Etiket arşivi: Av. Ertuğrul Latif Kazancı

AİHM’den Soykırım Kararı : Süreç ve Sonuçları..


Dostlar
,

Bizim de üyesi olduğumuz

Ulusal Eğitim Derneği geleneksel Cumartesi Konferansları sürüyor..

Bu haftanın, 4 Ocak 2014’ün konusu

  • AİHM’den Soykırım Kararı : Süreç ve Sonuçları..

Sunucu ise yılların dostu Sn. Av. Ertuğrul Latif Kazancı..

ADD’de yıllarca birlikte çalıştığımız, kendilerinin Genel Başkan, bizim de Genel Başkan Yardımcısı ve zaman zaman Genel Başkan Vekili olarak çalıştığımız dava yoldaşımız..

 
ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ

Bu önemli konuyu ve konuşmacıyı ilgi ve bilginize sunarız..

Ulusal Eğitim Derneği’ne de teşekkürlerimizle..

Sevgi ve saygı ile.
04 Ocak 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

Cumhuriyet gazetesinin 25 Aralık 2012 günlü sayısı ve yorumlarımız..

Cumhuriyet gazetesinin 25 Aralık 2012 günlü sayısı ve yorumlarımız aşağıda..

Öncelikle; Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ hakkında
gazetenin hiçbir haber yapmayışını esefle karşılıyoruz.

Atatürk’ün kadim dostu ve sağ kolu, 1 numaralı dava arkadaşı için bu yapılamaz.
39 yıl önce bu günlerdeki baskılarının tıpkıbasımlarını ek olarak vermelidir.
Hatasını telafi için bu Pazar kapsamlı haber-yayın-söyleşi yapmalıdır Cumhuriyet!

Bereket, dostumuz Av. Ertuğrul Latif Kazancı‘nın kendi çabasının ürünü olan
2. sayfadaki yazısı yayımlandı.. O da olmasaydı ??

* CHP’li vekillerin cezaevleri raporu insanlık dışı uygulamaları bir kez daha gözler önüne seriyor

Yasak, işkence, beton

Sessiz ölüm  : F tipi 40 cezaevini ziyaret edip, 80 tutuklu ve hükümlüyle görüşen
CHP milletvekilleri Ağbaba, Özel ve Demir, raporlarında her cezaevinin ayrı sorunu olduğunu belirtiyor. Üç milletvekili izlenimlerini, “F tipleri izsiz işkence, sessiz ölüm demek. Balbay’ın koğuşu tecrit, Sedat Peker’in VIP. Birçok cezaevinde robokop denilen ‘A takımı’ var, kamerasız odalarda işkence yapılıyor.

  • Mahkûmlar kelepçeli ameliyat ediliyor, kadınlar çırılçıplak aranıyor.
    diye özetliyor.

Büyüyünce tahliye istiyor

Vekiller çok dokunaklı öyküler de anlattı. Ağbaba, Bakırköy Kadın Cezaevi’nde görüştükleri ve “Ülkemde güneşi görmek istiyorum” diyen Magdelena Martha’nın
2 ay sonra öldüğünü aktarıyor. Adı Lazca “mutluluk” demek olan ve annesinin yanında kalan Şana’ya “Büyüyünce ne olmak istiyorsun” diye sormuşlar. “Tahliye olmak istiyorum” karşılığını vermiş. Bir çocuğa da pilli bebek çok görülmüş.

  • Cezaevlerinde olup biten bu insanlık suçunu şiddetle kınıyoruz.

Uluslararası İnsan Hakları Kuruluşları derin kış uykularından
ne zaman uyanacaklar? Türkiye parçalanınca mı?

“AB müktesebatı” tarihin müzesine mi kaldırıldı?

Ortadoğu’ya “demokrasi ve insan hakları” getirme (!) sevdalısı
Atlantik ötesi “trajik” müttefikimiz  3 maymunları oynamayı sürdürecek mi?

Ya AB – ABD muhiplerine ne demeli? Dün son Osmanlı Padişahı 6. Mehmet Vahdettin de “İngiliz Muhipleri Derneği” kurmuş ve Kemal Paşa için idam fermanı çıkarmış, Kuvvacıları isyancı ilan etmişti..

Sonuç ne oldu ?? Yurtseverler kazandı! Gene kazanacak..

