Dr. Dinçer Demirkent : Ben gördüm; yapılanların hepsini gördüm!

Ben gördüm; yapılanların hepsini gördüm!

Dr. Dinçer Demirkent*

Belki Muhyiddin Abdal gibi değil ama ‘insan insan derler idi, insan nedir şimdi bildim.’

Arkadaşlarımızı, meslektaşlarımızı işlerinden attınız. Öğrencilerinden kopardınız. Bunun hiçbir gerekçesi olamayacağını adım gibi biliyorum. Onların çalışmaları devam edecek, onlar haklılar ve bunu biliyorlar. Onlar öğrencilerine, derslerine dönecekler.

Bu mail yüzünden başıma bir şey mi gelir? Hakikati gördüm, yalan söyleyecek ve susacak değilim. Gördüklerimi unutmayacağım. Gördüklerim tanıklığımdır, bundan sonra göreceklerime hangi zaviyeden (AS : açıdan) bakacağımı ancak onlar belirleyebilir.

* Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim elemanı olan Demirkent’in kaleme aldığı bu metin; ilk olarak Ankara Üniversitesi e-posta listesine gönderilmiştir.

===========================================

Dostlar,

Ankara Üniversitesi Sşyasal Bilgiler Fakütesi‘nden (bizim de mezun olduğumuz) bu genç akademisyen arkadaşımızın, Dr. Dinçer Demirkent‘in içtenlikle ve yüreklilikle haykırışına kulak ve ses vermek gerek.

Yaşanan tüm haksızlıkları – adalet dışı iş ve eylemleri hızla ortadan kaldırmak gerek.
667-675.. 20 Temmuz 2016’dan bu yana 50 güne sığdırılan 9 adet OHAL Kararnamesi ile ülkemiz ve özellikle Ordumuz hallaç pamuğu gibi atıldı, yerle bir edildi, darmadağın edildi..

OHAL rejiminde ülke inlerken TBMM sürgünde (pardon, tatilde miydi!?) ! Olacak iş değil!

  • “28 kişilik bir oligark gurup” koskoca ülkenin yapısını iğneden ipliğe değiştirmekte.
    Anayasayı ve hukuku hiçe sayarak..Daha şimdiden, bu 9 OHAL Kararnamesi‘nin yararından çok zarar ürettiği görülmekte. Toplumsal vicdan ve adalet duygusu derin ve yaygın biçimde zedelenmiş durumda. Bu tablo bir toplumun huzur ve dayanışmasına, iç barışına… sanıldığından çok daha büyük yıkım doğurur.
  • “28 kişilik bir oligark gurup” ivedilikle frene basmak zorunda! 

    TBMM hemen toplanmak ve OHAL Kararnamelerini görüşerek asli – devredilemez -vazgeçilemez – ertelenemez yasama yetkisini kullanarak yaratılan yakıcı – yıkıcı sorunları hızla çözmeli..Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru ile önüne getirilen OHAL Kararnameleri hakkında hukuka uygun kararını gecikmeden vermeli.

AKP – RTE, derhal bir onarım – restorasyon – özür OHAL Kararnamesi ile yapılan vahim adaletsizlikleri, hataları hemen onarma – giderme yoluna girmelidir..

Ülke barut fıçısına döndürülmüştür.. Bundan kimseye hayır gelmez..
En başta AKP’ye ve özellikle de “28 oligark” a !
Daha doğrusu “28 oligark” gibi gözüken “Tek Adam” a! Altında kalır, ezilirsiniz..

Kendinizi yok etmeyin, hatadan dönmek büyük irfandır..  Türkiye’nin buna çok gereksinimi var.
FETÖ ve tüm Cumhuriyet düşmanı tarikatlar ve terör örgütleriyle elbette mücadele edin..

Ama önce evinizin içinden = AKP’den başlayın temizliğe de yürüyüşünüzü-niyetinizi görelim..

Sevgi ve saygı ile.
09 Eylül 2016, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Lejyoner teröristler..

 

Lejyoner teröristler

Van’daki baskında öldürülen 12 PKK’lıdan 3’nün yabancı uyruklu olması ihtimali üzerine bölgedeki Emniyet kaynaklarıyla görüştük:

  • Yabancı teröristler, keskin nişancı ve oyun kurucu olarak çatışmalara giriyor!

Lejyoner teröristler

Derya Derviş

Güneydoğu’yu hendek kazarak cehenneme çeviren PKK’lılar arasında çok sayıda yabancı uyruklu teröristin bulunduğu belirlendi.

