4 Şubat 2016 Dünya Kanser Günü

4 Şubat 2016 Dünya Kanser Günü

“Dünya Kanser Günü” her yıl 4 Şubat günü Kanserle ilgili farkındalık ve bilinç düzeyinin artmasını sağlamak, kansere karşı savaşımda önemli bir adım olan doğru bilinen yanlışlardan kurtulmak ve doğruların herkese ulaşmasını hedeflemek amacıyla dünya genelinde değerlendirilmektedirr.

Kanser; bedendeki hücrelerin anormal biçimde bölünüp çoğalmasıyla bulunduğu ve yayıldığı organların – dokuların işlevlerini yapmasını engelleyen, ülke sınırı ve toplumsal konum ayrımı gözetmeden her ülke ve her yaşta görülen bir hastalıktır.

Kanser, dünyada ve ülkemizde ölüm sıralamasında kalp ve damar hastalıklardan sonra 2. sırada gelen önemli bir Halk Sağlığı sorunudur. Dünya genelinde giderek artan bir hastalık olan kanser, toplumlarda önemli bir sosyoekonomik yüke, kişilerde de maddi ve manevi yitik ve çökkünlüklere  yol açmaktadır. Ek olarak, kanserin önemli bir bölümünün önlenebilir olması,
bu konuya verilen önemin de giderek artmasına yol açmıştır.

Her yıl 14 milyon kişinin yakalandığı kanser, zengin – fakir ayırımı yapmaksızın tüm ülkeleri, yaş, cins, dil, din, ırk ayırmaksızın tüm insanları etkilemektedir. Yıllık kanser ölümleri 8 milyon olup, erken tanı ile bunun yarısının önlenmesi olanaklıdır.

Türkiye’de kanser görülme sıklığı AB ülkeleri ve ABD gibi gelişmiş ülkelerden azdır . Erkeklerde en sık görülen kanser türleri akciğer ve prostat olup, tütüne bağlı kanserler erkeklerde önemini korumaktadır.

En son istatistiklerimize göre ülkemizde bir yıl içinde yaklaşık 174 bin kişiye
kanser tanısı konulmaktadır. Erkeklerde tütün ve tütün ürünlerine bağlı kanserler arasında
doğrudan tütün ve tütün ürünlerine yüklenen olgu sayısı 30.779’dur (tüm erkek kanserlerinin %30’u). Türkiye’de 2013 yılında yaşa standardize kanser hızı erkeklerde yüzbinde 267,9 kadınlarda ise yüzbinde 186,5’tir. Toplamda kanser insidensi ise yüzbinde 227,2’dir.

Yüz akciğer kanserinden 90’ının nedeni sigaradır!

Kadınlarda en sık görülen meme kanseri, her 4 kadın kanserinden biridir.
Son Bir yılda 17.531 kadına meme kanseri tanısı konulmuştur.
Tiroid kanseri kadınlarda en sık görülen ikinci kanserdir.

Çocukluk çağı kanserlerinde ise lösemi en sık görülen kanser türüdür.
Gençlerde ise (15-24 yaş dilimi erkeklerde testis kanseri,
kadınlarda ise tiroid kanseri ilk sıralardadır.

Uluslararası Kanser Savaş Örgütü (UICC; International Union for Cancer Control) tarafından bu yıl yayımlanan bildiride kanserle savaşım için Dünya genelinde yapılması gerekenler ve bu önemli noktalar şöyle belirtilmiştir :

Sağlıklı Bir Çevre Oluşturulabilir..

Tüm işyerleri sağlıklı yaşamı benimsemeye yönelik çalışanlarını güdüleyici (motive edici) program ve politikalar uygulayabilir. Yüzde yüz dumansız işyerleri oluşturmak ve
sigarayı bırakma araçlarına bilgi ve erişim sağlamak gibi önlemler, sağlıklı – güvenilir besinlere erişimin sağlanması, işe gidiş gelişlerde fiziksel aktiviteyi teşvik etmek,
işyerlerinde fiziksel aktiviteleri artırmak, daha sağlıklı iş gücü için etkili bir yoldur.

