Başbakan’ın “EDEPSİZ – YALANCI” Öfke Patlamasının Tarihsel Bedeli..


Başbakan’ın “EDEPSİZ  – YALANCI” Öfke Patlamasının 
Tarihsel Bedeli..


Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Demokrasilerde siyasal önderler serinkanlılığı ile bilinen deneyimli ve birikimli insanlardır.
Özgüvenlidirler ve demokrasi terbiyesi almışlardır.
Bu donanımları sayesindedir ki, hoşgörülü ve dayançlıdırlar (tahammüllüdürler).

Başbakan R.T. Erdoğan, Türkiye’yi 12 yıldır deyim yerinde ise
demir yumrukla yönetiyor.
Sindirmediği kişi – kurum kalmadı gibi..
Hala yetin(e)miyor yarattığı örtük faşizm rejimiyle.

Son durak İslami faşizm midir?

Brunei Sultanlığı, Osmanlı Padişahlığı, Suudi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri benzeri
mutlak bir Despotizm / Tiranlık mıdır?

Ancak o zaman mı tatmin olabilecektir??

Antik Yunan‘da, günümüzden 2400 yıl kadar önce Platon ve Aristo‘nun yazdıklarına bakılsın.
Orada bile ülke yönetiminin Tiranlaşmaması için sistematik – kurumsal demokratik öneriler var. Güçler Ayrılığı gibi..

AKP ve Başbakan ile bu yüz kızartıcı olayda TBB Başkanı
Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’na edepsiz – yalancı diyerek
 destekçileri,
Antik Yunan anlayışının bile gerisine düştüklerinin ayırdındalar mı acaba??

Türkiye neden böyle bahtsız bir ülke??

Atatürk’ün AYDINLANMA Devrimi yarım kaldı
60 yıldır da -1950’den bu yana- karşıdevrim iktidarda.

Halk bu yönde koşullandırıldı, çağdaş eğitim veril(e)medi.. Hızlı nüfus artışı ile yoksullaştırıldı, işsizleştirildi, çaresizleştirildi, sömürüldü ve oy deposu durumuna düşürüldü – dönüştürüldü..

  • En ürküncü de Halkın, İktidar yolsuzluklarından nemalandırılarak
    ahlakı bozuldu, 
    demokrasi anlayışı yozlaştırıldı..

Halk, kendisine benzeyeni seçiyor..
Kısa erimli çıkar ve beklentilerinin tutsağı, popülizmin oyuncağı..
Politik öngörüde bulunamıyor, günü yaşıyor, sorgulayamıyor,
deneme – yanılma ile öğreniyor.
Basın çok büyük ölçüde ele geçirilmiş ve beyin yıkama – koşullama işlevi görüyor.

Ülkede demokrasicilik oynanıyor..

Ama tarihten de biliyoruz ki, insanların – toplumların algısını (idrakini) sonsuza dek teslim alıp yönetmek olanaklı değil..

Halklar, önünde sonunda uyanıyor ve intikamı da ağır oluyor.

En somut örneklerden biri Fransız Devrimi değil mi?

Çıplak ayaklı köylüler yapmadı mı bu kanlı ayaklanmayı?
Yitirecek hiçbir şeyleri kalmadığında..
Ama Voltaire’in, Robespierre’in, J.J. Rousseau’nun, D. Diderot’un, Montesquieu‘nun..
Aydınlanma önderleri olarak yaşamsal katkılarını unutmadan..

Kral 16. Louise ve Kraliçe M. Antoinetté giyotinle idam edilmedi mi?

Krallık çok kanlı olarak tasfiye edilip laik Cumhuriyet kurulmadı mı?
Ve de 1789’dan bu yana gericilerin bu Fransız Cumhuriyet’ini 4 kez yıkmalarına karşın ilericiler – Devrimciler 5. Cumhuriyeti kurmadılar mı?

1958’den bu yana General C. DeGaulle’ün 5. Cumhuriyeti dimdik ayakta değil mi?

Türkiye de mutlaka laik – demokratik rejim yönünde ilerleyecektir;
yaşamın diyalektiğinin gereği budur.

AKP iktidarının ve başının engelleyici direnişleri olsa olsa “bir süre” gecikmeye
neden olur; hepsi o denli..

