Türkiye’de Bağışıklama Hizmetlerinin Durumu: Sorunlar Öneriler Konferansı

Türkiye’de Bağışıklama Hizmetlerinin Durumu: Sorunlar Öneriler Konferansı

Aşı ve aşılama ile tartışmaların yoğunlaştığı son dönemde Türk Tabipleri Birliği konuyu sağlık hizmetleri boyutuyla ele almak için bir konferans düzenledi. Trakya Üniversitei Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Muzaffer Eskiocak tarafından verilen “Türkiye’de Bağışıklama Hizmetlerinin Durumu: Sorunlar Öneriler” başlıklı konferans 26 Nisan 2019 günü Ankara’da gerçekleştirildi.

Prof. Dr. Eskiocak, dünden bugüne Türkiye’de bağışıklama alanında yaşanan gelişmeleri özetleyerek sağlık hizmetleri sunumunda bağışıklama hizmetlerinin planlama ve yönetiminin önemine değindi. Başta kızamık olmak üzere aşı ile önlenebilir hastalıklara ilişkin Sağlık Bakanlığı ve DSÖ verilerini paylaşan Eskiocak, bu verilere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konferansta ayrıca sağlık hizmetleri sunumunda ve Birinci Basamak sağlık hizmetleri aşamasında yaşanan sorunlar da paylaşıldı. (http://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=c159512e-6a56-11e9-be62-c74a1db01f86)
*****
Dostlar,

Trakya Üniv.  Tıp Fakültesinde uzun yılar birlikte çalıştığımız değerli meslektaşımız Prof. Eskiocak’ın çok yararlı, düşündürücü, öğretici ve yol gösterici kapsamlı sunumunu paylaşmak istiyoruz. (139 yansı.. 2,7 MB)

Lütfen tıklayınız : Muzaffer_Eskiocak_Bagisiklama_sunumu_26_Nisan_2019_TTB

Kendisine saygın emeği için teşekkür borçluyuz.

Sağlık Bakanlığını “ar-tık” daha çok oyalanmadan çocukluk çağı aşılarını zorunlu kılan yasal düzenleme bekliyoruz..

Salgınlar çıkmadan, çocuklar – bebekler ölüp engelli kalmadan, analar ağlamadan.. Lütfen!

Sevgi ve saygı ile. 10 Mayıs 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

HASUDER (Halk Sağlığı Uzmanları Derneği) Dünya Sağlık Örgütü 24-30 Nisan AŞI HAFTASI Basın Açıklaması

HASUDER (Halk Sağlığı Uzmanları Derneği) Dünya Sağlık Örgütü 24-30 Nisan AŞI HAFTASI Basın Açıklaması

24-30 Nisan Dünya Aşı Haftası olarak kutlanmaktadır. Dünyada hiçbir sağlık hizmeti, sağlıklı içme suyu ve sanitasyon dışında, bağışıklama hizmetleri kadar toplum sağlığına katkı sağlamamıştır, sağlamamaktadır. Bugün dünyada aşıların yaygın olarak kullanılmasıyla her yıl beş yaş altı 3 milyon çocuk ölümü önlenmektedir. Bağışıklama hizmetleriyle ölümü önlenen çocuklardan çok daha fazla sayıda çocuğun hasta olması ve engelli kalması önlenmektedir. Aşı, bugüne dek bulunmuş maliyet etkinliği en yüksek sağlık aracıdır. Çocuk bağışıklamasına harcanan her 1 doların sağlanan yararlar açısından getirisi 44 dolara kadar çıkabilmektedir. 2017 yılında dünya genelinde bu güne dek en yüksek aşılama sayılarına ulaşılarak 116.2 milyon çocuğun aşılandığı rapor edilmektedir. Bu başarı başta sağlık çalışanları olmak üzere, çocuklarını aşılatan anababalara bağlıdır, onları bu güzel haftada kutluyoruz.

