SAĞLIKTA ŞİDDET DİNMİYOR..

SAĞLIKTA ŞİDDET DİNMİYOR.. NİÇİN ??

ibnisina2

TBMM Sağlıkta Şiddet Araştırma Komisyonu Ekim ayından beri (2012) çalışmalarını sürdürüyor. Türk Tabipleri Birliği de 11 Ekim 2012’de Komisyon toplantısına katıldı ve görüşlerini iletti. Türk Tabipleri Birliği bir temsilci ile TBMM Komisyon toplantılarına sürekli olarak katılmaktadır.

Şiddette caydırıcılık bakımından önemli olduğunu düşündüğümüz
Türk Ceza Yasası’na ek madde önerisi Komisyona iletilmiştir.

kanayan_stetoskop

 

(Dr. Taner ÖZEK)

Sağlık emekçilerinin “Bu şiddet sona Ersin!’ diyerek greve çıkmasının üzerinden henüz bir gün geçmişken, dün (18 Nisan) gece 23.30 sularında Ankara Üniversitesi
İbn-i Sina Hastanesi’nde bir hasta yakını, bir asistan hekim ile iki hemşireyi silahla tehdit etti.

Sağlık çalışanlarına yönelik şiddete karşı Sağlık Bakanlığı’nı birçok kez uyaran
sağlık emekçileri, silahlı tehdide karşı İbn-i Sina Hastanesi’nde iş bıraktı.

Asistan hekimler: ‘Şiddet durmazsa süresiz grev kapıda’

12.30′da İbn-i Sina Hastanesi Başhekimliği önünde bir araya geldi. Binden çok sağlık emekçisi, Sağlıkta Dönüşüm’ün yarattığı sistemde hizmet üretemeyeceklerini söyledi. Çok sayıda vatandaş da eyleme destek verdi.

Eylemde ilk olarak Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Asistan Hekimleri söz aldı.  AKP’nin sağlık politikalarının sağlık çalışanlarını ve halkı sık sık karşı karşıya getirdiğini belirten asistan hekimler, sağlıkta şiddet ile ilgili yasanın bir an önce mecliste kabul edilmesini istedi. Asistan hekimler, talepleri yerine gelmediği takdirde sağlıkta şiddetin durması için süresiz greve çıkacaklarını duyurdu.

TTB Merkez Konsey II. Başkanı Dr. Gülriz Erişgen de şiddetin son bulmasına ilişkin düzenlemelerin yaklaşık bir yıldır yapılmamasına tepki gösterdi.

SES: ‘Nerede şiddet varsa, orası eylem alanıdır’

SES Ankara Şubesi Başkanı İbrahim Kara, 17 Nisan’daki grevlerindeki ana istemlerinin sağlıkta şiddeti önleyecek bir düzenleme olduğunu hatırlattığı konuşmasında AKP’nin bu konuda bir adım atmamakta direttiğini söyledi. Kara,

“Tüm sağlık çalışanı arkadaşlarımıza sesleniyorum. Bugünden başlayarak herhangi bir sağlık alanında, herhangi bir kişi tarafından, herhangi bir şekilde şiddete uğradığımız anda artık kapı önü eylem alanıdır, grev alanıdır.” diye konuştu.

Türk Sağlık-Sen Ankara Üniversiteler Şubesi Başkanı Alpaslan Cenk Kocabaş,
şiddeti önlemek için yasal düzenlemelerin bir an önce yapılması gerektiğini kaydetti.

Sağlık-Sen’den “inşallah”lı talepler

Basın açıklamasına Sağlık Sen Ankara 2 No’lu Şube Başkanı Metin Memiş de katıldı. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin son bulmasını “inşallah” diyerek talep eden Memiş, Meclis’ten beklenen yasal düzenleme ile ilgili de “İnşallah Meclisimiz gerekli düzenlemeyi yapacak” dedi. Memiş’in konuşması kitleden herhangi bir alkış almazken, konuşmanın sık sık “AKP sağlığa zararlıdır”, “Sağlıkta Dönüşüm ölüm demektir”, “Şiddet sürüyor; Meclis uyuyor” sloganlarıyla kesilmesi dikkat çekti.

ATO: ‘Ancak eyleme geçtiğimizde duyuyorlar’

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Özden Şener de  ”Sağlıkta şiddeti önleme yasasını iki yıldan bu yana hayata geçiremeyen, yasayı ne zaman sorsak ‘çalışıyoruz’ diyen AKP hükümetinin nasıl bir anayasa hazırlayacağını merak ediyoruz. Bu hükümet anayasa hazırlayamaz” diyerek konuşmasına başladı.