Büyük ATATÜRK’ün şu sözleri kulaklara küpe olmalıdır :

  • “Benim ölümlü bedenim elbet bir gün toprak olacaktır ama
    Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır.”

Herkes de davranışının bedelini tarih önünde öder..

Artık herkesin aklını başına alması gerek..
Bunun ilk koşulu, kıyasıya da olsa eleştiriye dayanmak ve hatta yararlanmaktır.

Başbakan R.T. Erdoğan ve AKP’ye içten önerimiz bu yöndedir;
giderek umudumuz azalsa da..

Tarih yinelensin (tekerrür etsin) istemiyorlarsa eğer..

Sevgi ve saygı ile.
11 Mayıs 2014, Ankara

Danıştay töreninde yaşananların düşündürdükleri


Dostlar
,

Sayın Dr. Onur Öymen, serinkanlılığı ile bilinen deneyimli ve birikimli bir diplomattır.
Özgüvenlidir ve demokrasi terbiyesi almıştır.
Bu donanımları sayesindedir ki hoşgörülüdür, tahammüllüdür.

Başbakan R.T. Erdoğan, ülkeyi 12 yıldır deyim yerinde ise demir yumrukla yönetiyor.
Sindirmediği kişi – kurum kalmadı gibi..
Hala yetin(e)miyor yarattığı örtük faşizm rejimiyle.

Son durak İslami faşizm midir?

Brunei Sultanlığı, Osmanlı Padişahlığı, Suudi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri benzeri mutlak bir Despotizm / Tiranlık mıdır?

Ancak o zaman mı tatmin olabilecektir??

Antik Yunan‘da, günümüzden 2400 yıl kadar önce Platon ve Aristo‘nun yazdıklarına baksın..
Orada bile ülke yönetiminin Tiranlaşmaması için sistematik – kurumsal öneriler var..

AKP ve Başbakan ile bu yüz kızartıcı olayda -TBB Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’na edepsiz – yalancı diyerek- destekçileri Antik Yunan anlayışının bile gerisine düştüklerinin ayırdındalar  mı acaba??

Türkiye neden böyle bahtsız bir ülke??

Atatürk’ün AYDINLANMA Devrimi yarım kaldı,
60 yıldır da -1950’den bu yana- karşıdevrim iktidarda.

Halk bu yönde koşullandırıldı, çağdaş eğitim veril(e)medi..
Yoksullaştırıldı, işsizleştirildi, çaresizleştirildi, sömürüldü ve oy deposu haline dönüştürüldü..

  • Halkın, İktidar yolsuzluklarından nemalandırılarak ahlakı bozuldu,
    demokrasi anlayışı yozlaştırıldı..

Halk, kendisine benzeyeni seçiyor..
Kısa erimli çıkar ve beklentilerinin tutsağı, popülizmin oyuncağı..
Ülkede demokrasicilik oynanıyor..

Ama tarihten de biliyoruz ki, insanların – toplumların idrakini sonsuza dek teslim alıp yönetmek olanaklı değil..

Halk önünde sonunda uyanıyor ve intikamı da ağır oluyor.

En somut örneklerden biri Fransız Devrimi değil mi?

Çıplak ayaklı köylüler yapmadı mı bu kanlı ayaklanmayı?
Yitirecek hiçbir şeyleri kalmadığında..
Ama Voltaire’in, Robespierre’in, J.J. Rousseau’nun, D. Diderot’un, Montesquieu‘nun.. Aydınlanma önderleri olarak yaşamsal katkılarını unutmadan..

Kral 16. Louise ve Kraliçe M. Antoinetté giyotinle idam edilmedi mi?

Krallık çok kanlı olarak tasfiye edilip laik Cumhuriyet kurulmadı mı?
Ve de 1789’dan bu yana gericilerin bu Fransız Cumhuriyetini 4 kez yıkmalarına karşın ilericiler –  Devrimciler 5. Cumhuriyeti kurmadılar mı?

1958’den bu yana General C. DeGaulle’ün 5. Cumhuriyeti dimdik ayakta değil mi?

Türkiye de mutlaka laik – demokratik rejim yönünde ilerleyecektir..
AKP iktidarının ve başının engelleyici direnişleri olsa olsa “bir süre” gecikmeye
neden olur; hepsi o denli..

