler, Egemen Bağış, Zafer Çağlayan…

yanıtınızı bekliyoruz..

Teşekkürler Sn. Ahmet Hakan..

Sevgi ve saygı ile.
13 Mart 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

======================================

Ey Muammer Güler…
Ey Egemen Bağış…
Ey Zafer Çağlayan…

portresi

Ahmet HAKAN

 

 

 

Başbakan Erdoğan’ın yüksek sesli nutuklarının arkasına saklanarak…
– “AK Parti %50 alacak, biz de aklanacağız” diye umarak…
– Susarak, geçiştirerek, topa girmeyerek…
Hükümet/Cemaat savaşının hükümetin galibiyetiyle sonuçlanmasını bekleyerek…
– AK Parti mitinglerindeki kalabalıklara yaslanarak…
– Yargının hükümetin eline geçmesinden yararlanarak…
– Hakkınızdaki iddialarla ilgili kamuoyuna hiçbir açıklama yapmayarak…
Bu işten sıyıramazsınız.
*
– Şeffaflık esassa…
– Hesap verilebilirlik geçerliyse…
– Denetime açıklık söz konusuysa…
Konuşmak zorundasınız. Cevaplamak zorundasınız. Açıklamak zorundasınız.
*
“Belki buradan başlayabilirler” diyerek…
Her biriniz için ayrı ayrı sorular hazırladım.
Buyurunuz:
*
ZAFER ÇAĞLAYAN’A                    : 

Yedi yüz bin liralık saati hediye olarak aldın mı, almadın mı?

Aldıysan bu kadar pahalı bir hediyeyi neye karşılık aldın, almadıysan neden çıkıp da “Almadım” diye ortalığı inletmiyorsun?

Reza’nın uçağıyla umreye gittin mi, gitmedin mi?
Reza’yı nereden tanıyorsun? 29 yaşındaki bu adamdan sana para geldi mi,
geldiyse kaç para geldi? Sütten çıkmış ak kaşıksan neden istifa ettin?
Fezlekende yazılıp çizilenler hakkında ne diyorsun?
Neden “Beni Yüce Divan’da yargılayın da aklanayım” diye meydan okumuyorsun?

*
MUAMMER GÜLER’E    :

Oğlunun kaç evi var? Nasıl oluyor da oğlun trilyona “birkaç kuruş para” diyebiliyor? Oğlun bu kadar parayı hangi yolla kazandı? Reza ile senin ne türden bir işin var? Reza’ya “Sana bir şey yapamazlar, yaparlarsa önüne yatarım” dedin mi,
demedin mi? Hiçbir suçun yoksa neden istifa ettin? Neden hakkındaki iddiaların
doğru olup olmadığının ortaya çıkmasını sağlamak adına “Yüce Divan’da yargılanmak istiyorum” diye meydan okumuyorsun? Fezlekende yazılıp çizilenler konusunda diyeceğin bir şey yok mu?

*
EGEMEN BAĞIŞ’A   :

Reza elinde para dolu olan bir çantayla senin ofisine geliyor, görüntülerle sabit.
Bu iddiayla ilgili olarak neden bir şey demiyorsun? Neden bu korkunç iddiayla hesaplaşmıyorsun? Reza’yı nereden tanıyorsun? Aranızda ne türden bir ilişki var? Reza’nın bir tür “bahşiş dağıtan” olduğu konusunda ne düşünüyorsun?
Neden “Ben rüşvet almadım, şerefliyseniz bu iddianızı ispatlarsınız” diyerek
Yüce Divan’a gitmek istediğini söylemiyorsun? Neden bakanlıktan istifa ettin?
Fezlekeni okudun mu, ne var fezlekende? AB’nin öne sürdüğü
“AB fonlarında usulsüzlük yapıldı” iddiasıyla ilgili olarak ne diyorsun?

Normal / Anormal
HÜKÜMET yargıyı Cemaat’e teslim etmişti.
Bu anormal bir durumdu.
*
17 Aralık’ta (2013) Cemaat yargısının kendisine saldırmasının ardından…
Hükümet, bu anormalliğin farkına varabildi.
*
Peki ne yaptı hükümet?
Anormalliği normale mi çevirdi?
Tarafsız, bağımsız, kimsenin ele geçirmediği bir yargı sistemine geçiş mi yaptı?
Ne gezer!
Yaptığı şu oldu:
“Cemaat yargısı”ndan “hükümet yargısı”na geçiş yapmak.
Kısacası bir anormallikten başka bir anormalliğe savrulmuş oldu.
*
Türkiye’yi, demokrasiyi, hukuku ve özgürlükleri…
Bir anormallikten başka bir anormalliğe geçenler değil, anormallikleri normale döndürmeyi vaat edenler kurtaracaktır.

