27 Mayıs: 68 KUŞAĞININ “ANAYASA VE ÖZGÜRLÜK” BAYRAMI…

27 Mayıs: 68 KUŞAĞININ “ANAYASA
VE ÖZGÜRLÜK” BAYRAMI…

Dr. Noyan UMRUK

Sosyal bilimlerde bir altın kural var: Her olguyu kendi “zaman”, “zemin”, “mekan” boyutları içinde el almak…Aksi takdirde, şaşkın ördek misali suya tersinden girmek yanlışına düşmek mümkün.

 

Arşivleri karıştırmak bazen çok ilginç oluyor… Gelin, o günlere bir bakalım:

“… yaşları ne olursa olsun Türkiye deyince, akıllarına bizim yetiştiğimiz Atatürk’ün Türkiyesi gelenler son yılda sudan çıkmış balığa dönmüştük. Bir umutsuzluk, daha kötüsü bir nevi utanç çöreklenmişti içimize. Elimden ne gelirdi? Yazmak, konuşmak, tenkit yasaktı, neredeyse insan gibi yaşamak, bir Atatürk çocuğu gibi düşünmek, davranmak yasaktı…” (28 Mayıs 1960, “Ne haber” Tunç Yalman – Vatan Gazetesi)

“Kara cüppeli” diye aşağılanan, saygıdeğer hocalarım, yurdumun çile çekmiş aydınları, sayın profesörlerim! En kara günlerde alınlarınızda parlayan ışıklar, tükettiğiniz soluk boşa gitmedi…” (28 Mayıs 1960 “Az gittik Uz gittik” Aziz Nesin – Akşam)

“ Yıllar boyu aklımızın erdiği kadar tarihten örnekler verdik, hukuk prensipleri sıraladık, kinayeli fıkralar anlattık… Anayasayı çiğnediler; hukuk dışı komisyonlar kurdular…Artık yazı yazmıyor, yazı taklidi yapıyorduk… Atatürk’ün gençliğe hitabesini, Nutuk’un tefrikası halinde yayınlamak dahi suç sayılır olmuştu. Atatürk’ten bahsedilsin istemiyorlardı. Onun kurduğu Cumhuriyete bir beyefendiler saltanatı halinde çöreklenmek ve memleketi basınsız, üniversitesiz, meclissiz idare etmek istiyorlardı… Kurucu meclisin faaliyete geçmesini sevinçle bekliyoruz…Bu hareketin meşruluğu ve büyüklüğü, yıkılanların gayrimeşruluğu ve küçüklüğü ile bir abide gibi ortaya çıkmaktadır… Türkler, âlimleri dalkavuk, üniversitelileri maktul, gazetecileri korkuluk ve bütün aydınları sürüngen hale getirerek, bir çete gibi davrananların rezaletlerini  dünya önünde reddetmişlerdir.” (Çetin Altan; “Bugün canım yazı yazmak istiyor.”, Milliyet G., 28.05.1960)

“Örfî idareye bir gece yarısı ifade vermek üzere götürüldüğümüz zaman bizi kucaklayıp bağırlarına basan subaylarımız, “On beş gün daha dişinizi sıkın” demişlerdi. Gazete kapatıldığı gün de tekrarlamışlardı: “On beş gün daha sabredin.”  Sabrettik, şimdi sevinçten ağlıyoruz.”
(30 Mayıs 1960 Abdi ipekçi – Milliyet)

“Koltukları ve keseleri uğruna millet kanı dökmüş her siyaset zorbasının sonu mutlaka bir faciayla biter… Gazete sütunlarından uzanan parmaklar, onlara: “Dikkat edin, sonunuzu iyi görmüyoruz” diyorlardı. Onlar ise bu parmakları kırmakla akıbetlerinden kurtulacaklarını sandılar. Kur’an’da Allah’a, peygambere ve idare edenlere itaat olunması buyrulmuşur. Lâkin adaletten ayrılmamaları şartiyle. Adaletten ayrılırlarsa onlara itaat etmemeyi emreder. Bu sebeple Türk Ordusu’nun 27 Mayıs’ta zalimlere vurduğu kansız darbe her şeyden evvel Allah’ın buyruğuna uygundur, Allah’ın emriyle olmuştur.”
2 Haziran 1960 “Merhaba” Kadircan Kaflı – Tercüman

Kemalist Devrim’in ikinci önemli demokratik atılımının üzerinden yarım asır geçti.,. Devrimin anıtı ve kanıtı, döneminde dünyanın en demokratik anayasalarından olan 1961 Anayasası idi.