Herkes de davranışının bedelini tarih önünde öder..

Herkesin aklını başına alması gerek..
Bunun ilk koşulu da, kıyasıya da olsa eleştiriye dayanmak hatta yararlanmaktır.

Başbakan R.T. Erdoğan ve AKP’ye içten önerimiz bu yöndedir.

Tarih tekerrür etmesin istemiyorlarsa eğer..

Sevgi ve saygı ile.
11 Mayıs 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===============================================

Danıştay töreninde yaşananların düşündürdükleri

Portresi_gulumseyen

 

Onur ÖYMEN

 

 

 

Danıştay’daki tören sırasında Prof. Metin Feyzioğlu‘nun yaptığı konuşmaya gösterilen tepki çağdaş demokrasilerde örneği görülmeyen bir durum yaratmıştır.

Feyzioğlu, Türkiye Barolar Birliği Başkanı olarak şimdiye dek hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını koruyan sözleri ve davranışlarıyla çok başarılı sınav vermiş olan değerli bir hukukçudur.

O’nun Danıştay’da yaptığı konuşma şimdiye dek izlediği çizgiden farklı olmamıştır. Feyzioğlu’nun hakaret içermeyen düşüncelerini özgürce dile getirme hakkına
saygı göstermek yerine O’nu aşağılayıcı sözlerle suçlamaya çalışmak,
yakışık almayan bir durum yaratmış ve ülkemizin saygınlığına zarar vermiştir.

De Gaulle‘ün kendisini şiddetle eleştiren Jean Paul Sartre‘ın sözlerinden
rahatsız olan yakınlarına söylediği sözler hoşgörü örneği olarak tarihe geçmiştir:

“O’na dokunmayın, Jean Paul Sartre da Fransa’dır.”

Feyzioğlu’nu eleştirenlere karşı söylenebilecek en doğru söz,

“Feyzioğlu’nun düşüncelerine saygı gösterin, O da Türkiye’dir.” olmalıydı.

Ülkenin durumu hakkında düşünceleri merakla beklenen önemli bir konuşmacının sözlerinin biraz uzun sürmesi, ülkemizde ilk kez rastlanan bir durum değildir ve bu nedenle Feyzioğlu’nun açıkça suçlanması makul karşılanamaz.

Barolar Birliği’nin eleştirilerine karşı çeşitli ortamlarda yanıt verme hakkına sahip olanların gösterdikleri tepki, dünyada eleştirilere tahammülsüzlüğün bir işareti olarak yorumlanacaktır..

Bu olay karşısında siyasal sorumluluk taşıyanların sergilemesi beklenen tutum,
bence, Feyzioğlu’nun sözlerini serinkanlılıkla değerlendirmek olmalıydı.

Demokrasinin kurallarına saygı göstermek ülkemizin demokratik düzeyinin yükseltilmesi için atılması gereken ilk adımdır.

Saygılar, sevgiler.

GÖZALTINA ALINMADA HUKUKSAL HAKLARIMIZ..


Dostlar
;

GÖZALTINA ALINMADA HUKUKSAL HAKLARIMIZ..

Herkese gerek.. dikkatle okuyalım ve paylaşalım..

Bir de anımsatmamız olacak : Antik Yunan düşünürlerinden (Filozoflarından) Demokritos’tan (İÖ 460 – 370) aktaralım :

  • “Adaletsizlik eden, adaletsizliğe uğrayandan mutsuzdur.” 

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 9.6.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=================================================

ÇHD (Çağdaş  Hukukçular Derneği) BAŞKANI BİLGİLENDİRİYOR :

İNTERNETE GİREN HERKES İÇİN ÇOK GEREKLİ

Selçuk KOZAĞAÇLI
Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Başkanı

Bir gün herkes gözaltına alınabilir. Tüm olağan şüphelilere en temel gözaltı tavsiyeleri:

1. KLASİK TAKTİKLERE KANMA: Kolluk güçleri, sorgu konusunda kapsamlı bir eğitime ve deneyime sahip. Hemen hiçbir davranışları amaçsız değil. Ağzınızdan
söz alabilmek için hemşerilik, abilik, iyi niyet, sohbet gibi vesileleri öne sürebilirler.
“Biz hemşeriymişiz, sen bunu imzala. Seni kurtaracağız, yoksa 20 yıl yersin.” diyerek sizi ikna etmeye çalışabilirler. Bunların öğretilmiş sorgu teknikleri olduğu,
herkese yapıldığı bilinmeli ve önlemli olunmalı. Bunları bir yana bırakıp kendiniz hakkında suç kanıtı oluşturabilecek hiçbir bildirimde bulunmadan önce sorunu
bir avukatla görüşmek en doğrusu.