DÜNYANIN EN ÇOK GEZEN BAŞBAKANI ?!


DÜNYANIN EN ÇOK GEZEN BAŞBAKANI ?!

Her 6 günde 1 gün Yurt dışında…

Ali_Ercan_portresi

 

Prof. Dr. D. Ali ERCAN


Değerli arkadaşlar, 
Başbakan Erdoğan iktidara geldiği günden bu yana, yaklaşık 4 bin gün geçmiş…
(AS: 17 Mart 2003 – 11 Mart 2014; ortalama 365 gün X 11 yıl = 4015 gün!) 
Bu süre içinde  Başbakan toplam 90 ülkeye 293 resmi ziyarette bulunmuş, bunların
30 kadarında eşi Emine Erdoğan’ı da yanında götürmüş olmalı.Resmi ziyaretlerin toplam süresi 610 gün; ancak kimi zincir ziyaretler arasında geçen günlerle birlikte toplam 640 gün yurt dışında kalmış Yani 4 bin günlük mesaisinin 640 gününü (%16’sını), yani her 6 günden 1 günü Yurt dışı gezilerde geçirmiş bulunuyor.
Aşağıdaki haritada Başbakanın ziyaret ettiği ülkeler koyu mavi renkte gösteriliyor; Grönland, Güney Kutbu ve Orta Afrika Ülkeleri dışında 6 Kıta’da gitmediği Ülke kalmamış!

Dosya:Erdogan foreign trips.PNG

Leblebi-çerez parası sayılabilecek 150 bin $ dolayında kişisel Yurt dışı yolluk (harcırah) bedelini katmasak da, Dünyanın çevresini tam 10 kez dolanacak ölçüde uçuş yapan Başbakanın ve yanına aldığı 15-20 kişilik kurulun toplam gezi bedeli kestirimle (tahminen) 30 milyon $ kadardır. 
Şimdi sormak gerekir :
Bu denli giderle, bu denli alâ-yu-valâ ile Dünyayı gezen Başbakan’ın resmi ziyaretleri Türkiye’ye ne kazandırdı dersiniz?
  • Türkiye’nin imajını mı iyileştirdi, kredisini mi artırdı?
  • Komşularımızla ilişkilerimiz mi iyileşti?
  • Türk Dünyası ile bağlarımız daha mı güçlendi?
  • Sözü geçen bir Ülke mi olduk, ne olduk?
“Ülke pazarlandı”… Ancak bu “pazarlama süreci” de aslında yaşam kaynaklarımızı (topraklar, sular, ormanlar, madenler, limanlar, fabrikalar, bankalar…) “özelleştirme” adı altında ucuz (AS: haraç mezat, ölü fiyatına!) fiyata(komisyon karşılığı) yabancılara satmaktan başka bir şey değildi maalesef.
(AS : Komisyon = rüşvet!)
 
Bilimde, sanatta, teknolojide, sporda elle tutulur hiçbir ilerleme yok.
Aksine, son 12 yılda Dünya gelişmişlik (HDI) sıralamasında 4 basamak daha geriye gittik, 135 Ülke arasında 92. sıraya düştük. 
Türkiye yine yeterince üretemeyen, yaşam kaynaklarını ipotek ederek, satarak, borçlanarak yaşayan, Ulus bilincinden gittikçe uzaklaşan, kültürel çözülme ve çürüyüş sürecine girmiş, küresel Uygarlığa katkısı olmayan sıradan insanlar Ülkesi olmaya doğru evriliyor.
Kaygılarımla. æ

Son 12 yılda Türkiye’yi temsilen Dünyanın tanıdığı yüzler; 
Türkiye Başbakanı ve Eşi
__________________________________
*  “Çok yaşayan değil, çok gezen bilir” diye bir Atasözümüz var ya,
RTE bilgi, görgü eksikliğini bu şekilde Dünyayı gezerek gidermek istemiş olabilir;
ancak Başbakan olmadan önce bitmeliydi bu gezi merakı. æ