ALİ DÜNDAR’IN ARDINDAN

ALİ DÜNDAR’IN ARDINDAN

Zeki Sarıhan

Eğitimci yazar Ali Dündar, 8 Kasım günü Ankara’da toprağa verildi. Uzun bir ömür sürmüş, 30 yıl eğitim topluluğunda çalışmış, gazete ve dergilerde binlerce yazısı yayımlanmış bir aydının biyografisini çıkarmak bir kişinin harcı değildir.

Onunla yollarımız Ankara’da Öğretmen Dünyası dergisi nedeniyle zaman zaman kesişti. 40 yıl içinde (1980-2019) dergide asıl adıyla ve M. Kuzugüdenli takma adıyla 27 yazısı yayımlandı. Bir seferinde Öğretmen Dünyası’nın Danışma Kurulu toplantısına katıldı. 1987’den beri her hafta düzenlenen Cumartesi Söyleşilerinin birinde de konuşmacıydı. Devrimci bir eğitim derginin 40 yıllık ömrü için bunlar orta düzeyde bir ilişkiyi gösteriyor.

Köy Enstitülerinden yetişmiş aydınlar arasında Baykurt, Apaydın, Başaran kadar olmasa da adı geçerdi. Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı’nın kurucularındandı ancak bu vakfın yardımıyla çekilen Köy Enstitüleri belgeselinde adının geçmeyişine Osman Bolulu ile birlikte tepki duyduğuna tanık oldum.

1924 doğumlu olduğuna göre adı geçen enstitülü yazarların hepsinden daha uzun yaşadı ve 96 yaşında hayata veda etti. Rekor Abdullah Özkucur’dadır, 100’ü devirmiştir.

Eğitim Hakkını Savunma Komitesinde Dil Derneği’ni temsil etmişti. Komitenin yılın eğitim ödülü için öğretmeni M. Öztekin Yiğit’i aday göstermiş ve kabul ettirmişti. Öztekin’in evine giderek onunla röportajı birlikte yapmıştık. Köy Enstitülerinin 50. Kuruluş Yıldönümü için röportaj yapmaya Rauf İnan’ı da alarak birlikte gitmiştik.

İlköğretim Müfettişliğinden emekli olan Dündar, eğitimin girdiği çıkmazı izliyordu. Bunu Hasan Celal Güzel’e hitaben yazdığı ve Öğretmen Dünyasında yayımlanan “Millî Eğitim Bakanına Açık Mektup”ta da görüyoruz. (Nisan 1989)

Sonuna dek savunageldiği konulardan biri öztürkçe, biri köy enstitüleri, diğeri de laiklikti. Laikliği pozitivizm olarak kabul ediyor, hem laikliği ve Atatürk’ü savunanlara hem de dini inancını koruyanlara “bölmeli kafalar” diyordu. Bu tanımı, Çifteler ve Hasanoğlan Köy Enstitüsü ve Yüksek Köy Enstitüsü Müdürü M. Rauf İnan için kullandığına tanığım. Böylece, benim zihnimde bir tartışma da açmıştır. Dinî inancı olan, örneğin bir yaratıcıya inanan kişiler, bilimsel yapıtlar ortaya koyamazlar mı?

1989’da yaptığı Cumartesi söyleşisinde ortaya attığı “Türkçe laik bir dildir. Herhangi bir dine karışmamıştı” yargısı ise üzerinde durmaya değer. Yazılarında ilk okuyuşta anlaşılamama pahasına olabildiğince öztürkçe kullanırdı. Bir yazısında yanına yazım kılavuzunu, Türkçe Sözlüğü ve olabilirse el önümdeki küçük ansiklopediden birini almadan yazı makinasının başına geçmemek gibi bir alışkanlığının olduğunu yazıyor. “Bir Anı, Bir Sözlük ve Bir Not, Öğretmen Dünyası, Haziran 1994) Dil Derneği’nin kurucuları arasındadır ama “Türkçeyi en iyi kullanan Yazar Ödülü”nü Türk Dili Dergisinden almıştır.