Kişiler ve toplumlar, yaygın kanser türlerinin en az üçte birinin

– daha sağlıklı bir beslenme sağlanması,
– fiziksel etkinliğin artırılması ve
– alkol kullanımının azaltılması ile önlenebileceği konusunda bilgilendirilmelidir.

Sigara da eklendiğinde kanserden korunma oranı %50’ye ulaşmaktadır.
Ayrıca UV (ultraviyole) radyasyondan korunma, mesleksel ve çevresel karşılaşmaların (maruziyetlerin) önüne geçilmesi ile kanser yükü daha da aza indirgenecektir.

Türkiye’de tütün ve obezite eylem planları, çok başarılı sonuçlar ile hızla sürmektedir.
Bu programlara ek olarak kanser özelinde Türkiye Radon Haritalandırma ve Eylem Planı gibi yeni programlar da başlatılmıştır.

Kanser Önlenebilir..

Kanser %90 çevresel %10 oranında ise kalıtsal (genetik) etmenlere bağlıdır.
Çevresel etmenler arasında tütün, alkol, obezite ve enfeksiyonlar ilk sıralardadır.
Dünyada her geçen gün daha çok insan tütün ve ürünlerine, hareketsiz yaşam biçimine
ve yanlış beslenme gibi kanserin en önemli risk etmenlerilerine sunuk (maruz) kalmaktadır. Küresel olarak tütün kullanımı hala en önemli risk etmeni olup,
her yıl 5 milyon kanser ölümünün ve tüm kanser ölümlerinin %22 sinin sorumlusudur.

Erken Tanı Yaşam Kurtarır!

Kanser türlerinin uyarılarını erken belirleme, bulgularını araştırmak ve ileri inceleme için hastaların sevk edilmesi erken tanı olanağını atırmaktadır. Bu nedenle, kanserde erken tanı programları toplumun, sağlık çalışanlarının ve politika oluşturucularının bilgisini artırmayı hedeflemeli; erken tanı olanakları hakkındaki farkındalığı artırmalıdır. Ülkemizde meme,
kalın bağırsak ve rahim ağzı kanserleri için toplumun kaynaklarına ve hastalık yüküne uygun olarak tarama programları yürütülmektedir. Bir tarama programının başarıya ulaşabilmesi için toplum tabanlı olması ve hedef nüfusun %70’ni kapsaması gerekmektedir,

Sağlık Bakanlığı, toplum tabanlı kanser taramalarına yönelik Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) birimlerini ülke genelinde yaygınlaştırmaktadır. Yeni KETEM’ler olabildiğince hastane dışında, ulaşımı daha kolay Sağlıklı Yaşam Merkezi biçiminde planlanmaktadır. Tarama oranları yeni KETEM’lerle birlikte giderek artmaktadır.

Kişiler bedenleri hakkında bilgi sahibi olmalı, olağan dışı bir değişikliği erken fark etmeleri için teşvik edilmelidir. Sağlık çalışanları ve toplum, erken tanının değeri hakkında eğitilmelidir. Çünkü erken tanı, sağaltımın (tedavinin) başarılı olması adına atılan ilk ve en önemli adımdır.

Kanser ile mücadele kanser kayıtçılığından tedavi ve palyatif bakıma dek uzanan geniş bir yelpazeden oluşan oldukça karmaşık bir süreçtir. Ulusal ve uluslararası alanlarında uzman
bilim insanlarına danışarak oluşturulan yeni tasasrımların (projelerin) ve gözden geçirilen (revize edilen) “Ulusal Kanser Kontrol Programımızın” başarıları temelde halkımızın ve sağlık personellerimizin farkındalığının arttırılmasına bağlıdır. Bu gün de şüphesiz ki bu konuda en önemli fırsatlardan biri olup, kanserle mücadelede daha güzel başarılara imza atmamız ümidiyle “Dünya Kanser Günü” nü değerlendirmek uygun olur.

