Dr. Reşit Galip Bunları Hak Etmiyor


Dostlar
,

Eğitimbilimci Sayın Mutafa Gazalcı, belglere dayanarak Dr. Reşit Galip hakkında gerçekleri aşağıdaki yazısında aktarmış. Kalemine sağlık.

Bizzat Başbakan’ın kin ve intikam kokan bir eda ile kamuoyu önünde tarihsel gerçekleri saptırması ve az okuyan / okumayan / seyreden ve duyduğuna inanma eğiliminde olan kitleleri yanlış yönlendirmesi, ayrımcılığa koşullandırması, Sn. Gazalcı’nın nezaketli söylemi ile “ne kadar acı” olmanın ötesinde ayıptır, utanç vericidir, iftiradır ve sözde uğruna anlamsız bir savaş verdikleri dinleri adına da ağır bühtandır..

Hele kendisini savunamayacak bir faninin ardından..

“Türkçe ezan” ın neresi zulümdür??

Arap ülkesinde insanlar Arapça olarak namaza ağrılmaktadır.
Ezan bir çağrıdır, araçtır, kutsallık yüklemek ya aptallıktır ya da kasıtlıdır.
Türk ulsalcılığını Arap milliyetçiliğine kurban eden ümmetçi teslimiyetçiliğin özgüvensizlği, sığlıpı ve zavallılığıdır.

Kafatası ölçümleri..

Tümüyle bilimsel Fizik Antropmetrik çalışmalardır.

Bu tür ölçümler günümüzde de yaygın olarak kullanılmaktadır.
Bu sayede elbise, şapka, ayakkabı, eldiven, bina yükseklikleri, kapılar, merdiven trabzanları, tıp araç – gereçleri, otomotiv…. hemen hemen yaşamın her alanında
bu standartlar istatistik dağılım hesaplarıyla geliştirilmektedir.

Toplumların boy ortalamaları uzadıkça ve bedende organ oranları değiştikçe
standartlar güncellenmektedir. Örn. çene, el ve ayaklar küçülmekte;
gözler ve baş büyümektedir.

Kaldı ki, Arkeolojik buluntularda yapılan Fizik Antropmetrik ölçümler ile
tarihsel zamanlarda farklı ırkların yaşam alanları, göçleri, kaynaşmaları…
inceleme aracıdır.

Tabii bunlar bilimsel bilgilerdir.
Biraz – epey matematik ve muhakeme… ister, zahmetlidir; ezberle olmaz..

Okullarda Arapça, Sier, Fıkıh, Ahlak-Din Kültürü (??!!).. Felsefe – Mantık – Matematik – Yabancı diller – Sanat – Estetik’in önüne geçerse,
böylesi sorgulamayan bağnaz (fanatik) kafalar yetişir.

O kafalar ki; Afganistan’da heykeleri parçalayan anlayıştan daha vahşi
ve ilkel biçimde heykellerin kafaları “Allahu ekber” nidaları eşliğinde kesilir!.

  • Türkiye,
    – insanlık tarihinde ender görülen bir dinci karanlığa ve
    – etnik boğazlaşmaya sürükleniyor..

Başlıca ağır vebal de AKP ve Başbakan RT Erdoğan’ın omuzlarında..

Tarih, Başbakan RT Erdoğan‘ı ne yazık ki bu yönleriyle de kaydedecektir.

***************

Meslektaşımız, gerçek yurtsever ve devrimci, yurt savunmasında tıbbiyeye ara veren 20’li yaşlarında bir öğrenci kahraman, 1933 Üniversite Reformu‘nun mimarı,
Mustafa Kemal Paşa ile Sofra’sında yüzüne cesaretle ve edeple tartışmasını bilen ve
o Büyük Mustafa Kemal ki, kendisindeki cevher farkedilerek Milli Eğitim Bakanı yapılan bir değer… (çoğu lider bu tür davranışlar göstereni aforoz ederdi değil mi!?) olan
Dr. Reşit Galip‘i derin hürmet, şükran ve minnetle anıyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
Yozgat, 17.10.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

========================================

Resit_Galip_jpg

 

Dr. Reşit Galip Bunları Hak Etmiyor..