2. POLİSLE DEĞİL AVUKATLA MUHABBET ET: Son dönemdeki kimi gözaltılarda ortaya çıkan yeni bir durum daha var: Polisin ‘görüşme’ (mülakat) adını verdiği
bu uygulamada şüpheliye ifade alınmadığı söyleniyor, sohbet biçiminde sorular soruluyor. Şüpheli de ifade vermediğini, ifade tutanağı imzalamadığını düşünüyor.
Oysa o sohbetteki her an, sesli ve görüntülü olarak kayıt altına alınıyor. Daha sonra da ‘mülakat notları’ başlığı altında, soruşturma dosyasına kanıt olarak konuyor.
Bu nedenle en doğru hareket, muhabbeti polisle değil, avukatla yapmak.

3. DİJİTAL VARLIKLARINI KONTROL ALTINDA TUT: Soruşturmaya uğrayan kişilerin dikkat etmesi gereken konulardan biri de internette bıraktığımız izler.
İnternette birçok dijital izin kaldığı bilinmeli. İnternet erişimi olanaklı olan
görsel bir malzemenin saklanması veya paylaşılması hukuksal olarak yasak olabilir. İnternet sağlayıcıları isteğimiz dışında bu kütüklerde iz bırakabilir. Asıl tehlikeyse,
adli işlemler tamamlanmadan önce hemen test edemediğiniz bir dijital materyalin içeriğini peşinen sahiplenmek. Dijital varlıklarımızı bilmeli ve denetim altında tutmalıyız.

  • İçeriğini bilmediğimiz CD, DVD, hard disk, akıllı telefon, USB bellek gibi
    hiçbir dijital materyali saklamamalıyız.

Bunlar soruşturma sırasında elinizden çıktıktan sonra kötü niyetli müdahaleye ve
çok zor anlaşılabilecek ekleme-çıkarmalara her zaman açık.

4. İMAJLAR, ARAMA YAPILAN YERDE ALINMALI: Yine şüphelinin ev ya da işyerine yapılan baskınlarda kolluk güçleri hard diskleri daha sonra imajını alacağız diyerek götürüyor. Buna itiraz edilmeli, size ait olup zaptedilecek bütün dijital malzemenin
bir yedek kopyasının tutanakla size teslim edilmesini talep etmelisiniz. Ayrıca el koyma anında HASH adı verilen bir dijital matriksinin çıkarılıp verilmesini sağlamak bir ölçüde güvence sağlar. Bunlar yasayla tanınmış haklar.
Uygulanmasında ısrar etmelisiniz.

5. EVRAK İMZALARKEN İKİ KEZ DÜŞÜNÜN: Eğer bir biçimde suçlanmanız gerekiyorsa, maruz kalacağınız hukuksal aykırılıklar süreci yürütenlerin hayal gücüne
ve yaşatıcılığına bağlı. Yasaya göre şüpheli kişi, gerekirse, imzaladığı belgelere
şerh düşerek usulsüz ya gerçek dışı bir durumu belgelemeli böyle bir itiraz hakkı olduğunu bilmeli. Arka arkaya önüne konan evrakları denetlemeden imzalayan şüpheli, farkında olmadan kendisi aleyhine kanıtı delili oluyor ya da suç itirafını imzalamış oluyor. Bu nedenle herhangi bir evraka imza atarken iki kez düşünmek gerek.

6. SUSMA HAKKINIZ OLDUĞUNU BİLİN: Emniyette ya da savcılıkta susma hakkını kullanmak, karakola ilk kez işi düşen bir olağan şüpheli için çekingenlik oluşuyor.
Sanki susma hakkını kullanırlarsa işlerin daha zorlaşacağından korkuyorlar. Oysa bu, CMK (Ceza Muhakemeleri Kanunu) ile tanınmış en temel hak. Kollukta ya da savcılıkta ne tür bir suçlamayla karşı karşıya kaldığınızı anlayıp kendinizi ifade etme olanağı bulana, yeterli ve güvenilir verilere ulaşana dek susma hakkını kullanmak şüphelinin lehine.