* ODTÜ’ye gözdağı 

YÖK harekete geçti. 12 üniversite Erdoğan’a destek verdi

ODTÜ’deki protestoyla ilgili Başbakan Erdoğan’ın şikâyetinin ardından düğmeye basıldı. YÖK Başkanı, rektör ve öğretim üyelerinin olaylara etkisini incelemesi için Denetleme Kurulu’nu görevlendirdi. İncelemenin ardından soruşturma açılabilecek.

Aralarında İstanbul, Marmara, İTÜ, Yıldız Teknik, Galatasaray, Mimar Sinan ve Hacettepe’nin de bulunduğu 12 üniversiteden ise “öğrenci şiddetini” kınayan açıklamalar yapıldı. Üniversitelerin “polis şiddeti”ne ise hiç değinmemesi dikkat çekti.

Bizim de mensubu olduğumuz Ankara Üniv. öğretim üyelerinin
ODTÜ’ye destek açıklamasını aynen paylaşıyor, onaylıyor ve imzalıyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
26.12.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Namus ve Cesaret…

Av. Ertuğrul Latif KAZANCI
Eski ADD Genel Başkanı

Ertugrul_Kazanci_portresi

Namus ve Cesaret…

  • 25 Aralık 1973 günü aramızdan ayrılan İsmet İnönü,
    Atatürk’e saldıramayanların ilk hedefidir. Onların yükselttikleri Cumhuriyet
    ve devrim değerleri, kimilerince yıkılmak istenilen amaçlardır.
    Atatürk’ün deyişiyle: “Her büyük işin ehli ve faili” İnönü,
    Ulusun ters dönmüş alınyazısını yenmiş” komutan,
    Mudanya ve Lozan” yapıcısı diplomat,
    yetkin ve demokrat bir devlet adamıdır.

Toplumsal bellek, bazı özdeyişlerin tazeliğini koruduğuna tanıktır.
Örneğin İsmet İnönü;

  • Namus erbabı, en az namussuzlar kadar cesaretli olmadıkça
    o ülke sömürge olur.” der.

Sömürü, biri dışa bağlı, bir diğeri ise içten içe olmak kaydıyla iki türlüdür.
Emperyalizmin “mazlum” uluslar üzerindeki yüzyıllara dayalı saldırısını Anadolu’da yenilgiye uğratan irade, dış sömürüyü yok eden güçtür.

1936’daki iş yasasıyla emeği değerlendiren, “Kamu İktisadi Teşekkülleri” eliyle çalışma, üretim ve ucuz tüketim sağlayan adımlar, iç sömürü karşıtlıklarıdır.
1940 yılında “Köy Enstitüleri” kuran, “vurguncu, tefeci ve teneffüs ettiğimiz havadan bile haksız kazanç peşindeki batakçı tüccarı” silmek için 1942’de “Varlık” vergisi çıkaran, 1945 yılında “çiftçiyi topraklandırma” yasası ardında
yer alan tavırlar, yine iç sömürüye karşı çıkışlardır.

Cumhuriyet ve devrimin halktan yana tüm safhalarında birbirlerine güç vererek tamamlayan iki öğe daima Atatürk ve İnönü’dür. Örneğin, 28 Eylül 1930 tarihli “Cumhuriyet” gazetesinde, başbakanlık görevinden istifa eden İnönü’ye ilişkin bir haber şöyledir:

“İsmet İnönü, devlet yönetiminin başkalarınca üstlenilmesine fırsat vermek için başbakanlığı yeniden ve Atatürk’ün ısrarına karşın kabul etmemekte direnmiş,
ısrardan sonra kabul etmiştir. İnönü’nün başbakanlığı kabul etmeme direnişini açıklayan Atatürk, ‘İktidar mevkiinin başka bir deneyime dayanıklılığı olmadığını’ belirterek
‘Eğer İnönü, hükümet kurmaktan kesin şekilde kaçınsaydı, başbakanlığı bizzat üstlenmekten başka çare kalmazdı. Ya ben, ya o’ demiştir”.

Değer ölçütü…

Namus erbabı, eğer namussuzlar kadar cesaret sahibi olmasalardı;
“Kurtuluş” Savaşı’nda İstanbul hükümetinin idam fermanından korkarak zafer için
çaba göstermezlerdi.

Namus erbabı, eğer namussuzlar kadar cesaret taşımasalardı,
bu ülke boş ve asılsız kör geleneklerin tutsaklığına teslim olacaktı.

