Etiket arşivi: Aşı reddi

TTB Raporu : AİLE HEKİMLİĞİ; NE DEDİLER – NE OLDU?

AİLE HEKİMLİĞİ: NE DEDİLER,
NE OLDU?

Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Türk Tabipleri Birliği (TTB – Ankara Tabip Odası) meslek örgütümüzden çok değerli bir rapor daha yayımlandı. Bu rapor vesilesiyle, AKP’nin kökü dışarıda – güdümlü sağlık politikalarını irdelemek istiyoruz. 12 sayfalık özlü rapor şöyle başlıyor :
*****

Aile Hekimliği: Ne Dediler Ne Oldu?

Sağlıkta Dönüşüm Programının (SDP) önemli bileşenlerinden biri olan aile
hekimliği, yasal düzenlemeler yapıldıktan sonra 2005 yılında pilot uygulama
olarak Düzce’de başlatıldı. SDP’nin içerdiği sekiz bileşenden biri de “Yaygın, Erişimi Kolay ve Güler Yüzlü Sağlık Hizmet Sistemi” başlığı idi. Bu başlıkta 3 öge bulunuyordu:

1. Güçlendirilmiş Temel Sağlık Hizmetleri ve Aile Hekimliği,
2. Etkili, Kademeli Sevk Zinciri,
3. İdari ve Mali Özerkliğe Sahip Sağlık İşletmeleri.

Hastaneleri özerkleştirirken 1. Basamak sağlık kurumları olan Sağlık Ocaklarını
dönüştürmeyi de ihmal etmeyen SDP, aile hekimliği sisteminin 1. Basamakta yaşanan sorunları çözeceği iddiasındaydı. Ama beklenen olmadığı gibi varolan sorunlara yeni sorunlar eklendi.

Ne Dediler??

“Hastaların büyük çoğunluğunun sorunlarının 1. Basamakta çözülebilir olduğu ve hastane polikliniklerinin bu tür hastalarla dolu olduğunu biliyoruz. Sistemin etkili hale getirilmesi, hem hastanelerimizdeki gereksiz yığılmaları azaltacak ve tedavi hizmetlerinin kalite artışına hizmet edecek, hem de sağlık harcamalarındaki israfı azaltacaktır. Sevk sistemi tek yönlü bir yol
değildir. Tanı ve/veya tedavi için 2. veya 3. Basamak kuruluşlara sevk edilen hastaların çoğu, tedavinin devamı, izleme ve bakım için daha alt seviyedeki kurumlara geri gönderilmelidir. Hastaların kayıtlarını tutmakla sorumlu olan hekimin sevk ettiği hastasına 2. Basamakta verilen konsültasyon hizmetinin geri bildirimi tıbbi kayıt sistemini güçlendirecektir. Böylece bireylerin aile hekimlerince sürekli izlenmesi mümkün olabileceği gibi, kaliteden ödün vermeksizin daha kısa sürede ve düşük maliyetli sağlık hizmetinin sunumu mümkün olabilecektir.”
*****
NE OLDU ??

SDP’nin sevk sistemi iddiası çok kısa sürdü. “Hastanelerimizdeki gereksiz yığılmaları azaltacak ve tedavi hizmetlerinin kalite artışına hizmet edecek, hem de sağlık harcamalarındaki israfı azaltacak” sevk sistemi, 2007 yılındaki Genel Seçim öncesi kaldırıldı. 2008 yılı Kasım ayında Bayburt, Denizli, Isparta ve Gümüşhane gibi oldukça sınırlı nüfusa sahip illerde pilot olarak tekrar başlatılan sevk zinciri uygulaması, 15 gün sonra aile hekimliği birimlerine kayıtlı hasta sayısının çok fazla olması ve aile sağlığı merkezlerindeki işlerin içinden çıkılmaz hal alması nedeniyle ikinci kez tarihin tozlu raflarına kaldırılmış oldu.
*****
Koruyucu sağlık hizmetlerini güçlendireceği iddiasındaki SDP’nin aile hekimliği sistemi ile kızamık bağışıklama oranları %96-98 düzeyinde seyrettiği belirtilirken, 2013’te 7112 kızamık olgusu görüldü bu olguların 2931’inin aşısız olduğu ortaya çıktı. Sağlık Bakanlığı tarafından yapılması gereken aşı ile ilgili yasal düzenlemelerin yapılmaması nedeniyle “aşı reddi” sayısı giderek artarak tüm toplumu tehdit etmeye başladı. Yine, Sağlık Bakanlığı’nın pasif tutumu
nedeniyle önlenebilir doğuştan hastalıkların tanısı için kullanılan “topuk kanı” alınmasına karşıda dirençler başladı.
En önemli sağlık göstergelerinden biri bebek ölüm hızıdır. 2014 yılında doğan her bin bebekten Kilis’te 25.3’ü, Van’da 19’u, Şanlıurfa’da 18’i bir aylık bile olmadan yaşamını yitirdi. 2015 yılında benzer şekilde, canlı doğan her bin bebekten Kilis’te 25.3’ü, Şanlıurfa’da 20.1’i, Gaziantep’te 17.2’si ilk ayını bile doldurmadan yaşama veda etti..
*****
Rapor şöyle sonlandırılıyor                       :