Bir güvenlik uzmanı, şu bilgileri verdi:
– “Çatışma sonrası özellikle yabancı uyruklu ölülerini alıp gidiyorlar.
Lejyoner teröristlerin varlığını gizlemek istiyorlar. Bölgemize 400 terörist ile yapılan
son saldırıda çok sayıda yabancı uyruklu teröristi ölü olarak ele geçirdik. ”

İSMİ AÇIKLANMAYAN PKK’LILAR YABANCI MI?

Emniyet güçlerinin önceki gün Van’ın Edremit ilçesinde yaptığı başarılı operasyon sonucu öldürülen 12 teröristten 3’nün yabancı uyruklu olduğu tahmin ediliyor.
Van Emniyet Müdürlüğü’nde görüştüğümüz üst düzey bir yetkili, şu bilgileri verdi:

Özgür Gündem gazetesinin öldürülen 9 teröristin kimliğini açıklayıp 3 teröristin ismini vermemesinin nedeni, bunların kimliğini kamuoyundan gizlemektir. Bu da 3 teröristin yabancı uyruklu olma ihtimalini kuvvetlendiriyor. Özgür Gündem’in olayın hemen ardından 9 teröristin kimliğini açıklaması ise o evde kimlerin kaldığını daha önceden bildiklerini gösterir.”

Yetkili, şu noktalara da dikkat çekti:

Bölgede, bölge halkının dilini bilmeyen birçok yabancının tercümanlarla
köy köy dolaştığını biliyoruz. Bunlar, yabancı dillerle halka propoganda amaçlı konuşmalar yapıyor. Tercümanlar da halka konuşulanları tercüme ediyor.
Bu yabancılar silahlı geziyor
.”

Farklı bölgede görevli bir Özel Harekât polisi, PKK içinde yabancı uyruklu teröristlerin keskin nişancı ve oyun kurucu olarak görev yaptığını söyledi.

SIRP, ALMAN ve FRANSIZ

Özel Harekâtçı, bunların çoğunluğunun Sırp, Alman ve Fransız paralı askerler olduğunu belirtti ve şunları söyledi:

“Uzak mesafeden çatışma oluyorsa, özellikle yabancı uyruklu ölülerini alıp gidiyorlar.
Lejyoner teröristlerin varlığını gizlemek istiyorlar. Bölgemize 400 terörist ile yapılan
son saldırıda çok sayıda yabancı uyruklu teröristi ölü olarak ele geçirdik.
Hepsi kimsesizler mezarlığına gömüldü.”Aynı kaynak, ele geçirilen yabancılar arasında ABD uyruklu olup olmadığı sorumuza ise
şu yanıtı verdi:

– “Onlar (ABD’liler!), Türkiye dışındaki kamplarda teröristlere eğitim veriyor.”

İTİRAFÇI: SİLAH DESTEĞİ ALIYORUZ

Diyarbakır Sur’da geçen hafta yakalanan bir terörist yaptığı itiraflarda,

– “Çatışma ve direnişte bulunanların içinde yabancı uyruklu kişilerin olduğunu,
tek kelime Türkçe ve Kürtçe bilmediklerini ve bu kişilerin PKK’ya silah ve mühimmat desteği verdiklerini..” söylemişti.

VİLLAYA ÖZEL KAMERALAR YERLEŞTİRİLMİŞ

Van Valiliğince 12 teröristin etkisiz hale getirildiği, 1 polisin şehit olduğu, 2 polisin de yaralandığı operasyonun teknik ve fiziksel izlem ile halktan gelen ihbar sonucunda
gerçekleştirildiği bildirildi. Bu arada Edremit ilçesinde operasyonun gerçekleştirildiği
2 katlı evin dışında güvenlik kamerası sistemi kurulduğu, evde bol miktarda gıda malzemesi bulunduğu kaydedildi.

Operasyonda, 7 Kaleşnikof marka uzun namlulu silah, 2 M-16 uzun namlulu silah, Bixi marka silah, 2 tabanca, 25 patlamamış el bombası ve 2 el bombası maşası, 32 Kaleşnikof tüfeğe ait şarjör, 10 M-16 silaha ait şarjör, bin 500 Amerikan Doları ile bin Türk Lirası, silahlara ait
bin 908 fişek, ses kayıt cihazı, fotoğraf makinesinin ele geçirildiği bildirildi.