Şener konuşmasında bugünkü eyleme katılımın, 17 Nisan’da gerçekleşmemesine de değindi. Şener, “Ne yapmamız gerekiyor arkadaşlar. Ölmemiz mi gerekiyor? Nasıl durduracağız bu şiddeti? Nasıl duyuracağız sesimizi? Ancak eyleme geçtiğimizde duyuyorlar” dedi.

Şener, AKP’li bakanların sağlık alanındaki grevlere yönelik tepkisine de “Bayramlarda 9 gün tatil ilan edenler, sağlık çalışanlarının iki günlük grevlerine laf edemez. Biz bunları yemeyiz” sözleriyle yanıt verdi.
Silahla tehdit edilen asistan hekim Batuhan Erdoğdu

Batuhan Erdoğdu: ‘Hekimlik yapmayacağım’

Şener’in “hala ölüm tehdidi aldığına” dikkat çektiği asistan hekim Batuhan Erdoğdu eylemde son sözü aldı. Olayı anlatan Erdoğdu, “Buradan ant içiyorum, can güvenliğim sağlanana kadar hekimlik yapmayacağım” dedi.

Konuşmaların ardından binden fazla sağlık emekçisi, dün akşam y (aşanan saldırının failinin yargılanmasını izlemek üzere Ankara Adliyesi’ne yürüdü. Saldırganın tutuklanmasını isteyen sağlık emekçileri, saat 13.30′da başlayan mahkemenin sonucunu beklemeye başladı. (Sendika.Org, http://www.hekimedya.org, 19.4.13)

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 19.4.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Türk Tabipleri Birliği’nden Milletvekillerine Açık Mektup..

TTB_logosu

Değerli Meslektaşımız,

Sağlık hizmetinin tanımını, sağlık çalışanlarının haklarını, vatandaşlara sunulacak hizmetin adını ve niteliğini, yani sağlığı bir bütün olarak değiştirecek ve özelleştirmenin önünü tümüyle açacak Kamu Özel Ortaklığı yasa tasarısı bu hafta içinde
TBMM gündemine getirilecek.

Türk Tabipleri Birliği tüm milletvekillerine bir mektup hazırladı, çünkü görünen o ki görüşmeleri ancak onların vicdan muhasebeleri ve bizlerin birlikte, güçlü ve örgütlü tavrı etkileyebilir.

Türk Tabipleri Birliği tarafından hazırlanan ve milletvekilleri ile paylaşılan mektubu aşağıda bilginize sunuyoruz.

Saygılarımızla,

Ankara Tabip Odası
Yönetim Kurulu

==================================

Sayın Milletvekili,

Biz vatandaşlar olarak,

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine alınan Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İşbirliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması Hakkında Kanun Tasarısı’nı görüşürken aşağıdakileri bilmenizi istiyoruz;

Bu tasarıdaki yöntem 2005 yılında Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na bir madde olarak eklendi. Sonra Sağlık Bakanlığı ihaleler yaptı. Sonra yargı ihaleleri durdurdu.
Bunun üzerine önünüze gelen Tasarı hazırlandı.

Biz bu yöntemin Türkiye’ye özgü olmadığını, dünyada da kimi ülkelerde uygulanan
bir yöntem olduğunu biliyoruz. O ülkelerdeki sonuçlarını araştırdık.
GÖRDÜK Kİ, ÖZELLİKLE SAĞLIK ALANINDA, FELAKETLERE YOL AÇMIŞ.

UYGULANAN ÜLKELERDEKİ SONUÇLARINDAN YOLA ÇIKARAK; YÜREĞİ VE VİCDANI İNSANDAN, TOPLUMDAN YANA OLAN HERKES DEMEKTEDİR Kİ;
KAMU ÖZEL ORTAKLIĞI SAĞLIĞA ZARARLIDIR.
SAĞLIK ÇALIŞANINA DA, SAĞLIK HİZMETİ ALACAK OLANA DA ZARARLIDIR.

Peki yararı kime? 2020 yılında dünyada bu yöntemden 7.5 trilyon $
gelir elde etmeyi hedefleyenlere!

Biz yıkımı yaşayanlardan öğrendik ve sesimizi sizin de duymanızı istiyoruz.
Sizlere bu yöntemin “modern hastaneler yapmak için”, “millete daha iyi ve kaliteli hizmet için”, “bütçe kısıntıları nedeniyle bir an evvel hastaneleri tamamlamak için” en iyi yöntem olduğunu söyleyecekler. Biz bu yalanlara karşı aşağıdaki gerçekleri bilmenizi istedik.