Namus erbabı, eğer namussuzlar kadar cesaretli davranmasalardı,
“aymazlık, sapkınlık ve hıyanet” içindeki karanlıklar “galebe” çalacaklardı.

Namus, sadece bireysel söz ve davranışlarla sınırlı değildir.
Namusun onurlu sınırsızlığı, ülke ve ulusa yönelen bağlılıktır.
Mandacılığı yadsıyan, emperyalist ülkelere peş keş edilmiş siyasetleri silkeleyen
ve tıpkı şanlı Anadolu İhtilali gibi dirençlerle yoğurulmuş kalkışmalardır.

Halk kitlelerini yanıltarak toplumsal değer yargılarını saptırmak ve böylece politikada kulaç atmak, namusluca iş değildir. İnönü’nün ölçütü şudur:

“Politika ciddi bir iştir. Çünkü devlet yönetme sanatıdır. Politikacı da devlet yönetme sanatına talip olan kişidir. Onun için özü ve sözü doğru olmalıdır.”

İnönü, “doğruluk” kıstasıyla politika ve politikacıyı namus kavramı içine çekmektedir.

İnönü’nün: “Varsın bütün ret ve inkârlar devri üzerimde yaşansın” yaklaşımını göze alarak teşvik ettiği demokrasiyi, devrim değerlerini yok etme pahasına
çoğunluk diktalarına döndürenleri, tarih yargılayacaktır.

Sonuç

“İnönü Savaşları” kahramanı, “Mudanya Ateşkesi” ve “Lozan” antlaşmalarının yapıcısı, Cumhuriyetin kurucularından İnönü’yü
sevgiyle anıyoruz. İsmet İnönü, bu ülke ve halkın şükran duyması gereken
en saygın kişilerindendir.

O, kendisini düzeysizce hedefleyenlere de hep tek yanıtla yetinmiştir:

“Haydi canım sen de!..”
(Cumhuriyet, 25.12.12)

============================================

Dostlar,

Değerli dostumuz, ADD’de dava arkadaşımız (kendileri Genel Başkan iken biz de Genel Başkan Yardımcısı ve zaman zaman da Genel Başkan Vekili idik)
Av. Ertuğrul Latif Kazancı‘nın yazısı tek sözcükle “mükemmel” bir derleme..

Hoşgörüsüyle ve hoşgörünüzle bir minik ama önemsediğimiz katkı yapalım :

1936 tarihli İş Yasası Türkiye’nin ilk iş yasası değil.

ILO (International Labor Organization – Uluslararası Çalışma Örgütü)
1919 kuruluşlu, Milletler Cemiyeti‘nden de eski bir uluslararası uzmanlık kuruluşudur (1920). Atatürk’ün Türkiye’si 1932’de (18 Temmuz) “özel çağrı” ile bu kuruma üye olur. ILO’ya üyelik ise 9 gün daha öncedir (9 Temmuz 1932). ILO’nun da katkılarıyla ülkemiz, büyük Atatürk döneminde, emeğe saygısının ürünü olarak İŞYASASI çıkarır.

Ancak, 1. TBMM’nin 151 sayılı ve 1921 tarihli yasasının adı “AMELE BİRLİĞİ” dir. O saygın 1. TBMM, ülkemiz daha sıcak savaş içinde iken, işgal altında iken, özellikle Zonguldak kömür madenlerindeki işçilerimiz için, Osmanlı’nın beceremediği eylemi (kadük olan 1865 tarihli Dilaver Paşa Nizamnamesi!) olağanüstü ağır koşullar altında başarmıştır. Günümüzde, Ankara Hoşdere Caddesindeki “Zonguldak Amele Birliği” binası, bu bağlamda nostaljik ve narin bir tarihsel yapı olarak dünden bugüne bize – tarihe çok değerli bir emekçi armağanıdır.

(Daha sonra 1971’de 1475 sayılı İş Kanunu ve 2003’te 4857 sayılı İş Kanunu’nu yaptık. 30 Haziran 2012’de İş Güvenliği Yasası çıkardık.. Ancak Türkiye iş sağlığı ve güvenliği bağlamında dünyanın en olumsuz ülkelerinden olmayı sürdürüyor
ne acı ki..)

Büyük Atatürk’ün kadim dostu ve can yoldaşı İsmet İnönü‘ye sonsuz şükranla..

Sevgi ve saygı ile.
25.12.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net