Mustafa_Gazalci

Mustafa GAZALCI

Atatürkçü Düşünce Derneği
Bilim Danışma Kurulu ve Yazı Kurulu Üyesi

 

 

Başbakan, 8 Ekim 2013 tarihli partisinin grup toplantısında yine esti yağdı.
Gerçekleri çarpıttı. Eski Milli Eğitim Bakanlarından Dr. Reşit Galip’i, “Türkçe ezan zulmünün mimarlarından”, “insanları kafataslarına göre sınıflandıran anlayışı destekleyen sözüm ona bir bilim insanı” olarak tanıttı.

Salondakiler de Başbakan’ın bu sözleri üzerine Dr. Reşit Galip’i yuhaladılar.

***

Kimdir bu “zulümcü”, “kafatasçı” olarak tanıtılan Dr. Reşit Galip, ne yapmıştır?
O’nun kim olduğunu, neler yaptığını anlamak için “Atatürk’ün ‘Fikir Fedaisi’
Dr. Reşit Galip” adlı yapıta bakalım: (*)

. Dr. Reşit Galip; 1893 yılında Rodos’ta doğdu.

. Liseyi İzmir’de okudu,1911’de İstanbul Tıp Fakültesine girdi, öğrenciyken çıkan Balkan ve 1. Dünya Savaşı’na gönüllü olarak katıldı, Kafkasya cephesinde savaştı,
daha sonra İstanbul’a dönerek okulunu bitirip doktor oldu.

. Köycülük Derneği’nde çalıştı, gelişmenin köylerden başlamasını savundu.
Bu yüzden adı “Köycü Galip” e çıktı.

. 1923’te Mersin’de serbest doktorluk yanında, aynı zamanda Türk Ocağı Başkanlığı, Ticaret Lisesinde öğretmenlik yaptı, Mersin gazetesinde başyazılar yazdı.

. 1925’ten sonra üç dönem Aydın Milletvekilliği, iki yıl İstiklal Mahkemesi üyeliği yaptı.

. CHP Genel Yönetim Kurulu üyesi olarak, partinin gençlik, eğitim, Halkevleri, Türkçe çalışmalarını yürüttü.

. Dolmabahçe’deki bir yemekte zamanın Milli Eğitim Bakanını sert bir dille eleştirince, Atatürk, “Yoruldunuz, biraz dinlenin..” diyerek sofradan ayrılmasını istedi.

Dr. Reşit Galip, “Burası sizin değil, milletin sofrasıdır,
herkes gibi benim de oturma hakkım var.” diyerek kalkmadı.

.Bu olaydan kısa bir süre sonra 1932 yılında, Atatürk’ün önerisiyle Milli Eğitim Bakanlığına getirildi. Rahatsızlığı nedeniyle bakanlıkta 11 ay kaldı.

. 1933’te İstanbul Üniversitesi reformunu gerçekleştirdi,
okullarda okunan Andı kaleme aldı.

. Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu çalışmalarına katıldı.

. 1934 yılında daha 41 yaşındayken öldü, öldüğünde cebinden 5 lira çıktı.

***

Dr. Reşit Galip hakkında söylenenler                              :

Atatürk     :

  • “O hem doktordur, hem hukuk doktorudur, hem siyaset doktorudur,
    hem edebiyat doktorudur ve güzel arkadaştır.”

Hasan Âli Yücel: “Sapına kadar devrimciydi…
Bizzat yüzüne tenkit ettiği Atatürk’ün devrimci ruhuna, hayatın her anında sadık kaldı.”

Saffet Arıkan: Dr. Reşit Galip, Cumhuriyet Türkiye’si tarihinde,
adı daima sevgi ve saygı ile anılacak bir devlet ve fikir adamıdır.”

Yunus Nadi: “Dr. Reşit Galip, bir çalışma örneği olarak daima gözlerimizin önünde yaşayacaktır.”

***

Cumhuriyete, dilimize, tarihimize, eğitimimize kısacık yaşamında bunca hizmeti olmuş bir değerin yeni kuşaklara zulümcü, kafatasçı olarak tanıtılması ne kadar acı.