Bununla birlikte hala 20 milyon çocuğun aşılanamadığı ya da aşıya ulaşamadığı
bildirilmektedir. Bu çocukların da aşılanmasıyla, her yıl 1.5 milyon çocuk ölümünün daha
önlenebileceği rapor edilmektedir. Ne yazık ki, aşılanamayan ya da aşıya ulaşamayan çocuklar daha çok geri kalmış, çatışma ve dezavantajlı bölgelerde yaşamaktadır. Ülkemizde halihazırda Genişletilmiş Bağışıklama Programı (GBP) çerçevesinde toplam 13 hastalığa karşı (Tüberküloz, Tetanoz, Difteri, Boğmaca, Çocuk Felci, Hepatit B, Hepatit A, Pnömokok, Hemofilus influenza tip b, Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak, Suçiçeği) Sağlık Bakanlığı tarafından aşı yapılmaktadır. GBP çerçevesinde yapılan aşıların tümü Sağlık Bakanlığınca
ücretsiz olarak yapılmaktadır. Bağışıklama hizmetleri 5 yaş altı çocuklar ve gebeler için Aile Sağlığı Merkezlerinde verilmekte iken; okul, hac ve umre aşıları İlçe Sağlık Müdürlükleri ve Toplum Sağlığı Merkezleri tarafından yürütülmektedir.

Ülkemizde bağışıklama hizmetleri ile aşı ile önlenebilir hastalıkların görülmesinde %90-100 arasında düşme sağlandığı rapor edilmektedir. Bağışıklama hizmetleri sayesinde ülkemizde her yıl yaklaşık 14 600 çocuk ölümünün önlendiği kestirilmektedir. Bu başarı aşıların çocuklara yapılmasına bağlıdır. Ama hala ülkemizde çocukların %25.9’unun (TNSA 2013) aşısının eksik veya hiç aşılanamadığı rapor edilmektedir.

Ülkemizde Osmanlı’nın son yıllarından ve Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren aşı üretimi
ve bağışıklamaya önem verilmesine karşın, 1990’lı yıllarda ülkemizde aşı üretimine son verilmesi, uygulanan aşıların tamamının yurtdışından ithal edilmesi aşı tedariğinin sürekliliği ve maliyetinde önemli bir sorun oluşturmaktadır. Ayrıca aşıların ithal edilmesi, ülkemizde bazı anababalarda aşı ve içeriğine güven sorunu yaratarak, aşı reddi ve terettüdünü artıran nedenlerden biri olarak görülmektedir.

Aşı ve bağışıklamanın olumlu etkisini en yüksek oranda gördüğümüz 21. yy’da, aşı reddi ve
terettüdü hem ülkemizde hem de dünyada artış eğilimindedir. Bu sorunun altında pek çok neden
olmakla birlikte; ortamda aşı ve bağışıklama ile ilgili bilgi kirliliği, aşı ile önlenebilir hastalıkların görülmesindeki dramatik azalmanın zihinlerde bu hastalıkları unutturması ve sonucunda anababalarda aşı gerekliliğinin sorgulanması (Aşı Paradoksu), aşıya ve aşı içeriğine güvensizlik ve dinsel nedenler başlıca nedenler olarak görülmektedir. Bununla birlikte aşı reddi ve terettüdü ile ilgili nedenlerin bölge ve ülkeler arasında da farklılıklar gösterdiği, bu nedenle sorunun çözümünde sihirli bir uygulamanın olmadığı, nedensel örüntünün analiz edilerek hareket edilmesi önerilmektedir.

Son yıllarda artan aşı reddi ve terettüdü ülkemizde aşı ve bağışıklamayla ilgili sağlık mevzuatında da değişiklik yapılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Ülkemizde bağışıklama ile ilgili diğer bir sorun da Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerinde Bölge Tabanlı Sağlık Hizmeti sunumundan Aile Hekimliği Sistemi ile Birey Tabanlı sağlık hizmetine geçilmesiyle, aile hekimlerine kayıtlı olmayan ve dezavantajlı olan kişilerin aşılanmasında sorunlar
yaşanabilmektedir. Bu sorunlar ülkemizde bağışıklama hizmetlerini olumsuz yönde etkileyebilir!
Aşılardan beklenen yararın ortaya çıkabilmesi için aşıların hedef popülasyona yapılması
gerekmektedir. Aşı yapılan kişiler aşı ile önlenen hastalıklardan korunur. Hedef popülasyonda aşı
kapsayıcılık oranı %95’in üzerine çıkar ve bu düzey sürdürülürse Toplumsal Bağışıklık sağlanmış olur. Toplumsal Bağışıklık sağlanan bir toplumda, o bulaşıcı hastalık salgın yapamaz ve zamanla yok olur gider. Bunun için aşı ile önlenen hastalıkların aşılarının toplumda yüksek oranda yapılması yaşamsal öneme sahiptir. Aksi takdirde, aşı ile önlenen hastalıklar eskisinden daha ağır salgınlara yol açabilir. Nitekim 2019 yılının ilk 3 ayında, 2018 yılının ilk 3 ayına kıyasla rapor edilen Kızamık olgu sayısının dünya genelinde %300 arttığı rapor edilmektedir. Bu artışın Afrika bölgesinde %700, Avrupa bölgesinde %300, Doğu Akdeniz bölgesinde %100, Amerikalar  bölgesinde %60, Güney Doğu Asya ve Batı Pasifikte %40 olduğu bildirilmektedir. Aynı raporda Dünya genelinde kızamık aşısının 1. doz aşı kapsayıcılığının %85, 2. doz aşı kapsayıcılığının %67 olması başlıca sorun olarak görülmektedir.