Hayranı olduğu ve sıkı sıkıya bağlılığını tekrarladığı Atatürk Cumhuriyeti hakkındaki görüşlerini ise gene Öğreten Dünyasında yayımlanan “İnaklar Cangılından Us Ekeneğine…” adlı yazısında görebiliyoruz. Dündar, Türkiye toplumunun sınıfsal ve etnik durumuyla ilgilenmemiş, Cumhuriyet’in kültür devriminin sorunları çözmeye yeterli olduğunu ileri sürmüştür.  Yazıda cumhuriyetle demokrasiyi karşılaştırmakta ve demokrasiyi değil cumhuriyeti tercih ettiğini anlatmaktadır. Bu görüşleri Cumhuriyeti ve Kemalizm’in fikriyatına bağlı kaldığını, onu daha sonraki gelişmelere göre eğip bükmeden savunduğunu gösteriyor. (Temmuz 2017) Yayımlanmış 10 kitabının adları arasında onun ideolojisini tam olarak yansıtanı “Kemalizm ve Din”dir. Dünya görüşünü bu ikilem temsil ediyordu.

Sınıf ve sınıf mücadelesi gibi sosyalizm sözlüğünde yer alan kavramlara uzaktı. Ulusal Eğitim Derneği’ni kurarken kurucu listeye girmesini işlerinin çokluğu nedeniyle kabul etmemesi, bunun sonucu olsa gerektir. Asıl ilgisi Dil Derneğine idi. Bazı yazılarını M. Kuzegüdenli takma adıyla yazmasını ise yadırgamıştım. Cumhuriyet gazetesinde dinle ilgili yazılarına “Emekli Vaiz Muhammed Dafi” imzasını atmasını Cumhuriyet’in editörü yadırgamamış olmalı…

1930’ların ideolojisine ve uygulamalarına kıskançlıkla bağlı olanların son temsilcilerinden biriydi. (9 Kasım 2020)
==========================

Dostlar,

Merhum Ali Dündar, Cumhuriyet gazetesinin 2. sayfasında “Emekli Vaiz Muhammed Dafi” takma adıyla epey yürekli yazılar yazdı. Bu sayfanın sorumlusu Sami Karaören idi ve bize bizzat kendisi bu bilgiyi vermişti.. 09.11.2020

Dr. Ahmet Saltık

CUMHURBAŞKANI DEDİĞİN BÖYLE OLMALI


Dostlar
,

Değerli arkadaşımız Sn. Zeki Sarıhan, yakın tarihimize ışık tutan değerli yazılar yazmakta.

Yukarıdaki de bunlardan biri..

Ancak Sn. Sezer’in 10. CB olarak görevini tamamladıktan sonra 7 yıldır neden
hiç ağzını açmadığını anlamış değiliz.. Türkiye bunca badire içinde iken,
bir eski CB’nın bu katı ve sürgit suskunluğu hangi gerekçenin arkasında
savunulabilir ki??

Yine de kendisine yaptıkları için çok teşekkür borçluyuz.
Özellikle, AKP iktidarını ve RTE’yi 5 yıl dolayında önemli ölçüde frenlediği için..

Sevgi ve saygıyla.
11.8.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

=============================================

CUMHURBAŞKANI DEDİĞİN BÖYLE OLMALI

portresi

 

 

Zeki Sarıhan

 

Öğretmen Dünyası Dergisi öncülüğünde millî ve halkçı eğitim isteklerimizi geniş kitlelere mal etmek ve en geniş kesimle ortak hareket etmek için 1996’da Eğitim Hakkını Savunma Komitesi kuruldu. Önce eğitim örgütleriyle sınırlı olan komite zamanla genişledi ve halk örgütlerinin desteğiyle yabancı dille eğitim ve paralı eğitim
başta olmak üzere çeşi
tli kampanyalar yürüttü.

73 kuruluş adına Komitenin yürütme kurulu ve destekçilerinden kimi aydınlarla 3 Ekim 2000’de Çankaya Köşkü‘ne gittik. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, bizi her zamanki inceliğiyle karşıladı. İsteklerimizi
dört madde olarak kaleme de almıştık. Bunları tek tek anlattık ve desteğini istedik.

Sayın Cumhurbaşkanı, hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde ve açıkça bu isteklerimizi desteklediğini söyledi.