7. KAN ÖRNEĞİ VERMEK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ : Hiç kimse kendi aleyhine kullanılabilecek bir kanıtı kolluk gücüne vermek zorunda değil. Hedef kişinin saç teli, tükürüğü, parmak izi kendisi farkında olmadan kanıt olarak toplanmış olabilir.
Bunun önüne geçmek pek olanaklı olmaz ama şüpheli, Adli Tıp’ta kan örneği vermek zorunda değil, buna zorlanamaz.

8.YAKINLARININ ÖZEL HAYAT İHLALİNE İTİRAZ: Şüpheli ailesiyle birlikte yaşıyorsa, kendi yaşam alanı dışında yakınlarına ait odalarda yapılan aramalar özel hayatın gizliliğini ihlaldir, buna itiraz edilmeli. Aynı biçimde bir kurumda çalışan kişinin yalnızca kendi masası ya da ofisinde o kişiyle ilgili kanıt araması yapılabilir.

9.HER AŞAMADA İTİRAZ HAKKINIZ OLDUĞUNU BİLİN: Şüpheli, yakalama anından savcılığa çıkarılacağı süre arasındaki her aşamada, hemen her işlemde
itiraz hakkınız olduğunu bilin
. Gözaltındayken, gözaltı süresini uzatan evraka
imza atmayarak itiraz edebilirsiniz. Polis imzalanmayan evrakı savcıya götürmek zorunda, savcı da ek süre konusunda mahkemeden karar almak zorunda.
Daha gözaltına alınırken Adli Tıp’a sevkinizi isteyebilirsiniz, bu sizin hakkınız.

10.DOKTORLA BAŞBAŞA KALMA HAKKINIZI KULLANIN: Şüpheli, gözaltına alındıktan sonra sağlık denetimine götürülür. Polis genelde sağlık denetimi sırasında şüpheliyle birlikte doktorun odasına girer ve bekler. Polisten kötü muamele görmüş
bir kişinin doktora her şeyi anlatması bu durumda söz konusu olamaz. Doktor da
polisin odada olması nedeniyle kendini baskı altında duyumsayıp, şüphelide belirlediği her bulguyu raporuna tam olarak geçiremeyebiliyor. Şüphelinin, polisin odadan çıkmasını istemesi gerekiyor. Polis çıkmadığı için muayene olmadan dönen şüpheliler var.

“Acemi şüpheli”, polisin tutukladığını zannediyor.

Dr. Ahmet Saltık’ın eklemeleri              :

Oysa işlem yakalama – gözaltıdır. Kolluğun görevi bununla sınırlıdır.
Ağır cezayı gerektirmeyen suçüstü durumları dışında yakalama – gözaltı da
ancak savcı talimatı – izniyle olabilir.
Gözaltı süresi olağan koşullarda 24 saati aşamaz.
Polis, zorunlu durumlarda savcıdan bu süreyi 1’er günlük olmak üzere
Tutuklama mahkemenin yetkisindedir.
Bunun için de savcılığın “tutuklama istemiyle” nöbetçi mahkemeye sevki gerekir.

SELÇUK KOZAĞAÇLI
ÇHD BAŞKANI

Son yıllarda yaşamında ilk kez karakola giden, kolluk işleminden geçirilen, tutuklanan kişi sayısı o denli arttı ki; böyle bir çalışma yapmak zorunlu olmuştu.

Tabii bunda kendisini polisin “tutukladığını”, yargıç serbest bıraktığı için davanın bittiğini ve aklandığını (beraat ettiğini) sanan “acemi şüpheli” öykülerinin artması da
etkili oldu. İktidarın geniş bir halk kesimini “yeterince iyi vatandaş kabul etmediği” günlerden geçiyoruz. Her mesleksel, siyasal, toplumsal protestonun arkasında
gizli örgüt parmağı aranıyor. Bu hukuk dışı duruma işaret etmek için
‘olağan şüpheli’ kavramını seçtik.

ÇHD YÖNETİM KURULU ÜYESİ
Av. EVRİM DENİZ KARATANA

Aslına bakarsanız hepimiz birer ‘olağan şüpheli‘yiz!