Sayın Milletvekili,

Türkiye’de halihazırda kullanımda 122.399 hasta yatağı olduğunu, ulaşılmak istenen yatak sayısının 147 bin olduğunu ve şu anda yapımı süren hastanelerin 27 binden çok yatağa sahip olduğunu biliyor musunuz? Yani, Türkiye’nin uzun erimde ihtiyaç duyduğu hasta yatağı eksiği yok

Kalkınma Bakanlığı, klasik yöntemle hasta yatağı maliyetini 1.200-1.300 TL/M2,
kamu özel ortaklığıyla 1.600 TL/M2 dolayında olduğunu hesap ediyor. Oysa
Sağlık Bakanı bu yöntemle toplam 37 proje için 43.193 hasta yatağı yapılmasının planlandığını ve 18 Milyar 250 Milyon TL fizibilite yapıldığını açıkladı. Bu hesaba göre, her bir hasta yatağı 422.522 TL’ye mal olacak. Bakanlıkların hesaplamalarının bile birbirini tutmadığını biliyor musunuz?

Bugüne dek yapılan 14 ihalede, öğrenilebilen, yalnıca bina kullanım bedeli karşılığı ödenecek kiraların yılda 2.180.085.347 TL -ki bu rakam Sağlık Bakanlığı merkez örgütü bütçesi kadardır- 25 yıllık toplamının da 54.502.133.675 -ki bu rakamın da 27 binden çok hasta yatağı yatırımı için gereken 5.1 Milyar TL’nin 10 katından çok- olduğunu biliyor musunuz?

Kamu-Özel Ortaklığı yöntemiyle, yalnızca yenileme yapıldığını, yeni yatırım yapılmadığını, Yüksek Planlama Kurulu‘nun eldeki hastanelerin kapatılması kaydıyla ihalelere onay verdiğini biliyor musunuz?

Tasarıdaki hükümle tüm tıbbi hizmetlerin de şirketlere devredilmesinin
önünün açıldığını biliyor musunuz?

İhaleyi alan şirketlerin hastaneleri yöneteceğini, hatta ihaleyi alan şirketlere
kredi verecek çok uluslu finans kuruluşlarının, uygun görmeleri durumunda
hastanelere el koyup yöneteceklerini biliyor musunuz?

Kent hastanesi ihalelerini alan şirketlere, sanki otoyol işleteceklermiş gibi toplumu
hasta etmek üzerinden % 70 doluluk oranı vaat edildiğini biliyor musunuz?

Bu yöntemle yapılan hastanelerde çalışan sağlık çalışanlarına “ne kadar çok hasta,
o kadar çok para” denildiğini biliyor musunuz?

Bu hastanelere başvuranlara, “uzun kalmayacaksan buyur” denildiğini; hastaneler kamu sağlık hizmeti vermek yerine “işletilmeye” başlanınca, adı hastane bile olsa hastalıkları “gelir getiriyorsa” ve maliyeti ucuzsa tedavi etmeye başlayacağını biliyor musunuz?

Kira artışları yapılırken şirketlerin yabancı para biriminden borçlanmaları durumunda döviz kuru farkından kaynaklanacak olası zararlarının kiraya yansıtılacağını
biliyor musunuz?

Tasarı hazırlanırken Sağlık Bakanlığı kaldırılırsa belirsizlik olmasın diye hükümler konulduğunu; bu kiraların ödeneceği döner sermaye havuzundan personele dağıtılacak ödemelerin azaltıldığını biliyor musunuz?

Hastanelerimize el koyacak şirketlerin gelirleri daha da artsın, kira ödemeleri güvence altına alınsın diye çalışanların ücretlerinin giderek azaltılacağını, buradan
hizmet alacakların giderek daha çok katkı katılım payı vereceğini biliyor musunuz?

Kamu özel ortaklığı ile yurtdışında yapılacak tesislere, hekimlerimizin zorunlu hizmet adı altında gönderileceklerini biliyor musunuz?

İhale alan şirketlerin, alacakları kredilere ve bunların her türlü ek giderine doğrudan Hazine güvcencesi verildiğini, her türlü Damga Vergisi ve Harçtan bağışık (vareste), KDV’den bağışık olduklarını biliyor musunuz?

Tasarı sayesinde taşeron sisteminin pervasızlaşarak, hastanelerin yenilenmesi için bile örneğin cerrahi hizmetlerin satın alınabileceğini biliyor musunuz?