Dedi ki:

 

  • “Eğitim yabancı dille yapılamaz. Eğitim parasız olmalıdır.
    Bazı bankalarda yapılan yolsuzluklar eğitime ve tarıma aktarılsaydı bugün daha iyi bir durumda olacaktık.
    Özel vakıf üniversitelerine karşıyım. 1980 öncesinde
    bunlar Anayasaya aykırı bulunarak kapatıldı.
    Millî eğitimde laiklik ilkesine titizlikle uyulmalıdır.”


Böyle bir demeci, başka hangi cumhurbaşkanından alabilirdik?
Hepimiz çok memnunduk. İşte milletin cumhurbaşkanı böyle olmalıydı.
Bu görüşmeyi yayımlama izni istedik. Kabul etti.
Mücadelemizde devletin en yüksek makamından destek almıştık. 

Ayılmadan önce, kendisine 80 kuruluşun imzası bulunan “Yabancı Dille Öğretime Hayır” bildirisini, yüzlerce kitle örgütünün ve aydınının imzasını taşıyan “Paralı Eğitime Hayır” kitapçığını, Prof. Dr. Aydın Köksal’ın “Türkiye’nin Büyük Yanılgısı Yabancı Dille Öğretim” kitabını,
Öğretmen Dünyası ve Abece dergisinin yayınlarını, öğretmen olan eşine vermesi için Sıdıka Avar’ın Dağ Çiçeklerim kitabını sunduk.

Görüşmenin özetini Öğretmen Dünyası’nın Kasım 2000 sayısında da yayımladık.

Aylar sonra, bu görüşmeyi haber alan büyük bir gazetenin eğitim muhabiri, Cumhurbaşkanının yabancı dille öğretim konusunda yanıldığını (danışmanlarının kendisini yanılttığını!) yazdı. Bu ünlü muhabir, özel okulculuğun hararetli bir savunucusu idi! Çok geçmeden MİT’in talimatıyla Ankara emniyetindeki bir grup harekete geçti. Eğitim Hakkını Savunma Komitesi’nin yasa dışı bir örgütlenme olduğunu ileri sürerek Komiteyi destekleyen hemen bütün sendika ve dernekler hakkında soruşturma başlattı. Yöneticilerinin ifadelerini aldı ve bir bölümüne para cezası verdi.

Oysa sendikalar arasında bunun gibi platformlar vardı ve bu nedenle suçlanmıyorlardı. İçişleri Bakanı Sadettin Tantan böyle bir soruşturmadan haberi olmadığını söyledi. Fakat bunu önleyemedi! Polisin “Siz Zeki Sarıhan’ın kim olduğunu biliyor musunuz?” gibi korkutmaları sonucunda kimi kitle örgütlerinin yöneticileri Komiteyi desteklemekten vazgeçtiklerini bildirdiler. Bu operasyon aynı zamanda ve herhalde, esas olarak Sezer’e karşı yapılmıştır.

Komite yürütme kurulu, 2003’te kendisini feshederek bunun yerine çeşitli kitle örgütlerinden katılan 43 eğitimciyle Ulusal Eğitim Derneği kuruldu.

Çankaya Köşkü’nde yapılan görüşmenin bende bıraktığı izlenim şudur:

“Bir cumhurbaşkanı işte böyle olmalıdır.”

