Marmara Depreminin 16.; AKP – RTE Depreminin 13. Yılı

Marmara Depreminin 16.;
AKP – RTE Depreminin 13. Yılı

Depremden beter… 20 yıllık haritayı kullanıyoruz!

17 Ağustos’un yıldönümünde Prof. Haluk Eyidoğan’dan Cumhuriyet’e
çarpıcı açıklamalar:20 yaşındaki deprem haritası acilen yenilenmeli.
(Cumhuriyet, 16 Ağustos 2015)
*****
Dostlar,17 Ağustos 1999 büyük Marmara depreminin üzerinden tam 16 yıl geçti..
Türkiye deprem haritaları hala o facianın öncesinden kalma..
Can sıkan haberin ayrıntılarını bizim notlarımızın altında okuyabilirsiniz..

Ne diyelim??

RANT HARİTALARI GÜNCEL ama deprem haritaları 20 yıllık..

Bir AKP klasiği daha…
13 yıla yakındır tek başına iktidar olan bu anlayışın içyüzünün fotoğrafı adeta..

İğneden ipliğe her şeyin özelleştirildiği, ünlü eski Maliye Bakanı Kemal Unakıtan‘ın “Babalar gibi satarım..” buyurduğu, topraklarını bile yabancılara satan bir
AKP politikası.. “Sattık da sırtına alıp götürdü mü??” savunması yapabilen bir yozluk!
(Rabbi, eşine istihare sonrası “Cleveland” demişti ameliyat için ama O şimdilerde tekerlekli sandalyede.. gene de şifa diliyoruz .. ama mazlumların-yetimlerin ahı ???)

Hemen her şey özel ve güzel sektöre, yandaşlara, “Milletin a…’a koyacağız..” diyenlere
(Cengiz Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Cengiz) peş keş çekilirken,
Devlet TOKİ eliyle “konut” yapıyor!? İnşaat, motor sektör!

TOKİ dev bir kartele – tröste dönüştü, müthiş kamu yetkileriyle boldozer gibi her yeri dümdüz ediyor. Helikopterden göz konan yerler için hemen bir imar planı değişikliği ile ya “kentsel dönüşüm” masalı ile el konuyor ya da “yerleşime uygun değil” raporu çıkarılıyor ama oraya AVM’ler, oteller, rezidanslar dikiliyor her nasılsa!? Orta sınıf ve gecekondulular kent çeperine itiliyor üretilen arsalar müthiş rant sağlıyor. Mülkiyet hakkı ayaklar altında, el konan taşınmazların gerçek bedelleri ödenmiyor, mal sahibi insanlar uzun yıllar borçlandırılıyor… TOKİ evlerini seller basıyor, insanlar boğuluyor, temelleri açığa çıkıyor.. TOKİ, Deprem Yönetmeliğine uygun yapılaşma kurallarını takmıyor.
1 milyona varan arz fazlası “konut”, giderek “lüks konut” yapar ve stoklarken,
yarattığı öğrenci yurdu kapasitesi komik düzeylerde. TOKİ; AKP’nin stratejik bir aracı!

Bir de “ACELE KAMULAŞTIRMA” kuralları var.. Yasada öylesine hızlandırıcı hükümler var ki, yangından mal kaçırma tam da bu olsa gerek.. İtiraz durumunda,
İdari Yargılama Usulleri Yasasında da yargının eli kolu bağlanmış neredeyse.

Kamu, yurttaşından mal kaçırıyor..

Ya da daha acı bir anlatımla, kamu yetkisini eline geçiren rantçı – talancı bir anlayış;
gözü doymaz bir hırsla dağı – taşı, bağı – bahçeyi, tarlayı – tapanı, apartmanı – gecekonduyu, ormanı – kıyıyı, dereyi – madeni… yağmalıyor…

Türkiye böylesine talihsiz bir dönem yaşıyor, dikine betonlaşıyor ama deprem haritaları güncellenmiyor!? Binlerce köy mahalle yapılıyor.. (Yaklaşık 17 bin köy kaldı, bir o kadarı Büyükşehir yasası ile mahalleye dönüştürüldü!) Artık kentsel nüfus oranımız %93 ve Dünyada başlardayız!

*****

17 Ağustos 1999 depreminin üzerinden tam 16 yıl geçti..
Bu acı ve büyük depremde boşu boşuna verdiğimiz 40 bin dolayında kurbanın
aziz anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.. desek bir anlamı var mı gerçekte??

Ulusal Deprem Master Planı başlarda olmak üzere öyle devasa ve ivedileşen toplumsal sorunlarımız var ki..

Ege’de 152 adamız = vatan toprağı sahipsiz bırakıldı ve ekonomik bunalım içindeki
küçük komşu tarafından işgal edildi; AKP’den “tık” yok!?

Bu anlayış üst üste 3 kez tek başına iktidar oldu.. 4.’de kıl payı kaçırdı..
Necip milletimiz, “çalıyo emme, çalışıyo..” savunma mekanizması geliştirdi.
“Bunların alnı secdeye varıyo..” bir de..