Kızamık ve aşı ile önlenebilen hastalık salgınlarının önlenebilmesi için her bir aşı için aşı kapsayıcılık hızının %95’in altına düşmemesi gerekmektedir.

Birlikte Korunuyoruz: Aşılar İşe Yarar” temasıyla bu yıl kutlanan Dünya Aşı Haftasında
aşısı eksik kalan ya da aşıya ulaşamayan çocukların da aşılanmasında “Aşı Kahramanlarına” gereksinim duyulmaktadır. Çocuğunu aşılatan, çevresinde aşılanmayan çocukların aşılanmasına katkı sağlayan anababalar ve her yaştan kişi Aşı Kahramanı olacaktır. Aşı kahramanlarının sayesinde dünya, çocuklarımız ve herkes için daha sağlıklı olacaktır. Toplumda Aşı ve bağışıklama hizmetlerinin öneminin anlaşılması ve aşı kapsayıcılık hızlarının Toplumsal Bağışıklık düzeyinde olabilmesi için, başta sağlık çalışanları ve anababalar olmak üzere her yaştan insanın ortak çabasına gerek duyulmaktadır. Bu konuda Halk Sağlığı Uzmanları Derneği olarak her türlü katkıyı vermeye ve işbirliğine hazır olduğumuzu bildirmek isteriz.

Bugün ve yarınlarda hem çocuklarımız hem de her yaştan insanın aşı ile önlenebilir
hastalıklardan korunması için aşılanalım, aşılatalım.

Saygılarımızla. 29 Nisan 2019
HASUDER Bulaşıcı Hastalıklar Grubu

17. ULUSAL HALK SAĞLIĞI KONGRESİ SONUÇ BİLDİRGESİ

 

hasuder

 

 

17. ULUSAL HALK SAĞLIĞI KONGRESİ
SONUÇ BİLDİRGESİ

 

Dostlar,

20 -24 Ekim 2014 arasında Edirne’de, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi
Halk Sağlığı Anabilim Dalı‘nın ev sahipliğinde, Uzmanlık Derneğimiz HASUDER
(Halk Sağlığı Uzmanları Derneği) ile birlikte düzenlenen bilimsel kongreye katıldık ve
bir açıkoturumu yönettik (Konusu : Üretim, Tüketim, Paylaşım ve Sağlık).

Kongrenin konusu : “Sanayileşme Çevre ve Halk Sağlığıidi.

600’ü aşkın katılım ile rekor kırıldı ve çok başarılı bir kongre oldu.
Tüm emek verenleri bir kez daha kutluyoruz, teşekkür ediyoruz.

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı,
8 Nisan 1988’de bizim Yrd. Doç. olarak atanmamızla kuruldu. Bu Birimde 16 yıl
1,5 ay görev yaptık ve akademik ilerlemelerimiz gerçekleşti (17 Ocak 1996’da Profesörlüğe yükseltildik.. Mayıs 2004’te Ankara Üniv. Tıp Fak. ne geçtik).
Şu an akademik kadroda olan 5 öğretim üyesini de asistanlıklarından başlayarak biz yetiştirmeye çaba gösterdik. 3 profesör, 2 doçent söz konusu Anabilim Dalı’nda görevde ve hocaları olarak kendileriyle övünüyoruz.