Bu hastanelerde Sağlık Bakanlığı’nın kiracı olacağını, hatta Sağlık Bakanlığı’nın, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu‘nun, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu‘nun
kendi binalarında şirketlerin kiracısı olacaklarını biliyor musunuz?

BİZ BUNLARI İSTEMEDİĞİNİZİ BİLİYORUZ.
BU TASARININ NELER GETİRECEĞİNİ, NELERİ GÖTÜRECEĞİNİ BİLDİĞİNİZİ
VE BUNA EVET DEMEYECEĞİNİZİ BİLİYORUZ.

BİZ HAYIR DİYORUZ,

SİZİN DE HAYIR DEMENİZİ İSTİYORUZ.

SAYGILARIMIZLA,
20.2.13

PROF. DR. A. ÖZDEMİR AKTAN
TTB MERKEZ KONSEYİ BAŞKANI

Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları Raporu hazırlandı

ATO_logosu

Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları Raporu hazırlandı

Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının (KKNMK) Anayasal statüsüne ilişkin olarak yürütülen ve yeni Anayasa çalışmalarına da konu edilen tartışmalara katkı sunmak üzere bağımsız hukukçularca hazırlanan rapora destek sunan Ankara Tabip Odası, Ankara Dişhekimleri Odası ve Ankara Bölgesi Veteriner Hekimler Odası tarafından 12 Şubat 2013 tarihinde düzenlenen bir basın toplantısı ile kamuoyuyla paylaşıldı. Basın toplantısına,

  • Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları Raporu:
    Anayasa’nın 135. maddesinin Karşılaştırmalı Değerlendirilmesi ve Bir Öneri 

başlıklı raporu hazırlayan kolektiften Başkent Ünv. İdare Hukuku Öğr. Gör. Orhan Tekinsoy, Av. Dr. Mustafa Bayram Mısır ve Av. Yunus Bakihan Çamurdan’ın yanı sıra Ankara Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Özden Şener, Ankara Dişhekimleri Odası Başkanı Dr. İlker Cebeci, Ankara Bölgesi Veteriner Hekimler Odası Başkanı Yrd. Doç. Dr. Oytun Okan Şenel, Genel Sekreter Adil Adıgüzel ve üye Dr. Saffet M. Saraç katıldı.

Rapor Meclis Anayasa Komisyonu üyelerine verilecek

Basın toplantısında konuşan Ankara Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Özden Şener, raporun bağımsız hukukçular tarafından meslek örgütlerinin demokratik ülkelerde
nasıl olması gerektiğine ilişkin dünyadan örneklerle karşılaştırmalı olarak hazırlandığını kaydetti. Yeni Anayasa çalışmaları esnasında meslek örgütlerinin yok edilmesi amacıyla kamuoyu yaratılmaya ve Anayasa komisyonunun bu şekilde bir düzenleme için yöneltilmeye çalışıldığını kaydeden Şener, bu raporun hazırlanmasındaki temel çıkış noktasının da bu çabadan kaynaklandığını söyledi.

Liberal Demokrasi Topluluğu gibi oluşumların yayımladıkları çeşitli araştırmalarla, meslek örgütlerine üyeliğin zorunlu olmaktan çıkarılıp 1’den çok örgütlenme kurulabilmesini savunduklarını hatırlatan Şener, bu durumun mesleği çökerten ve kamunun zararına sonuçlar ortaya çıkarak bir uygulama olacağını dile getirdi ve hazırlanan raporu bu nedenle çok önemsediklerini ifade etti. Şener ayrıca, hazırlanan raporun Meclis Anayasa Komisyonu üyeleriyle de paylaşılacağını söyledi.

Daha sonra söz alan Ankara Dişhekimleri Odası Başkanı Dr. İlker Cebeci, Anayasa’nın 135. maddesi halen geçerli olmasına karşın meslek örgütlerinin yetkisiz kılınmaya çalışıldığını kaydederken, Ankara Bölgesi Veteriner Hekimler Odası Başkanı Yrd. Doç. Dr. Oytun Okan Şenel de meslek örgütleri çalışmaktan men edilirse her şeyden çok toplum sağlığının etkileneceğini söyledi.

Denetim, gözetim ve yaptırımdan muaf bırakır uyarısı

Raporun hazırlayıcılarından İdare Hukuku Öğr. Gör. Orhan Tekinsoy yaptığı sunumda, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının önemi ve kamu gücü kullanacak şekilde yasal yetkilerle donatılmasının demokratik toplumlar için gerekliliğini anlattı.

