Etiket arşivi: AKP – RTE

Kabineyi bırak müfredata bak

Kabineyi bırak müfredata bak
Emre Kongar
(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

İktidarın emrinde olan medya, tümüyle kabine değişikliği haberleriyle dolu: Bu değişikliğin önemi ve anlamıyla ilgili yorumlardan geçilmiyor. Oysa bizi kimin, nasıl yönettiği belli… 
Kabine değişikliğinin, egemenin kişisel tercihlerini belirtmesi dışında ciddi bir anlamı ve önemi yok. 
Tabii bu arada, toplumu asıl etkileyecek olan Milli Eğitim’deki müfredat değişikliğinin üstü örtülüveriyor
Başta Cumhuriyet olmak üzere birkaç muhalif gazete de yazmasa, çocuklarımızın geleceğini karartacak, toplumu yanlış yönde biçimlendirecek olan bu yeni müfredat programından haberimiz bile olmayacak.
***
Yeni müfredat programının temel değişikliklerini çok kaba olarak şöyle anlatabiliriz: 

1) Evrim çıkıyor, Şeriat giriyor. 
2) Atatürk ve Laiklik çıkıyor, Muamelat, Ukubat ve Cihad giriyor. 
3) Özet olarak: Bilim çıkıyor, Din giriyor

Zaten bütün Milli Eğitim sisteminin imam-hatip modeline uygun olarak yeniden yapılandırıldığı biliniyordu. 
Şimdi bir de kıyıda köşede, çağdaş eğitim veren okul kalmasın diye, tüm müfredat programı, yani zorunlu olarak takip edilmesi, okutulması ve öğretilmesi gereken konular, yeniden belirlendi.
***
İdris Küçükömer’le başlayıp, günümüzdeki İkinci Cumhuriyetçiler ve “Yetmez Ama ‘Evet’çiler” tarafından savunulan çarpık (güya sol) siyasal tezlerin sahipleri artık zaferlerini kutlamak için, zil takıp oynayabilirler: 
Asıl İkinci Cumhuriyet, (eğer adına hâlâ Cumhuriyet demek olanaklıysa) şimdi kuruluyor: 
Sadece Anayasa değişikliği ile, yasama, yürütme ve yargıya tek başına hâkim olan “Tek Adam Yönetimi” dayatarak değil… 
Çocuklarımızın beyni de yıkanarak… 
Ve kendi deyimleriyle “Dindar ve Kindar bir Nesil” yetiştirerek!
***
Kılıçdaroğlu’nun on maddelik Maltepe bildirgesinin sekizinci maddesi şöyleydi: 

8. Demokratik parlamenter sistem üzerindeki her türlü vesayet kaldırılmalıdır. 
Din ve vicdan özgürlüğünün güvencesi olan, insan haklarına dayalı demokratik, laik, sosyal hukuk devleti güçlendirilmeli, liyakat esası kamuda göreve başlama ve yükselmede esas alınmalıdır.

Eğitimde laiklik ilkesinin aşındırılmasına son verilmeli ve toplumsal adaletsizliği yeniden üreten eğitim politikaları değiştirilmelidir.
***

Bu iktidar sadece Demokratik rejimi sonlandırarak değil: 
Zaten sömürülmekte olan ülkemizi çağdaş dünyada daha da geri bıraktıracak… 
Ve iflas ettirerek tam bir sömürgeye dönüştürecek bir eğitim sistemi ile de… 
Halkımıza çok çok büyük bir kötülük daha yapıyor!

DİREN LAİK, DEMOKRATİK, ÇAĞDAŞ VE TEKNOLOJİK EĞİTİM… 
DİREN ADALET… 
DİREN DEMOKRASİ… 
DİREN KILIÇDAR!
=================================
Dostlar,

MİLLİ EĞİTİMDE DİNCİ – ŞERİATÇI MÜFREDAT GERİ ÇEKİLSİN

Türkiyemizin belki de en önemli gündem maddesi bu konu olmalıdır.
Kuşku yok öbür gündem maddeleri de çok yürek yakıcı..
Nuriye Gülmen ve Semih Özakça 4,5 aydır, dile kolay, 135 gündür ölüme yatmış durumdalar ve ne hazindir ki her geçen an ölümün karanlık sonsuzluğuna göz göre göre yaklaşmaktalar!?
Vicdanlar mühürlenmiş ve AKP iktidarı duymuyor, görmüyor..
Önceki gün TBMM’de, CHP Mersin Milletvekili Çocuk Hekimi Prof. Dr. Aytuğ Atıcı’nın aşağıdaki tümceyi, birkaç dakikalık söz hakkı süresine sığdığı ölçüde 11 kez yineledi :

  • Nuriye Gülmen ve Semih Özakça açlık grevinde ölmesin..
  • Nuriye Gülmen ve Semih Özakça açlık grevinde ölmesin..
    ……………………..
    …………………………………….

Sevgili meslektaşımız Prof. Atıcı’nın sakalı, 20 Temmuz 2016’da AKP darbesiyle OHAL ilanından bu yana 1 karışı çoktan geçti..
Dağlar taşlar feryatları – figanları duydu ama AKP = RTE duymuyor, görmüyor, bakmıyor, ilgilenmiyor..