==========================================

Dostlar,

Büyük ve uluslararası bir komplo ile arşı karşıya Türkiye Cumhuriyeti..
Artık safiyane değerlendirmelerin zamanı çoktan geçmiştir.
Tüm kanıtları ile tablo ortadadadır : YENİ SEVR!
Özellikle çatışmalarda sağ yakalanan yabancı uyruklu PKK militanlarının
kimliklerinin tüm dünyaya duyurulması yerinde olacaktır. Öldürülenlerin de belki..
Bu insanlar kendi ülkelerinden nasıl buralara gelmişlerdir?
Devletlerinin durumdan haberi var mıdır, pasaportları var mıdır, legal midir?
Özellikle sağ yakalananların terör suçuna bulaşmış olmaları nedeniyle Türkiye’de yargılanmaları ve TCK’daki yapıtımları görmeleri gerekir.
Kaynak ülkelerin de bu vatandaşlarını vatandaşlıktan çıkarması beklenir.
BU ülkelerin yurttaşlarına çağrı yapmaları, terör örgütlerine katılmanın vatandaşlıktan çıkarılma cezası görebileceği vurgulanmalı ve Türkiye tatarfından istenmelidir.
Böyle olması için Türkiye Dışişlerinin yoğun çaba göstermesi arzulanır.

Türkiye, bu vekaleten savaşı artık bitirmelidir. 32 yıldır sürdürülen Batı kaynaklı
bölücü girişime son verilmelidir. Bunun için bütüncül – çok yönlü bir politikanın Devletin
ulusal politikası olarak benimsenmesi ve halkın da desteğinin sağlanması zorunludur.

Ancak AKP’den böylesi bir girişim beklenebilir mi?

Hiç sanmıyoruz.. AÇILIM süreci bilererek, göz göre göre 4 yıldır ülkemize dayatıldı.
Bölünme artık ramak kala aşamaya vardığından olsa gerek, TSK’nın büyük çabalarıyla
RTE her nasılsa ikna edilebildi (!?) ve bir meşru savunma ister istemez başlatıldı.
Bu arada HDP ile AKP’nin örtük olarak görüştüklerini öğrenmek sürpriz olmadı.
Ne denli acıdır? Neyin pazarlığı yapılmaktadır?
AÇILIM‘ın buzdolabında olduğu söylenerek kime ne mesaj veriliyor??
HDP, Başkanlık anayasasına “evet” dedirtmek için köşeye mi sıkıştırıluyor?
Böylesi bir girişim, asla bir politik tercih değil olsa olsa “ahlaksızlık” tır ve
Machaivelli‘nin bile pabucunu dama atmak demektir ki faturası çok ağır olur.

Sorun, “Kürt sorunu” değildir!..
Dolayısıya çaresi de KÜRTÇÜLÜK asla değil!

Bölgede yürütülen anket – kamuoyu araştırmaları, Kürt yurttaşların ezici çoğuluğunun Türkiye’den ayrılmadan yana olmadığı ve PKK’yı desteklemediği anlaşılıyor.
Bu olgu son derece değerlidir ve elde tutulması için gereken her şey yapılmalıdır.
Bölgeye kamusal ve özel yatırımların artırılması,
Kürt feodalitesinin mutlaka tasfiyesini öne alan toprak reformu dahil,
bütünleştirici (integrating) bir AYDINLANMA seferberliği başlatılmalıdır.

Çağımızda insan hakları şu ya da bu etnik kümenin, inanç kesiminin değil;
tüm insanlığın sorunudur.
Düşman ortaktır ve o Emperyalistleeşen hatta Küreselleşen Kapitalizmdir.
Çare, politik öncülük yapıp halkı siyasal bağlamda örgütleyerek
halktan yana – toplumcu iktidarlar kurmaktır..

İki yüzlü, eli kanlı Emperyalist Batı’nın kucağından bir an önce kalkmaktır!
Türkiye NATO üyesi ve AB adayı iken Atalantik ittifakınca parçalanmak istenmektedir!

Türkiye halkı, kuşkusuz bu tarihsel pratiği de gerçekleştirecektir.
Aydın yılgınlığı ve aculluğundann sıyrılmak kurtulmak gerek..
1128 imza ile de bir yere varılamaz, tanıyı doğru koymak gerekir :

– Bizi yutmak isteyen Kapitalizm ve mahvetmek isteyen Emperyalizm…

Mustafa Kemal Paşa bu tarihsel ve isabetli tanıyı yüz yıl önce koymuş ve “gerekeni” yaparak “tam bağımsız” bir Türkiye bırakmıştı bize..

“Herkesle dostluk kurmaya çalışan ama hiç kimseyle ittifak ve bloklaşmaya gitmeyen”
bir Türkiye! (Ata’nın 12 yıl kesintisiz Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Aras..)

YURTTA BARIŞ – DÜNYADA BARIŞ
ilkesine içtenlikle sarılarak ve gereğini yaparak..
Günümüzde 13+ yıldır AKP – RTE‘nin yaptığının tam tersi yani..

Reçete gene aynıdır..
Tarih, ders al(a)mayanlar (bizim gibi aptallar!) için ne yazık ki benzer koşullarda
benzer sonuçlar vermektedir (tekerrür etmektedir)..