Meslek örgütlerinin, meslek etiğini ortaya koyan, tüm mesleğin yürütülüşünü gözeten kuruluşlar olduklarını ve meslek mensupları üzerinde denetim, gözetim ve yaptırım yetkisi bulunduğunu vurgulayan Tekinsoy, üyeliğin zorunlu olmayışının ise meslek mensuplarını denetim ve yaptırımın dışında tutacağı, bu nedenle de
kamu yararını zedeleyeceği uyarısında bulundu. Tekinsoy, “Ben üye olmuyorum” diyerek bu denetim, gözetim ve yaptırımdan muaf olunabilmesinin söz konusu dahi olmaması gerektiğini ifade etti.

Hazırlanan raporun tam metnine ulaşmak için lütfen tıklar mısınız?

KAMU_KURUMU_NITELIGINDE_MESLEK_KURULUSLARI_ RAPORU_2013 .

Sevgi ve saygı ile.
15.2.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Asistan eğitimine “tam gün” engeli

Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Ankara Tabip Odası, düzenli olarak
aylık HEKİM POSTASI adlı yayını çıkarıyor. Son sayısında, asistanların eğitimini “Tam Gün” uygulamasının nasıl olmusuz etkilediği aktarılmakta.

Bilindiği gibi asistan hekimler geleceğin uzmanları.

Dolayısıyla, özellikle beceri kazandırmaya yönelik uygulamalı eğitimleri
son derece önemli. Uluslararası standartları Türkiye yakalamak ve sürdürmek zorunda. Tersi durumda ülkemizde sağlık hizmetlerinin niteliğinin tehlikeli biçimde düşebileceği ve gideriminin (telafisinin) olanaksız olabileceğini ve de
bedelini halkımızın ödeyeceğini altını çizerek anımsatmak istiyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
7.2.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

================================

Asistan eğitimine “tam gün” engeli!

Pek çok tıp fakültesinde asistanların eğitimi, yürürlükteki Tam Gün Yasasından kaynaklı düzenlemeler nedeniyle olumsuz etkileniyor. Özellikle belli bir alanda uzmanlaşan tek hekimlerin yasa nedeniyle hasta bakamıyor ve ameliyatlara giremiyor olmaları,
asistanların o alanda pratik eğitim alabilmelerini de engelliyor.

Kamuoyunda Tam Gün Yasası olarak da bilinen 650 Sayılı KHK’nin getirdiği düzenlemeler nedeniyle üniversite hastanelerinde ihtisasını yapan asistan hekimlerin eğitimleri belli uzmanlık alanlarında aksayabiliyor. Bunun bir örneğinin yaşandığı Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Genel Cerrahi Bilim Dalında ihtisas yapan asistanlar, onkoloji cerrahisi alanında ellerinin altındaki bilgi ve deneyimden yararlanma şansı bulamıyor. Özellikle kanser cerrahisinde yaptığı başarılı ameliyatlarla adını duyuran Prof. Dr. Serdar Erkasap, tam gün yasası nedeniyle görev yaptığı Osmangazi Üniversitesi Eskişehir Tıp Fakültesi Hastanesinde ameliyatlara giremiyor.

Hekim Postası’na açıklama yapan Dr. Erkasap, konuya ilişkin olarak,
“Tüm öğretim üyelerinin bilgi, beceri, deneyimleri birbirinden farklı ve asistanların her birinden öğrenecekleri başka yönler var.” değerlendirmesinde bulundu. “Yaptığım işi başka bir hekim yapsa bile aramızda farklar olur, hastaya yaklaşım şeklimiz bile başkadır.” diyen Dr. Erkasap, “Hangi öğretim üyesi olursa olsun asistanlar açısından eğitimlerinde bir yön eksik kalır.” şeklinde konuştu.

Yasaklar en fazla asistanları etkiliyor

Hasta tedavilerinin aksatılmadığı, başka hastanede de olsa ameliyatlarının yapılabildiğini belirten Dr. Erkasap, bu yasakların en fazla asistanları etkilediğini söyledi. Muayenehanesi olan hekimlerin hastane bünyesinde ameliyatlara girmeyip sadece eğitim faaliyetlerinde bulunabilmelerini değerlendiren
Dr. Erkasap, “Bir cerrahi branşta, asistan eğitimi nasıl odada verilebilir?” diye sordu.

Gerekçeli karar çözüm olabilir

Anayasa Mahkemesi’nin Tam Gün Yasasının iptaline ilişkin gerekçeli kararını açıklamasının ardından gözler yeniden üniversite hastanelerine çevrildi. Dekanlıkların gerekçeli kararı yeterli görmeleri halinde, muayenehanesi olan öğretim üyelerinin tekrar göreve başlamaları için yetki verme hakkı olduğunu anlatan Dr. Erkasap, hekimler olarak Dekanlıkla görüşüp hastanede tekrar çalışabilmenin yollarını arayacaklarını söyledi.