“Hekim seçme özgürlüğü” herhangi bir bölge sınırlaması olmaksızın kişilerin aile hekimine kaydını olanaklı kıldı. Hizmet bütünlüğü ve hizmete erişim açısından olumsuzluklar oluşturan bu özgürlüğün sınırları duruma ve yere göre çizildi. İstanbul’da yaşayan bir hastanın aile hekimliği kaydının Trabzon’daki bir aile hekimine yapılması olanaklı hale geldi. Aile hekimliği sistemiyle 1. Basamak sağlık hizmetleri parçalı hale getirildi. Bu hizmetlerin bütüncül yaklaşımı parçalanarak bireysel ve toplumsal sağlık hizmeti birbirinden ayrıldı. Aile hekimliği sistemi ile oluşturulan kurumlar; sağlık hizmetlerinin planlanmasında kullanılacak verilerin elde edilemediği, kişiye yönelik koruyucu hizmetleri performans gereklilikleriyle sınırlandıran, “müşteri memnuniyeti” odaklı hale getirildi. Bu kurumlarda çalışan hekimlere bir tür “işletmeci” rolü verilmektedir. SDP ile aile hekimliği sistemi, piyasa yönelimli bir 1. Basamak hizmeti olmuştur. Böyle bir yönelimle hekimler, rekabet etmek ve “müşteri memnuniyeti”ni sağlamak zorunda oldukları, güvencesiz, kuralsız ve mesleksel bağımsızlığın tehlikede olduğu bir çalışma ortamında ayakta kalmaya çalışmaktadırlar.
*****
Dostlar,

Bu önemli ve ülkemiz sağlık tarihine not düşen rapor için TTB’ye ve emek veren meslektaşlarımıza teşekkür borçluyuz. Okunmasını, okutulmasını ve yaygın olarak paylaşılmasını dileriz. En önemlisi de AKP iktidarının, başta Sağlıkta Dönüşüm Programını başlatan ve yıllarca her tür eleştiriye gözünü – kulağını tıkayan ve militanca uygulayan eski Sağlık Bakanı, şimdilerde Başbakan yardımcısı. Prof. Dr. Recep AKDAĞ okumalı ve hiç olmazsa 15 yıl sonra, bir parça olsun serinkanlı ve nesnel yaklaşımla yarattığı enkazı görmelidir.

  • Erdoğan, –en iyimser safiyane değerlendirmemizle– bu alanda da “kandırılmaktan-üstelik en yakınındakiler tarafından..- kendini koruyamayan biri olarak, bu rapora dikkatle bakmalıdır.  Kandırılmaktan sakınmanın çaresi, karşıt içerikli eleştirilere AKP – Erdoğan’ın kulak kabartması; değişik kişi ve kurumları önyargısız dinlemesidir. AKP iktidarının ömrünü uzatmak isteniyorsa; hukuk – etik – siyasal ahlak dışı…seçim ittifakları gibi hastalıklı dayatmalara girişmeden, ürkünç (vahim) yanlışlardan dönmeye bakmalıdır.

    Dr. Akdağ, Artık hastalar memnun edilecek, müşteri olarak kabul edilecek.” buyurmuştu kökü dışarıda DB-IMF dayatması olan Sağlıkta Dönüşüm Programının 2. ayında..  (Milliyet, 26.07.2003). Bu söz, bir politikacı için yaşamının gafı sayılacak nitelikte bilimsel olarak yanlış ve halkın sağlığından yana değil küresel sermayeden yana oluş demektir. Son derece talihsizdir. AKP – Erdoğan’a en büyük olumsuz yük, Dr. Akdağ ve yürttüğü emperyal sağlık politikaları olmuştur, olacaktır. Ekim 2017’den bu yana Sağlıkta Dönüşüm Programının 2. aşamasına (!) geçildiğinden söz edilmektedir ki, bu da ŞEHİR HASTANELERİ’dir. Sitemizin manşetinde 1 Kasım 2017’den bu yana bir power point sunumumuz duruyor :
  • ŞEHİR HASTANELERİ TALANI!