  • AKP, oylarını % 50’ye çıkardığı günden bu yana gözaltı ve tutuklamalarda
    gözle görülür bir artış yaşandı.

‘Herkes bir gün gözaltına alınabilir’ sloganının gerçek yaratıcısı iktidar!

Muhalefeti sindirme politikası halkın her kesimine, hemen tüm meslek kümelerine  ulaştı. Bu duruma yalnızca “paranoya” dersek, iktidarın hakkını yemiş oluruz.

GÖZALTILARLA BİRLİKTE TUTUKLU ORANI DA ARTI

Adalet Bakanlığı Adli İstatistik Müdürlüğü‘nün verileri en son 2010 yılı sonuna ait rakamları veriyor. 2011 rakamları 1.5 ay sonra. Bu verilere göre 2010 yılında,
hakkında ceza soruşturması açılan şüpheli sayısı 4 milyon 653 bin 503.
Bu rakam bir önceki yıla göre şüpheli sayısında 325 bin 154 kişilik bir artışa
denk geliyor.

Adalet Bakanlığı verilerine göre 2011 sonunda cezaevlerinde 93 bin 844’ü hükümlü,
36 bin 430’u tutuklu olmak üzere toplam 128 bin 274 kişi bulunuyor.
Bakanlığa göre tutuklu ve hükümlü sayısı 2010 yılında 120 bin 916 imiş.

CUMHURİYET Gazetesi’nın 18 Aralık 2012 günlü kapağı ve yorumlarımız..

Dostlar,

CUMHURİYET Gazetesi’nın 18 Aralık 2012 günlü kapağı ve yorumlarımız..

Başbakan Erdoğan kuvvetler ayrılığının engel olduğunu belirterek
  denetimsiz iktidar istiyor..

* Bütün saha benim!

* Yargı tıkıyormuş.. Başbakan Erdoğan, AKP döneminde büyük ölçüde zedelenen güçtler ayrılığını toptan kaldırma niyetini dile getirdi.

* “Bürokratik oligarşi ve yargının” önlerini tıkadığını,
CHP’nin de engelleme yaptığını belirten Erdoğan,
şehir hastaneleri projesini 6 yıldır yaşama geçiremediklerini anlattı.

* Muhalefet olmasa..

* Erdoğan “Dışarıdan bakanlar ‘326 milletvekiliniz var yine bahane’ diyor.
Ama kuvvetler ayrılığı denilen olay var ya, o geliyor sizin önünüze dikiliyor.
Diyor ki ‘Senin de bir oynama sahan var’. Meclis’te de ana muhalefet partisi
engel çıkarıyor” dedi.

Güçler ayrılığı, yani YASAMA-YÜRÜTME-YARGI erklerinin birbirini denetleyecek ve dengeleyecek biçimde kurgulanması demokrasi için vazgeçilmez bir ilke olarak tartışmasız kabul görüyor ve gelişmiş demokrasilerde uygulanıyor.

Güçler (Kuvvetler ayrılığı)Fransız aydınlanmacı düşünür Montesquieu tarafından ortaya atılmış olan, demokratik devlet yönetimini düzenleyen bir modeldir. (Wikipedia)

Aslında yeni de değil.. Tarihi John Locke‘a (1632-1704)
hatta taa Antik Yunan‘a, kadim Aristoteles‘e (M.Ö. 384 – 322) dek uzanıyor !

Bu durumda bizim “ileri demokrasimiz” tarihin neresine svruluyor?
Pre-historik, arkaik zamanlara mı ??

************************

Türkiye dolaylı vergi şampiyonu!

318 milyarın 218’i cepten..

2013’te toplam 317.9 milyar lira vergi geliri öngörüldüğü, bunun 218.1 milyar TL’sinin dolaylı vergilerden elde edileceği belirtildi. Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan Çakar, “Türkiye, yoksul, dar gelirli, emekçi tüketicilerden peşin olarak alınan dolaylı ve adaletsiz vergide dünya şampiyonu” diye tepki gösterdi.

Çakar, 2013 bütçesinin halktan değil sermayeden ve rantiyeden yana olduğunu belirterek “Zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapacak.” dedi..

Sevgi ve saygı ile.
18.12.12, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net