Ekonomik değil onur meselesi

Hastanede görev yapmayı istemenin ekonomik bir yönü olmadığını anlatan
Dr. Erkasap sözlerini, “Görevimizi tam yapmak istiyoruz, ama bizim durumumuzdaki öğretim üyelerini engelliyorlar. Oysa bunun bizim hakkımız olduğunu düşünüyoruz. 25 yılımı verdiğim hastanede çalışamıyor olmak artık onur meselesi haline geldi.” diye sürdürdü. Sağlık alanında tam bir kaos ortamı yaşandığına işaret eden Dr. Erkasap, “Her sabah acaba bugün ne değişti diye merakla uyanıyoruz” dedi. (HEKİM POSTASI, 15 Ocak 2013)

TTB ve ATO’dan KKKA’nden Ölen Dr.Mustafa Bilgiç Hakkında Ortak Basın Açıklaması

Dostlar,

“Dr. Mustafa Bilgiç, hastasından bulaşan KKKA yüzünden öldü!”

başlıklı yazımızı dün sitemizde yayımladık.
(http://ahmetsaltik.net/dr-mustafa-bilgic-hastasindan-bulasan-kkka-yuzunden-oldu/)

Bu gün de TTB (Türk Tabipleri Birliği) ve ATO (Ankara Tabip Odası) ortak bir basın açıklamaı yaptılar..

Bu metin ve olay, Halk Sağlığı açısından büyük önem taşıyor..
Lütfen paylaşalım, sahiplenelim..

657 sayılı Devlet Memurları yasası kapsamında görevli sağlık çalışanlarının hakları bağlamında aşağıdaki yasa kurallarını anımsatmayı önemsiyoruz :

Hastalık izni: Madde 105 – (Değişik: 29/11/1984 – KHK 243/18 md.) ….

Görevlerinden dolayı saldırıya uğrayan memurlar ile görevleri sırasında ve görevlerinden dolayı bir kazaya uğrayan veya bir meslek hastalığına tutulan memurlar, iyileşinceye dek izinli sayılırlar.

Madde 188 – A) Devlet memurlarının …. ve görevden doğan kaza ile mesleki hastalık, …… durumlarında, gerekli sosyal sigorta yardımları sağlanır. Bu sigorta yardımları özel kanunlarla düzenlenir. Bu sigortalardan tanınan hak ve sağlanan yardımlar, genel sosyal sigorta rejimleri ile kabul edilen hak ve yardımlardan az olamaz.

Sevgi ve saygı ile.
24.9.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
=====================================================


Değerli Meslektaşımız,

Samsun’da Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastasına müdahale ederken hastalık bulaşan Dr. Mustafa Bilgiç’in yaşamını yitirmesinin ardından Türk Tabipleri Birliği ve Ankara Tabip Odası tarafından, sağlık kurumlarındaki olumsuz çalışma koşullarının mesleki riskleri artırmasıyla ilgili olarak bir basın toplantısı düzenlendi. TTB’de 23 Eylül 2012 günü gerçekleştirilen basın toplantısına TTB İkinci Başkanı Dr. Gülriz Ersöz, TTB Genel Sekreteri Dr. Bayazıt İlhan, TTB Sağlık Çalışanlarının Sağlığı (SÇS) Çalışma Grubu Üyesi Dr. Özlem Azap ve Ankara Tabip Odası Başkanı Dr. Özden Şener katıldılar.

Dr. Bilgiç’in, kendi hatası veya dikkatsizliğinin değil zorlu çalışma koşulları ve uygun olmayan çalışma ortamının kurbanı olduğu vurgulanan basın toplantısında, asistan hekimlerin 33 saat aralıksız çalışma sürelerine ve acil servislerin içinden çıkılamaz hale gelen koşullarına dikkat çekildi.

Basın açıklamasının ardından konuşan Ankara Tabip Odası Başkanı Dr. Özden Şener, Sağlık Bakanlığı’nın 14 Mayıs’ta yayınladığı Sağlık Çalışanlarının Güvenliği Genelgesinde risk gruplarının enfeksiyondan korunmasının emredildiğini ancak bu çalışmaların işaretlerini halen hiçbir hastanede göremediklerini söyledi. Yine Bakanlığın Nisan 2010’da yayınlanan asistan hekimlerin çalışma koşullarının düzeltilmesi hakkındaki genelgesine de hiçbir hastanede uyulmadığına işaret eden Dr. Şener, özellikle yaz aylarında gün aşırı nöbetlere devam edildiğini dile getirdi.