AKP = RTE, iktidarda zamanlarının iyice azaldığının ayırdındalar. Vargüçleriyle iktidarda biraz daha kalmak birincil hedef ve amaçları için çırpınmaktalar. Bu sürede de Türkiye’yi olabildiğince dincileştirerek gericileştirmek ve olabilirse bu sayede pekiştirilen (tahkim edilen) kendilerinin itiraf ettiği “az eğitimli” kitlenin oylarıyla iktidarı sürdürmek.. Bu mantıkla AKP – MHP’nin gelenekselci – muhafazakar – mütedeyyin ve az eğitimli tabanına sürekli politik ödünler vermek. Dolayısıyla Milli Eğitim müfredatında yapılan çağdışı – gerici – dinci – şeriatçı – bilim ve akıl dışı değişiklik 2 işlevli.. Hem AKP’nin dünkü örtük günümüzde artık apaçık kinci – dinci kuşaklar yetiştirme hedefinin gereği hem de değinilen tabanı bir arada tutup oylarını almak..
*****

İlköğretim çocukları, “kara çarşaflı öğretmenleri” eşliğinde yürütülüyor sokaklarda..
Önde mehter takımı yürüyor..
Ardında başlarında fes ile erkek öğrenciler..
Arkasında türbanlı kız öğrenciler..
Sınıflarda hep birlikte dinci sloganlar atılıyor ve tek parmak kaldırılarak topluca
tekbir getiriliyor..
Youtube’da izlemek için tıklayınız : https://youtu.be/9pqRkKq90nc

*****
Bu kentin valisi, Cumhuriyet başsavcısı, emniyet müdürü, garnizon komutanı nerededir?
Bu ülkenin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nerededir, bunları neden görmez??
Türkiye adım adım şeriat düzenine mi sürüklenmektedir göz göre göre!?
*****
TBMM İçtüzük değişikliklikleri bir başka yakıcı konu..
16 Nisan 2017 deli saçması halkoylaması ve YSK’nın tam kanunsuzluğu ile gayrımeşru duruma düşen anayasa değişikliği yetmezmiş gibi, zaten işlevsizleştirilen – göstermelikleştirilen TBMM, bu kez bir de İçtüzüğü ile felç edilerek teslim alınıyor. Muhalefetin sesi iyice kısılıyor. TBMM Başkanı, Atatürk’e aşırı alerjili Bay Kahraman papyon – fraktan rahatsız olduğundan, bu da kaldırılıyor.. Anayasa Mahkemesi’nin TBMM içtüzüğünü ve değişikliklerini -önüne getirilmesi durumunda- yasalar gibi anayasaya uygunluk bakımından denetleme yetkisi var (Anayasa md. 148/1). Ama bu Anayasa Mahkemesi ile mi? Kendini yokumsamadı mı bu heyet OHAL KHK’sından başka her şeye benzeyen “AKP OHAL KHK” larını incelemeyi yetkisi dışında gören ??
*****
AKP = RTE, giderayak vargücüyle abanıyor Türkiye’ye.. İç ve dış sorunlar ise tırmanmada. Heyhaaaat, çıkmaz sokak.. Yolun sonu görünüyor artık.. Ne yaparsanız yapın, yarattığınız enkazın altında kalacaksınız..
*****
Milli Eğitim Bakanlığı için merhum Prof. Ahmet Taner Kışlalı “Milli İHANET Bakanlığı” demişti. Şimdi ise “Dinci İhanet Bakanlığı” demek gerekecek.. Kala kala tek sözcük kaldı. Bu düzenleme Danıştay’dan mutlaka dönmelidir. Ardından yasa değişikliği – torba yasa ya da OHAL KHK’sı ile dayatmayı sürdürebilir mi AKP acaba??

Erdoğan, şu dakikalarda onlarca TV kanalında konuşmakta (21.7.17, 15:56).. Güncel yakıcı sorunlara değinmemekte.. Almanya ile yaratılan ciddi bunalıma gene içi boş – altı boş, hamasi çıkış, İsrail’in özür dayatması, ABD’nin Erdoğan’ın bu ülkeye gelmemesini istemesi.. Büyüklere masallara devam. İstanbul Şehir Hastaneleri.. Bir fiyasko – talan politikası kör kör gözüm parmağına sürdürülmek isteniyor.

  • Öyle sanıyoruz ki; ne Türkiye ne de başka bir ülke, bütün zamanlarda ve coğrafyalarda böylesine kötü bir yönetim görmedi! Bize de bu zulüm nasip oldu ne günah işledi isek??

Sevgi ve saygı ile. 21 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

33 yıllık hekim Dr. Hüseyin Demirdizen nasıl işten atıldı!

33 yıllık hekim Dr. Hüseyin Demirdizen nasıl işten atıldı!?

Eski Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyesi 33 yıllık hekim Dr. Hüseyin Demirdizen, son çıkarılan 692 sayılı KHK ile kamudaki görevinden ihraç edildi.
(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Son çalıştığı Kadıköy Toplum Sağlığı Merkezi’ne giderek eşyalarını toplayan ve çalışma arkadaşlarına veda eden Demirdizen, hükümetin kendi iktidarını sağlamlaştırmak için muhalif tüm kesimleri birer birer ihraç ettiğini söyledi. Demirdizen, “Bizlerin kamudan ihraç edilmesi şüphesiz kişisel mağduriyetlere yol açıyor ama daha büyük endişeyi, her kamu çalışanı gündelik hayatında hissediyor olması oluşturuyor. En büyük risk birey ve toplumun geneli için bu belirsizliktir. İçinde adalet, hakkaniyet barındırmayan bu kararlar toplumun bir arada yaşamasını sabote etmektedir. Geniş mağdur toplumsal taban bu adaletsizliğe, hukuksuzluğa, bu keyfiyete (AS: keyfiliğe!) birlikte itiraz etmeli” dedi.