    Bu sunuşu o tarihte Mülkiyeliler Birliğinde yapmıştık. 07 Mart 2017 günü Batıkent Meydan Sahnesi’nde yineleyeceğiz (duyuru posteri sitemiz manşetinde..).

Eski Sağlık Bakanı Dr. Akdağ’ın son derece talihsiz “Artık hastalar memnun edilecek, müşteri olarak kabul edilecek.” sözündeki 2 büyük hata şöyle :

1. Bakan, “hastaları memnun etmek”ten söz ediyor. Oysa asıl sağlık hizmeti, insanlar hastalanmadan önce, kişi ve toplum sağlığını koruma amaçlı verilmesi gereken koruyucu sağlık hizmetleridir. Bu hizmetler “kâr getirmezler”, bu yüzden de dünyanın her yerinde kamusal sorumluluktadır. Tedavi hizmetleri, koruyucu sağlık hizmetlerine karşın gene de engellenemeyen hastalıkların iyileştirilmesi içindir ancak ülkemizde masa tepetaklak edilmiştir. Sağlık Bakanından beklenen, bu kurgulu ve yaygın çarpıklığı kullanmak- sömürmek değil, halkın algısı da dahil, sistemi düzeltmektir.

2. Bakan Akdağ, zincirleme bir başka hata ile, “hastaların memnun edilmesini” çok kritik bir koşula bağlamaktadır : “Müşteri olarak görülmek“.. “Memnun edilmek istenen hasta”, müşteri olarak görüldüğüne göre, küresel emperyalizmin kurallarına göre “bedelini ödeyecektir”! Müşterinin tanımı böyledir; istekli olduğu mal – hizmetin bedelini ödeyen – ödeyebilecek olan kişi ancak “müşteri” liğe terfi edebilir! Bu “müşteri” ayrıca, sağlığının neden korunmadığını sormamalıdır; hastalanmadan önce koruyucu sağlık hizmetini aklına bile getirmemelidir. Kuzu kuzu “müşterileşmeli”, bedelini ödemeli ve “memnun olmaya” bakmalıdır uslu uslu. İnsan hakları Evrensel Bildirgesi’nin 25. maddesinde, Anayasa’da (md. 56), pek çok ulusal – uluslararası hukuk metninde (Avrupa Sosyal Şartı… vd.) sağlık hizmeti TEMEL İNSAN HAKKI olarak tanınmış iken; insanlar vahşice piyasalaştırılmış sağlık hizmetlerinin sömürülen müşterilerine indirgenmektedir..

  • Hak sahibi özne olarak insanlar müşterileştirilmiş, vergi karşılığında sağlık hizmeti de verme yükümlüsü Devlet ise halkın sırtında, sermayenin sopalı tahsildarlığına koşulmuştur.. Sağlıkta Dönüşüm ihaneti işte tam da budur!

Bakan Akdağ ve çalışma arkadaşlarının, AKP yönetici kadrolarının bu süreci anlamadığı, kavrayamadığı savunulamaz. Bu, o kişileri “anlama – kavrama sorunlu” olarak nitelemek olur ki, hak ettiklerini ve böyle olduğunu düşün(e)miyoruz. O zaman 2. seçenek gündemdedir : Tüm olup bitecekleri öngörerek – bilerek – anlayarak, hukuksal deyimi ile “taammüden” yapmaktadırlar. Üstelik ülkemizin “yerli – milli” uzmanlarını görmezden gelip – karalayıp; DB – IMF’nin yabancı uzmanlarının güdümünde..

Sağlık Bakanlığındaki “yeminli” kadroya gerçekte en anlamlı katkıyı, ne yazık ki “düşman” gibi gördükleri TTB vermektedir! Dr. Akdağ, Sağlık Bakanlığının kuruluş, görev, yetki, örgütlenmesini tümüyle yeniden düzenleyen 663 sayılı KHK içine saklayarak (RG 02.11.2011 – 28103, mükerrer); 663 sayılı KHK md. 58), 6023 sayılı TTB yasasının 1. maddesinden adeta cımbızlayarak “tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamakibaresini çıkarmıştı. TBMM açıktı ama bu düzenleme Yasa ile değil, Bakanlar Kurulunca, hiç de ivedi olmamakla birlikte yapılmıştı ve o gece çıkarılan 35 KHK’den yalnızca 1’i idi. Kamu yönetiminin DNA’sı değiştirilmekte idi küresel ağaların istekleri doğrultusunda..

