O HEP ANKARA’DA OLACAK… OLMALI… 

O HEP ANKARA’DA OLACAK… OLMALI… 

Dr. Noyan UMRUK

27 Aralık tarihi, Ulusumuz ve Cumhuriyet tarihimiz açısından son derece önemli bir tarih… Bundan 101 yıl önce 27-Aralık-1919’da Ulu Önder Atatürk Samsun’dan başlayan Anadolu yolculuğunu Ankara’ya gelerek tamamladı.

Kutsal ulusal kurtuluş savaşımızın Ankara’yı karargâh kılıp, merkez aldığı bugün, yıllardır, bir yandan O’nun Harbiyelilerinin tam teçhizatlı olarak Ankara caddelerinden Anıt Kabir’e, O’nun huzuruna yaptıkları koşu, öte yandan Seymen’lerinin, O’nu, gelişinde karşıladıkları Çankaya sırtlarında döndükleri Ankara zeybeğiyle coşku ile kutlanır… Ve de mazlum bir milletin şahlanışının, diğer mazlum milletlere örnek oluşunun tarihi ve muhteşem bir simgesi olarak kutlanmalı…

1919 yılında Anadolu’daki manzara genel hatlarıyla şöyleydi: Orta Anadolu’daki bir avuç toprak parçası dışında Anadolu, dönemin emperyalist güçlerince paylaşılmıştı… Hükümet Merkezi İstanbul işgal altındaydı ve Yunan orduları durmadan İç Anadolu’da ilerliyordu.. Ülkenin her bir yanından işgalci güçlerin yaptığı zulme ilişkin acı haberler geliyordu… Fakat bu haksızlık, bu zulüm bir büyük Ulusa yapılmaktaydı ve aynı Ulus, işgalci güçlere yem olamayacak kadar onurluydu ve şanlı bir geçmişe sahipti… Nitekim Batı Anadolu’da Efeler ve Zeybekleri, Güney’de, Güneydoğu’da ve Doğu Anadolu’da yerel milisler işgalci güçlere karşı tüm güçleriyle direniyor ve bu ağır cezanın hiçbir şekilde hazmedilemeyeceğinin işaretlerini veriyorlardı… Bağımsızlık kaçınılmazdı… Fakat bunu yerel milislerle ve yerel çarpışmalarla başarmak bir o kadar güçtü… Milli Mücadeleyi Ulusal Kurtuluş Savaşına dönüştürecek ve yerel güçleri toparlayacak bir lider, bir Önder gerekiyordu…

İşte bu Önder, 27 Aralık 1919’da Dikmen sırtlarında Millî Mücadelenin kutsal projesiyle bozkırın ortasında, Ankara’da bir güneş gibi belirdi…

Ankaralıların “Kızılca Gün” dediği bu tarihsel günde, Ankara’nın köylerinden kasabalarından akıp gelen binlerce atlı ve yaya Seymen ile Ankara halkı Büyük Önder’i Dikmen Sırtlarında bağrına bastı… Şaşıran ve duygulanan Ulu Önder’in “Merhaba Efeler! Niye zahmet ettiniz, neden geldiniz?” sorusuna Ulu Önder’in etrafında çember olan Seğmenler hep bir ağızdan

  • “Uğrunda Ölmeye, Millet yolunda kanımızı akıtmaya geldik Paşam!”

diye yanıt verdiler…

Ulu Önder “Fikrinizde sabit misiniz?” diye yeniden sorduğunda;

Seğmenler büyük bir kararlılıkla “Ant olsun!” diyerek karşılık verdiler…

Bunun üzerine gözleri yaşaran Mustafa Kemal Varolun Yiğitler!” diyerek şükranlarını bildirdi… Peşi sıra davullar, zurnalar çalınmaya başladı… Ve uzun yıllardır semalarına kara bulutların çöktüğü, umutların tükendiği Anadolu’da, zeybekler yeniden dönülmeye başlandı.

Silindi mi maşrapamın kalayı 
Dizildi mi Seğmenlerin Alayı
Düşmanları öldürmenin kolayı
Koç gibi meydanlarda dönenlerdeniz
Biz Vatan uğruna ölenlerdeniz

Ankaralılar ve Seğmenler binlerce yıllık Oğuz Türkleri geleneğinde olduğu gibi Seğmen Alayı tertip ettikleri 27 Aralık 1919’da yeni Önderini böyle seçmiştir… Atatürk’ün karşılandığı 27 Aralık’ta düzenlenen “Seğmen Alayı” basit bir karşılama töreninden öte, ülkeyi içinde bulunduğu karanlıktan kurtaracak yeni bir liderin, dağınık olarak sürdürülen Millî Mücadele hareketini şahsında toplayacak Önder’in, Ankara halkı ve Seğmenler tarafından seçilmesidir… Bu sivil oluşum ve tarihte eşine az rastlanır bu halk desteği, Millî Mücadeleyi taşıyacak olan Ulu Önder’e ve Kuvayı Milliyecilere olağanüstü bir moral güç vermiştir… Ve Ankara bundan böyle yüzyıla damgasını vuracak olan ve dünyadaki bütün ezilmiş halklara bir model oluşturacak Ulusal Kurtuluş Savaşımızın merkezi durumuna gelmiştir.

Nitekim Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk Ankara’da karşılanışını şöyle anlatır:

 “Ankara’ya ilk kabul olunduğum gün (27 Aralık 1919), sadece bir vatandaş, ulusun bir bireyi idim. Hiçbir sıfatım, salahiyetim ve unvanım yoktu. Böyle olmakla beraber Ankara ve havalisi tamamıyla çocuklarıyla, kadınlarıyla, ihtiyarlarıyla beraber Ankara şehrinden Dikmen Tepesine kadar bütün sahrayı doldurmuş ve beni karşılamıştır. İstasyondan Hükümet dairesine kadar uzayan caddenin iki tarafı eski Türk kıyafetine girmiş, bıçakları ve tabancaları ellerinde Ankara gençleriyle (Seğmenleriyle) dolmuştu. Seğmenler ve onlarla beraber bütün halk:

  • “Vatanı ve milleti düşmandan kurtarmak için hepimiz ölmeye hazırız, emrinizi bekliyoruz” diye bağırıyorlardı…

O zaman Ankara İstasyonu işgalci subay ve askerlerin işgali altında bulunuyordu. O güne kadar Ankaralıları ölü ve Ankara’yı bir harabe zanneden bu yabancılar, bu heyecan dalgası karşısında çok şaşırmış, kaygılanmışlardı…”
***


O, hep Ankara’da olacak… Olmalı… 

*Bu yazıda Ankara Kulübü’nün “Ankara’nın Başkent Olma Nedenleri” başlıklı 2015 tarihli anonim bir makalesinden yararlanılmıştır…