Epey bir kitle bu yağma – talan rantına sadaka yardımlarla ortak ve tutsak edildi,
biatı sağlandı. Yandaşlaar, basın, bürokrasi, yargı, mafya.. ayakları kumpaslarla kuruldu
ve kamuoyu teslim alındı, dış destek de sağlanarak istendiği gibi yönlendiriliyor..
Millet – cumhur iradesi Seçim sonuçları bile beğenilmiyor ve zorla “tekarlanıyor”!
Bunun da adı AKP’nin “ileri demokrasisi” oluyor..

AKP-RTE deprem felaketi!

Bu gidişle bu ülke ve uyan(a)mayan, ranta yer yer ortak edilerek ahlakı bozulan halk,
daha çoook dayak yer, daha çoook “deprem afeti”.. yaşar da “kader” diye avunur oturur.

*****

17 Ağustos 1999 Marmara depreminden sonra bu ülkenin başına gelen en büyük deprem

3 Kasım 2002 seçimleri ile AKP’nin iktidar olmasıdır!
– Artçıları 4 yıl sonra 2006’da, 2007’de Gül Cumhurbaşkanı, 2010’da yeniden AKP
ve RTE Cumhurbaşkanı .. gelmiştir.
– 2014’te ise “yarım kalan” / AKP tarafından beğenilmeyen bir “artçı” yaşanmıştır,
bunun da yıkımının tam olması için tahkimine (yenilenmesine!) çalışılmaktadır!?..

*****

Halka gerçekleri “işleyecek” öncü siyasal kadrolara şiddetle ve ivedilikle gereksinim var..
Kayıtlı seçmenlerin toplamda %32’sinin oyunu alıp geçerli oylarda her nasılsa % 41’e fırlayan (%14 katılmayan!), o da yetmeyip TBMM’de %47 çoğunluğa tırmanan bir
siyaset ve seçim sistemi soytarılığı politik depremler üretmez de ne üretir??

Asıl bu açmaza bir “açılım süreci” gerek – bir büyük deprem ile yıkıp
sil baştan devrimci Cumhuriyeti yeniden kurmak gerek!

Not               :
İnşaat mühendisi ve “barajlar kralı” merhum Başbakan Süleyman Demirel,
depremler sonrasında;

“Ne yapalım altımız çürük…” buyururlardı!

Sevgi ve saygı ile.
Tekirdağ, 17 Ağustos 2015, saat 03:02
(45 saniyelik depremin başladığı an)

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

==============================

17 Ağustos’un yıldönümünde Prof. Haluk Eyidoğan’dan Cumhuriyet’e
çarpıcı açıklamalar:

 20 yaşındaki deprem haritası acilen yenilenmeli

17 Ağustos 1999 Büyük Marmara Depremi’nin üzerinden tam 16 yıl geçti ve Türkiye hâlâ ‘18 Nisan 1996’ tarihinde yürürlüğe giren; hem güncelliğini hem de işlevini yitiren Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası’nı 20 yıldan bu yana yenilemedi. 17 Ağustos’tan bugüne Düzce depremi, Van depremi gibi büyük depremlerin yanı sıra, Çankırı, Akşehir, Çay-Afyon, Pülümür Tunceli, Bingöl, Elazığ, Bala-Ankara ve Simav-Kütahya gibi orta büyüklüklerde ve önemli hasarlar bırakan birçok deprem yaşandığına dikkat çeken eski İTÜ Jeofizik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Haluk Eyidoğan çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Güncelliğini yitirdi

– 17 Ağustos’u yaşayan Türkiye’de mevcut deprem bölgeleri haritası sizce yeterli mi?

HALUK EYİDOĞAN – Bu harita 20 yaşındadır… Deprem Şûrası kararlarında önerilen ve bugüne dek çözülemeyen önemli sorunlarımızdan biri de 18 Nisan 1996 tarihinde yürürlüğe giren ve artık güncelliğini ve işlevini yitiren Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası’nın yenilenmemesidir. Dediğiniz gibi bu süre içinde Türkiye’de Kocaeli-Gölcük depremi, Düzce depremi, Van depremi gibi büyük depremlerin yanı sıra, Çankırı, Akşehir, Çay-Afyon, Pülümür Tunceli, Bingöl, Elazığ, Bala-Ankara ve Simav-Kütahya gibi orta büyüklüklerde ve önemli hasarlar yapan bir çok deprem yaşanmıştır.

150’ydi 326’ya çıktı

Üniversitelerimiz ve Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) tarafından
son yıllarda yapılan Jeoloji, Jeomorfoloji, Jeofizik ve Deprembilim (Sismoloji) araştırmalarında bugüne kadar bilinen aktif (diri) faylara ek yeni faylar bulunmuştur. 2012 yılında yayımlanan Türkiye Diri Fay Haritası’na göre ülkemiz genelinde yaklaşık 150 tane olarak bilinen diri fay sayısı 326 olmuştur. Alt faylarla birlikte değerlendirildiğinde, yeni diri fay sayısının yaklaşık 485 adet olduğu anlaşılmaktadır. Bu sonuç, Türkiye’de
her türlü yapılaşma ve planlama sürecinde deprem kökenli riskleri azaltmak için çok daha fazla duyarlı olunması gerektiğini göstermektedir.

İstanbul’da kaçacak yer yok!

– Peki İstanbul?