Aslında Cumhuriyet’e, Atatürk’e doğrudan söz söyleyemeyenler,
dolaylı olarak O’nun değerlerlerine saldırıyorlar.

***

  • Andın kaldırıldığı, türbanın devlette, okullarda özgür olduğu gün
    Dr. Reşit Galip de “zulmün mimarı, kafatasçı” olarak tanıtıldı.

Kalıcı olan yalanlar değil, gerçeklerdir.

* Yener Oruç, Atatürk’ün Fikir Fedaisi Dr. Reşit Galip,
Günümüz Gözüyle, Gürer Yayınları, 3. Baskı 2008

AKP Andımız’dan Ne İstiyor?

Dostlar,

Üstad Prof. Ataol Behramoğlu‘nun “AKP Andımız’dan Ne İstiyor?” 
başlıklı yazısını, İmir’den sevgili meslektaşımız Dr.Ceyhun Balcı‘nın sunuşu ile paylaşmak istiyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
13.10.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

====================================

“AKP Andımız’dan Ne İstiyor?” 

Ataol Behramoğlu yazısına Andımız’ı ve elbette yazarı Dr Reşit GALİP‘i konu etmiş.
Dr Reşit Galip’e saldırının bir iyi yanı O’nu daha iyi tanıma fırsatı yaratmış olmasıdır.

O, yalnızca Andımız’ın yazarı değildir.
Hatta, Andımız yaşamı boyunca verdiği ürünler arasında son derece alçakgönüllü bir ayrıntıya denk düşer.

Köycü Dr. Reşit Galip‘i duymuş muydunuz?

1918’de “Köycüler Cemiyeti”ni kurduğunu,
alana inerek çalışmalar yaptığını pek çoğumuz bilmiyorduk.

Faşist yaftasıyla aşağılanmaya çalışılan Dr Reşit Galip‘in bu cemiyet aracılığı ile “parasız eğitim ve sağlık hizmeti” istemine ön ayak olduğu bilgisi onun bir faşistten çok toplumcu olduğunun göstergesidir. Siyaset jargonuna uygun deyişle Reşit Galip bir sosyalisttir. Ama, bu kimliği Osmanlı’da Türklerin ve Müslümanların geri kalmışlığına odaklanmasına engel değildir. Daha fazlasını öğrenmek ve özümsemek için bir de okuma önerim var!

Atatürk’ün Fikir Fedaisi Dr Reşit Galip’i günümüz gözüyle Dişhekimi dostumuz
Yener Oruç kitaplaştırmış. Gürer Yayınları’ndan (2007) çıkan bu değerli yapıt
hiç olmazsa bugün hak ettiği ilgiyi görmeli!
Dr Reşit Galip gerçek anlamda anlaşılırsa, O’ndan ne istendiği de algılanmış olacaktır!
İşte Ataol Behramoğlu’nun yazısı!
Dr. Ceyhun Balcı
İzmir Tabip Odası Genel Sekreteri
*****

AKP Andımız’dan Ne İstiyor? 

portresi2

 

Ataol Behramoğlu

 

 

İlkokul çağlarımızdan bugünlere, hemen hepimizin aklında Andımız’dan bir şeyler kalmıştır.
Belleğimi yokladım, eksiksiz orada duruyor…
Peki, çocukluğumuzda her okul sabahı bu sözleri yinelerken anlamlarını
düşünür müydük?
Sanmıyorum.
Buna karşılık o erken sabah saatlerinde bir ağızdan haykırırcasına seslendirdiğimiz
bu sözlerde, anlamlarından çok, onları birlikte söylüyor olmamızın coşkusunu duyumsardık.
Sonrasında da bir anda havalanan bir kuş sürüsü gibi sınıflara dağılır,
derslerimize canlılıkla başlardık.

  • AKP yönetimi şimdi çocuklarımızın elinden bu yaşama sevincini,
    birlikte olma coşkusunu çekip alıyor.

Tıpkı giysi özgürlüğü gibi, herkes ne istiyorsa, olanakları neye yetiyorsa onu giyinsin, kendi andı neyse içinden onu söylesin demeye getiriyor…
Tabii bu sözde özgürlükçü, aslında yasakçı yönetimin, bununla yetinip
burada duracağına inanıyorsak…

***

Andımız “Türküm” diye başlıyor. 