Kongre sonunda yayımlanan kapsamlı sonuç bildirisini paylaşmakta yarar var.
Bu bildiriye katkı koyanlara da teşekkür ederiz. Önerilerimizi değerlendirerek
metne koyan meslektaşlarımız sağolsunlar. Metni aşağıda sunuyoruz
(anlama dokunmadan dili bir parça arılaştırılmış ve birkaç maddi hata düzeltilmiştir.
Özgün biçimine metnin altındaki erişkeden ulaşılabilir.)

Sevgi ve saygıyla.
17.11.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=========================================

17. ULUSAL HALK SAĞLIĞI KONGRESİ SONUÇ BİLDİRGESİ

17_UHSK_logosu

Sanayileşme Çevre ve Halk Sağlığı” ana temasıyla 20-24 Ekim 2014 arasında Edirne’de gerçekleştirilen
17. Ulusal Halk Sağlığı Kongre’sinde 17 panel, 3 konferans, 2 ikili konferans,
2 forum ve 4 kurs düzenlenmiştir. Kongre’ye 600 dolayında kişi katılmıştır. Kongrede ana temanın “Sanayileşme Çevre ve Halk Sağlığı” olarak seçilmesinin temel nedenlerinden biri, sanayi
ve çevre kirliliği konusunda resmi makamların raporlarında da yer aldığı gibi, Trakya ve Edirne’nin sanayileşmeye bağlı kirliliğin derinden hissedildiği bir bölge olmasıdır.

Kongrede gerçekleşen bilimsel toplantılardan elde edilen çıktılar
aşağıdaki biçimde özetlenmiştir:

Sanayileşme, hem doğrudan hem de dolaylı yollardan çevreyi ve yaşamı etkilemektedir. Bu etkilerin çoğu canlılar ve insan için olumsuz etkilerdir. Olumsuz etkiler, anne karnındaki dönemden başlayıp, yaşamın tüm evrelerine yayılabilmekte; hastalıklarda
ve erken ölümlerde artışa yol açabilmektedir.

Çevre sağlığını savunan politikalar, yalnızca çevre korumacı yaklaşımlar demek değildir. Artık çevre savunucuları olarak ekolojik politikaları tartışmak gerekmektedir. Ekoloji politikaları, doğadaki ekosistemlere saygı duyan, onların bozulmaması ve sürdürülebilmesi için gerekli politikalardır. Salt para kazanma amaçlı verili politikaların bu yaklaşımdan çok uzak olduğu açıktır.

Sanayinin çevre üzerinden insan yaşamına etkili olduğu önemli bir başlık, bulaşıcı olmayan hastalıklardır. Çevresel karşılaşmanın etkisi uzun süreli olduğu için bu etkiyi hastalıklarla ilişkilendirmek oldukça zordur. Bilinen en yaygın etki, hava kirliliğinin başta solunum sistemi olmak üzere hastalık ve ölümleri önemli ölçüde artırdığıdır. Madencilik, tarım ilaçlarının kullanımı, sanayi atıkları ve su ve besin kaynaklı karşılaşmalar (maruziyetler) sanayinin insan sağlığına etkilerinde temel araçlardır. Bu alanda herhangi bir siyasal ve sosyal baskı olmaksızın bilimsel araştırmaların desteklendiği, bilimsel kanıtların paylaşıldığı ve tartışıldığı demokratik ortamlar yaratılmalıdır. Süreç halka karşın değil, bilimsel kanıtların ışığında kamuoyu yaratarak halk ve demokratik kitle örgütleri ile birlikte yürütülmelidir. Halk Sağlıkçılar yereldeki çevre savaşımının doğal bir parçası olmak zorundadır. Korumanın sağaltımdan (tedaviden) üstün olduğu akılda tutulmalıdır.

Bugün epidemiyolojik yöntemlerle sanayi-üreme sağlığı sorunlarını ortaya koymak olanaklıdır. Uygun izleme sistemleri kurulmalı ve risk değerlendirmeleri yapılmalıdır.

Sanayileşme ve sağlık ilişkisi dikkate alındığında, eldeki kalkınma anlayışı artık yürütülemez duruma gelmiştir. Hem kalkınma, hem de sağlıklı bir çevrede sağlıklı bir yaşam için verili ekonomi anlayışının çözüm üretemediği ve yeni yolların olanaklı ve uygulanmasının kaçınılmaz olduğu ortaya çıkmıştır.

Üretim kavramı putlaştırılmamalı, bir gönenç aracı olarak görülmelidir.

