Çanakkale Zaferi: Kurtuluş Savaşı’nın öncüsü

Çanakkale Zaferi:
Kurtuluş Savaşı’nın öncüsü

Çanakkale Savaşı, İngiltere ve Fransa’nın sömürgelerindeki askeri ve siyasi prestijini sarstı, bağımsızlık hareketlerine neden oldu. Avustralya ve Yeni Zelandalıların milli bilinçlerinin oluşmasında da etken oldu. En önemlisi ise Çanakkale, Kurtuluş Savaşı’nın öncüsü ve başlangıcı oldu.
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Çanakkale Savaşı sadece Türk tarihinin değil, dünya tarihinin de en önemli olaylarından biridir. Çanakkale muharebeleri, dünyanın en büyük ordularının kara, hava, deniz ve denizaltı unsurlarıyla saldırıları karşısında, çok sıkıntılı bir dönem geçirmekte olan Osmanlı Devleti’nin gerçekleştirmiş olduğu büyük direnişi simgeler. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasından sonra, İtilaf devletleri Çanakkale cephesini açarak savaşı kısa sürede bitirme çabası içine girmişlerdi. Onlara göre, Çanakkale Boğazı’nı ele geçirmek İstanbul’u ele geçirmekle eşanlamlıydı. İstanbul’un düşmesi ise Osmanlı Devleti’nin savaş dışı kalması demekti. Bu da müttefiklerin işini büyük oranda kolaylaştıracak, Almanya ile daha rahat mücadele edebilecekler, savaşı da kısa sürede kazanabileceklerdi. Dünyanın en güçlü donanmasına sahip İngilizler, Çanakkale’den zorlanmadan geçebilecekleri inancındaydılar. İngiltere Deniz Bakanı Churchill, donanmanın Boğaz’dan zorla geçerek İstanbul’a ulaşmasının fikir babasıydı. Bir iki yıl önce Balkan devletlerine kolayca yenilen Osmanlı Devleti’nin hemen teslim olacağını düşünüyordu. Churchill’e göre, zırhlıların büyük topları karşısında Türk askeri cepheden hemen kaçacaktı.

Büyük direniş

Fakat gelişmeler hiç de müttefiklerin bekledikleri gibi olmadı. Zırhlı gemilerin topları görülünce hemen cepheden kaçacağı düşünülen Türk askeri, ülkesini kahramanca savundu. Öyle ki, 18 Mart 1915 tarihinde kesin sonuç almak üzere var güçleriyle Çanakkale Boğazı’na saldıran müttefik donanması, büyük kayıplar vererek geri çekildi. Yenilmez armada olarak nitelenen İngiliz donanması, Fransızlardan da destek almasına rağmen, tarihi bir mağlubiyete uğradı. Sonrasında Çanakkale’nin karadan aşılması planları hayata geçirildi. 25 Nisan 1915 tarihi itibarıyla Gelibolu Yarımadası’na çıkartma harekâtı başlatıldı. Aynı deniz savaşlarında olduğu gibi, burada da Türk askeri ve subayının kahramanca mücadelesi ön plana çıktı. Denizden sonra kara savaşlarını da kaybeden İtilaf devletleri, Çanakkale cephesinden geri çekildi.

Balkan Savaşı travması

Çanakkale Zaferi, Balkan Savaşlarıyla içte ve dışta sarsılmış olan milletin ve devletin prestijini kurtarıp güçlendirdi. Müttefikler, Balkan Savaşı hezimetini göz önünde bulundurarak Türk ordusunun savaş kabiliyetini yitirdiğini zannediyorlardı. Ancak böyle olmadı. Türk askeri ve subayı, müttefiklerin öngördüğü gibi kaçmak yerine, Çanakkale’yi Balkan Savaşı’nın hezimetinin utancının ve lekesinin temizleneceği bir yer olarak gördü, ölümü hiçe sayarak savaştı. Bunun çok sayıda örneği var. Mesela Mustafa Kemal Atatürk 1 Mayıs 1915’te Arıburnu cephesinde emrindeki birliklere yaptıracağı hücum öncesi birlik komutanlarına yaptığı konuşmada;

  • “İçimizde ve kumanda ettiğimiz askerlerde Balkan hacaletinin (utancının) ikinci bir safhasını görmektense burada ölmeyi tercih etmeyenlerin bulunacağını kat’iyen kabul etmem

diyerek bu duyguyu açığa vuruyordu. Balkan Savaşı yenilgisi Türk askeri ve subayı üzerinde derin bir travma yaratmıştı. Bu travma atlatılmalıydı. Benzer şekilde, Hamdullah Suphi’nin aktardığına göre Çanakkale’yi ziyareti sırasında hastanede yaralı bir subay yarasını sarmaya çalışan sıhhiye erine şöyle diyordu:

  • “Ko aksın! Balkan lekesini ancak bu kan temizler”.