CUMHURBAŞKANI DEDİĞİN BÖYLE OLMALI</p>
<p>Zeki Sarıhan</p>
<p>Öğretmen Dünyası Dergisi öncülüğünde millî ve halkçı eğitim isteklerimizi geniş kitlelere mal etmek ve en geniş kesimle ortak hareket etmek için 1996’da Eğitim Hakkını Savunma Komitesi kuruldu. Önce eğitim örgütleriyle sınırlı olan komite zamanla genişledi ve halk örgütlerinin desteğiyle yabancı dille eğitim ve paralı eğitim başta olmak üzere  çeşitli kampanyalar yürüttü.</p>
<p>73 kuruluş adına Komitenin yürütme kurulu ve destekçilerinden bazı aydınlarla 3 Ekim 2000 tarihinde Çankaya köşküne gittik. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, bizi her zamanki inceliğiyle karşıladı. İsteklerimizi  dört madde halinde kaleme de almıştık. Bunları tek tek anlattık  ve desteğini istedik.</p>
<p>Sayın Cumhurbaşkanı, hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde ve açıkça bu isteklerimizi desteklediğini söyledi.</p>
<p>Dedi ki:</p>
<p>“Eğitim yabancı dille yapılamaz. Eğitim parasız olmalıdır. Bazı bankalarda yapılan yolsuzluklar eğitime ve tarıma aktarılsaydı bugün daha iyi bir durumda olacaktık. Özel vakıf üniversitelerine karşıyım. 1980 öncesinde bunlar anayasaya aykırı bulunarak kapatıldı. Millî eğitimde laiklik ilkesine titizlikle uyulmalıdır.”</p>
<p>Böyle bir demeci, başka hangi cumhurbaşkanından alabilirdik? Hepimiz çok memnunduk. İşte milletin cumhurbaşkanı böyle olmalıydı. Bu görüşmeyi yayımlama izni istedik. Kabul etti. Mücadelemizde devletin en yüksek makamından destek almıştık. </p>
<p>Ayılmadan önce, kendisine 80 kuruluşun imzası bulunan “Yabancı Dille Öğretime Hayır” bildirisini, yüzlerce kitle örgütünün ve aydınının imzasını taşıyan “Paralı Eğitime Hayır” kitapçığını, Prof. Dr. Aydın Köksal’ın “Türkiye’nin Büyük Yanılgısı Yabancı Dille Öğretim” kitabını, Öğretmen Dünyası ve Abece dergisinin yayınlarını,  öğretmen olan eşine vermesi için Sıdıka Avar’ın Dağ Çiçeklerim kitabını sunduk.</p>
<p>Görüşmenin özetini Öğretmen Dünyası’nın Kasım 2000 tarihli sayısında da yayımladık.</p>
<p>Aylar sonra, bu görüşmeyi haber alan büyük bir gazetenin  eğitim muhabiri, Cumhurbaşkanının yabancı dille öğretim konusunda yanıldığını (danışmanlarının kendisini yanılttığını!) yazdı. Bu ünlü muhabir, özel okulculuğun hararetli bir savunucusu idi! Çok geçmeden MİT'in talimatıyla Ankara emniyetindeki bir grup harekete geçti. Eğitim Hakkını Savunma Komitesi’nin yasa dışı bir örgütlenme olduğunu ileri sürerek komiteyi destekleyen hemen bütün sendika ve dernekler hakkında soruşturma başlattı. Yöneticilerinin ifadelerini aldı ve bir kısmına para cezası verdi. Oysa sendikalar arasında bunun gibi platformlar vardı ve bu nedenle suçlanmıyorlardı. İçişleri Bakanı Sadettin Tantan böyle bir soruşturmadan haberi olmadığını söyledi. Fakat  bunu önleyemedi! Polisin "Siz Zeki Sarıhan'ın kim olduğunu biliyor musunuz?" gibi korkutmaları sonucunda bazı kitle örgütlerinin yöneticileri komiteyi desteklemekten vazgeçtiklerini bildirdiler.</p>
<p>Komite yürütme kurulu, 2003’te kendisini feshederek bunun yerine çeşitli kitle örgütlerinden katılan 43 eğitimciyle  Ulusal Eğitim Derneği’ kuruldu.</p>
<p>Çankaya Köşkü’nde yapılan görüşmenin bende bıraktığı izlenim şudur: Bir cumhurbaşkanı işte böyle olmalıdır.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi’nin daha sonra gönderdiği fotoğrafındakiler soldan sağa:<br />
Ülker Özer (Eğit-Der), Talip Apaydın, Yusuf İpekli (Aydos Vakfı), Şahver Karasüleymanoğlu (Ankara Halkla İlişkiler Derneği), Zeki Sarıhan (Komite başkanı, Öğretmen Dünyası), Prof. Dr. Sina Akşin, Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer, Göksel Olcaytu (Cumhuriyet Kadınları Derneği), Feyziye Yalçın (Bilim ve Ütopya), Prof. Dr. Cahit Kavcar, Bahtiyar Aksu (Kız Teknik Öğretmenler Derneği), Prof. Dr. İ. Ethem Başaran, Ali Dündar (Dil Derneği)</p>
<p>(Bu yazı, 10 Ağustos 2014 Pazar günü cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarını beklerken yazılmıştır!)