*****
Dostlar,

Tütün ve ürünleri kullanmamak ve pasif duman solumamak, toplamda 100 birim
kabul edilebilecek kansere yakalanma riskini 30-35 puan düşürmektedir. Bu muazzam bir kazanımdır.. Tek başına bu risk etmeni, toplam kanser riskinin neredeyse 1/3’üdür.

Buna ek olarak düzenli ve uygun beslenme, obes olmama, düzenli fiziksel egzersiz yapma, alkolde sosyal içiciliği aşmama, UV’den korunma.. gibi önlemlerle de benzer oranda riski azaltma lanaklıdır.

Yukarıdaki 2 paragrafta belirtilen kurallara uyum, kanser riskini hemen hemen 2/3 azaltmaktadır. Kalan 1/3 oranındaki risk ise düzenli taramalar, erken tanı amaçlı girişimler (kadınlarda ve erkeklerde kolonoskopi, kadınlarda mammografi ve pap smear, erkeklerde PSA gibi) ile eren tanı konması durumunda etkili sağaltım yapılabilecektir.

Öte yandan, kanserin çok büyük oranda ÇEVRESEL ve POLİTİK BİR HASTALIK olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla sağlıklı – güvenili – yaşanabilir bir sürdürülebilir çevre
(Anayasa md. 56) yaratmak başlıca savaşım aracı ve hedef olmalıdır.
Bu da ancak ülkesel ve küresel ölçekte makro çevre politikalarıyla olanaklıdır..

 

 

 

 

 

 

En başlarda da çevreye en ağır yükü oluşturan anlamsız – gereksiz -akıl dışı aşırı nüfus artışı gelmektedir. Türkiye ve Dünya, HER AİLEYE 1 ÇOCUK ölçütünü hızla benimsemelidir.

Sevgi ve saygı ile.
7 Şubat 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

 

İstanbul’da rekor nüfus artışı


Dostlar
,

Türkiye -ve dünya- nüfusu hızla ve tehlikeli biçimde, denetimsiz büyümeyi sürdürüyıor.

BM nüfus Fonu’nun (UNFPA)
 verilerine göre, 2011 yıl ortasında (1 Temmuz)
Dünya nüfusu 7 milyarı aştı!

Bu büyüklükte bir nüfus, Dünyanın eldeki kaynaklarıyla destekleyebileceği bir nüfus değil!

Bu noktada hemen tüm uzmanlar uzlaşmakta.
Dünya kaynaklarının ekolojik bağlamda çöküş – iniş aşamasında olduğu
kabul edilmekte.

BM raporlarında (Millenium Echosystem Assessment) son 50 yılda çevreye verilen zararın tüm geçmiş zamanların birikimini aşkın olduğuna gönderme yapılmakta.

Dünya nüfusu her yıl yaklaşık Türkiye nüfusunca büyümekte!
Bu rakam yaklaşık 80 milyon ve yaklaşık %o 11 düzeyinde nüfus artış hızına
denk düşüyor.

Türkiye ise yaklaşık % 1,68 düzeyinde bir nüfus artış hızına sahip. Bu rakam, Dünya verisinin 1,5 katı. Ne yazık ki TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) bu rakamı % 0.35 eksikle %1,33 olarak vermekte! Bu ciddi hatanın eleştirisi bu sitede gerekçeli ve sayısal verilerle yapılmış ve TÜİK yanıt vermeye çağrılmıştı tarafımızdan.. Ancak günümüze dek henüz hiç yanıt yok..(http://ahmetsaltik.net/wp-admin/post.php?post=11522&action=edit, 1.3.13)

İstanbul, durdurulamayan aşırı nüfus artışı ile son derece ciddi bir sorun kaynağı.
Öyle övünülecek bir yanı ise kesinlikle yok.