Türk askerinin yüksek ruhu

Çanakkale Zaferi ile, Balkan Savaşı’nın yarattığı eziklik ve travma, üzerinden daha iki sene geçmeden atlatılmıştı. Çanakkale’de savaşan askerlerin manevi anlamda son derece güçlü olduğunu da bilmek gerekir. Türk askerinin üst düzeyde manevi güce sahip olarak gösterdiği kahramanlıkların bir örneğini Mustafa Kemal Atatürk şöyle anlatıyor:

  • “Biz ferdi kahramanlık sahneleriyle meşgul olamıyoruz. Yalnız size, Bombasırtı olayını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe sekiz metre, yani ölüm muhakkak, muhakkak… Birinci siperdekilerin hiçbirisi kurtulamamacasına kamilen düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor, fakat ne kadar imrenilecek bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz!.. Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir fütur bile göstermiyor. Sarsılmak yok!.. … Emin olmalısınız ki, Çanakkale muharebesini kazandıran,
    bu yüksek ruhtur.”

Conkbayırı ve sonuçları

10 Ağustos 1915’te gerçekleşen Conkbayırı Süngü Hücumu da Türk askerinin üstün manevi gücüne emsalsiz bir örnek teşkil eder. Conkbayırı üzerinden düşmana uçarcasına atılan Mehmetçik, Türk tarihine yeni bir destan yazmıştı. Burada da askerin yüksek manevi gücü kendini göstermişti. Bu konuşmadan sonra hücum başladı ve Conkbayırı zaferi kazanıldı. Müttefikler bundan sonra yenilgiyi kabul edecek ve bir süre sonra cepheyi terk edeceklerdir. Çanakkale Savaşı, İngiltere ve Fransa’nın sömürgelerindeki askeri ve siyasi prestijini sarstı, bağımsızlık hareketlerinin doğmasına neden oldu. Avustralya ve Yeni Zelandalıların milli bilinçlerinin oluşmasında da etken oldu. Diğer taraftan, savaşın en büyük planlayıcısı ve destekçisi Churchill yenilgi üzerine istifa etmek zorunda kaldı ve bir süre politika sahnesinden çekildi. Çanakkale Savaşı, Türkiye’nin ve Türk milletinin hâlâ gücünü ve dinamizmini koruduğunu gösterdi. Çanakkale, Kurtuluş Savaşı’nın öncüsü ve başlangıcı oldu.

Kahramanlar çıkarttı

Nitekim Çanakkale’de savaşan ve çok güçlü düşman ordularını mağlup etme başarısını gösteren birçok komutan buradan kazandıkları tecrübe ve güvenle Kurtuluş Savaşı’nda da başarıyla görev yaptı. Bunlar arasında başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir, Cafer Tayyar, Fahreddin Altay, Selahaddin Adil, İzzettin Çalışlar, Şükrü Naili Gökberk gibi subaylar vardır.

Tarihin gidişini değiştirdi

Çanakkale Savaşı I. Dünya Savaşı’nın üç yıl daha uzamasına neden oldu. Müttefikler I. Dünya Savaşı’nda en büyük itibar kaybına Çanakkale’de uğradılar. Çarlık Rusya’nın Boğazlara hâkim olma hayali gerçekleşmedi. Müttefiklerinin yardımından yoksun kalan Çarlık Rusya’sında iç karışıklıkların artmasıyla, Bolşevikler 1917 İhtilâli ile Çarlık devrini kapadı. Yerine Sovyetler Birliği’’nin kurulması ile ileriki yıllarda dünya tarihinin gidişatı değişti.