EYİDOĞAN – İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) 2002’de İstanbul Deprem Tehlike ve Riski Etüdünü, 2003’te İstanbul Deprem Master Planını ve 2011’de İstanbul Sismik Mikro-Bölgeleme çalışmaları yaptırmıştır. Bu araştırmalar, İstanbul’un jeolojik-jeofizik-jeoteknik bilgilerine dayanarak deprem tehlikesini, zemin hareketlerini, heyelan ve sıvılaşma durumunu ve tsunami tehlikesini ayrıntıları ile ortaya koymuştur. Bunu bildiği halde İBB, İstanbul’un kıyılarını kilometrekarelerce doldurmakta, zemin sorunu ve sel-taşkın tehlikesi olan alanlar ile 17 Ağustos 1999 depreminden sonra acil tahliye ve barınma için ayrılan alanları imara açmaktadır. 2000-2010 yılları arasında İstanbul ve çevresi için yapılan bir çok ayrıntılı deprem tehlike ve risk çalışmalarından elde edilen önemli bulgular ve en riskli alanlar kentsel dönüşüm amaçlı planlamalarda ve uygulamalarda ne yazık ki dikkate alınmamıştır. Eski yerleşmelerdeki yoğun yapılaşmış riskli alanlar ve üzerindeki riskli konutlar öylece durmaktadır. İstanbul Valiliği, İSMEP Projesi B-Bileşeni işlerinde parasal bir sıkıntı olmamasına rağmen -1 milyar AVRO kredi alınmıştır- okullar hariç birçok hastane ve diğer bazı afet görevli kamu yapıları depreme dayanıklı duruma getirilmeyi beklemektedir.

Rant haritaları güncel

– 150 diri fay sayısı 326 oluyor ve harita yenilenmiyor.
O zaman büyük risk altındayız değil mi?

EYİDOĞAN -Türkiye Deprem Tehlike Haritası ne yazık ki yenilenmemiş, büyüyen şehirlerimizin ve sanayi alanlarımızın maruz kalacağı deprem tehlikesi ölçütleri güncellenmemiş. Bazı büyük şehirlerin ve yerleşmelerin deprem tehlikesinin artmış olmasına rağmen ne yazık ki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Başbakanlık Afet ve Acil Durum Başkanlığı (AFAD) bu konuda bir harita çıkaramamıştır. Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) sigortalılık oranını % 40’a yükseltmesine rağmen halen bu eski haritayı baz alarak deprem sigortası yapmaktadır. Hal böyleyken, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’na bağlı Demiryolları, Limanlar ve Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü (DLH) inşa ettirdiği büyük mühendislik yapıları için mevcut deprem bölgeleri haritasının yetersizliğinin farkına varmış, yeni bir Deprem Tehlike Haritası yaptırmıştır. Bu harita için kullanılan diri fay seçimi ve tehlike hesap yöntemleri farklıdır.

İki ayrı tehlike haritası

– Bu skandal tablo önemli bir tartışma konusu yaratmaz mı?

EYİDOĞAN – Evet… AKP hükümetinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Başbakanlık AFAD Başkanlığı halkımızın yaşadığı konut, işyeri ve diğer yapılarla ilgili deprem tehlike haritalarını güncellemezken, aynı hükümetin bir başka bakanlığı kendi mühendislik yatırımları için ayrı bir deprem tehlike haritası kullanmaktadır. Tuhaf bir şekilde Türkiye’de iki ayrı deprem tehlike haritası vardır.

Adalarda gözlem

– Peki, 17 Ağustos Depremi’nin ardından afet yönetiminden “risk azaltma” anlayışına geçebildik mi?

EYİDOĞAN – Hayır. Depremden sonra birçok üniversite ve kurum Marmara Bölgesi’nin deprem tehlikesini her ölçekte anlama amaçlı ve farklı yöntem ve yaklaşımlarla bilimsel araştırmalar başlattılar. Bu araştırmalardan biri de, bir aşamada benim de içinde yer aldığım, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, Almanya Potsdam’dan Yer Bilimleri Araştırma Kurumu (GFZ) gibi birçok önemli kurumdan araştırıcıların katkısıyla geliştirilen Prens Adaları Gerçek Zamanlı Deprem Gözlem Sistemi’dir (PIRES). Proje 2006’da başlamış ve her iki kurumun işbirliği ile Kuzey Anadolu Fayı’na (KAF) en yakın olan İstanbul’un Prens Adaları’nda toplam 16 deprem istasyonu kurulmuştu. Bu bilimsel araştırma, gelecekte İstanbul dahil Marmara’da birçok şehri ve yerleşmeyi tehdit eden “Büyük Marmara Depremi”ni yaratacak KAF’ın Marmara Denizi içindeki ana kolu Marmara Fayı’nın deprem kimliğini tanımayı amaçlıyordu. Prens Adaları’na yerleştirilen deprem istasyonlarının sayısal dağılımı şöyleydi: Büyükada 2, Heybeliada 1, Kınalıada 1, Burgazada 1, Alendros 1, Yassıada 5, Sivriada 5. Ayrıca, TÜBİTAK Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsü de bu projeye katkı sağlayan ve fay hareketleri nedeniyle adalarda oluşan konum değişme hareketlerini ölçen duyarlı ve gelişmiş birer GPS istasyonunu Sivriada ve Yassıada’ya kurmuştu. PIRES Projesi’nin Almanya GFZ’ye ve Türkiye KRDAE’ye toplam maliyeti personel maaşları hariç yılda 80 bin Dolar civarındaydı. Proje günümüze kadar her iki ülkenin deprembilim uzmanları tarafından özverilerle sürdürülürken bir olumsuz gelişme oldu. 1973 yılından bu yana tarihi, doğal ve arkeolojik nitelikleri ile tescil edilmiş olan ve dünyanın önemli bir “Açık Hava Müzesi” özelliğindeki bu 9 adadan Yassıada ve Sivriada’nın imara açılması gündeme geldi.