 Anayasa temel hak ve özgürlükler yanında, ekonomik ve sosyal hakları da güvence altına alarak, kuvvetler ayrılığını ve adil bir seçim sistemini getirerek, ekonomik kalkınmada planlama anlayışını esas alarak “düzeni” değiştirdi. 

Böylece;

*Emekçiler, sosyal devlet, sendikal hareket ve toplu sözleşme düzeni,

*Toplum, “Tahkikat Komisyonları” yerine Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere bağımsız yargıyla,

*Seçmen daha adil ve tutarlı bir seçim sistemiyle

*Halk temel insan hak ve özgürlükleriyle

*Ekonomik hayat, sürdürülebilir, sağlıklı bir kalkınma, görece adil bir bölüşümü öngören planlama anlayışı ile kucaklaşmış oldu.

Keşke, 27 Mayıs hareketi, anayasasıyla taçlandırdığı süreci, magazine dönüşen saçma sapan, giderek utanç verici bir yargı süreci ve toplumda derin yaralar açan idamlar olmadan sonlandırabilseydi…

Lakin 27 Mayıs Devrimi ile temelleri atılan, gerçekten o dönemde bir çok Avrupa ülkesinden ileri nitelikler içeren demokrasi süreci uzun sürmedi.

1970’lerden başlayarak, “Bu gömleğin topluma bol geldiği”,”Sosyal gelişmenin boyutlarının, ekonomik gelişmeyi aştığı” söylemlerinin eşliğinde budanan 27 Mayıs anayasasının,  her fırsatta kanatları yolundu ve 1982 Anayasası ile iyice budandı. Bu anayasa ile budanan yargı bağımsızlığına, 2010 referandumu ve anayasa değişikliği ile yargı bağımsızlığı ağır darbe yedi,,,  tamamen son verilerek özgürlük kuşu tamamen uçamaz hale getirildi…

Bu da kesmedi… 16 Nisan 2017 anayasa referandumu ile kuvvetler ayrılığı ve   parlamenter  sisteme son verilip, yaşadığımız 15 Temmuz darbe girişimi sonrası dönemde ülke, TBMM’nin de etkisizleştirilmesiyle  daha ziyade kararnamelerle yönetilen bir garip başkanlık rejimiyle baş başa kaldı; özgürlük kuşu tamamen uçamaz hale getirildi…  

Tanrı daha daha uzun ömürler versin sayın Muazzez İlmiye Çığ’ın dediği gibi “Bizler kazandığımız şeylerin değerini bildik. Çünkü zor elde ettik. Siz bunları kaybettiğinizde anlayacaksınız…”??? Yavaş yavaş da olsa anlaşılmaya başlandı sevgili Muazzez Ana… Üzülmeyin, 100’ncü yılına yaklaştığımız Cumhuriyet kuşaklarının kaybettiklerini yeniden yerine koymasının zamanı tamamen gelmiş gibi gözüküyor…

Tarihin diyalektiği de böyle değil midir? İki ileri, bir geri… Son yıllarda “Geri”yi yaşadık… Şimdi zor da olsa, sıra ve umut, güzellikler ve de “İleri” de…

Her şey çok güzel olacak…

Kabil’de bizi ABD vurdu!


Emekli Kurmay Albay Haydar Ateş:

Kabil’de bizi ABD vurdu!

Kabil'de_bizi_ABD_vurdu

Afganistan’ın eski Türk komutanı,
Kabil saldırısını Aydınlık’a değerlendirdi:

1. ABD araçları oradan geçmez
2. Taliban içindeki taşeron kuvvetler kullanılmış
3. Amaç Türkiye’yi savaşın içine çekmek

Mustafa Kaya
AYDINLIK
Haber portalı, 01.03.2015
http://www.aydinlikgazete.com/turkiye/emekli-kurmay-albay-haydar-ates-kabil-de-bizi-abd-vurdu-h63973.html

TALİBAN Afganistan’da ilk kez Türk askerini hedef aldı. Önceki günkü bombalı intihar saldırısında bir Türk askeri şehit oldu. Saldırı sonrası açıklama yapan Taliban Sözcüsü Zabihullah Mücahit, saldırıyı üstlendiklerini belirtti, ancak hedeflerinin Türk askeri olmadığını öne sürdü.