“Sürdürülebilir kalkınma” bir aldatmacadır ve yerini “sürdürülebilir yaşam”a bırakmalıdır.

Sağlık hizmetleri sömürü düzeninin alınıp satılabilen bir malı değil,
en temel insanlık hakkıdır.

Yurtta ve dünyada barışın sağlanması, kışkırtılmış sağlık hizmetleri üretim
ve tüketimini engelleme
de başlıca araçtır. Üretim-tüketim-paylaşım süreçleri, merkezine insanı ve çevreyi koymalıdır. İnsan gereksinimlerini ve ekosistemleri
göz önüne alan üretim ve tüketim anlayışı, gereksiz, aşırı üretim ve tüketim anlayışı ile değiştirilmelidir.

Var olan tabloya doğru biçimde müdahale edilmezse, ağırlıklı olarak sanayinin neden olduğu küresel iklim değişikliği çevreyi ve yaşam alanlarını etkilediğinden; yoksulluğun artması, biyoçeşitliliğin azalması, doğrudan ve dolaylı olarak insan sağlığının olumsuz etkilenmesi beklenmektedir. Günümüzde kimi hastalıkların yeniden ortaya çıkışı ya da sıklığındaki hızlı artışın (AIDS, Kuş Gribi, Ebola, Kolera, Tifo, TBC vb.)
küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliği ile ilgili olduğu belirtilmektedir.

Enerji politikaları çevre ve tüm canlıların sağlığını gözetir biçimde oluşturulmalı,
en zararsız enerjinin enerji tasarrufu olduğu akılda tutulmalıdır. İnsan ve çevre sağlığına zararlı etkileri bilimsel olarak kanıtlanmış hidroelektrik ve nükleer güç santralleri yerine, çok daha az zararlı seçenek enerji kaynaklarının kullanımının artırılması / teşvik edilmesi yönünde bilimsel, halk ile birlikte, örgütlü ve eylemsel politikalar geliştirilmeli, kamuoyu oluşturulmalıdır.

Sanayileşme tarımsal alanda çalışan ve kırsal bölgelerde yaşayanların kente göçünü zorlamaktadır. Günümüzde modern toplumdan küresel topluma geçiş ile gelişmiş ülkelerde dünya kentleri; gelişmekte olan ülkelerde sağlıksız kentleşme, yoksulluğun yüksek olduğu dev kentler ortaya çıkmaktadır. Dev kentlerde (metropollerde) yaşanmakta olan eşitsizlikler, toplum katmanları arasında büyük uçurumlar oluşturmuştur.

Bütün bu gelişmeler kayıt dışı emek gücü ve emeğin sömürüsü, niteliksiz işçilik, kötü çalışma koşulları ve yoksulluk, madde bağımlılığı, şiddet ve sağlıksız yaşam koşullarına yol açmıştır.

Küresel güçlerin kendi çıkarları için yarattığı savaş ortamı ülkemizde de sığınmacılar ve ilişkili sorunları ortaya çıkarmıştır. Sığınmacıların sağlık, eğitim, çalışma hakkı, çocuk ve kadın hakları bakımından yaşadıkları, eşitsizlik olarak ele alınmalı ve başta kamu kurumları olmak üzere ulusal ve uluslararası kuruluşların işbirliği ile ivedilikle çözülmelidir.

Sağlığı etkileyen bir başka sanayi tütün endüstrisidir. Tütün şirketleri tütün salgınının, aracıları, nedenleridir ve günümüzde tütün ürünleri nedeniyle insanlığın en büyük programlı kırımı (katliamı) tütün salgını üzerinden yaşanmaktadır. Tütün pazarlama politikaları ile konu, tüm dünya için önemli bir sorun oluşturmaktadır. Sağlık hakkı, yalnızca hastalık olduğunda sağlık hizmetlerine ulaşmak değil, sağlığı bozacak etmenlerin denetimini de içermektedir. Bu kapsamda Devlet; önlem alıcı, koruyucu, önleyici önlemler almakla sorumludur. Tütün, daha güvenli bir ürünün olanaklı olmadığı durumda hukuksal olarak yasa koyucunun koruma kapsamına aldığı “güvenli ürün” tanımı içinde yer aldığı için, bu durum savaşıma engel oluşturmaktadır.