Adalardaki istasyonlar tek tek kaldırılıyor

– PIRES Projesi bu süreçten nasıl etkilendi?

EYİDOĞAN – Yassıada’nın “Tarihi Sit” özelliğini kaldıran, kültür ve turizm yatırımları için hem Yassıada’yı hem de Sivriada’yı imara açan “Uyanık Otorite” bu arada gazete ve TV’lerde Yassıada’yı “Demokrasi Adası” yapacaklarını ve bu vesile ile Sivriada’yı da turizme kazandırmak için bazı tesisler yapacaklarını açıkladılar. Takıye’ye ve mugalata teknikleri ve propoganda desteği ile bu adaların üzerinde aklınıza gelen her türlü ticari+turistik tesis ve bina inşa edilmesinin önü açıldı. Yapılan imar planlarına göre Yassıada’da %65, Sivriada’da % 40 inşaat izniyle yapılaşmaya açıldı. Sözüm ona demokrasi havariliği ile göz boyanırken 5 yıldızlı oteller, bungalovlar, marinalar, lokantalar, fitness merkezleri, otoparklar vb. yapılarak demokrasi getirilecek (!) olan bu adalara inşaat için TOBB devreye girdi. Hükümet Yassıada’yı “Demokrasi Adası” yapmaya kalkınca 2006’dan bu yana yürütülen PIRES projesinin o özel duyarlıkta bilim insanlarının özveriyle çalıştırdıkları deprem ve GPS istasyonları tümden kaldırılmaya başlandı. Şu anda Yassıada’da 1 adet ve Sivriada’daki 5 adet PIRES istasyonu çalışıyor ama proje önemli derecede sakatlandı. Eğer Sivriada için de çizilen “Turizm Projesi” uygulama aşamasına geçerse bu adadaki istasyonlar da kalkacaktır. Belki kalan biriki tane de oradaki gürültüden işe yaramaz duruma gelecektir. Şimdilerde önemli uzuvları
parça parça kesilen PIRES Projesi bu gidişle ve anlayışla ortadan kaldırılacaktır.

==============================================

Not                         :

Dostlar,

İnşaat mühendisi ve “barajlar kralı” merhum Başbakan Süleyman Demirel,
depremler sonrasında

“Ne yapalım altımız çürük…” buyururlardı!

Dr. Ahmet SALTIK

Rifat Serdaroglu : OKU BAKAYIM !

 

OKU BAKAYIM !

Rifat Serdaroglu

Öğretmen, 8’inci sınıf öğrencilerine “Yurttaşlık Bilgisi” dersinde “Tarihi Gerçekler” konusunu işliyordu;

Öğretmen; “Tahtada yazan birinci tümceyi beraberce ve yüksek sesle okuyalım arkadaşlar!”
Sınıf; “Elinde silah olan ve insan öldüren terör örgütleriyle müzakere yapılmaz…”
Öğretmen; “Demek ki neymiş? Eline silah alıp, insan öldüren, yakan, yıkan, üstelik silahların paralarını uyuşturucu kaçakçılığı yapıp, gençleri zehirleyerek elde eden
terör örgütleriyle hiçbir devlet müzakere etmezmiş.
Tarihte böyle bir olay şimdiye kadar hiç olmamıştır. Anlaşıldı mı arkadaşlar?”
Sınıf; “Anlaşıldı Öğretmenim…”
Öğretmen; “Peki, bu tarihsel gerçeğe aykırı hareket eden, kendi insanlarının ölümüne
ve yaralanmasına neden olan yöneticilere ne denir? Yüksek sesle ve beraberce söyleyelim lütfen!”
Sınıf; “Ya aptal ya da haindirler, Öğretmenim…”

Öğretmen; “Şimdi ikinci tümceyi de beraberce ve yüksek sesle okuyalım arkadaşlar!”
Sınıf; “Türkiye, Milli Ordusunu çok güçlü hale getirmek zorundadır…”
Öğretmen; “Etrafımızda ‘Teröre destek veren devletler olduğu, bölgemizde petrol-doğalgaz ve yeraltı zenginlikleri tükenmediği veya alternatif enerji kaynakları bulunmadığı sürece, emperyalist devletlerin gözleri hep bu bölgede olacaktır. Terör örgütlerini bunlar yaratır ve beslerler. Bu yüzden güçlü ve en son teknolojiye sahip ordumuzu hepimizin desteklemesi, koruması ve demokratik çizgide tutması gerekir. Anlaşıldı mı arkadaşlar?”
Sınıf; “Anlaşıldı Öğretmenim…”
Öğretmen; “Peki, bu tarihsel gerçeğe aykırı davranıp, Cemaat militanlarıyla birlikte
kendi milli ordusuna kumpas kurup, ordu komuta heyetinin yarısını zindanlara attırıp, ordumuzun kolunu kanadını kıranlara ve Genelkurmay Başkanına “Terörist” diyenlere
ne denir? Yüksek sesle ve beraberce söyleyelim lütfen!”
Sınıf; “Bunlar iki defa haindirler, Öğretmenim…”