TTB, Anayasanın 135. maddesi uyarınca kurulmuş, kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur (TBB, TDHB, TEB, TMMOB, TOBB… da). TTB, meslek üyelerinin hak ve yararlarını, disiplinini, etiğini ve HALKIN SAĞLIĞINI korumak amacıyla kurulmuştur. TTB yasasından çıkarılan yukarıda verilen altı çizili ibare, ne acıdır ki Sağlık Bakanına batmaktadır. Ne var ki bu tuzaklı ve etik dışı değişiklik, 14.2.13/30 s. kararla Anayasa Mahkemesince iptal edildi! AYM’nin bu kararı hala 6023 s. TTB yasasına işlenmiş değildir Başbakanlık Kanunlar….. Gn. Müdürlüğünce!? Niçin, bu ne hazımsızlıktır ve ilgili Gn. Md. lük görevini niçin 5 yıldır kötüye kullanmaktadır??

Bakan Akdağ, daha önce de Samsun’da “heyecanına yenilerek” (!?) “.. 2 satırlık bir yasaya bakar.. TTB vs. kapatırız olur biter..” anlamında boyunu aşan sözler etmişti. Akdağ, MÜSİAD’ın Samsun Şubesi toplantısında TTB, TDB ve TEB’i kapatmakla tehdit etmişti (TTB Tıp Dünyası, 1 Mayıs 2010, sayı 174, http://www.ttb.org.tr/TD/TD174/index.pdf).

Değerli okurlar,

Bu sorunları sitemizde yeri geldikçe zaman zaman işlemekteyiz. Günümüzde TTB, TBB…. ne savaş açmış durumda AKP iktidarı. En küçük karşıt görüşe dayanç (tahammül) yok ne yazık ki!
Bunun adı FAŞİZM! Oysa toplumsal kurumsal muhalefet, iktidarları felaketlerden korumanın ve demokratik rejimin açık sigortasıdır.

Sevgi ve saygı ile. 27 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Stockholm’de kızamık salgını

Stockholm’de kızamık salgını…
Sağlık kuruluşları alarma geçti

Stockholm’de son günlerde baş gösteren kızamık salgını sağlık kuruluşlarını alarma geçirdi.

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Halk Sağlığı Merkezi salgının göçmenlerin yoğunlukta yaşadığı Järva semtinde başladığını, yayılmasından endişe ettiklerini açıkladı. Yapılan açıklamaya göre şu ana dek 3 yetişkin ve 7 çocukta kızamık hastalığı tespit edildi.
Kızamık salgınının yaygınlaşmasının özellikle Somalili aileler arasında kızamık aşısının otizme neden olduğu söylentisinin etkili olduğunu düşündüklerini belirten Halk Sağlığı Uzmanları, ailelere çocuklarına derhal aşı yaptırma çağrısında bulundular.

Halk Sağlığı Merkezi normal hedeflerinin nüfusun %95’ini kızamık hastalığına karşı aşılamak olduğunu belirtmelerine karşın, ailelerin aşıdan kaçınmaları nedeniyle bu oranın Järva semtinde %70’te kaldığını açıkladı. Merkez yetkilileri bölgedeki göçmen dernekleri ile birlikte Somali dilinde hazırlanan görsel ve yazılı bilgilendirme kampanyasını yaygınlaştırmak için yoğun bir çalışma yürütüyor. (Cumhuriyet, 18.3.17)
==================================
Dostlar,