Dünyada bağışıklama hizmetleri, aşı takviminin çocukluk dönemine odaklı Genişletilmiş Bağışıklama Programı’nın (EPI) erişkinlerde gebe Td, yaşlılarda
grip ve pnömoni, riskli kümelerde özel aşılamadan yaşam boyu bağışıklama gereksinimlerini karşılamaya doğru evrildiğini göstermektedir. Çocukluk dönemi aşılama oranlarının yüksek bildirimine karşın, kızamık salgınının ortaya çıkması ve birkaç yıldır varlığını sürdürmesi, hizmet sunum biçimi değişikliği ile birlikte aşılama oranlarının gerçekliğinin sorgulanmasını gerekli kılmaktadır. Ülkemizde kamuoyuyla paylaşılan verilerle Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verileri arasındaki uyumsuzluk dikkate alındığında, bu alanda bağımsız araştırmaların yapılması gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
Ayrıca erişkin aşılamaları ile ilgili izleme sistemi de kurulmalıdır.

Aşı ile önlenebilir hastalıkların izlenmesinde; duyarlılık ve saydamlık ile ilgili sorunlar vardır. Toplanan verilerin işlenmesi ve toplumla paylaşılması konusunda
Sağlık Bakanlığı gittikçe daha kısıtlayıcı ve sınırlı bilgi sunucu olmaktadır.

Ülkemizde ne yazık ki aşı üretilmemektedir
.

Bu konuda kimi girişimlerin varlığı bilinse de, sürecin bilimsel ve teknolojik alt yapısının geliştirilmesi gerekliliği vardır.

Halk Sağlığı Uzmanlığı ve Halk Sağlığı Uzmanlarının görev tanımına uygun alanlarda görevlendirilmeleri, toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi bakımından stratejik önemdedir. Bu amaçla Halk Sağlığı Uzmanlık eğitimi, nitelik ve nicelik bakımından evrensel bilimsel temellerde, ülkenin durumu ve beklentileri dikkate alınarak planlanmalı ve uygulanmalıdır. Halk Sağlığı eğitiminin niteliğinden popülist yaklaşımlar nedeniyle ödün verilmemeli, Halk Sağlığı Uzmanlık eğitimine seçenek arayışlara girilmemelidir. Halk Sağlığı Uzmanlarının özlük hakları iyileştirilmeli ve yetkileri tanımlanmalıdır. Eğitimde önemli bir yeri olan Sağlık Eğitim Araştırma Bölgeleri’nin işlevsel duruma getirilmesi, Sağlık Bakanlığıyla Üniversiteler arasında bağıtlanan Protokol’ün Halk Sağlığı biliminin alanda daha etkin uygulanabilmesi için Halk Sağlığı akademisyenlerin bilgi ve deneyimlerinin alana aktarılabilmesi amacıyla geliştirilmeli, ancak en azından bugün eldeki olan hükümlerinin uygulanması sağlanmalıdır.

Tıp ve hemşirelik eğitimi yetişek (müfredat) programında, çevresel sorunları tanılama, sağlıklı çevre oluşturma ve bireyleri çevresel zararlardan korumaya yönelik uluslararası hemşirelik ilkelerine daha geniş yer verilmeli, öğrencilerin çevre sağlığına yönelik etkinliklere katılımları yüreklendirilmelidir.

Çalışan sağlığı ve güvenliği kapsamında 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası, çalışanların sağlığı ve güvenliğini koruma bağlamında yetersiz kalmaktadır. Hizmete
en çok gereksinim duyan kesimlere erişim sağlanamamakta, temel iş sağlığı hizmetleri anlayışı alana yansıtılamamaktadır.

Küreselleşen dünyada üretim, tüketim ve paylaşım politikaları yeniden değerlendirilmelidir. Tüketimi körükleyen hatta kışkırtan tutum ve davranışların sürmesi durumunda, daha çok üretime bağlı olarak çevresel bozulma sürecek ve başta insan olmak üzere bütün yaşam tehdit altında kalmaya devam edecektir. Plansız sanayileşme, tarım politika ve uygulamalarıyla eşgüdümlü olmayan sanayi,
alıcı ortama saldığı atıklarla yüksek fiyat – düşük çiftçi geliri örneğinde olduğu gibi
temel bir insanlık hakkı olan yeterli ve dengeli beslenme sürecini engellemektedir. Bu bağlamda Birleşmiş Milletler 3. Binyıl Kalkınma Hedeflerinde de (The 3rd Millennium Developmental Goals – MDG) çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması ve mutlak yoksulluk ve açlığın ortadan kaldırılması temel amaçlar arasında yer almaktadır.