Yılmadan çalıştı

Demirdizen, Ankara Kalecik Hançılı köyünde 9 çocuklu bir ailede dünyaya geldi. Maddi imkânsızlıklarla mücadele etti ama yılmadı. Çapa’daki İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazandı ve 1984 yılında mezun oldu. Uzun yıllar Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çalıştı. Son 4 yıldır da Kadıköy Toplum Sağlığı Merkezi’nde çalışıyordu. Ta ki 14 Temmuz’da yayımlanan son KHK’ya kadar. O gece arkadaşı Dr. Osman Öztürk’ten gelen telefon ile kamudan ihraç edildiğini öğrendi. Demirdizen, ihraç edilmesinin ardından gazetemize konuştu. OHAL’in kendi hukukuna bile uymayan şekilde gelişmelerin yaşandığını söyleyen Demirdizen,

  • “İktidar her ne kadar OHAL’i FETÖ darbesi gerekçesiyle uygulamaya koyduğunu söylemiş olsa da ilk günden bu yana bütün toplumsal muhalefeti hedef alan bir baskı ve yaptırım uyguluyor” dedi.
  • İktidarın KHK’lerle yaptıklarında bir hukuk, mantık, adalet aramadığını belirten Demirdizen “Muhalif olmanın kendisi ihraç edilmede yeterli olabiliyor. İktidar bloku dışındaki insanlar, değişik özelliklerle bu uygulamalardan nasibini alıyor.” diye konuştu.
  • Demirdizen, AKP hükümetinin her türlü toplumsal muhalefeti kendisini yıkmak üzere gerçekleştirilmiş etkinlikler olarak gördüğünü kaydetti. (AS: Tam ve devasa bir hezeyan, darbe paranoyası hastalıklı ruh hali!)

Köyünün ilk doktoruydu

Demirdizen, çevresinde çok sevilen bir isimdi. İhraç kararı, sosyal medyada da eleştirilere neden oldu. Demirdizen’in yakınları;

“Kimi zaman ekin biçti, kimi zaman harman savurdu, kimi zaman üzüm sattı. İmkânsızlıklar içinde mücadele etmeyi ve başarmayı çocukken öğrendi. Demirdizen köyünün ilk doktoruydu.
O hep doğru olanı yaptı, emeğin yanında, haksızlığın hukuksuzluğun karşısında durdu.
Çünkü hak, adalet, dürüstlük kavramları ona ta ilkokul sıralarında öğretilmişti. O doğru bildiği yolda asla baskılara boyun eğmedi, haksızlıklar hukuksuzluklar karşısında geri adım atmadı. Doktor Hüseyin Demirdizen, onurumuzdur” sözleriyle ihraç kararına tepki gösterdiler.
(http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/saglik/785109/33_yillik_hekim_nasil_isten_atildi.html)
=========================================
Dostlar,

Dr. HÜSEYİN DEMİRDİZEN’e KEFİLİZ!

Dr. Hüseyin Demirdizen’i bizim de mezunu olduğumuz İstanbul Tıp Fakültesi’ndeki öğrencilik yıllarından beri biliriz. Dahası, abisi Mehmet Demirdizen’i matemetik öğretmenimiz olarak 1970-71 ders yılında Van’da tanımıştık. Ailece görüşürdük o dönemde. Mehmet Demirdizen öğretmenimiz ile sonraki yıllarda abi – kardeş olduk, Mehmet abi bizim manevi ağabeyimiz oldu. İlişkilerimiz artan bir sevgi – saygı ile hep sürdü Demirdizen ailesiyle. Bir kardeş, Ali Demirdizen ise Ankara Keçiören’de Atatürkçü Düşünce Derneği yönetiminde idi ve bizi konferanslara çağırmıştı.

Hüseyin ile Türk Tabipleri Birliği, İstanbul Tabip Odası ortamlarında sıklıkla görüştük.
Meslek örgütü ile öylesine bütünleşti ve örgütsel savaşımın önemine, etkinliğine, erdemine  öyle çok inandı ki, kişisel kariyerini bile bu yolda feda etti. Ankara Kalecik’in köylerinden, 9 çocuklu çok yoksul bir ailenin çocuğu olarak İstanbul Tıp Fakültesi gibi çok yüksek puanlı bir fakülteyi kazanan sevgili Dr. Hüseyin Demirdizen’in, tıbbın dilediği dalında uzmanlık eğitimini kazanabileceği tartışma dışıdır. Ama O, kendisini İstanbul Tabip Odası ve Türk Tabipleri Birliği’nin meslek örgütlenmesinde öncü, önder bir eylemci olarak buldu ve yıllarca çok değerli hizmetler ve katkılar verdi.

Dr. Hüseyin Demirdizen, Cumhuriyeti’mizin temel değerlerine içten bağlı, Atatürkçü, toplumcu dünya görüşünü paylaşan, ilerici – devrimci sol ideoloji sahibi, tutarlı bir hekim, eylemci ve aydındır.