Öğretmen; “Sıra üçüncü tümcede! Bunu da beraberce ve yüksek sesle okuyun bakalım!”
Sınıf; “Tarikatlar ve Cemaatler, Demokrasi ile asla bağdaşamazlar…”
Öğretmen; “Tarikat ve Cemaatlerde, tartışma kültürü yerine biat “şartsız itaat”kültürü vardır. Tarikat ve Cemaatin önderinin her sözü kanun niteliğindedir ve kimse tartışamaz. Her emri anında yerine getirilir. Verilen emre uymayan, anında infaz edilir!
Bunların müritlerinin malı-canı-namusu önderin emrindedir!
Demokratik rejimlerde, tartışma-sorgulama-açıklık-hesap verilebilirlik esastır.
Bu yüzden, hem tarikat veya cemaatçiyim hem de demokratım diyenlere ve
bunlara inanlara ne denir? Yüksek sesle ve beraberce söyleyelim arkadaşlar!”
Sınıf:
“Bunlar, din istismarcısı sapkınlardır. Bunlara kananlar, aldananlar da aptaldırlar…”

Öğretmen en arka sıradaki öğrencilerden birinin uyukladığını görür ve
sessizce yanına gider.
Öğrencinin kulağından tutar ve onu ayağa kaldırır;
“Söyle bakalım senin adın ve numaran kaç” diye sorar?
Öğrenci; “Adım Erdoğan Uzun, numaram 17 25 hocam!
Öğretmen; “Bir derstir tarihi gerçekleri anlatıyoruz. Söyle bakalım sen kendini
nasıl görüyorsun?”
Öğrenci;

– “Hocam ben Müslüman – Muhafazakâr – Demokrat – eski Cemaatçi – yeni Tarikatçı – hem Papa’nın hem de Gülbettin Hikmetyar’ın dizinin dibine çöken – aynı zamanda
Kovboy Obama’nın Eşbaşkanı olan oldukça varlıklı bir aktivistim!

Öğretmen kahkahadan kırılmakta olan sınıfı zorlukla susturur ve Öğrenciye;

“Sen önce Türkiye Cumhuriyeti Devletinin onurlu-dürüst bireylerinden biri ol çocuğum. Sen kişilik ve kimlik bunalıma düşmüşsün. Senin sonun iyi görünmüyor..” deyince, Öğrenci yerinden fırlar ve;

“Hocam, bizim abdestimizden şüphemiz yok ki, namazımızdan olsun..” diye bağırır!
Öğretmen; “Ne abdesti be, boğazına kadar harama – pisliğe bulaşmışsın.
Sen önce insan ol, insan” der ve kendi kendine söylenerek sınıfı terk eder;

“Yahu bunun gibi adamlar büyüyünce yanlışlıkla ülke yönetimini ellerine geçirirlerse, yakarlar güzelim vatanı, vallahi de billahi de yakarlar be…”

Sağlık ve başarı dileklerimle,
25 Temmuz 2015

=====================================

Dostlar,

Ne demeli??

Sayın Eski Sağlık Bakanı Rifat Serdaroğlu‘nun kalem ve metin kurgusu ustalığını
saygı ile selamlamalı..
Ancak artık tarih olan “Türk Milli Eğitim Sistemi”, sayıları bine yaklaşan
İmam – Hatip okulları
nda, 1 milyona varan kızlı – erkekli ama haremlik – selamlık öğrenciye ve 4+4+4 kepazeliği ile de milyonlarca öğrenciye rol modeli olarak sunuyor yazıdaki tiplemeyi (prototipi).. Bütün okulların imam okulu yapılması hedefleniyor ve
Bay RTE, bütün dünyanın gözünün içine baka baka “dininiz ve kininizi eksik etmeyin” vaazı veriyor. Üstelik bunun adı “dindar – inançlı nesiller yetiştirmek..” oluyor!
Buna ne ad vermeli değerli Serdaroğlu! Söylesek “suç” olur “AKP’nin ileri demokrasisi” nde, söylemesek içimize dert..

*****

Çoook yazık ve çooook tehlikeli…
Bu vahim gidişin bir an önce durdurulması gerek..
Cani örgüt IŞİD’e katılmak için Türkiye’den gidenlerin – gitmek isteyenlerin sayısı
çarpıcı bir ipucu değil mi??

Onca açık yolsuzluğa ve sağlam kanıta karşın 17 – 25 Aralık 2013 talanının soruşturul(a)maması ve milyonlarca seçmenin bu olayın komplo olduğuna inanması ve inanılmaz biçimde suçludan yaratılan mağdura oy vermesi bir başka yakıcı olgu değil mi?