Mustafa Kemal Atatürk

Çanakkale Zaferi’nin Türk milletine en büyük armağanı, şüphesiz Mustafa Kemal Atatürk’tür. Mustafa Kemal, yeni kurulan bir tümeni kısa zamanda modern bir kolordu ile muharebe edecek bir duruma getirmekle, yüksek bir teşkilatçı ve yetiştirici olduğunu gösterdi. Durum ve araziyi kavramaktaki ustalığı, seri ve isabetli kararlar vermesi ve bu kararları azimle uygulaması, Mustafa Kemal’in sahip olduğu yüksek irade, bilgi ve kendine güvenin göstergesidir. Sahip olduğu üstün yetenekleri önce Çanakkale’de gösteren Mustafa Kemal Atatürk, bilahare milli mücadelenin liderliğini yürütecek ve modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını sağlayacaktır.
==============================================
Dostlar,

ÇANAKKALE GERÇEĞİNİ ÇARPITMA SEFİLLİĞİ

Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Sayın Prof. Dr. Vahdettin Engin‘e ve bu güzelim yazıya yer veren Cumhuriyet Gazetesine teşekkür ederiz..

Çanakkale’yi geçemeyen üzerinde güneş batmayan İngiltere İmparatorluğununDeniz (Donanma) Bakanı Churchill değil salt istifa etmek zorunda kalan.. Bu imparatorluğun Başbakanı Lloyd George da istifa etmek zorunda kalmıştır yenilgi nedeniyle. İngiltere Hükümeti düşmüştür Çanakkale Utkumuz nedeniyle (19 Ekim 1922, http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-45/canakkale-krizi-ve-lloyd-georgeun-iktidardan-dusmesi-eylul-ekim-1922).

Çanakkale utkumuzun baş mimarı ve kahramanı, Conkbayırı Gazisi Yarbay Mustafa Kemal‘i görmezden gelmek sefilliktir. O’nun askeri ve sevk- yönetim dehası, ölçüsüz vatan aşkı, benzersiz savaş stratejileri olmasaydı Çanakkale geçilmiş olabilirdi. İnsaflı, vicdanlı, gerçekçi ve tarihin gerçeğine saygılı bilim namusu ile davranmak insan olan herkesin boynunun borcudur.

İnsanlık tarihinin akışını değiştiren böylesi görkemli bir askeri – politik utkunun 103. yıldönümünde, uluslararası ölçekte gururunu yaşamak yerine kendi içimizde böylesine saçmalıklarla uğraşmak ne denli acı verici! Avuç içi kadar topraklarda, Gelibolu yarımadasında toprağa verdiğimiz 250 bin dolayında şehidimizin – gazimizin aziz hatıralarına çok büyük saygısızlıktır. Bu tür yersiz tartışmaları yapay olarak yaratanlar için “gaflet  – gafil” sözcükleri çok hafif kalmaktadır. Bunlar olsa olsa yerli – yabancı vatan hainlerinin, onların işbirliklerinin kara propaganda çabası – görevi olabilir.

Osmanlı Devleti, son zamanlarında insanlık tarihine yön veren devasa bir başarıya imza atmıştır ve bu görkemli başarının haklı gururunu Türkiye olarak bizler taşımalıyız.

  • .. Uluslararası alanda başı dik ve onurlu durarak, biz yeryüzünün – insanlığın en büyük devletlerinden – uluslarından biriyiz..

konumu almak yerine aptalca iç çekişmeler.. Çok yazık.. Bu saçmalığa “safiyane“(!)  bulaşanlara anımsatmak isteriz..

Bir kez daha altını çizmek isteriz ki;

  • “HEY 15’li 15’li” ezgisi bir ağıttır!

çanakkale savaşı ile ilgili görsel sonucu

çanakkale savaşı ile ilgili görsel sonucu

çanakkale'de 2 pilot çocuk ile ilgili görsel sonucu

Düğün vb. eğlencelerde oyun havası olarak çalınması ne denli alçaltıcıdır! Bir Ulus kendi yakın tarihine bu denli yabancılaşabilir mi?? Dün katıldığımız bir kapalı salon düğününde bu ezgi gene oyun havası olarak çalınmaya ve necipler necibi milletimiz şıkıdım şıkıdım kurtlarını dökmeye başladığında kanımız beynimize sıçradı.. Koşarak çalgıcı başının (orkestra şefinin) kulağına eğildik ve

  • Arkadaşım bu oyun – eğlence havası değil, AĞIT, AĞIT!. Lütfen kısa kesiniz ve bir daha da bu amaçla çalmayınız!

diye rica ettik, uyardık. Sağ olsunlar uygun yerde kestiler. Biz de bu arada salonu yöneticilerini bularak durumu anlattık. Genç yönetici bu gerçeği bilmediğini söyledi, üzüldüğünü belirtti. Bir daha o acılı ezgiyi bu yönde çalmayacaklarını söyledi..