Geçelim FG cemaatı gibi ilkel – gerici – yobaz ve en önemlisi emperyalizmin maşası bölücü bir terörist örgütü; akla ve bilime dayanmayan hiçbir açık – gizli, yasal olmayan örgütle ilişkisi, bağı asla olmadı Dr. Hüseyin Demirdizen’in. Çünkü O, devrimci – yurtsever bilinciyle daima ileriye bakıyor, her tür inanç sömürüsünü doğallıkla reddediyor, akla ve bilime dayalı olarak toplumunu aydınlatmaya çabalıyordu. 33 yıl boyunca da sağlık sektörümüzün pek çok biriminde nitelikli – dürüst – ilkeli – meslek değerlerine bağlı, bilimsel ve etik hekimlik hizmeti vermişti.
Sicili tertemiz, disiplin cezası yok…

T.C. Devleti’nin memuru olan Dr. Hüseyin Demirdizen’in 33 yıl boyunca memurluğuna engel bir durum bulunamadı da şimdi mi, OHAL furyasında mı bulundu?
Dr. Demirdizen’in hangi yasa dışı yapı, kurum, örgüt ile “irtibatı – iltisakı – mensubiyeti” (!?) vardır, net ve kanıtlarıyla açıklanmalıdır. Kaldı ki bu kavramlar, Ceza hukukunda net tanımı olmayan muğlak ve içeriği her yöne çekilebilecek esnek sözcüklerdir. Oysa suç tanımı ve dayanakları net, kesin sınırlı, anlamı esnetilip – sündürülemeyecek terimlerle olmalıdır. Suçlanana mutlaka etkili savunma hakkı tanınmalı, böylesine ağır bir yaptırım (kamu görevinden atılma!), denetimsiz bir idari tasarrufla değil, kesinleşmiş bağımsız – tarafsız yargı kararıyla uygulanabilmelidir.

  • Dr. Hüseyin Demirdizen’e biz kefiliz.

Yapılan çok büyük bir yanlış ve adaletsizliktir.
AKP içtenlikliyse bu hatadan derhal dönmelidir. Kuru ile yaşın birlikte yanması ya da doğrudan Erdoğan’ın itiraf ettiği üzere “at izi it izine karıştı” bahanelerine yer yoktur! Ne yaş kuru ile yanmalıdır ne de at izi it izine karışmalıdır. Çok net olarak ortadadır ki, iktidar OHAL’i tüm karşıtlarını tasfiye etmek için acımasız, ölçüsüz ve pervasızca kullanmayı sürdürmektedir. Bu kabul edilemez ve sürdürülemez. OHAL 1. yılını dün doldurdu ve biz bu vesile ile AKP – Erdoğan iktidarına açık çağrı yapan bir yazı yayımladık web sitemizde (lütfen tıklayınız : OHAL’in_1._YILINDA_AKP= RTE’YE_CAGRI). Gereksiz yinelemelere girmek istemiyoruz. Ancak bunca yaygın ve derin adaletsizlik toplumun bünyesini her yönüyle tahrip eder ve son derece sakıncalı, tehlikeli istenmeyen gelişmelere yol açar.

Bu çok tehlikeli oyuna artık son verilmelidir. 1 yılda OHAL’in bütün hışmıyla kullanılmasıyla FETÖ ya da herhangi bir başka örgütün tasfiye edilememiş olması kabul edilemez. FG’e övgüler dizen kişiler AKP’nin en tepesinden aşağı doğru kamuoyu önünde. Bunlara ısrarla dokunmayıp hatta Kabinede tutup üstelik terfi de ettirerek, AKP içeride ve dışarıda hiç kimseyi inandıramaz. Önceki gün Bakanlar Kurulu değişiklikleri ile AKP tüm kredisini bir kez daha ve neredeyse bütünüyle yitirmiştir. Kamuoyu desteği almadan böylesi bir örgütle mücadele yürütülemez, başarılamaz; ancak her geçen an faşizme – diktatörlüğe biraz daha sürüklenilmiş olur. AKP’nin durumu tam da budur!

CHP, dün (20.7.17) TBMM Başkanlığı’na verdiği 71 sayfalık ek rapor (600 sayfalık karşı oy raporuna ek) ile AKP – FETÖ ilişkisini bir kez daha net olarak somut belgelerle ortaya koydu!

Eğer bu sürükleniş AKP = RTE‘nin kurguladığı bir senaryo – hedef değilse (?!?), FETÖ ile mücadele kayıkçı kavgası değilse… artık frene basmanın ve zulmü durdurmanın zamanı gelmiş ve geçmektedir.
Yarın çoooook geç olabilir!

Dr. Hüseyin Demirdizen’i ve benzer durumdaki masum insanları görevlerine iade ediniz ve artık ülkede HAK – HUKUK – ADALET üzere yönetim sürdürünüz; inanınız bu herkesten çok sizin hayrınıza olur. Yarın sizi hiç kimse kurtaramayabilir.. (Bu tümce salt bir öngörüdür.)