Deniz Feneri Almanya” dosyasının Almanya’da kapatılmayıp ısrarla yürütülmesi ve masum inançlı insanların 41 milyon Avro bağışının hiç (iç) edilmesi vurgununun  koğuşturulmasının sürdürülmesi ve “asıl failler Türkiye’de” kararına varılmasına karşın, davanın 3 savcısının adeta derdest edilerek suçlu duruma düşürülmesi…
bu “eğitim” (!?) sisteminin kimi fedailerince kotarılmadı mı??

Örnekleri çoğaltalım mı gecenin saat 02:55’inde, birazdan başımızı yastığa koyduğumuzda karabasanlar (kabuslar) görmek üzere??

Sevgi ve saygı ile.
26 Temmuz 2015, Mudanya

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

ADD’nin 25. Yılında 19 Mayıs Etkinlikleri..

ADD’nin 25. Yılında 19 Mayıs Etkinlikleri..

Dostlar,

ADD, Büyük ATATÜRK‘ün Ulusal Kurtuluş Savaşımızı başlatmak üzere,
işgal altındaki başkent İstanbul’da bir sonuç alamayacağını görerek bu savaşımı Anadolu’nun bağrından başlatmak üzere Samsun’a çıkışının 90. yılında
yaygın etkinliklerle kutluyor.

Ayrıca bu yıl, ADD’nin, Devrim Şehidimiz Kurucu Genel Başkanımız
rahmetli Prof. Dr. Muammer AKSOY ve 49 yiğit tarafından kuruluşunun 25. yılı..

Dile kolay, Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütlerinden olan
Atatürkçü Düşünce Derneği – ADD 25 koca yılı gerilerde bıraktı..

Bu süre içinde epey şehit verdi..
Bu yoldaşlarımızın acısı yüreğimizi hala yakmakta..
Katilleri yakalanmadı ve toplumun vicdanı kanamakta..

En ürkünç (vahim) olanı ise,
yurtseverler üzerinde örtük – kanlı tehdidin südürülmesi!

Ne yazık ki bu ülkede, Türkiye’de  ATATÜRK DEVRİM ve İLKELERİNİ savunmak
– AYDINLAMADAN YANA OLMAK  kan ve can pahasına bir savaşımı gerektiriyor!

Biz de kuruluşunun ilk yıllarından başlayarak bu savaşımın (mücadelenin) içindeyiz.
50 saygın kurucunun içinde dostlarımız – hekim meslektaşlarımız ve hatta
yakın akrabalarımız var (Rahmetli Hüseyin Emre.. gibi).

Üyeliğimiz 1993 tarihli ve ülke genelinde ilk 3 bin üye içindeyiz.
22 yılı bulan bir süredir ADD bünyesinde her basamakta hizmet verdik vermekteyiz.
Yurt içi ve dışında 1500’e (bin beş yüz!) yakın görsel AYDINLANMA konferansı verdik, yüzlerce makale yazdık. Davalara muhatap olduk, tazminatlar ödedik..

  • Ölüm tehditleri aldık; yakın polis korumasında yaşadık.

Edirne’de sade üyelikten başlayarak Şube Başkanlığı ve Genel Başkan Yardımcılığına dek geldik ve halen Ankara – Çankaya Şubesi Genel Kurul Delegesi olarak görevdeyiz.

AKP iktidarının Ulusal Bayramlarımızı gözü kara ve hoyratça görmezden gelerek sönümlendirmek istediği, Ulusal Andımızı yasakladığı, Bayrağımıza ve Atatürk‘ün adına – posterine tahammül edemediği, dolayısıyla bu iklimde türeyen çooook sayıda
“meczup” un (?!) bu değerlerimize saldırageldiği… bunaltıcı bir dönemde bulunuyoruz.

Halkımız direniyor ve 90 yıllık Cumhuriyet değerlerine AKP iktidarına karşın
sahip çıkıyor..

Şehit ve gaziler veriyor…

Gezi direnişinin vahşice katledilen 8 şehidinin anıları taptaze..

Gözünü yitiren 16 dolayında yurttaş, ağır yaralanan ve engelli, kalanlar..

Polis, inatla ve ısrarla, nişan alırcasına plastik mermiyle ateş ediyor,
gaz fişeklerini hedef gözeterek atıyor.
Basınçlı – ilaçlı su insanların bedenine doğrudan sıkılarak ayakları yerden kesiliyor..

Bunlar suç ve temel insan hak ve özgürlüklerine açıkça aykırı..
Ama iktidarın başı “destan yarattınız” diyerek bu şiddeti ödüllendirebiliyor!?
Dünya kamuoyuna ve Türkiye’ye adeta meydan okunuyor;
bunu adı “AKP’nin ileri demokrasisi” (!?) oluyor..
Fişlenen, işinden olanlar.. Ayrımcılıkla yıllardır işe alınmayanlar..
İşe alınmak, sadakalardan yararlanmak için AKP’ye ailece zoraki üye yapılanlar
ve oyları gaspedilenler..

4 bakanı büyük yolsuzluklara bulaşanlar ve istifa ettirilen – görevden alınanlar..