Sevgi ve saygı ile.
17 Ocak 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Rifat Serdaroğlu: YENİ REFORM PAKETİ

YENİ REFORM PAKETİ

portresi_gulen

Rifat Serdaroğlu

14 yıldır iktidarda olan Bademler, yine ve yeniden bir paket daha açtı.
Aksilik bu ya her paket, büyük iddialarla açıklanan kendisinden bir evvelki paketi bozuyordu!
“Acemi nalbant’ın mesleği gâvur eşeğinde öğrendiği gibi”
ülke yönetmeyi, belediye encümeni yönetmek sanan Bademler,
hep yeni paket açıyorlar, çuvallayınca da, eskisini kötüleyip yeni bir paket daha açıyorlar!
Nasılsa kendilerinde “Yalan Söylemek” gibi bir alışkanlık var.
Söyleyecek yalan bulamadıklarında, ancak o zaman doğruyu söylüyorlar!
Bir de Türk Milletine sürekli yalan söylemekten utanmayan kösele suratları var.

14 yılda Türkiye’yi, tüm Cumhuriyet Tarihinde yapılan borçlanmanın 3 katı borçlandıran, ülkeyi parçalanma noktasına getiren, kendi insanına tarihimizin en büyük “terör korkusu sebepli iç göçünü” yaşatan, çevremizde konuşabileceğimiz tek komşu bırakmayan bu acemi bademlere kimi önerilerimiz olacak!
Hem yeni Badem Paketinin eksiklerini söylemek,
hem de onlara işin doğrusunu göstermek bizim vatandaşlık görevimizdir;

-Paketin Güvenlik Kısmına Ek

Ülkemizde yapılacak Uluslararası Toplantılardan önce, Gazetecileri tutuklamayın. Hem kendinizi hem de bizi rezil ediyorsunuz.
Toplantı bitsin tutuklamayı o zaman yapın.
Toplantı öncesi toplumsal olaylarda, gösterilerde Toma-moma kullanmayın. Polis arkadaşlar, göstericilerin kafalarına değil, yumuşak yerlerine
copla vursunlar.
Toplantı öncesi, sakın ola ki medya kuruluşlarına el koymaya kalkmayın. Bekleyin biraz yahu! Kaçıyor mu koca koca binalar? Adamları yedirin içirin gönderin, sonra el mi koyacaksınız, kafa mı atacaksınız, o zaman yaparsınız.

-Paketin MİT Kısmına Ek

MİT’ten hiçbir şey saklamayın yahu! Olay bittikten sonra haberleri oluyor. Adamlar sadece Tırlarla nakliyecilik yapmaktan kendi işlerini unuttular! Gazeteciler bile MİT’ten önce haber alıyorlar.
Bazı ülkelerin istihbarat örgütleri “Hayrola yahu, sizde bomba patlamış, çok sayıda ölü varmış” diye sorunca, bizim MİT’çiler mırın kırın etmekten utanır olmuşlar. Koyun şu yeni pakete bir madde “Her olay MİT’e de haber verilecek, çocuklar habersiz bırakılmasın” diye,
olay çıkmasın kardeşim…

-Paketin Muhtar Kısmına Ek;

Bakın kardeşim! Muhtarları toplayıp toplayıp Saraya götürüyorsunuz. Adamlara ömürlerinde görmedikleri yemekleri yediriyorsunuz.
Saray’dan çıktıktan sonra evdeki yemeği beğenmeyip karısını döven
kaç Muhtar var biliyor musunuz? Adamların kimyalarını bozdunuz yahu!

Saraydan dönen Muhtar kendini Sultan’ın Uç Beyi olarak görmeye,
akşam eve geç gelen komşu kızlarına bile bağırmaya başladı.
Koyun şu paketinize, “Muhtarlar Saraya gidemez” diye bir madde,
siz masraftan biz de dertten kurtulalım yahu!

Son öğüt en önemlisidir. Devlet yönetmek, bilgi-görgü-dürüstlük-beceri- danışma-açıklık ister. Türk Milletinden hiçbir şeyi saklamayın!

Malınızın mülkünüzün, yurtiçi ve yurtdışı yatırımlarınızın, Vakıflarınızın-
Urla ve Çatalca’daki çiftliklerinizin, damadın ve yakınların üzerine olan konaklarınızın, kupon arazilerinizin hesabını mertçe verin.
Hiçbir şeyin gizli kalmayacağını unutmayın!
Gizli gizli öpüşenin aşikâr olarak doğuracağını hep hatırlayın.