Sevgi ve saygı ile. 21 Temmuz 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
AÜTF Halk Sağlığı AbD, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net      profsaltik@gmail.com 

15 TEMMUZ’un AKP – ERDOĞAN AÇISINDAN SOSYO-POLİTİK PSİKOLOJİK ARDALANI

15 TEMMUZ’un AKP – ERDOĞAN AÇISINDAN SOSYO-POLİTİK PSİKOLOJİK ARDALANI

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net      profsaltik@gmail.com

Yetkin İktisatçı sayın Mustafa Pamukoğlu, sitemizde yayınladığımız (16.7.17) “FETÖ’nün mali örgütlenmesi” başlıklı makalesinde önemli bir irdeleme yapıyor, belirlemeleri ve önerileri var (lütfen tıklayınız : http://ahmetsaltik.net/2017/07/16/fetonun-mali-orgutlenmesi/). Genel bir çözümleme (analiz) yaptığı. FETÖ‘ye ilişkin ayrıntılı akçalı (mali) bilgileri FG’in (Fetullah Gülen) 35 yıl 1. yardımcısı olan Nurettin Veren’den öğreniyoruz. Habertürk TV’de 2006’da Merdan Yanardağ 2 gece saatler boyunca bu kişi ile derinlemesine söyleşi yapmıştı. Sayın Yanardağ bu çok önemli söyleşiyi yazıya dökerek kitaplaştırdı ve yayınladı:

Kuşatılan Türkiye

  • Kuşatılan Türkiye : Gülen Hareketinin Perde Arkası

Bugünlerde bir kez daha dikkatle okumanın ya da video kayıtlarını dikkatle izlemenin zamanı.

Ayrıca değerli yazar Serdar Akinan’ın “BUZDAĞI”
adlı yapıtı.. Kitap kapağındaki çizime dikkat:

Buzdağı’nın üstünde Türkiye; altında ise
AKP – FETÖ – CIA var!

 

Buzdağı  Serdar Akinan

15 Temmuz adına AKP = RTE tarafından yaptırılan törenlerin – ritüellerin, bunca abartılı, duygu sömürüsü yüklü, dinci istismar odaklı olması; Kuran’ın – Caminin – Selaların – Şehit – Gazilerin, maneviyat ve mistisizmin… katılması, gözyaşlarıyla ıslatılmış algı operasyonu, vıcık vıcık popülizm (halk yardakçılığı) ve ağır toplumsal hipnotizmanın.. ardalanında ne yatıyor acaba?
Ankara ve İstanbul’da 2 dev anıt hangi alternatif tarih yaratma çabasının figürü?

Çok net sosyopolitik-psikolojik gerçektir :

  • Sabahlara dek minarelerden yüksek sesli selalar korku bastırma ritüelidir.

Farklı düşünen insanların Anayasal hakları ayaklar altındadır. Herkesin bu selaları sabahlara dek dinleme  zorunluğu  olmadığı gibi, hiç kimsede böyle bir yetki de yoktur.

Açıkça suç işlenmiştir.

Böyle bir şey ancak dinci – şeriatçı ilkel ülkelerde olabilir.

Bilinç altına itilmesi gereken / zorunlu olan yoğun korkular vardır?
Suç ortaklığının gün ışığına çıkması / çıkarılması paniği ciddi olarak yaşanmaktadır? 

Kendilerince de itiraf edilerek Kandırıldık söyleminin yetmeyebileceği,
atakların üstlerine üstlerine geleceği hezeyanıyla

  • Saf ve masum halktan / müritlerden savunma hattı / canlı kalkan oluşturma mıdır kurgulanan??

    15-16 Temmuz 2016 gecesinde olduğu gibi.. 250 ölüm, iki bini aşkın yaralı kurban yetmemiş midir!

  • Ne denli trajiktir ki, sorumlular en önde “anma” yapmaktadır!?
    Bu açık günah çıkarma, neyin ve ne ölçüde diyeti olabilir ki??
  • “Bakın, bana bir şey yapacak olursanız milyonlar sokağa dökülür
    ve bedelini feci ödetir size..”

gözdağı / retoriği midir; binler / onbinlerce olduğu savlanan kişisel para-militer birliklere ek??

Bu dehşet dengesi nereye dek sürdürülebilir ki Türkiye’de?

2. Büyük Dünya Paylaşım Savaşı sonrası NATO – Varşova (Warsaw) Paktı ekseninde yaşanan soğuk savaş yılları – dehşet dengesine uluslararası toplum bile dayanamadı ve “Détant” (Yumuşama) politikaları ile zorunlu olarak karşılıklı uzlaşmaya gidildi..

Türk halkı da acı gerçekleri er ya da geç, yavaş da olsa öğrenecektir, öğrenmektedir.

16 Nisan deli saçması halk oylaması
nda AKP + MHP bloku gene de salt çoğunluğu sağlayamamışYSK hileye alet edilerek tam hukuksuz – gayrımeşru bir fiili durum
(Anayasa değişikliği ile gerçekte rejim değişikliği!) ülkemize dayatılmıştır.

  • Asıl darbe Saray’ın 20 Temmuz darbesidir! Bu durum kabul edilemez, sürdürülemez!

    Kitleler bu hazin oyunların ayrımındadır. Ne yazık ki her geçen gün ek – yeni ve daha ciddi hatalar sürdürülmektedir.

    Klasik diktatoryal tırmanış, “bir süre” tepede kalış (plato dönemi)ve ka-çı-nı-la-maz çöküş!