Üllkenin asker – sivil öncü aydınlarınıın yıllarca bir tertip – kumpas ile hapsedilmesi ve
bu arada AÇILIM adı altında ülkenin adım adım bölünme eşiğine sürüklenmesi..

  • ANALAR AĞLAMASIN edebiyatı – duygu sömürüsü – retoriği (takiyyesi) ardına saklanarak VATANIN ANASINI AĞLATMAK;
    adım adım ülkesi ve halkı ile bölünmeye sürüklemek..

İşimiz öyle çoooook ki..

Ama siyasal partilerde ama derneklerde, vakıflarda, sendikalarda…
mutlaka örgütlü olarak uğraş vermek zorundayız.

En etkilisi elbette siyasal partilerde politik uğraş vermek..
Kesin olan bir olgu var ki; ayağımızı uzatarak oturma ve olacakları izleme şansımız yok..
Nasıl olsa birileri uğraşıyor..” tümcesini kurma ve kendimizi aldatma olanağımız da..

ADD’nin 25. yılı ve 19 Mayıs 1919’un 95. yılı etkinliklerine destek verilmesi çağrımız ve dileğimizdir.

Sevgi ve saygı ile.
13 Mayıs 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Not : Görevdeki Sayın Genel Başkanın kimi eylem ve işlemlerine ilişkin çekincelerimizi koruyarak ve erteleyerek..

Hekimliği Yargılayanları Tarih Yargılayacaktır


Dostlar,

Bu gelişmeleri teesüfle karşılıyoruz.
Sorunlularını kınıyoruz..
AKP’nin “ileri demokrasisi” bu mu??
Dış dünyaya ülkemizi resil ediyoruz..
Yapılmak istenen aslında çok açık :
Toplumun tüm kesimlerini yıldırıp korkutarak baskı altına almak ve yalnızlaştrımak..
Böylece baskıcı rejim kurup sürdürmek..
Öylesine klasik ve bildik ki..
Tüm despotik rejimler gibi şimdiki özentileri ve benzerleri de
tarihin çöplüğüne atılacaklar.

Yargılanan 2 meslektaşımızı destekliyoruz.
Yasalarımızın hukuka uygun olmasını istiyoruz.
Yoksa TBMM’den geçen her metin vicdana, akla, adalet duygusuna, bilime, toplumun gereksinimlerine uygun olmazsa kadükleşir, meşru da olmaz ve ülkede anarşi – kaos doğar. TBMM’nin bu hususları kendiliğinden ve en üst düzeyde titizlikle gözetmesi
varlık ve meşruluk nedenidir..

Sevgi ve saygı ile.
9 Mayıs 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=============================================

Hekimliği Yargılayanları Tarih YargılayacaktırBu

Aralarında 2 genç meslektaşımızın da bulunduğu 255 kişinin yargılandığı Gezi Davası 6 Mayıs 2014’te İstanbul Çağlayan Adliyesi 55. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başladı.

Bilindiği gibi Gezi olayları sırasında polis şiddetinden kaçarak Dolmabahçe Bezmi Alem Valide Sultan Camisi’ne sığınan yaralılara yardım eden 2 meslektaşımız
“suç isleyen kişilere imkan sağlayarak ‘suçluları kayırdıkları’ ve ilgili dini inanışı benimseyen toplum kesimini tahkir maksadıyla ‘camiyi kirlettikleri’ iddialarıyla suçlanmaktaydı.

Gerçekte cezalandırılmak istenenin hekimlik değerleri olduğuna dikkat çeken TTB ve İstanbul Tabip Odası yöneticileri 7 Mayıs 2014 Çarşamba günü sabah saatlerinde duruşmaya katılarak meslektaşlarına destek verdiler.

Ayrıca aynı gün 12.30’da İstanbul Tabip Odası, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Adli Tip Uzmanları Derneği tarafından Çağlayan Adliyesi önünde gerçekleştirilen bir basın açıklamasıyla açılan dava ve hekimler üzerindeki baskılar protesto edildi.

İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Samet Mengüç basın açıklaması öncesinde yaptığı konuşmada;

Bu gün burada insanlık onuru, insanlık değerleri, hekimliğin ruhu ve hekimlik yargılanıyor. Bizler, yasalar ne derse desin hekimlik değerlerine sahip çıkmayı sürdüreceğiz. Yargılanan 255 kişi arasında olan 2 genç meslektaşımız basta olmak üzere, hekimlik mesleğinin gereğini yapmaktan çekinmeyen, geri durmayan
tüm meslektaşlarıma teşekkür ederim.” dedi.