Yanlış yapmayın, her işin doğrusunu öğrenin ve doğru yapın…

Yazıyı bir okurumun gönderdiği bir fıkra ile bağlayalım. İçimiz odun ateşinin üstündeki tencerenin dibi gibi kapkara oldu be! Biraz da gülelim dedik!
Çok şey mi istedik…

Anası Temel’i merdiven altında mastürbasyon yaparken yakalar,
hemen kocasına gider ve;

“Ula Tursun, ha bu uşak büyüdi artık. Onu evlendirelum,
yoksa kuruyacak da”
der. Temel’i evlendirirler. Düğünden üç-dört gün sonra babası Temel’i merdiven altında yine aynı pozisyonda yakalar!

“Ula ne ediysun, biz seni daha yeni evlendimeduk mu?
Yoksa kariyla bi problemin mü var?”

Hemen toparlanan Temel; “Yok Baba, karinun koli yoruldi da…”

Babası, “Ula bi şeyun da doğrusuni öğren be uşağum.
Badem misun nesun da…”

  • Sağlık ve başarı dileklerimle
    (18 Aralık 2015)

    =============================

    Dostlar,

    Sayın Serdaroğlu’nun hünerli acı mizahı bir yana, ülkenin durumu gerçekten pür melal..

    Bademler ya da “İmamlar” ülkeyi tam anlamıyla ve her yönden çıkmaza soktu. Hem Cumhuriyet’ten öç aldılar – almaktalar – almayı sürürecekler
    hem de korkunç düzeyde suça bulaştılar.. Karunlar kadar zengin oldular..
    Saymakla bitmez yapıp ettikleri…
    Oğullar hep çok yetenekli – ticarete yatkın ve birkaç alanda girişimler içinde kısa sürede inanılmaz servet sahibi oldular.. Filolar kurdular, vakıflar açtılar. Ülkede gelir dağılımı dayanılmaz kertede adaletsizleşti..
    AKP iktidar olduğunda TUG’in (Toplam Ulusal Gelir, GSMH) 2/3’ünü
    (yaklaşık %66) en varlıklı %10’luk kesim alırken, 2015 sonlarında bu oran düşmek yerine daha da büyüdü.. Bu en varlıklı % 10, ulusal gelirin artık 3/4’ünü (yaklaşık %75) kapatıyor. 34 OECD ülkesinde dipten 2. sıradayız.

    AKP ekonomisi Dolar milyarderleri üretiyor;
    yığınları yoksullaştırıyor.. Bunu bilerek – tasasrlayarak yapıyor..

    Oysa AKP 2002 Kasım’ında iktidar olduğunda topluma “3 Y” sözü verilmişti :

    1. Y: Yoksullukla savaş..
    2. Y : Yolsuzlukla savaş..
    3. Y : Yasakları kaldırma…

Her 3 hedef de tersine yönde büyük “başarı” (!) ile gerçekleştirildi.

Ülkenin Doğu – Güneydoğusunda adı konmamış bir iç savaş yaşanıyor. AÇILIM denen ihanetin bedelini güvenlik güçleri ve masum yöre halkı ödüyor. Anlaşılan PKK da AKP – RTE’yi kandıranlar kervanında..
Önüne gelen bu ikiliyi kandırıyor.. Ve bu siaysal kadro, Türkiye’yi tarihinin
en karmaşık – en sorunlu dönemine sürüklemiş durumda..

Klasik siyasetbilimi kuramlarıyla açıklanması çok zor bir tablo.. ve özgün.
Başkaca örneği – benzeri yok gibi insanlık tarihinde.

İşimiz çoook zor çoook AKP – RTE‘nin ne duracağı var ne de olup bitenlerden ders almaya..

Türkiye Titanik gibi..

Kayalara onca hızıyla çarpmış ve ciddi yara almış durumda..
Daha açık söyleyelim : Su alıyor…
Kırmızı alarm veriyor… SOS. SOS. SOS. SOS…

*****

“Vatanın bağrına düşman dayamışsa hançerini
Elbet bulunur kurtaracak bahtı kara maderini.” / Mustafa Kemal ATATÜRK

Sevgi ve saygı ile.
19 Aralık 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

TAHİR ELÇİ CİNAYETİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ…

TAHİR ELÇİ CİNAYETİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ…


Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) açıklaması (http://www.barobirlik.org.tr/Detay66169.tbb) , açıklamada yer alan birlik – barış çağrısı ve cinayetin işlendiği Diyarbakır’da Baroları toplantıya çağırması çok yerindedir. Cenaze törenine katılınması da doğru ve yerinde eylemlerin devamı oldu; ancak tamamlayıcısı değil..

Bu cinayetin olsun, “artık” aydınlatılması için TBB tüm olanaklarını seferber etmelidir.
Başbakan Davutoğlu‘nun, merhum Av. Tahir Elçi’yi öldüren tek kurşunun atıldığı tabancanın belirlendiğini açıklaması başlangıç için sevindiricidir. Şimdi sıra, silahı kimin ateşlediğini bulmaya ve o katil(ler)i azmettirenlere gelmiştir.