Saldırının zamanlaması ve oluş biçimi çok ciddi soruları da beraberinde getirdi. Türk askerine yönelik saldırı tam da ABD’nin Afganistan’dan tümüyle çekilme sürecine denk geldi.
Bu süreçte ABD, Türk askerinin Afganistan’da muharip görevlere katılması konusundaki ısrarını en üst düzeye çıkardı. IŞİD’e karşı mücadele gerekçesiyle Irak ve Suriye’de Türkiye’yi ateşe sürme girişimlerini yoğunlaştıran ABD’nin Afganistan’da da
Taliban üzerinden örtülü operasyonlara başvurduğu açık.

Akıllara gelen tüm bu soruların yanıtlarını bölgeyi en iyi bilen Türk komutanlardan biri olan Emekli Kurmay Albay Haydar Ateş verdi. Ateş, 2006 yılında Afganistan Türk Görev Kuvveti kurulduğunda Türk Birliği’nin ilk komutanıydı. Ayrıca Türkiye, Fransa ve İtalya’nın lider konumda olduğu NATO ISAF Kabil Bölge Komutanlığı’nın da ilk Türk komutanı. Ateş’in
son görevi ise Afganistan Türk Temsil Heyeti Başkanlığı’ydı. Ateş Afganistan’da görev yaptığı süre içerisinde ABD kuvvetlerinin Afganistan’ı nasıl karıştırdığını ve Türk askerini de bu sürece dahil etmek için neler yaptığını en üst düzeydeki tanıklıklarıyla bire bir yaşadı. Bir askerimizin şehit olduğu saldırı ile ilgili sıcak bilgiye dayalı açıklamaları ise önümüze konulan Afganistan resmini tümüyle değiştirebilecek nitelikte.

TALİBAN’IN BİR BÖLÜMÜ ABD’YE HİZMET EDİYOR

– Taliban belki ABD araçlarını hedeflemiş olabilir veya böyle bir plan yapmıştır.
Ancak Taliban’ın yapısı içinde farklı bir durum da var. Taliban ikiye ayrılmış durumda.
Bir bölümü ABD’ye hizmet ediyor. Muhtemelen bu saldırı ABD araçları için de planlanmış olsa, ABD kendi elemanları vasıtasıyla bu saldırıyı öğrenmiştir. Sonra o noktaya gidecek şahsın kan bedelini karşılayarak o bombayı Türk araçları için yönlendirmiş olabilir.

ABD ARAÇLARI O YOLU KULLANMAZ

– Çünkü ABD araçları o yolu neredeyse hiç kullanmazlar. Saldırı ile ABD bir taşla iki kuş vurma hedefinde. Bir yandan Türk halkını ve askerini Taliban’a karşı kışkırtıp silah kullanmaya zorlayarak kendi operasyonlarına ortak etme; aynı zamanda da Afgan halkını Türklere karşı kışkırtma şansı yakalama çabasında. Kanaatimce bu eylem bilerek Türk birliğine yöneltilmiştir. Üzerinde Türk bayrağı olan ve Türk Büyükelçiliği önünde duran araçlara hiçbir Afganlı yanlışlıkla saldırmaz.

AFGANİSTAN’DA BU İŞİN PAZARI VAR

– Afganistan’da yalnızca saldırı yapmanın bedeli 10 bin ABD Doları. İntihar saldırısının
bedeli ise 25 bin $. Bu para, o kişi ölünce ailesine ödeniyor. Yani bu alanda bir pazar oluşmuş durumda… İnsan yaşamının çok değeri olmadığı için aşiret reisi veya aile, bir kişiye bu görevi verip parayı alır.

ABD, Türk askerini hedef yapma peşindeydi.

Bu süreçte, Türkiye tarafından yazılı olarak koalisyon harekatına katılım konusunda yazılı bir deklarasyon olmadığı için, ABD ve İngiltere başta olmak üzere, Türk Komutanı olarak beni çok sıkıştırmaya çalıştıklarını söyleyebilirim. Türk Birliği’nin durumu sadece Genelkurmay Başkanı tarafından bir basın organına verilen beyanatla belirlenmişti. ABD bu nedenle sık sık bazı ABD’li askeri personelin “keşif” amaçlı olarak Türk askeri üniformasıyla ve Türk devriye araçlarına binerek devriyelere katılması konusunda ısrarlı teklifler yapmıştı. Örneğin İngiltere sözde keşif ve gözetleme için bazı İngiliz devriyelerinin Türk birliğinin konumlandığı Doğan Kampı’ndaki nöbet ve gözetleme kulelerinden yararlanması önerilerini getirmişti. Bunların gizli amacının, Türk üniforması altında devriye esnasında bilerek yapılacak büyük bir provakasyonla Afgan halkı nezdinde Türk birliğini çok zor durumda bırakmak veya Türk kampındaki kulelerden çevredeki halka ateş ederek büyük bir infial ve düşmanlık yaratmak olabileceğini değerlendirerek öneriyi reddettim. Hatta ABD özel birliklerinin Kabil bölgesinde operasyon yapmasını, tam bir terörist gibi davranan ABD’nin Blackwater isimli sözde güvenlik şirketinin elemanlarının cyaya gezmesini bile yasakladım.