TÜİK, Türkiye nüfusunu da doğru veremiyor.. Ciddi hatalar ve çelişkiler içeren sayılar yayımlıyor. Gerçek nüfus 83 milyon dolayında iken, yaklaşık %10 eksik veriliyor.
Sn. Prof. Dr. D. Ali Ercan‘ın ve bizim bu sitemizde sorunu irdeleyen epey yazımız var.
Mart 2014’te yerel seçimler gündemde ve Yüksek Seçim Kurulu, TÜİK verilerine dayalı olarak sandık seçmen listelerini hazırlayacak.. Gerçek nüfusun bilinmesi yaşamsal önemde!

Sonuç olarak; Türkiye artık bir anti-natalist nüfus – demografi politikası belirlemek zorunda. Nüfusunun sayısa öngörüleri yanı sıra niteliği, ülkeye dağılımı, kır- kent oranları vb. sosyal – ekonomik – politik demografik karakteristiklerini de öngörmeli.

  • “Her aileye 1 çocuk!” ilkesi dünyada ve Türkiye’de benimsenmeli.
    Başbakan, her aileye 3-5 çocuk, nüfus yaşlanıyor.. vb. derin ve
    hiçbir bilimsel temeli olmayan yanılgılardan kendisini kurtarmalıdır.
  • Unutulmasın : Çocuklarımızın geleceğini çalmaktayız!

Sevgi ve saygı ile.
16.9.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=============================================

İstanbul’da rekor nüfus artışı

Nüfusuyla 122 ülkeyi geride bırakan İstanbul’un son 4 yıldaki nüfus artışı,
Türkiye’deki 64 ilin nüfusundan daha çok  oldu.

Nüfusuyla Yunanistan, Tunus, Portekiz, Küba, Belçika, İsveç, Çek Cumhuriyeti, Belarus, Macaristan ve Tunus’un da aralarında bulunduğu 122 ülkeyi
geride bırakan İstanbul, son 4 yılda nüfusuna 1 milyon 157 bin 576 kişi ekledi. Türkiye İstatistikKurumu (TÜİK)verilerinden yaptığı hesaplamalara göre,
İstanbul’un 4 yıldaki nüfus artış miktarı, ülkedeki 64 ilin nüfusundan daha çok oldu.

İstanbul’un, 2008-12 döneminde yıllık ortalama nüfus artışıyla, nüfusuna her 4 ayda bir Tunceli, 5 ayda bir Kilis, 6 ayda bir Gümüşhane ve 7 ayda bir Artvin eklendi.
Aynı dönemde Ankara ise yıllık ortalama 104 bin 150 kişilik artışıyla Tunceli ve Bayburt’un nüfusundan fazla arttı. 2008-12 döneminde Ankara’nın nüfusu 416 bin 603, Antalya’nın nüfusu 233 bin 262, Şanlıurfa’nın nüfusu 187 bin 851,
Gaziantep’in nüfusu 187 bin 335, Bursa’nın nüfusu da 180 bin 208 kişi arttı.

Oransal olarak en çok Antalya’nın nüfusu arttı

Oransal olarak bakıldığında ise nüfus artış hızında başı Antalya çekti.
Antalya’nın 2008-12 yılları arasında nüfusu % 12,54 oranındayükseldi.

13 ilin nüfusu düştü

2008-12 döneminde Yozgat, Ardahan, Çorum, Kars, Zonguldak, Kırıkkale, Sivas, Kırşehir, Giresun, Tokat, Amasya, Tunceli ve Kastamonu’nun nüfusu geriledi. (AA)

BESİN KRİZİ KAPIDA MI?!

 

Dostlar,

Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan hocamızı yakından tanıyor bu site okuyucuları.

Sayın Ercan Nükleer enerji uzmanı ve bu konulara haliyle çok duyarlı.

“Çevre ve Enerji” başlıklı konferansının yansılarını bu sitede 22.1.13 günü yayımlamıştık. Bu yansıların özenle, bir kez daha izlenmesinde yarar görüyoruz.

Aşağıda yer verdiğimiz Sayın Ercan’ın yolladığı yazı da bu tezleri desteklemekte..

  • Nüfus artışı ve Küresel İklim Değişikliği artık alarm vermekte..
  • Böyle giderse AÇLIK KRİZİ felaketi kapımızı çalıyor..