Asistan hekimlerin nöbet ertesi poliklinik ve ameliyathanelerde göreve devam ettirildikleri ancak tüm koşullara rağmen hata yapmamalarının beklendiği eleştirisinde bulunan ATO Başkanı, Ankara’daki hastanelerin zorlu çalışma koşullarına da değindi. Dr. Özden Şener, Etlik İhtisas’ın kapatılmasının ardından hastaların diğer hastanelere yönelmeleriyle Dışkapı Yıldırım Beyazıt Hastanesi Acil Servisine bir günde yaklaşık 600 hasta başvurusu olduğunu, pek çok acil serviste doktorların kesintisiz 12 saat çalıştırıldığını belirtti.

TTB Genel Sekreteri Dr. Bayazıt İlhan’ın okuduğu basın açıklamasının tam metni aşağıdadır:

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ ve ANKARA TABİP ODASI ORTAK BASIN AÇIKLAMASI

Sağlık çalışanlarının ölüme davetiye çıkaran koşullarda çalışmasına son verin artık!

Kaybımız çok büyük, acımız sonsuz, isyan etmememiz olanaksız: Yine bir sağlık çalışanı, Dr. Mustafa Bilgiç, zorlu çalışma koşulları ve ihmalkarlığa bağlı olarak geçirdiği iş kazası sonucunda Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına yakalanarak hayatını kaybetti. Hayatının baharındaki bu genç meslektaşımız birçok diğer meslektaşı gibi fedakarca hastasına yardım etmeye çalışırken ondan kaptığı bu hastalıkla aramızdan ayrıldı. Biz bunun bir kader olmadığını biliyoruz. Dr. Mustafa Bilgiç kaderin değil, zorlu çalışma koşullarının, uygun olmayan çalışma ortamının ve ihmalkarlığın kurbanı oldu.

Dr. Mustafa Bilgiç bir üniversite hastanesinde acil tıp araştırma görevlisi olarak eğitim almaktaydı. Acil nöbeti sırasında kanama nedeniyle acil servise başvuran ve sonradan KKKA olduğu anlaşılan hastasına müdahale etti. O gün müdahale ettiği onlarca hastanın yorgunluğu ve daha kendisinden yardım bekleyen onlarca hastaya yetişebilmenin telaşıyla hastanın kanlı iğnesini eline batırdı. İğnenin eline batması onun hatası veya dikkatsizlik gibi görülebilir. O ortamda çalışmayan, bir acil serviste 15 dakikasını geçirmeyen herkese bu böyleymiş gibi gelebilir. Ama 3-5 hekimin, 3-5 hemşire, sağlık memuru ve hasta bakıcıyla birlikte kritik durumda ve acil müdahale ihtiyacı duyan yüzlerce hastayı zamana karşı yarışarak tedavi etmek zorunda kaldığı ve hasta yakınlarının herhangi bir hastane servisinden çok daha fazla endişeli, gergin olduğu bir ortamdan bahsediyoruz. Bunların üstüne, yaşanan her sorunun kaynağı olarak hekimlerin suçlandığı, hekimlerin bizzat sağlık hizmetini düzenlemekten sorumlu makamlarca hedef gösterildiği ve bunun sonucunda sağlık çalışanlarının sürekli sözlü ve fiziksel şiddete uğradığı veya “her an şiddete uğrayabilirim” psikolojisiyle işini yapmaya çalıştığı bir ortam. Sorarız size, buna hata denebilir mi?

Dr. Mustafa Bilgiç bir araştırma görevlisiydi. Sizin daha iyi bildiğiniz ismiyle “asistan hekim”. Asistan hekim demek, 33 saat aralıksız çalışma, haftada 110 saat uykusuz ve yorgun sağlık hizmeti vermek demektir. Bu şekilde çalışmak zorunda kalan bir hekimin yaptığı hatalardan kendisinin sorumlu olduğu söylenebilir mi? Ama söylendi, daha önce de Ankara’da Numune Hastanesi’nde görevi başında bu hastalığa yakalanarak ölümden dönen bir meslektaşımız için açılan tazminat davasında Sağlık Bakanlığı savunmasında olayın hekimin dikkatsizliğinden gerçekleştiğini belirtti!