    Tarihsel eytişimin (diyalektiğin) şaşmaz yasası budur. AKP = RTE de aynı yasaya bağlıdır
    ve ne yazık ki uzlaşma – normalleşme zamanları, seçenekleri hoyratça tepilmektedir.

    Tüm iyiniyetli uyarı çabaları adeta kayalara çarpıp sönümlenmektedir!?

  • Büyük ADALET YÜRÜYÜŞÜ – MALTEPE MİTİNGİ’nde yapılan 10 maddelik çağrıya uzlaşmacı yanıt vermeye en çok gereksinimi olanlar artık bu kitleler değil, AKP = RTE‘dir!

Sevgi, saygı ve kagı ile. 17 Temmuz 2017, Ankara

Yeliz Koray : Yerim destanınızı! 

Paylaşım rekorları kıran 15 Temmuz yazısına gözaltı!

Paylaşım rekorları kıran 15 Temmuz yazısına gözaltı!Yeliz Koray Kocaeli Koz Gazetesi

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)
Sosyal medyada 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili yazdığı yazı paylaşım rekorları kıran ve AKP cenahından pek çok tepki toplayan Yeliz Koray gözaltına alındı. Kocaeli Koz Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Yeliz Koray polis ekiplerince gözaltına alındı. Akşam saatlerinde Koray’ın evine gelen İl Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Güvenlik Şube ekipleri Koray’ı gözaltına aldı. Bilindiği gibi Yeliz Koray’ın “Yerim Destanınızı!” başlıklı yazısı nedeniyle çeşitli kesimler tarafından hedef gösterilmişti. Yeliz Koray’ın Kocaeli Koz gazetesinde yayınlayan ve gözaltına alınmasına sebep olan o yazı: 

Yerim destanınızı! 

  1. Dünya Savaşı 4 yıl sürdü. Tekrar ediyorum 4 yıl
    Yani 16 mevsim, 208 hafta, bin 460 gün…
    Kafkas, Kanal, Filistin-Suriye, Çanakkale, Hicaz-Yemen,
    Makedonya, Galiçya, Romanya Cepheleri açıldı.
    İtilaf Devletlerinin 42 milyon askerine karşı 2 milyon 850 bin kadardık.
    Kafkas Cephesi’nde Sarıkamış’ı Rus ordusundan almak için savaştık.
    90 bin asker DONARAK ÖLDÜ. Dok-san-bin asker… Lojistik destek gelememişti çünkü.
    Zaten açlardı, üşüyerek, uykuya dalarak öldüler. Kimi anasını, kimi sevdiğini hayal ederek uykuya daldı. Bir daha uyanmadılar…

Çanakkale Cephesi…
Zafer kazanıldı ama bedeli 500 bin insanın ölümü oldu. 253 bini asker, gerisi sivildi.
Tarihçiler, hastalıktan ölenlerin bu sayının iki katı olduğunu söyler. Bir de o dönem üç lisenin mezun veremediğini. Galatasaray, Konya ve İzmir Liseleri…
Çünkü elleri silah tutuyordu, çocuklardı, dönmeyi düşünmemişlerdi…
Dönemediler, tarihe “meçhul çocuk asker” olarak geçtiler.
Çoğunun ismi de mezarı da yok, Çanakkale’de yatıyorlar!

Kurtuluş Savaşı..
Doğu Cephesi’nde Ermenilerle, Güney Cephesi’nde Fransızlarla savaştık.
Doğu Anadolu tamamen kurtarıldı, TBMM resmen tanındı.
Maraş, Urfa, Adana ve Sakarya’da zafer kazandık. Fransızları yurttan TEMİZLEDİK.
Şehirlerimize; Gazi, Kahraman, Şanlı isimleri verdik.

Batı Cephesi daha kanlıydı.
1. ve 2. İnönü, Kütahya-Eskişehir, Sakarya Savaşı yaşandı.
Sakarya Savaşı, tarihe en çok subayın şehit olduğu savaş olarak girdi.
İtalyanlar Muğla ve Antalya’dan çekildi. Mustafa Kemal Atatürk, Büyük Taarruzu BAŞLATTI!.
Dumlupınar Meydan Muharebesi’nden sonra “İlk hedefiniz Akdeniz ileri” dedi.
Yunan ordusu İzmir’e kadar kovalandı, İzmir düşman işgalinden KURTARILDI!
Batı Anadolu düşmandan tamamen TEMİZLENDİ.
Konferanslar, kongreler, ateşkesler, anlaşmalar… Kurtuluş Savaşı da 4 yıl sürdü. 16 mevsim,
208 hafta, bin 460 gün… Binlerce şehit verdik.  O binlercenin yine iki katından fazlası bulaşıcı hastalıktan öldü. 

YILLARDIR PKK’YA VERİLEN ŞEHİTLERİ SAYMIYORUM BİLE…

Ve 15 Temmuz… 1 gün bile sürmedi.  Tekrar ediyorum 24 saat bile değildi; 15 saat sürdü!
Limana yanaşan düşman gemilerinden değil, sağ olsun Erdoğan’ın ‘eniştesi’nden öğrendik.
Ama hazırlıksız değildik. Lojistik destek tamdı mesela. Nedense 4 farklı noktada bekletilen uçaklar-helikopterler, 3G bağlantıları, televizyonlar, radyolar…
Düşman bu kez ne İngiliz, ne Fransız, ne de Almandı…
Bir zamanlar yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen, istedikleri her şey verilen “muhterem hoca efendileri”ydi. Amaç devleti ele geçirmekti ama nedense birkaç tankla darbe yapmaya çıkmışlardı. 