Günümüzde “olağandışılık” istisna olmaktan çıkmış, sürekli durum olmuştur. Sorun son derece yaygın ve önemlidir. Dolayısıyla risk iletişimi disiplinlerarası bir konu olarak ele alınmalı bu kanaldan gelişimi desteklenmelidir. Sağlıklı çevre politikaları için toplumcu bakış açısına sahip olunmalıdır. Anayasanın 56. maddesinde herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı ve çevreyi koruyup geliştirme yükümünün devletin ve yurttaşın ortak görevi olduğunun vurgulandığı akılda tutulmalıdır.
Halk sağlığı alanında yapılan bilimsel çalışmalar toplum için önemli ve toplumun gereksinim duyduğu konuları kapsamalı, bu konuda yöneticilere bilimsel kanıt ve çözüm seçenekleri oluşturulmalıdır. Bilimsel yollarla elde edilen bilgiler toplumla paylaşılırken, bu paylaşımlar uzmanlık derneklerince izlenmeli ve paylaşımda güvenli ortam ve kanallar kullanılmalıdır.

KAMUOYUNA SAYGIYLA DUYURULUR..
http://hasuder.org/anasayfa/index.php/33-news/292-uhsk17sonucbilgirgesi, 6.11.14

Metnin pdf örneği için : 17._ULUSAL_HALK_SAĞLIGI_KONGRESI_SONUC_BILDIRGESI

Not : Sonuç bildirgesi için yetkili kurula aşağıdaki önerileri sunmuştuk :

Sonuç bildirgesi için önerilerimiz aşağıdaki gibiydi : 

1. Üç metin hazırlayalım. İlki 1 A4 dolusu basın için 2. si yönetici özeti, 3-4 sayfa;
3.’sü kapsamlı teknik metin, 8-10 sayfa olabilir..
2. Kapsamlı metinlerde tematik alanları A, B, C.. diye ayıralım, alt başlıkları da
A1, A2, B1, C1  gibi numaralayalım ki paragraflara gönderme yapmak
kolaylaşsın..
3. “Üretim bir gönenç aracı olarak algılanmalı”..
4. Anayasanın 56. maddesindeki sağlıklı ve güvenli çevrede yaşama hakkı ve
çevreyi koruyup geliştirme yükümünün devletin ve yurttaşın ortak görevi
olduğunun vurgulanmasında yarar var.
5. MDG kapsamında Çevre hedeflerine değinilmesi uygun olur.
6. BM’nin Millennium Ecososystem Assessment – 2005’ten anlamlı bir alıntıya
metinde yer verilebilir :

In 2005, the largest ever assessment of the Earth’s ecosystems was conducted by a research team of over 1,000 scientists.  The findings of the assessment were published in the multi volume Millennium Ecosystem Assessmentwhich concluded that in the past 50 years humans have altered the earth’s ecosystems more than any other time in our history.

7. Bu bağlamda; çevresel toksisite son 50 yıldır insan bedeninde özellikle artarak –
hızlanarak birikmekte. Bu nedenle de pek çok sakıncalı kimyasalların
stokastik
(birikimli) etkileri için “uygun” bir zamanlama  – dönem içindeyiz..
Çevresel kökenli hastalıklarda patlama düzeyinde artış beklenebilir,
belli ölçülerde yaşanıyor da…
8. Ayrıca ILO bu yıl 28 Nisan Dünya İş Sağlığı Günü temasını İŞYERİ KİMYASALLARI olarak belirledi. Bu olguya da bir gönderme yapılmalı.
9. Hızlı ve gereksiz nüfus artışının çevreye başlıca olumsuz etmenlerden biri olduğu vurgulanmalı ve Anayasa md. 41 uyarınca Aile Planlaması hizmetlerinin Devletin yükümü olduğu; son yıllarda bu hizmetlerin TR’de iktidarın siyasal tercihleri ekseninde aksatılarak anayasa suçu işlendiği…
10. Küresel kapitalizmin çöp endüstrilerinin çevre ülkelerde yapılandırılması
bu kapsamda TR’de çimento sanayisi..

Elden geldiğince arı Türkçe lütfen….. “Alternatif” yerine “seçenek”… gibi..

************