Bu cinayetin işleyeni bilinmeyen (faili meçhul) kalMAmasından en çok yarar sağlayacak olan
AKP – RTE‘dir. Eğer “bunun tersini gerektiren bir durum” söz konusu değil ise!

“Tersini gerektiren bir durumun söz konusu olmadığının” kanıtlanması da yine
Diyarbakır Barosu Başkanı merhum Av. Tahir Elçi cinayetinin aydınlatılmasına bağlıdır.

Merhum Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi’nin, eşinin cenaze töreninde “Katil PKK” çığlıkları
kayda değerdir ve “çok değerli” dir. Tabutuna PKK bezi örtülmeyip TBB filaması konması da.

*****
AKP – RTE
, tek başına iktidarlarında geçen bunca kanlı yıldan sonra (14. yıldayız!)
artık ciddi bir muhasebe yapmalı ve kendilerine şu soruları sormalıdırlar :

  1. Türkiye’de hiçbir dönemde bunca insan ölümü olmadı! 
    İktidarın 1. görevi yurttaşların can güvenliğini sağlamaktır.
    AKP – RTE bunu başaramamıştır!
    Gerisi, ülkeye ne hizmet etmiş olursanız olun, boş sözdür (laf-ı güzaf!).
  2. Bu kanlı tabloya Türkiye AKP – RTE yönetiminde neden ve nasıl sürüklenmiştir?
  3. Ve bu toplu – tekil cinayetler / kırımlar (katliamlar) ülkesi daha ne denli sürdürülebilir??*****
    Bu arada, şehit olan 2 polisimizin acısını da yüreğimizin derinlerinde duyumsuyoruz..
    ******

AKP – RTE kurmayları bu kritik soruların doğru yanıtlarını üretebilirler “sanırız“..
“Sanırız..” diyoruz, çünkü RTE’nin narsisitik kişiliği yüzünden çevresine topladığı
ketlenmiş danışmanlar” soruna çözüm olamazlar; doğruyu bulsalar da söyleyemezler..
Bu ağır sorunu da aşarak, Türkiye’nin artık kan – revan içindeki tablodan sıyrılması gerek.

Davutoğlu ve AKP, gerekiyorsa bu “exodus”u (firavundan kurtuluşu)RTE’yi tasfiye ederek,
en azından pasifleştirerek başarmak zorundadır. Aksi halde, yükselen zulüm herkesi boğabilir!

Çıkış için AKP – RTE’ye bir sufle verelim : BOP Eşbaşkanlığınız !?!

*****
Tam teyakkuz ile belirtelim ki;

  • RTE’nin politikaları artık Türkiye, bölge ve hatta Dünya barışı açısından sürdürülemez, kaldırılamaz, dayanılamaz, katlanılamaz kerteye gelmiştir. Bay RTE bu “reel politik” gerçeği kavrayamaz ve gereğini kendi -üstelik hızla- yapmazsa, çok ağır faturasını
    ödemek zorunda kalacaktır.

Türkiye, Bölge ve Dünya Bay RTE’nin dış basında yaygın ve şiddetle vurgulanan
irrasyonel politikalarına asla mahkum değildir.

Bu yakıcı gerçekliğin O’na mut – la – ka anlatılması / belletilmesi / kavratılması zorunludur.
Tarihsel sorumluluk Başbakan Davutoğlu ve AKP MYK’sınındır; sonra da Genelkurmayın!

Bu arada;

  • PKK ve uzantıları ile mücadele kesin bir kararlılıkla ve asla duraksamadan sürdürülmelidir.
  • Yurt genelinde ruhsatsız tüm silahların ve mühimmatın Devlete teslimi için özel yasa çıkarılmalıdır. Asla betona gömme değil! 1-2 ay içinde bu teslimat yapılmazsa, sonrasında
    ele geçirilecek olanlar için cezalar çok ağırlaştırılmalıdır. Arkasından bu silahların
    balistik incelemeleri yapılarak hangi suçlara karıştıkları açığa çıkarılmalıdır..
  • “AÇILIM”yeniden gündeme alınacak (buzdolabından çıkarılacak) ve hiçbir etnisiteye
    ayrım yapılmadan salt demokrasinin standartlarının tüm ülke insanı için yükseltilmesi temelli yürütülecekse, silahların teslimi ön koşullardan olmalıdır.
  • Tek devlet – tek millet – tek bayrak – tek remi dil Türkiye’nin kırmızı çizgileri kalmalıdır.
  • Anayasa’nın ilk 4 maddesine asla dokunmadan, 24, 174, 66. maddeler gibi köşe taşlarına ellenmeden, Başkanlık zırvasını dışlayarak.. daha demokratik bir anayasa düşünülebilir.
  • Fakat asıl öncelikli sorun, kesinlikle Anayasa değişikliği değildir; ilk sırada iç – dış güvenlik
    ve ekonomi – işsizlik – yoksulluk – üretim seferberliği –  AYDINLANMA!