Umarız Türkiye için bu olay ders olur.
Stockholm, 9 milyon nüfuslu bir ülkenin (İsveç) başkentidir ve bu kentte yaşayan göçmenlerin sayısı herhalde Türkiye’de yaşan 3 milyonu aşkın Suriyeliden çok değildir! Bu göçmenlerin 2011 ilkbaharından bu yana Türkiye’de yüz bini aşkın çocukları olmuştur ve bu çocuklar 0-6 yaş diliminde olup Kızamık bakımından da tehlike altındadırlar.
Yine biliyoruz ki, İsveç’in yerleşik göçmenlerinin yaşam ve hijyen koşulları bizdekilerden iyidir. Yine de Kızamık salgını çıkmıştır Stockholm gettolarındaki Müslüman Sudanlıların çocuklarında! Üstelik kayıtlara göre %70 aşılama oranı söz konusudur.
Bir olumsuz söylem, “otizm riski” çok az eğitimli insanların kafasını bulandırmıştır.
Bu çok küçük riske karşın, şimdi kızamık ölümleri ve çok ağır komplikasyonu olan
SSPE hastalığı ile yüzyüzedirler..
Türkiye’de 2 aile çocuklarına aşı yaptırmak istememiş ve konu Anayasa Mahkemesine dek gitmişti. AYM ise anababaların itirazını yerinde görerek, zorla aşı yaptırılamayacağını, zorlamanın hak ihlali olacağına karar vermişti. AYM’nin gerekçesi Anayasanın 13. maddesi bağlamında zorunlu aşı için (Çiçek dışında) YASAL düzenleme bulunmayışı idi. Sağlık Bakanlığı ise neredeyse 2 yıldır bir yasal düzenleme yaparak çocukluk çağı aşılarını zorunlu duruma getirmedi..
Ülkemiz için büyük bir risktir bu durum. Salgın çıkmaması için risk altındaki kitlenin %85’inin biyolojik olarak aşı ile bağışık (dirençli) kılınması gerekmektedir. Kağıt üstündeki kayıt rakamlarının bir değeri yoktur. Aslolan Gerçek Biyolojik Bağışıklıktır (Real Biological Immunisation). Bu değerin %85’i aşması gerekir ki, bulaşıcı hastalık sınırlı kalarak
salgın yapamasın.. Gerçek Biyolojik Bağışıklık için gerekli aşağıdaki 5 koşulun her birinin
ayrı ayrı %95 düzeyinde yerine getirildiğini –iyimser bir senaryo olarak– varsayarsak;
şaşırtıcı biçimde, Gerçek Biyolojik Bağışıklık düzeyinin çarpıcı derecede aşağılara düştüğünü görebiliriz..

1. Aşının kuramsal bağışık yanıt oluşturma gücü (potensi)
2. Aşılanan risk altındaki duyarlı kesim oranı
3. Aşılananların bağışık yanıt verme gücü (beslenme vb.)
4. Aşının fabrikadan kişiye yapılana dek soğuk zincir koşulları
5. Aşının uygulama hataları (doz, emilim, polio aşısı sonrası tükürme/emzirme vb.)

Gerçek Biyolojik Bağışıklık =  .95 x .95 x .95 x .95 x .95 = %77,4!

Görüldüğü gibi, 5 koşuldan her birinde %5’lik “küçük” bir firenin bile birleşik (kümülatif) etkisinin hızla büyüdüğü ve Gerçek Biyolojik Bağışıklık düzeyinin %77’lere düştüğü izlenmektedir. Bu değer, salgın eşiği olan %85‘in altındadır, açıkçası salgın riski varlığı anlamına gelmektedir.
Ülkemizde TNSA 2013 verileri ile 0-6 çocuklarımızın %9,5’inde ağır – süregen beslenme yetersizliği (bodurluk!) vardır. Aşı reddi ve yukarıda listelenen öbür etmenler de dikkate alındığında, Türkiye için, aşıyla korunulabilir bulaşıcı hastalıklar açısından hatırı sayılır bir
bulaşıcı hastalıklar salgını riski söz konusudur.
Halen Sağlık Bakanlığı aşı programında 13 aşı söz konusudur.

İvedi çağrımızdır                    :

  • Sağlık Bakanlığı derhal tek maddelik bir yasal düzenleme ya da tercihan 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Yasasında bir değişiklik ya da madde eklemesi biçiminde yasal düzenleme önerisini Bakanlar Kurulu eliyle TBMM’ye sunmalıdır..
  • 2 yıla varan bir gecikme söz konusudur ve aşı dışında kimi zorunlu koruyucu sağlık hizmetlerinin de reddi biçiminde bilim dışı – kabul edilemez başkaca “genişleyen red” davranışlarının belirmesi sakıncası vardır..
  • Hemen, daha çok gecikmeden.. Bedeli ağırdır ve bu yüzden bulaşıcı hastalık salgınları çıkması, masum bebek ve çocuklarımızın ölümüdür..
  • Sorumlusu doğrudan AKP iktidarı ve Profesör çocuk hekimi Sağlık Bakanı olacaktır.

Sevgi, saygı ve KAYGI ile. 18 Mart 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com