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi’nin daha sonra gönderdiği fotoğraftakiler soldan sağa:
Ülker Özer (Eğit-Der), Talip Apaydın, Yusuf İpekli (Aydos Vakfı),
Şahver Karasüleymanoğlu (Ankara Halkla İlişkiler Derneği), Zeki Sarıhan (Komite başkanı, Öğretmen Dünyası), Prof. Dr. Sina Akşin, Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer, Göksel Olcaytu (Cumhuriyet Kadınları Derneği), Feyziye Yalçın (Bilim ve Ütopya), Prof. Dr. Cahit Kavcar, Bahtiyar Aksu (Kız Teknik Öğretmenler Derneği), Prof. Dr. İ. Ethem Başaran, Ali Dündar (Dil Derneği)

(Bu yazı, 10 Ağustos 2014 Pazar günü cumhurbaşkanı seçim sonuçlarını beklerken yazılmıştır!)

Dil Derneği 27 Yaşında!

 

Dil Derneği 27 Yaşında!

Dil_dernegi

 

 

 

Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Dil Derneği, kuruluşunun 27. yılını kutlayacak..

Cumhuriyet Gazetesi’nin Kültür Merkezinde..
Bu Cumartesi, 26 Nisan 2014 günü saat 14:00 sonrası..

Bilindiği gibi Yüce ATATÜRK‘ümüzün en önemli kalıtlarından olan
Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu 12 Eylül’ün faşist darbecilerince kapatılmıştı. Yerine bir devlet dairesi olarak
Atatürk KültürDil ve Tarih Yüksek Kurumu oluşturulmuştu.
Bu kurumun da neleri yaptığını ya da yap(a)madığını son 30 yılda yaşayarak gördük.

Oysa ATATÜRK, bu 2 kurumu Dernek statüsünde, bürokrasinin dışında özerk olarak yapılandırmış ve gerekli akçal (mali) kaynakları da kendi cebinden sağlamıştı.
Anadolu halkının, Osmanlı’nın 600 yıldır gaspettiği özgürlüğünü geri kazanması ve tarihsel – kültürel özüne dönebilmesi için dil ve tarih çalışmalarını yaşamsal önemde buluyordu. Darbeciler ya da akıl hocaları da herhalde bu stratejik işlevin ayırdında idiler ki; caaanım kurumları tasfiye ettiler ve Dil ve Tarih araştırmalarını engellediler.

İşte Dil Derneği, bu olup bitenleri gören yurtsever aydınlarca 27 yıl önce oluşturuldu (liste aşağıdadır..) Bu 34 devrimci aydının bir bölümü bizim hekim meslektaşlarımızdır.
Kendilerini şükranla anıyoruz..

Dil Derneği1982 Anayasası ile Türk Dil Kurumu özerk bir kurum olmaktan çıkarılıp hükümete bağlı bir birim durumuna getirilince, dilde özleştirme yanlılarının kurum dışında kalması üzerine, 22.4.1987‘de kuruldu. Dernek, Bakanlar Kurulu’nun 24.7.2002 günlü 2002-4812 sayılı kararıyla kamu yararına çalışan derneklerden sayıldı.

Duyuru posteri aşağıdadır.
Dilsever Atatürk Devrimcilerini bekleriz..

Sevgi ve saygı ile.
25 Nisan 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Dil Derneği Kurucuları     : Dr. Haldun Özen, Sevgi Özel, Ali Püsküllüoğlu,
Prof. Dr. Cevat Geray, Beşir Göğüş, Mustafa Ekmekçi, Attila Göktürk, Prof. Dr. Aydın Köksal, Tahsin Saraç, Orhan Asena, Talip Apaydın, Refet Erim, Ali Dündar, Salim Şengil, Adnan Özyalçıner, Prof. Dr. Necip Bilge, Ahmet Maruf Buzcugil, Ali Rıza Önder, Prof. Dr. Türker Alkan, Doç. Dr. Bahriye Üçok, Prof. Dr. Coşkun Üçok, Prof. Dr. Cahit Talas, Prof. Dr. Bahri Savcı, Gülten Akın, Prof. Dr. Tahir Hatiboğlu, S. Suphi Karaman, Mehmet Aydın, Berin Taşan, İskender Özturanlı, Yılmaz Dağdeviren, Prof. Dr. Özdemir Nutku, Ahmet Yıldız, Prof. Dr. Metin Özek, Yahya Kanbolat