Yukarıdaki fotoğraflarda Tokat’tan (ilki)….. yollanan “15’liler” görülüyor.. 15 yaşında ya da ağırlığı 45 kg’ı aşan tüm erkek çocukları savaşa sürüldüler.. Anadolu halkı, Mustafa Kemal Paşası’na güvendi ve kınalı kuzucuklarını bir daha dönmeyeceklerini bile bile Çanakkale cehennemine yolladı.

*****
Çanakkale törenlerini çarpıtan, Atatürk’ü önemsizleştirmeye çabalayan, Hz. Muhammet’i bile utanmadan alet eden, hurafeler yakıştıran… Çanakkale halkının seçilmiş temsilcisi Belediye Başkanı Sayın Gökhan’ın ve Başkan Vekilinin bile konuşmasını engelleyenleri, Gelibolu’da temel atma törenlerine ilçe belediye başkanının alınmamasını da kınıyoruz. Tarih önünde teşhir ediyoruz. Eminiz tarih de bu nankörlükleri bağışlamayacak ve hak ettikleri biçimde notunu düşecektir.

Bir işe yarar mı çok umutlu değiliz ama biz yapıcı görevimizi yerine getirerek; bir kez daha bu utandırıcı yoldan çekilmeye, tarihe – şehitlere saygılı olmaya ilgilileri çağırıyoruz.

Çanakkale savunmasında tümü askere alınan ve tümü şehit düşen İstanbul Tıp Fakültesi’nin 1. sınıf öğrencilerini de sınırsız bir şükran ve minnetle anıyoruz (bu onurlu tarihsel Fakültenin 1977 mezunu olarak..)  6 yıl sonda 1921’de yapılan bitirme (mezuniyet) töreninde tek 1 doktor mezun olamamış.. gözyaşları sel olmuştu.

Şimdi tüm bu Türk Ulusunun tarihte benzersiz özveri ve kahramanlığını çarpıtarak siyasal rant elde etme çabasına ne ad konabilir?

Yüce Tanrı’nın bile sabrının çoooooook zorlandığından eminiz ve böyle olmasını diliyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 18 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

12 Adalar’ı Lozan’da verdik ama hangi Lozan’da?

12 Adalar’ı Lozan’da verdik ama hangi Lozan’da?

Murat BARDAKÇI
HABERTÜRK Gazetesi, 24.7.17

(AS : Bizim katkımız tazının altındadır..)

BİLMEDEN, öğrenmeden, tek satır okumadan ve meselelerin aslına vâkıf olmadan kahvehane muhabbeti misâli kulaktan kulağa nakledilenlere dayanarak fikir yürütüp yorum yapmak ve ahkâm kesmek aslında kolay ve kâr getirici bir iştir. Millet zaten yazılı bilgiye değil kulaktan dolma ifadelere önem verdiği ve dedikoduyu da ciddî mâlûmat zannettiği için böyle palavraları ortaya atanlar bir kesimin gözünde “üstad” ve “âlim” oluverirler!

Ne güzel değil mi? Okuyup araştırmak için mübarek mâbâdınızı kımıldatma zahmetine bile katlanmadan oturduğunuz yerden uydurup duracaksınız, belge-melge hakgetirecek, hiçbir zaman mevcut olmamış hâdiseleri gerçekmiş gibi ortaya atacak, yalanlarınızı şişirip şişirip tekrarlayacak ve neticede “büyük üstad” olacaksınız! Türkiye’de bu şekilde yalanlara ve utanmazca palavralara sermaye edilen konuların başında bugün 94. yıldönümünü idrak ettiğimiz Lozan Anlaşması gelir.

BİR ÇATLAĞIN HEZEYANLARI…

Daha önce de yazmıştım, şimdi tekrar edeyim: Bir kesimin yerden yere vurduğu Lozan; Türk Tarihi’nin en şerefli anlaşmalarındandır! Senelerce süren savaşlardan bitkin ve yorgun ama zaferle çıkabilmiş bir devlet, yani Türkiye, anlaşma masasında o şartlarda alabileceği her şeyi almıştır ve Musul, Batı Trakya yahut 12 Ada gibi yerleri de elde etmek maksadıyla askerî harekâta girişmeye ise artık tâkati yoktur.

