Cumhuriyet Gazetesine demecimiz – 4 Mart 2021

Dostlar,

4 Mart 2021 günü Cumhuriyet Gazetesine bir demecimiz oldu.
Aşağıda paylaşmak isteriz.

8. sayfanın tümü için lütfen tıklayınız : 04-CT08SB

Gazetenin muhabiri ile yapılan söyleşinin tam metni aşağıdadır..
***

1 Mart 2021 akşamı sekreterlerini (Bakanlar??) toplayan AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözü kimseciklere bırakmadan, alınan kararları tüm ayrıntılarına dek uzuuuun uzun kendisi, adeta bir hükümet sözcüsü gibi açıkladı. Nikah süresi, cenazeye katılabileceklerin sayısına… dek.
Demokrasilerde Cumhurbaşkanları gerçekte son derece az konuşurlar. Hele hele ayrıntılı açıklamaları değil Hükümet sözcüsü, Bakanlık sözcüleri yaparlar. Erdoğan, koskoca Türkiye’ye hükmeden tek adam olmanın dayanılmaz keyfini yaşıyor anlaşılan bu buyruklarını tebliğ ederken..

Açıklamalar pekala Sağlık Bakanı, Bakanlık sözcüsü ya da en iyisi Bilim Kurulu sözcüsü (yok ki!) yapabilirdi. Siyasetin güdümünde göstermelik bir Bilim Kurulumuz var galiba. Bizde hep siyaset kurumu konuşuyor zaten, Bilim Kurumu / Kurumsallaştırılmış Bilim ya da Salgın Bilim Kurulu değil.
***

  • Türkiye, 11 Mayıs 2020’den sonra 2. açılım-saçılımı haklı gösterebilecek
    Epidemiyolojik verilere sahip mi?

Sorunun yanıtı kestirmeden “Hayır”dır! 15-21 Şubat 2021 haftasına ilişkin 81 ilin Kovit-19 insidens hızları (100 bin nüfusta o hafta yeni tanı konan PCR+ olguların 7 günlük ortalaması) Epidemiyolojik açıdan güvenli ve geçerli değildir. Örneğin Doğu – Güneydoğuda masmavi bir türdeş (homojen) boyanma görüyoruz; bir de Uşak’ta!? Çok düşük insidens hızları var (<10/100 bin). O bölgeden meslektaşlarımızla konuştuğumuzda çok az PCR testi yapıldığını / yaptırabildiklerini, test olanağı bulamadıklarını, sağlık çalışanlarının bile hastalık kuşkusu durumunda test yaptırma olanağının neredeyse bulunmadığını dile getiriyorlar. O illerdeki silme mavi renk, büyük ölçüde test yetersizliğine dayalı, yanıltıcı bir sonuç. Yeni koronavirüste yüksek düzeyde ve yaygın mutasyon nedeniyle, kullanılagelen PCR testlerinin hastaları yakalama (Duyarlık) yeteneklerinde de ciddi azalma olmuştur. Bir yıl öncesine göre virüs genetik olarak çok değiştiği için, on bini aşkın ve birçoğu RNA’nın kritik yerlerinde gerçekleşen mutasyon nedeniyle, eldeki PCR testleri bu mutant tipleri yakalayamamaktadır. Zaten Türkiye’de kullanılan PCR testinin en yüksek %70 dolayında duyarlı olduğunu, yani 100 gerçek hastadan en çok 70’ini yakalayabildiğini biliyoruz.

Hem çok yetenekli (Duyarlı) olmayan bir test, hem mutasyonlar karşısında zamanında ve yeterince  güncellenmeyen, hem yetersiz – günlük aşırı dalgalanan sayıda yapılan test, hem de salt sağlık kuruluşlarına başvuranların bir bölümüyle sınırlı test… Sahada yaygın – düzenli test yapılmaması nedeniyle, bu illere göre yoğunluk haritası bilimsel ve geçerli bir harita değildir. Bu 2. “açılım-saçılım” stratejisi, ne yazık ki, ASLA geçerli ve güvenilir olmayan bu verilere dayandırılmıştır!!??

81 ilden yalnızca 5-6’sında 100 binde 10’un altında insidens hızı verilmişken, kalan illerde yüz binde 10’un çok üstünde rakamlar görmekteyiz. Ama aynı 15-21 Şubat 2021 haftasına ilişkin Türkiye geneli için Sağlık Bakanlığının verdiği günlük vaka sayılarından kalkarak ülkesel insidens hızı hesapladığımızda, yüz binde 9 buluyoruz. Türkiye geneli, o haritaya göre nasıl yüz binde 9 olabilir? Temel aritmetik bilgisine sahip bir ilkokul öğrencisi bile, baktığında bu haritadan yüz binde 9 gibi bir ortalama insidens hızının geçerli olamayacağını görebilir.

İllerdeki veriler, bütün eksiklerine karşın insidens hızlarına yansıtılmış ama bu il verileri Ankara’ya toplandığında, neredeyse 9’da 1’i ilan edilmiştir. Dün (2 Mart) 12 bine dayandı sayı (11.837). Bu rakam 1.5-2 ay önceki olgu sayısı kadar (7 Ocak’ta 12.171). 2 ay önceki olgu sayısı ve bu gün aynı rakama sahipsiniz, neyin gevşemesini yapıyorsunuz? Sağlık kuruluşlarını, özellikle 1. Basamağı güçlendirdiniz mi? Yeni sağlık çalışanı atadınız mı? Okullara ek derslikler kazandırdınız mı? Öğretmen sayısını artırdınız mı? Öğretmenleri ve okul çalışanlarını zamanında aşıladınız mı?
Aile hekimliği birimlerini güçlendirdiniz mi? Aşılama istasyonları kurdunuz mu?? ……..