Türkiye buğday bile ithal eder durumda!

Bilgiye sunalım :

Dünya Felaketler Raporu / BBC                                :

Ø1 milyar insan yetersiz besleniyor (AÇ!).
ØBu sayıyı aşkın insan aşırı kilolu.
ØUluslararası Kızıl Haç ve Kızıl Aylar Federasyonu’nca yayımlanan raporda,
Dünya nüfusunun yaklaşık % 15’inin (1040 milyon!) açlıkla karşı karşıya oldukları belirtildi.
ØBu sorunu oluşturan nedenler :     * Aşırı nüfus artışı

     * yükselen gıda fiyatları
     * israf
     * dağıtım sorunları…
ØRaporda, Dünyada tüketilen gıdaların yarısını üreten köylülerin ciddi bölümünün açlık çektiğinin altı çizildi.
ØObesite (şişmanlık), pek çok gelişmiş ülkenin sağlık sistemine ciddi yük.
Øİngiltere’de yetişkinlerin ¼’ü, çocukların 1/10’u obez (şişman).
ØHer şey şimdiki gibi sürerse, 2030’da ABD’lilerin yaklaşık yarısının, İngilizlerin ise %40’ının obes olacağı kestiriliyor.
(BBC, 25.9.11)

Başbakan RT Erdoğan ise hala, hiç hesap kitap yapmadan,
hangi akla hizmet ettiği anlaşılmaz biçimde 4-5 çocuk yapılsın istiyor..

Bu düşüncesinin gerekçelerini içtenlikle söylese de biz de öğrensek.

Ya da bu konuda ulusal Demografi Kurultayı düzenlese de enine boyuna tartışsak.

Salt danışmanları ile yetinmese.. karşıt görüşleri de dinlese..

Ülkemize çok yazık oluyor, RT Erdoğan çok ağır tarihsel vebal alıyor..

Bir kez daha uyaralım : HER AİLEYE 1 ÇOCUK..

Ve de özyeterlik hedefli ulusal tarım politikaları!

Başka yolu yok!

Bir kez daha yüksek tonla anımsatalım :

DÜNYAYI KORKUTAN 10 TEHLİKE + Küresel Terör

§OZON KATMANININ DELİNMESİ..
§DÜNYANIN ISINMASI (KÜRESEL ISINMA – İklim değişikliği)
§NÜFUSUN HIZLI ARTIŞI ve DENGESİZ DAĞILIMI
§TEMİZ SU KAYNAKLARININ AZALMASI
§TOPRAK EROZYONU
§ASİT YAĞMURLARI
§NÜKLEER ATIKLAR ve KİRLENME
§ZEHİRLİ KİMYASAL MADDE ATIKLARI
§BALIK POPÜLASYONUNDA AZALMA
§E K O L O J İ K   G E R İ L E M E ! + T e r ö r !

Sevgi ve saygı ile.
17.3.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=======================================

BESİN KRİZİ KAPIDA MI?!


Değerli arkadaşlar, 

Küresel iklim değişikliğinin neden olduğu olumsuz koşullar karşısında, denetimsiz biçimde artmakta olan nüfusunu doyuramayan geri kalmış ülkeler büyük panik içinde.

  • Dünyada nüfus her gün 210 bin kişi artıyor!

  • Türkiye’de de nüfus her gün 3 bin kişi artıyor.

Su ve Toprak yönetimini beceremeyen ülkeler Buğday, Pirinç ve Mısır yetiştirmek için
öbür ülkelerde “toprak kiralamak” yoluna gidiyorlar. Bizde de Anadolu gittikçe kuraklaşıyor.(Küresel ısınım sonucu nornal termodinamik denge sıcaklığı 6,2 derece olan Gezegenimizin ortalama sıcaklığı 15 C dereceye yükselmiş durumdadır) Zaten çok az olan su kaynaklarımız gittikçe azalıyor. (Türkiye’de su 1000 m3/kişi/yıl düzeyindedir; yani dünya ortalamasının yarısından da az!) Afrika ülkelerinde kiralayacağımız topraklara bel bağlıyoruz. Buna karşın hala 3-5 çocuk doğumunu teşvik eden aklıevveller var bu ülkede..