  • Her şeyden habersiz masum erlerle polisi ve vatandaşı karşı karşıya getirdiler.
    Kardeşi kardeşe kırdırdılar!

Kurtuluş yine bizimkilerden; FETÖ’nun kumpas kurduğu Kemalist askerlerden geldi.
Ve milletin direnişiyle birlikte darbe püskürtüldü. Sonuç 248 şehit, yüzlerce yaralı…
***
Kısaca… Evladını beşikte bırakan Nene Hatunlar
Kocasını toprağa verip cepheye koşan Kara Fatmalar… Çocuk, yaşlı, kadın demeden..
Atamızın önderliğinde bizlere
19 Mayıs’ı,
23 Nisan’ı,
30 Ağustos’u,
29 Ekim’i bıraktılar!

Amma… geriye Sarıkamış’ta ölenler için ‘halay’ çektiğimiz anmalar…
“Yağmur yağıyor çocuklar üşümesin” diye yasaklanan 23 Nisan’lar…
Her sene hastalık bahanesiyle iptal edilen 19 Mayıs’lar ve güvenlik gerekçesiyle yasaklanan
30 Ağustos’lar kaldı!
***
Velhasıl “Elin tokadını yemeyen kendi tokadını yumruk sanırmış!”
Tarihe altın harflerle yazılan onca zafer, binlerce şehit ve de
rs alınacak yüzlerce hikaye kalmışken…; 
Darbenin araştırılmasını istemediğiniz Meclis önergeleri, Muhterem hoca efendinizi değil de masum askeri karşınıza alarak bastırdığınız afişler, Bir türlü TEMİZLEYEMEDİĞİNİZ, KOVALAYAMADIĞINIZ ve
Düşmandan KURTARAMADIĞINIZ vatan varken
Size de hiçbir güvenlik gerekçesi göstermeden 1 hafta bayram yapmak komik gelmiyor mu?Gelmiyorsa yukarıdaki satırları tekrar okuyun beyler, bayanlar… Destan 3G ile yazılmaz.
(http://www.abcgazetesi.com/paylasim-rekorlari-kiran-15-temmuz-yazisina-gozalti-58823h.htm)
============================================
Dostlar,

Gazeteci Yeliz Koray‘ın yukarıdaki makalesi nedeniyle savcılıkça ifadeye çağrılarak gözaltına alınmasını teessüfle karşılıyoruz.
Hele tutuklanma istemiyle nöbetçi sulh ceza yargıçlığı (ne yazık ki “yargıçlık” Mahkeme değil!) önüne çıkarılması iyice kaygı vericidir. Bu “hakimlikler” açıkça Anayasa’ya aykırı!

Anayasa madde 9 – “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.”

Yazıda bizce zerrece suç ögesi yoktur, tümüyle düşünce ve onu ifade – yayma özgürlüğü kapsamındadır.
Gazeteci Yeliz Koray “güvenlik tedbiri” öngörülmesi bile düşünce ve onu ifade – yayma özgürlüğünün özüne saldırıdır, gözdağıdır, “ayağını denk al” tehdididir. Bu fotoğraf,
AKP = RTE Türkiye’sinin sürüklendiği despotik rejimin tipik fotoğraflarından biridir.

Türkiye, 150’yi aşkın gazetecinin aylardır, kimilerinin birkaç yıldır hüküm almaksızın tutuklu olarak hapiste tutulduğu -korkarız- tek ülkedir dünyada!?

Erdoğan dün İstanbul’da 15 Temmuz konuşmasında kimi sanıklara ABD’nin Guantanamo’da yaptığı insanlığın utancı ve yüz karası uygulamayı, “tek tip elbise giydirme” faşizan uygulamasını bile önerebilmiştir!

Kamu görevinden atılanlar için Erdoğan, “Devlet parasıyla mı besleyeceğiz, gitsin özel sektörde çalışsınlar..” buyurmuştur.. İlk olarak belirtelim ki, onbinlerce insanın özel sektörde de çalışma olanağı tıkanmıştır, yurt dışında çalışma olanağı pasaport iptali ile engellenmiştir.
İkinci olarak Anayasa’nın 49. maddesi aynen şöyle :

Anayasa madde 49 – “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir….”

OHAL KHK’sı ile Anayasa ihlal edilebilir mi?

Yoksa AKP = RTE Yasa da benim, Anayasa da!..” mı demektedir?
Öyle ya, ünlü hukuk bilgini (!) Adalet Bakanı F.G. hayranı B. Bozdağ beyefendi (TBMM konuşmasında övgüye sınır yok!?) fetva irad eylemişlerdir :

  • “OHAL döneminde Anayasaya aykırı KHK çıkarılabilir..”. diye!

Türkiye çok tehlikeli bu kısır döngüden mutlaka çıkarılmalıdır.