Türkiye’nin hızla bu “akıl tutulması iklimi” nden sıyrılması gerekiyor ve kuşkusuz Devletin bekası gereği “a fortiori” olarak, söz konusu “circulus viciosus” tan mutlaka çıkılacaktır.

Sevgi ve saygı ile.
30 Kasım 2015, Ankara

Saygı ÖZTÜRK : Ne “çatışın” emri var ne de masaya vurma…

Ne “çatışın” emri var ne de masaya vurma…

Saygı Öztürk

Saygı Öztürk


PEKİN PAŞA ANLATIYOR

MİT MÜSTEŞARINA O ŞEMA SORULMADI
ABD İSTİHBARATI ADINA
“ŞÖYLE DEYİP VURMALIYDI”

Bir dönem “Ergenekon”, “Balyoz” gibi kumpasları gerçekmiş gibi canla-başla savunan siyasetçiler, yazarlar, hukukçular vardı. Yüzlerce insanın cezaevine konulduğu günlerde bu kişiler televizyonlarda “daha bitmedi, şunlar,
şunlar da tutuklanmalı”
diyor, örgütün bir numarasının kim olduğuna ilişkin kehanetlerde bulunuyorlardı. İşte, onlar görevlerini! yaptı ve AKP tarafından milletvekillikleriyle ödüllendirildiler.

26. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ da, terör örgütü mensubu diye tutuklanmıştı. Başbuğ, Yargıtay’daki savunmasında “Askerime, polisle çatışın emri verdim” dedi. Bu davanın sanıklarından kimse böyle bir emri hatırlamıyor. Hatırlanan “hakkında yakalama kararı çıkanlar lojmandan, orduevinde kalanlar ise orduevinin dışına çıkmasın” olduğudur.

PEKİN PAŞA ANLATIYOR

İsmail Hakkı Pekin, 2007 yılından, tutuklandığı 2011 yılına dek Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı görevini yürüttü. Daha önce “İlker Başbuğ, Genelkurmay Başkanlığı döneminde karargahındakiler tutuklananınca arkasında durmadı. Emekli olup gitti. Biz tutuklandık, açıklama yapmadı. Tutuklanmadan önce ‘bu evrakın altında benim imzam yok’ dedi. Halbuki biz o evrakları onun adına imzaladık. Mahkemede
İlker Paşa da Hasan Iğsız Paşa da hep generallerden söz ettiler.
O mahkemede suç hep albayların, düşük rütbedeki insanların üzerine atılmaya çalışıldı. O yüzden İlker Paşa’ya kırgınım.”
demişti.

Başbuğ’un, lojmanlara, Orduevine polis zorla girmeye kalkışırsa “çatışsın” emri verdiğini en yakın çalışma arkadaşı İstihbarat Başkanı Pekin de hatırlamıyor ve şunları anlatıyor:

“Ama şunu hatırlıyorum: Polis gelirse lojmanlara, Orduevine almayın denildi. Zaten müsaade edilmediği sürece giremezler. Başbuğ, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Adalet Bakanı ile görüştü. O zaman tutuklamaların olmamasında bu görüşme etkili oldu. Polis, lojman
ya da Orduevlerine gidip ‘şunu almaya geldik’ demedi. Ama, hakkında yakalama kararı olanları takip ettiklerini biliyorduk. Bir emekli subay, Afyon Orduevi’nden dışarı çıktığında polis tarafından götürüldü.”

MİT MÜSTEŞARINA O ŞEMA SORULMADI

İlker Başbuğ’dan sonra göreve gelen Işık Koşaner, tutuklamaların olmaması için çok çaba gösterdi. Bir yıl uğraştı. Sonuç alamayınca kimi komutanlarla birlikte istifa etti. Pekin Paşa, Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesinin
o günlerde iyi bir sınav vermediğini belirtiyor ve şunları söylüyor:

“Bu yalnız İlker Paşa için değil, komuta kademesi açısından da
iyi bir sınav olmadı.
Oyunlar Hilmi Özkök’ün Genelkurmay Başkanlığı döneminde başlıyor. MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun imzasıyla
Hilmi Paşa’ya, Tuncay Güney’in ifadelerine dayanarak
‘Ergenekon örgüt şeması’ gönderiliyor. O zaman Atasagun’u çağırıp sorması gerekirdi. Sorulmadı. 2006’da bunlar yine oldu.
Siz zamanında üzerine gitmezseniz ortaya bunlar çıkıyor.”