Ardından söz alan TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan‘sa yaptığı konuşmada;

TTB_logosu

“2 hekim arkadaşımız nezdinde bugün burada yargılanan; Türkiye’nin onuru, Türkiye’nin insan haklarına saygısıdır. Burada yargılanan hükümettir, devlettir. Hekimlerimizin yaptıklarıyla ilgili olarak en ufak bir endişemiz yok; doğruyu yapmışlardır, bundan sonra da hekimliğin gereği neyse onu yapmaya devam edeceklerdir. Maalesef Gezi olayları sürecinde hekimlik yapmanın suç sayıldığı, hekimlik yapanların korkutulduğu, sindirilmeye çalışıldığı bir dönem yaşadık. Bu süreç içinde birçok meslektaşımız hastalara baktığı, yaralılara yardım ettiği için suçlandı, soruşturmalara uğradı. Hükümet bununla da yetinmeyip alelacele yasalar da çıkarttı ve bu tür durumlarda verilen sağlık hizmetlerine karşı hekimlere 1 ile 3 yıl hapis ve 2 milyon liraya dek para cezası öngören bir yasa maddesi, bir utanç maddesi maalesef ki yasalaştı. Verilen cezalar kara para aklayanlara verilen cezayla, uyuşturucu kaçakçılarına verilen cezayla eşdeğerdedir. Acil durumdaki hastalara bakmanın, yaralılara yardım etmenin cezası maalesef bu yüz kızartıcı suçlarla aynı kefeye konmaktadır. Ancak unutmayalım ki, bu yasa aynı şekilde depremler sırasında koşup yaralılara yardım eden hekimler için de geçerlidir. Bu ülkede depremler yaşayacağız. Daha önce olduğu gibi hekimler yine yardıma koşacaklar, yasalara karşın yardıma koşacaklar. Hekimleri bağlayan hususlar yasalar değil, evrensel tıp kuralları, evrensel etik kurallarıdır. Bu nedenle
bu yargılamalar hekimleri yolundan çeviremez, kimseyi korkutamaz.”
dedi.

Yapılan konuşmaların ardından ortak basın metnini Odamız Yönetim Kurulu Üyesi
Dr. Hakkan Hekimoğlu okudu.

Istanbul_Tabip_Odasi_logosu

Başın açıklamasında;

  • “Bugün burada yalnızca 2 hekim değil, kadim bir mesleksel yemin olan
    Hipokrat Andı, günümüzde ve gelecekte hekimlik yapma biçimi, ulusal ve uluslararası hukuk ve sözleşmeler, evrensel etik kurallar ve vicdan yargılanmaktadır (yargılanmıştır). Sonuç ne olursa olsun, böyle bir yargılamaya cüret edilmiş olması bile, tarihe kara bir leke olarak geçmiştir. Bir hekimin,
    hangi koşullar altında olursa ölçüde, bir yaralıya karşılıksız bakması,
    hekimlik mesleğinin gereği olduğu denli insanlık onurunun da bir gereğidir.
    İnsan olduğunun bilincinde olan herkesin, bu etik ve mesleksel yükümlülüğü
    yerine getiren hekimlere teşekkür etmesi gerekir. Meslek etiğine, insanlık onur
    ve değerlerine uygun davranışları nedeniyle baskıya, yaptırıma uğrayan
    bütün hekimlerin, tip öğrencilerinin ve sağlıkçıların yanındayız. Biz de oradaydık, orada olabilirdik, orada olacağız, bu nedenle bizi de yargılayın ve bilin ki;
    her zaman düşünceleri, politik tutumları, cinsiyet ve cinsel yönelimleri,
    sosyal durumları ne olursa olsun, ayrımsız olarak tüm insanlara sağlık hizmeti sunmaya devam edeceğiz. Ve diyoruz ki;

    Hekimlik yargılanamaz! 
    – Hekimliği yargılayanları tarih yargılayacaktır.” denildi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Birbirine zıt 2 Erdoğan.. video kayıtları


Birbirine zıt 2 Erdoğan.. video kayıtları..

Dostlar,

Başbakan RT Erdoğan’ın “derin çelişkilerini” kendi sesinden görüntülü olarak
ortaya koyan bir görsel belge paylaşmak istiyoruz..

Gerçekte “derin çelişkilerini” den öte bir niteleme kullanılabilir,
kullanmak da gerekir ancak “AKP’nin ileri demokrasisi” başımıza iş açabilir..

Görüldüğü gibi AKP faşizmi çoook işe yarıyor..
Sansürü kendi kendimize uyguluyoruz!?

  • Oto-sansür yapıyoruz sefil biçimde!

Bizi böylesine “sefil” (!?) davranışlara itenlere ne demeli??
Hükmünü “Tarih” verecek ve o “Tarih” güdümlü mahkemelerde sözde yargılanarak adalet adına müebbet, ağırlaştırılmış müebbet, yetmedi birkaç kez müebbet..
zulüm görmeyecektir..

Başbakan RT Erdoğan’ın “2 yüzü” (parantez içinde bile olsa hala “2 yüzlülüğü” diyemiyoruz!?) demek daha uygun düşer belki ama içinde bulunduğumuz ileri demokratik ortam buna izin vermiyor..

Kulağımıza geldiğine göre bu video bile yasaklanmak isteniyormuş..

Bir insan, bir “Müslüman” böylesine hazin bir duruma düşer mi,
bizim için büyük üzüntü kaynağı.. Ülkemiz adına ciddi kaygımız var.

  • Dileriz akıl ve izan sahibi vicdanlı AKP’li kardeşlerimiz de artık uyansın..
    Görüp, duyan, bilen suça ortak değil midir, dilsiz şeytan sayılmaz mı??

Daha çok geç olmadan..

Videoyu izlemek için lütfen tıklayınız..

http://www.youtube.com/watch?v=H07y6R9rC2c&feature=player_embedded

Sevgi ve saygı ile.
15.8.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net