Bunların hiçbirini yapmadınız, yapamıyorsunuz çünkü Türkiye’yi mali olarak iflas ettirdiniz. TCMB eksi 50 milyar Dolar batırılmış! Salgını finanse edemiyorsunuz. Aşı için bile para bulamıyorsunuz. Örneğin, Çin’le / SİNOVAC ile yapılan anlaşmayı açıklayamıyorsunuz, ticari sır arkasına saklanıyorsunuz. Aşı anlaşmasının neresi ticari sır? İsrail, Pfizer-BioNTech ile yaptığı anlaşmayı bütünüyle internete koydu. Demek burada ticari sır yok.

  • Çin’den çok az aşı geliyor olmasının altında yatan gerçek neden parasal yetersizliğimiz.

İktidar aşı bedelini ödeyemiyor!

1 doz aşıyı 12 Dolara aldıklarını söylüyorlar. 10 milyon doz geldi, 120 milyon dolar gibi bir para yapıyor. İktidara meteliğe takla atar durumda. Ekonomi gösterilenden çok daha beter durumda. İktidarın gündem oyunlarına gereksinim yaşamsal derecede. Bunlardan biri de durup dururken Anayasa tartışması.

Aşılama çok çok yavaş gidiyor. Türkiye 14 Ocak’ta aşılamaya başladı. 8.5 milyon doz aşı yaptık 45 günde. Günlük ortalama 200 binin altında. Erdoğan, bunu bile başarı olarak gösterebiliyor!? Oysa çok sayıda ülke bizden çok daha başarılı. Kimi AB ülkelerinin yavaşladığını görüyoruz, bunun nedeni mutasyonlar. Üretilmiş aşıların, yaygın ve ciddi mutasyonlar karşısında hala, ne ölçüde etkili olduğunun anlaşılması gerekiyor, bu nedenle araştırmalar yürütülüyor. Aşı üretimi yavaşlatıldı.

AKP, gözü kara biçimde, % 50 dolayında ancak etkinliği olduğunu yetkili firmanın açıkladığı, yazı tura gibi aşılanan 2 insandan 1’inin yeter bağışık yanıt veremeyeceği bir aşıyı, ancak gıdım gıdım uyguluyor. Aşılanması gereken 18+ yaş nüfus 70 milyon nüfus var. İyimser 10 milyonu aşıladık diyelim. Geride 60 milyon insan var aşılanması gereken. Bu hızla gidilirse en az 20 ay gerekli bize!

İkinci bir “açılım-saçılım” histerisine kapılmış görünüyoruz

Bu kez daha ağır bir kasırga ile karşı karşıya kalabiliriz!

Olgu sayıları ilk salgının tepe değerinin 2 karından çok iken “gevşemeye” geçiyoruz!?
Bir başka belamız, mutant tipler. Bir başka dezavantajımız, toplum o zaman coşkuluydu salgını denetleyelim diye. Geçen 1 yılda toplum çok yoruldu, hırpalandı ve örselendi (ağır travma aldı). Mutasyonlar yaygınlaştı. Kullandığımız aşı hem %50 dolayında etkili hem de çok küçük bir kesimi aşılayabildik. Bu arada sosyal devlet destekleri yetersiz kaldığı için toplumun dayancı da düştü.
Bu olumsuz gelişmelerden çok ürküyoruz.

Kenter arası geçişler konusu… Bu da görmezden gelinen bir boyut. İngiltere bölgelere ayırmıştı ülkesini. Örneğin Liverpool çok riskli gözüküyordu yaklaşık 2 ay önce. Liverpool’a giriş çıkışı kapatmışlar, kentler arası geçişi kısıtlamışlardı. Çin’de Wuhan, neredeyse çelik ablukaya alınmıştı. Kentler arası geçişkenliği denetlemeden, Manisa-İzmir vb. tonlarının farklı oluşunun hiçbir anlamı yok. Adana sarıya alınmış, oysa turuncu olmalıydı. Güneydoğu’da çok yüksek oranda Suriyeli nüfus var. Onlar Suriye’ye çok rahat gidip gelebiliyorlar. Kentler arası geçişkenliği sınırlamadan, bu haritadan çok yarar bekleyemeyiz. Zaten harita, Epidemiyolojik olarak geçersiz verilere dayanmakta.

Hastanın laboratuvar testleri hatalı, bulgular yanlış, tanılar da yanlış olacaktır. Yanlış tanı ile hastayı iyileştirmek (salgını sönümlendirmek) olanaklı değil. İktidarın yapacağı şey şudur:

Seferberlik mantığı içinde 60 milyon kişiyi aşılamak üzere 120 milyon doz aşı (tek doz yapılan aşılar da geliştirildi bu arada) ve aşı yapabilecek en az 1 milyon görevli bulmalıdır. 4 hafta %95 tam kapanma ile halk eve kapanmalı, sosyal devlet gerekleri yerine getirilmeli. İlk 2 haftada 1. doz, izleyen 2 haftada 2. Doz aşılama yapılmalı ve 4 hafta sonunda gıdım gıdım gevşemelidir. Salgın böylelikle denetlenebilir.

Dr. Ahmet SALTIK 04 Mart 2021,
Cumhuriyet muhabiri Sefa Uyar ile telefonla söyleşi.