Ben hiçbir çocukluk arkadaşımın bu sözcüğü söylemekten tedirginlik duyduğunu anımsamıyorum.
Çünkü bir ağızdan söylediğimiz bu sözcükte, tıpkı siyah okul önlüklerimiz,
beyaz yakalarımız gibi, yoksuluyla varsılıyla, hepimizi birleştirici, eşitleyici bir şey vardı…

AKP yönetimi önce giysi özgürlüğü görüntüsü arkasında, bu birlikteliği, bu eşitliği kaldırma yönünde bir adım attı.
Asıl amaç ise, birkaç gün önceki türban özgürlüğü yasası ile daha iyi anlaşılıyor,
belli ki, dinsel anlam taşıyan giyim kuşamı ilkokullara kadar yaygınlaştırmak

Andımız’ın ortadan kaldırılmasıyla da bir boşluk oluştu.

Bu boşluk da, kuşkumuz olmasın (akıl sahibi herkes bunu zaten görüyor), dinsel içerikli sözlerle, dualarla doldurulmak istenecektir.
En azından amaç budur.

  • İlkokullardan başlayarak bütün okullarımızın imam giysili din dersi öğretmenlerinin hutbeleri ve öğrencilerce de tekrarlanacak dua ve öğütleriyle açılacağı, bunların her gün tekrarlanacağı günler de uzakta değildir. 

Gelmiş geçmiş en büyük demagog, bunu da “Cumhuriyetin esasına dönüş” olarak adlandıracaktır.
Tıpkı ihanet ettiği hocasının, pervasızca ve utanmazca,
Atatürk yaşasaydı bizim partiye girerdi” demesi gibi…

***

Çok sever göründükleri Âkif’in ürünü İstiklal Marşımızda, Andımız’dakinden çok daha fazla tartışılacak sözler vardır.
İlle de herkesin dindar ve Tanrı tanır olmadığı, olmak zorunda da bulunmadığı günümüz Türkiye’sinde, “Hakk’a tapmak” kavramı kuşkusuz ki herkesçe benimsenmeyecektir.
“Kahraman ırk” sözü de böyle bir şeydir. Irk kavramı ulus kavramıyla bağdaşmadığı gibi, aynı ırktan bile olsalar (ne demekse bu?) kahramanlık kavramıyla söz konusu ırkı
yan yana getirmek istemeyecekler de olabilecektir.

Fakat herkes bilir ki İstiklal Marşımız çok özel koşulların ürünüdür.
Onu bir ağızdan söylerken, tıpkı Andımız’ı bir ağızdan söyleyen çocuklar gibi, sözcüklerin anlamlarını irdelemekten çok, bir ulusa ait olmanın, omuz omuza birlikteliğin coşkusunu duyumsarız…

Bu nedenle AKP (daha doğrusu buyruk verme konumundakiler),

  • Andımız gibi, eninde sonunda, İstiklal Marşı’na da el atacaklardır. 
  • Çünkü içerik konusu bir yana, onun bütünündeki ve birlikte söylenişindeki
    ulusal birlik duygusuna ve coşkusuna da yabancı ve düşmandırlar

Özetle, bu siyasal iktidar için önemli olan

  • Türkiye’nin ulusal birliği değil, İslam ümmetinin bir parçası olmasıdır.
  • Biricik amaçları, ulusu ümmetleştirmektir

***

AKP ANDIMIZ’DAN NE İSTİYOR?

Bu nedenle bu konudaki sorun, ulusal andın sözlerinin şu ya da bu yana çekilerek yorumlanıp eleştirilebilecek olması değil, AKP’nin onu hangi amaçla,
neden kaldırdığıdır.

Bugünkü siyasal iktidar tarafından ulusal andın kaldırılmasını, andın şu ya da bu yönden içeriğine takıldıkları için alkışlayan ya da bunda sakınca görmeyenler,
ya

bu iktidarın her anlamda ve her alanda ülkeyi bölüp parçalama amacının

yeterince farkında değiller, ya da bunda da bir sakınca görmüyorlar demektir…