Bu süreçteki tavrım ve yaklaşımım nedeniyle birçok olumsuz etkiye de maruz kaldım ve hatta Türk komutan olarak ABD Büyükelçiliği’ne yazılı nota vererek ulusal çıkarlarımızı ve saygınlığımızı korumaya çalıştım.

AYNI SENARYO SURİYE’DE DE DEVREDE

– ABD hedefine ulaşmak için her yolu deneyen bir ülkedir. Nasıl ABD El Kaide’yi kurup Afganistan’ı ve kimi ülkeleri biçimlendirmeye ve terör yoluyla hedeflerine ulaşmaya çalıştıysa, aynı yolla IŞİD’i de ABD ve İsrail birlikte kurmuştur. BOP (Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi) kapsamında Suriye ve Irak’taki hedeflerine bu yolla ulaşmayı hedeflemiştir.
IŞİD’e Suriye’de verilen görev, kargaşanın boyutunu büyüterek PKK’nın bu bölgede uzantısını daha da güçlendirmektir. Böylece Esad’ın karşısına güçlü bir Kürt yapılanması ortaya koymaktır. Şimdi IŞİD Suriye’de hükümet güçleri ile PKK arasında tampon görevi yürütmektedir.

IŞİD’e Irak’ta verilen görev ise Musul ve Kerkük bölgesindeki Irak Merkezi Hükümeti’nin gücünü zayıflatmak ve onu bölgeden uzaklaştırmak,
Barzani’nin Kerkük’te daha da güçlenmesini ve tam denetimini sağlamaktır.
ABD’nin hedefi bu bölgeye peşmerge ve askeri güçlerle saldırarak Musul’u sözde IŞİD’den geri alıp Barzani’ye teslim etmektir.

==============================

Dostlar,

Yurtsever ve ufuklu komutan, dostumuz Sn. E. Kurmay Alb. Haydar Ateş‘i,
Afganistan Türk Birliği komutanı iken sergilediği yetkin (dirayetli) yönetimi için
kutlamak isteriz.
Bu vesile ile yaptığı açıklama da önümüzü açan gerçeklerdir, teşekkür ederiz..

Türkiye, sözde stratejik (yoksa trajik mi?) müttefikinin bu arkadan vuran bilmem kaçıncı operasyonunu adamakıllı değerlendirmeli ve politikalarını gözden geçirmelidir.
(Muavenet savaş gemimizi de bilerek / gözdağı için vurup batırmadılar mı??)

Türkiye, “Ayı ile girdiği çuval” dan (yerleşik bir politik benzetmedir..)
çooook geç de olsa çıkmaya çabalamalıdır.
Ve de dış politikasında olup bitenleri NATO / ABD gözlüğü ile izlemekten vazgeçmelidir..
O NATO ki, kontrgerillası ile – gladyosu ile ülkemizde nice kanlı olayların kurucusu, cinayetlerin eli kanlı maşasıdır…

Ne hazindir ki, Türkiye Cumhuriyeti kendi ülkesinde kendi yurttaşlarının öldürülmesine
engel olamamakta, işleyeni gerçekte belli sözde “faili meçhul” cinayetler aydınlatıl(a)mamaktadır.

Ne uğrunadır bu sefil dış politika??

Türkiye, Bağımsız ve onurlu bir dış politika izlemelidir.
Türkiye, Küreselleşen emperyalist güçlerin maşası olmaktan çıkmalıdır.
Tam da tersine bölgesinde barış ve istikrarın güvencesi olmalıdır.
Komşu ülkelere ABD’nin koçbaşı olarak vekaleten saldıran bir taşeron ülke olmak,
Atatürk’ün Türkiye’sine asla yakışmamaktadır.
Unutulmasın ki, koçbaşı sürüyü mezbahaya taşıdıktan sonra kesim sırası kendsine gelmektedir.

Ve aklımıza düşmesini engelleyemediğimiz bir soru :

E. Kurmay Albay Haydar Ateş neden general ol(a)madı ??

Sevgi ve saygı ile,
01.03.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net