ABD İSTİHBARATI ADINA

Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, savunmasında yalnızca Fethullah Gülen grubunu sorumlu tutuyor. İsmail Hakkı Paşa’nın değerlendirmesi ise şöyle oldu:

“İlker Paşa, ABD ve AKP hükümetine bir şey söylemiyor.
Gülen cemaati, ABD istihbaratı adına iş yapan taşeron bir cemaattir. ABD, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni (TSK) tasfiye edip Ortadoğu projesi için kendi istediğini iktidara getirmek istiyordu. O yüzden bizleri tasfiye ettiler. Bunu görmeden, ‘Fethullah Gülen cemaati yaptı’ demek yanlış. Gülen’in TSK’yı zayıflatması AKP’nin işine geldi. Bunlar kezlerce
gündeme getirilmesine karşın dikkate alınmadı. Fethullah Gülen
bunun uygulayıcısı, planlayıcısı ama üst akıl ABD
, bundan yarar uman, ABD’nin istekleri doğrultusunda Gülen’i kullanan da AKP iktidarıdır. Bunu göz ardı edip sadece Gülen grubuna‘suçlu’ demek yanlış.”

“ŞÖYLE DEYİP VURMALIYDI”

İlker Başbuğ’un, tutuklamalar olmaması için gösterdiği çabaları yetersiz bulanlar da var. Dönemin İstihbarat Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Pekin şunları söylüyor:

“Komutanlarımız o dönemle ilgili kendilerini sorgulamalı. Çok daha farklı bir şey yapabilirlerdi. Bir şey olduğunda hemen adli müşaviri çağırıyordu. Adli müşavir ne diyecek? Hukuksal durumu anlatıyor.
Ama yapılanlar hukuksal değil,
TSK’yı hukuk maskesi altında tasfiye planıydı. Komutanlarımız masaya vurup ‘teğmenimi alacağınıza
önce bizi alın. Bizi almadan bir tek TSK mensubuna dokunamazsınız’
demeleri gerekirdi. Yumruğu vurup askerleri teslim etmeseydiler
o zaman çok farklı bir şey olurdu. O gün yapılanların da kumpas,
hukuk maskesiyle tasfiye amaçlı olduğunu da çok iyi biliyorlardı.”

Ağızlarından “Balyoz”u, “Ergenekon”u düşürmeyen ve bunların darbe planı olduğunu söyleyenler, yazanlar, o dönemin komutanları arşivlerine bir daha baksınlar. Geride nasıl bir miras bıraktıklarını görsünler…

===========================

Dostlar,

Bu sitede “BİLİMSEL AKILCILIK” pusulamız bilindiği gibi..
Bu yazıda T.C.’nin 26. Genelkurmay Başkanı E. Org. Sayın İlker Başbuğ‘a gereğinden çok ve haksız yüklenildiğini düşünüyoruz.

E. Korg. Pekin paşa ““İlker Paşa, ABD ve AKP hükümetine bir şey söylemiyor.” demekte. Bu doğru değil..

Sayın Başbuğ’un 3 saati aşan Yargıtay’daki son savunmasının tam metnini sitemizde yayımladık.. Bu metinde yer alan şu tümcelere ne demeli ??

Eksikler, yanlışlar, karar tercihleri olabilir kuşkusuz..

Ama asıl sorumlular AKP- – ABD – Cemaat şeytan 3’lüsü dururken birbirini acımasızca ve ölçüsüzce suçlamak çok akılcı mıdır ve kime – neye hizmet eder??

İlker Paşa boş durmuyor, kitaplar yazıyor.. Belgelerini koyuyor..
O da ardılı Işık Koşaner Paşa gibi istifa etseydi daha mı iyi yapmış olurdu?
27. Genekurmay Başkanı Koşaner ve ekibi Kuvvet Komutanları “birlikte” istifa ettiler de
ne oldu? AKP – RTE zerrece etkilendi mi? Tersine, TSK üst kadrosunu biçimlendirme kolaylığı ve hızı elde ettiler. 27. Genekurmay Başkanı Koşaner ve ekibi Kuvvet Komutanları, Silivri mahkemelerinin kapısında tanıklıkları reddedilerek aşağılandıkları ile kaldılar.
(Özel yetkili Silivri Mahkemesinin hukuk adına yüz kızartıcı davranışını elbette not ediyoruz.)

Not : Bu içerik Sayın Saygı Öztürk’ e-ileti olarak gönderilmiştir.

Sevgi ve saygı ile.
09.10.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com