Lozan’ı yerden yere vuranların senelerden buyana sakız gibi çiğnedikleri iddialarının kaynağı, anlaşmayı Türkiye adına imzalayan üç delegeden biri olan ama sonradan deliren ve “Hayatım ve Hâtırâtım” adını verdiği akla-hayâle gelmeyen yalanlarla dolu tuğla kadar bir kitap yazan Dr. Rıza Nur’un hezeyanlarıdır. Hadiseleri belgelerle mukayese işinde henüz emekleme çağında bile olmadığımız için, arşivlerimizde her türlü kaynağın mevcut bulunmasına rağmen bu çatlak doktorun iddialarına şimdiye kadar ilmî bir cevap verilemedi. Üstelik, Lozan’ın bütün zabıtları defalarca yayınlanmış olduğu halde, inkılâp tarihçiliğinde “Atatürk’ün mavi gözlerinin verdiği ilham” çizgisini bir türlü aşamayan ulemâ da bu konuda çalışmaya tenezzül buyurmadı!

İLK LOZAN’I İŞİTTİNİZ Mİ?

Lozan bahsinde ortaya atılan ve milletin kafasını karıştıran yalanlar o kadar çoktur ki, bunlara tek tek tek cevap vermek için cildler dolusu kitap yazmak gerekir… Meselâ, 12 Adalar bahsi…

12 Adayı “Lozan’da verdiğimiz” söylenir. Doğrudur, Lozan’da verdik ama 24 Temmuz 1923’teki Lozan Anlaşması ile değil, İtalya ile 1912’de imzalamak zorunda kaldığımız “ilk” Lozan Anlaşması ile… Lozan’ın sahil semti Ouchy’de, 15 Ekim 1912’de imzaladığımız bu metin tarihlerimizde “Uşi Anlaşması” diye geçer ise de resmî adı “Lozan Anlaşması”dır, hattâ 1930’lu senelere kadar “Birinci Lozan” denmiştir. Üstelik bu ilk “Lozan”ın aslı, Osmanlı Arşivleri’nin “Muahedeler” tasnifindeki 418 ve 419 numaralı dosyalarda muhafaza edilmektedir ama kimse gidip bakmaz ve esip gürlemeye meraklı nefret tarihçilerimiz de bir değil, iki Lozan Anlaşması olduğundan bîhaber kaldıkları için uydurur da uydururlar!

…….
Türkiye’nin en önemli vâroluş evrakı olan ve bugün 94. yıldönümünü idrak ettiğimiz Lozan Anlaşması’nda Türk delegelerin, İsmet Paşa’nın, Dr. Rıza Nur’un ve Hasan Bey’in, yani Hasan Saka’nın imzalarının bulunduğu sayfadır…

Lozan’ın 143. maddesine göre anlaşmanın Fransızca olan aslı Paris’te, Fransız Dışişleri Bakanlığı Arşivi’nde muhafaza edilmektedir ve metnin tamamının görüntüleri Türkiye’ye ilk defa imzalanmasından 90 küsur sene sonra, tıpkıbasımının yayınlanması maksadıyla İş Bankası Kültür Yayınları tarafından getirtilmiştir.

  • Lozan’a hakaretten vazgeçin beyler; ayıptır ve günahtır!
  • O günlerin şartlarında bu kadar sene yürürlükte kalabilmiş güçlü bir anlaşma yapabilmiş olanların hayırla yâdedilmeleri gerekir!

==================================
Dostlar,

Tarihçi sayın Murat Bardakçı‘ya, Türkiye’nin uluslararası hukukta bir tür tapusu olan Lozan Andlaşması hakkında dürüst ve nesnel tarih yazımı için teşekkür ederiz. Biz de dün aynen böyle yazdık Sn. Dr. Mehmet Balyemez’in Lozan – Kıbrıs makalesinde :

  • “Dolayısıyla Kıbrıs Lozan Andlaşmasıyla verilmiş değildir (12 Ada da!). Osmanlı döneminde Balkan Savaşı yenilgisi nedeniyle 12 Ada vd. zaten elden çıkarılmıştı Osmanlı Devletince. Lozan’da bu “de facto” (fiili, olmuş bitmiş) durumun bir kez daha onaylanması (tescili) Lozan’da Türk Kurulu’na dayatılmış oldu.” (http://ahmetsaltik.net/2017/07/24/dr-mehmet-balyemez-lozan-baris-antlasmasi-ve-kibris/)

Gerçekleri çarpıtmak, ister bilerek ister bilmeden, sonuçları bakımından aynı yere çıkıyor..
Ciddi bir etik, ahlak, bilim namusu, insan olma / olmama sorunu.. Utanmak gerekir!

Sevgi ve saygı ile. 25 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com