Son zamanlarda değişik dernek ve kurumlarda yaptığım “Enerji ve Çevre” başlıklı  söyleşilerimde  bu konuları (Enerji, su, besin, toprak, nüfus, kriz ve kaos ve öneriler..)  işliyorum.

İngiliz gazetesi The Guardian’ın bu konudaki bir haberi aşağıdadır. æ

________________________
 

The world is closer to a food crisis than most people realise

Unless we move quickly to adopt new population, energy, and water policies, the goal of eradicating hunger will remain just that

  • Lester Brown
    • Lester R. Brown
      president of the Earth Policy Institute and author of Full Planet, Empty Plates: The New Geopolitics of Food Scarcity
    • guardian.co.uk, Tuesday 24 July 2012 12.21 BST
Algeria food riots

Food riots in Algeria in 2008. Photograph: Fayez Nureldine/AFP/Getty Images

In the early spring this year, US farmers were on their way to planting some 96 million  acres in corn, the most in 75 years. A warm early spring got the crop off to a great start. Analysts were predicting the largest corn harvest on record.

The United States is the leading producer and exporter of corn, the world’s feedgrain.
At home, corn accounts for four-fifths of the US grain harvest. Internationally, the US corn crop exceeds China’s rice and wheat harvests combined. Among the big three grains – corn, wheat, and rice – corn is now the leader, with production well above that of wheat and nearly double that of rice.

The corn plant is as sensitive as it is productive. Thirsty and fast-growing,
it is vulnerable to both extreme heat and drought. At elevated temperatures, the corn plant, which is normally so productive, goes into thermal shock.

As spring turned into summer, the thermometer began to rise across the
corn belt. In St Louis, Missouri, in the southern corn belt, the temperature in late June and early July climbed to 100F (32C) or higher 10 days in a row. For the past several weeks, the corn belt has been blanketed with dehydrating heat.

Weekly drought maps published by the University of Nebraska show the drought-stricken area spreading across more and more of the country until, by mid-July, it engulfed virtually the entire corn belt. Soil moisture readings in the corn belt are now among the lowest ever recorded.

While temperature, rainfall, and drought serve as indirect indicators of crop growing conditions, each week the US Department of Agriculture releases a report on the actual state of the corn crop. This year the early reports were promising. On 21 May, 77% of the US corn crop was rated as good to excellent. The following week the share of the crop in this category dropped to 72%. Over the next eight weeks, it dropped to 26%, one of the lowest ratings on record. The other 74% is rated very poor to fair. And the crop is still deteriorating.

Over a span of weeks, we have seen how the more extreme weather events that come with climate change can affect food security. Since the beginning of June, corn prices have increased by nearly one half, reaching an all-time high on 19 July.

Although the world was hoping for a good US harvest to replenish dangerously low grain stocks, this is no longer on the cards. World carryover stocks of grain will fall further at the end of this crop year, making the food situation even more precarious. Food prices, already elevated, will follow the price of corn upward, quite possibly to record highs.

Not only is the current food situation deteriorating, but so is the global food system itself. We saw early signs of the unraveling in 2008 following an abrupt doubling of world grain prices. As world food prices climbed, exporting countries began restricting grain exports to keep their domestic food prices down. In response, governments of importing countries panicked. Some of them turned to buying or leasing land in other countries on which to produce food for themselves.

Welcome to the new geopolitics of food scarcity. As food supplies tighten, we are moving into a new food era, one in which it is every country for itself.

  • The world is in serious trouble on the food front.

But there is little evidence that political leaders have yet grasped the magnitude of what is happening. The progress in reducing hunger in recent decades has been reversed. Unless we move quickly to adopt new population, energy, and water policies, the goal of eradicating hunger will remain just that.

Time is running out.

The world may be much closer to an unmanageable food shortage – replete with soaring food prices, spreading food unrest, and ultimately political instability– than most people realise.