Acil servisler içinden çıkılmaz haldedir, Sağlıkta Dönüşüm Programı sürecinde de acil servislere başvuru sürekli artmıştır. Gelişmiş ülkelerde toplam hekime başvurular içinde acil servislere başvuru %10’un altındayken bizde resmi makamlarca %30’larda bildirilmektedir. Bu durum açıklıkla sağlık hizmetlerinin niteliksizliğinden ve normal poliklinik başvurularından alınan yüksek katkı ve katılım paylarından kaynaklanmaktadır. Acil servislerde hekimler bu kötü sağlık sisteminin cezasını çekmektedirler.

Bu kötü çalışma koşulları hastaların olduğu kadar sağlık çalışanlarının da sağlığını tehdit etmektedir. İki gün önce Dikili’de bir hekimin bıçaklanmasında olduğu gibi her gün yeni bir örneğini yaşadığımız şiddet olaylarının yanı sıra çok da dikkat çekmeyen ama çok önemli bir tehdit de bulaşıcı hastalıklardır. Sağlık çalışanlarının enfeksiyon hastalıklarına topluma kıyasla 10 kat daha fazla yakalandığı bilinen bir gerçektir. Pek çok sağlık çalışanı, hastasından bulaşan enfeksiyonlar nedeniyle hastalanmakta, hayatını kaybetmektedir. Nitekim Dr. Mustafa Bilgiç ülkemizde KKKA hastalığından ölen ilk sağlık çalışanı değildir. TTB olarak, bugüne kadar 40’a yakın sağlık çalışanının bu hastalığa yakalandığını ve 10’a yakın sağlık çalışanının hayatını kaybettiğini “sanıyoruz”. “Sanıyoruz” dememiz garip gelebilir. Ama ne yazıktır ki kesin rakamları bilemiyoruz çünkü Sağlık Bakanlığı KKKA ile ilgili verileri açıklamamakta ya da tam olarak bilmemektedir.

Dr. Mustafa Bilgiç aynı hastanede KKKA nedeniyle yaşamını yitiren 2. sağlık çalışanıdır. Bundan üç yıl önce de yine acil serviste çalışan hemşire Kübra Yazım, KKKA’lı bir hastanın kanlı iğnesinin eline batması sonucunda hastalanarak hayatını kaybetmişti. Aradan geçen üç yıl içerisinde sağlık çalışanlarının sağlığını korumaya yönelik bir gelişme olmaması yöneticilerin ihmalkarlığı dışında ne ile açıklanabilir? Tüm dünyada sağlık çalışanları buna benzer mesleksel bulaşıcı hastalıklarla karşılaşmaktadır. Önemli olan bu karşılaşmaları en aza indirebilmek ve karşılaşma gerçekleştikten sonra sağlık çalışanının hastalanmasını engellemektir. Bunun için tek tek hastalık bazında nelerin yapılması gerektiği bilimsel olarak ortaya konmuş durumdadır.

On yıldır ülkemizde 7000’ i aşkın kişinin hastalanmasına ve 400’ü aşkın kişinin ölümüne neden olan KKKA’nın da sağlık çalışanlarına bulaşabildiği ve hastalığın ağır seyri iyi bilinmektedir. KKKA ile temas eden sağlık çalışanlarının nasıl korunması, nasıl takip ve tedavi edilmesi gerektiği Türk Tabipleri Birliği olarak 2010 yılında konunun uzmanlarını bir araya getirerek hazırladığımız Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Bilimsel Değerlendirme Raporu’nda yer almaktadır (http://www.ttb.org.tr/kutuphane/kirim_kongo_rpr.pdf).

Yetkililere soruyoruz?

Acil servislerde çalışma koşullarının düzeltilmesi için daha kaç sağlık çalışanın canının yanması veya ölmesi gerekecektir?

Asistan hekimlerin çalışma koşullarının düzeltilmesi için daha kaç asistan hekimin canının yanması veya ölmesi gerekecektir?

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi ile ilgili veriler ne zaman kamuoyu ile açıklıkla paylaşılacaktır?

Türk Tabipleri Birliği Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Bilimsel Değerlendirme Raporu’nda yer alan önerilere ne kadar uyulmaktadır?

Sağlık çalışanlarının riskli temaslardan sonra hastalanmaması için yapılması gerekenler Dr. Mustafa Bilgiç olayında ne kadar yapılmıştır? Bu olayda ihmal var mıdır? Varsa bu ihmalin sorumluları kimlerdir?

Türk Tabipleri Birliği ve Ankara Tabip Odası olarak, yetkilileri bu soruların yanıtını -başka sağlık çalışanları hayatını kaybetmeden- vermeye çağırıyoruz.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
Ankara Tabip Odası

24.9.12, Ankara