Siyasal sistemde olumsuz – negatif enerji birikimi kritik derecede tehlikeli düzeylere tırmanmıştır. Bu statik yüklenme mutlaka uygun biçimde ve hızla “topraklanmalı” dır.
Bunun yol ve yöntemlerini bu sitede yıllardır sabır taşı gibi yazıyor, anlatıyoruz.
Haşa salt biz değil. Çok sayıda aydın, kurum, kitap, dergi, makale, CHP vd….

Lütfen AKP / RTE, lütfen… artık frene basınız ve ülkemizi normalleştiriniz..
Bu yol öncelikle sizin için “hayırlı” olacaktır.. Gerilim = bölünmedir!
Bilmem kaçıncı kez, -hoşgörünüzle- bir daha yazmış, rica etmiş.. olalım.

Sevgi, saygı ve umut ile. 16 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

FETÖ’nün mali örgütlenmesi

FETÖ’nün mali örgütlenmesi

Mustafa PamukoğluMustafa Pamukoğlu

 Aydınlık Gazetesi, 16.7.2017

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır.)

FETÖ ve benzeri örgütlerin temel gücü mali yapısıdır. Mali güce ulaşmak bu tür örgütlenmeler için temel gerekliliktir.

Bir örgüt kurmak ve bunu geliştirmek için paraya ihtiyaç vardır. Bu para 3 temel yoldan
temin edilir. FETÖ bu üç kaynağı en iyi organize eden örgüt olarak yıllardır faaliyet gösteriyor.

1-Yurt içi ve yurt dışı bağış ve yardımlar
2-Ticari faaliyet gelirleri
3-Devlet teşvik ve destekleri

BAĞIŞLAR VE YARDIMLAR

Bağış ve yardımları temin etmek için örgütün ikna edici veya aldatıcı bir misyonunu ve amacını ortaya koymak gerekiyor. FETÖ burada “Ilımlı İslam” teorisi ile din için eğitim amacı ile faaliyetini sürdürdü. Dini anlamak için eğitim şarttır, iddiası ile hareket edildi. Eğitim için de okullar açmak ve bu okullarda eğitilecek donanımlı kişilerle misyonun geniş halk yığınlarına ulaşmasını sağlamak öncelik olmuştur.

Bu misyon ve vizyonla hareket eden FETÖ öncelikle bağış ve yardımları her türlü amaç ve faaliyette bulunan çeşitli dernekler ve vakıflar kurarak sağlamıştır. Çünkü dernekler ve vakıflar vergi avantajları nedeniyle bağış ve yardımları en kolay biçimde temin eden kurumlardır. Bunun yanında aidatlar, giriş ödentileri, sponsorluk gibi destekler de dernek ve vakıflar bünyesinde kolaylıkla organize edilebilmektedir.

TİCARİ FAALİYETLER

Vakıf ve dernekte toplanan kaynakların büyümesi ve kazanç sağlaması için gelir getirici alanlara aktarılması gerekir. Bunun için de iktisadi faaliyetlere girmek ve şirketler kurmak gerekir. FETÖ bunu eğitim kurumları şirketleri ile başarılı biçimde yapmıştır. Önce dershaneler sonra ilköğretim, lise sonrasında da üniversiteler kurarak temel amacı eğitim olan ama kazanç da sağlayan iktisadi faaliyetlere girişmişlerdir. Eğitim kurumları yanında medya şirketleri ve örgütlenmesi de sağlanınca ticari hayatın en önemli kazanç getiren etkili alana girilmiştir.

BÜYÜK ŞİRKETLEŞMELER

Ticari faaliyetler FETÖ güç kazandıkça farklı bir anlayışla da yapılmaya başlamıştır.
Bu misyona inanan tüccar, iş adamı, esnaf ya kendi şirketine ya da kurulacak başka şirketlere yine aynı inançta olan kişileri ortak almaya başlamıştır. Ortaklık ya isme ya da hamiline (yani kimin ortak olduğunun belli olmadığı ve onu mutemet bir kişinin temsil ettiği) olmak üzere dev şirketler kurulmaya başlamıştır. Öte yandan sermayeler birleştirilerek yeni işler ve projelere girilmeye başlanılmış ve dev şirketler ve finans kurumları ortaya çıkmıştır.

DEVLET TEŞVİKLERİ

Bu ticari faaliyetleri kolaylaştıran ve kazançları artıran birçok teşvik ve destek vardır. Biz burada vergi teşviklerinden en önemlilerini sayalım. FETÖ kurumları bundan fazlasıyla yararlanmıştır.

*Dernekler ve vakıflar vergi mükellefi değildir. İktisadi faaliyet gösterirlerse bu faaliyetleri vergiye tabidir.
*Kamu yararına çalışan dernekler ve Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti (AS: bağışıklığı) tanınan vakıflara yıllık toplamı beyan edilecek gelirin %5’ini (kalkınmada öncelikli yöreler için %10’unu) aşmamak üzere, makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımlar vergiye tabi kardan indirilir.
*Öğrenci yurtları, camiler, din eğitim verilen yerlere yapılan bağışlar ve harcamalar vergiye tabi gelirden indirilebilmektedir.
*Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin maliyet bedelinin tamamı vergiye tabi kardan indirilir.
*Okul öncesi eğitim, ilköğretim, özel eğitim ve orta öğretim özel okulları, özel kreş ve gündüz bakımevleri ile Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti (AS: bağışıklığı) tanınan vakıflara veya kamu yararına çalışan derneklere bağlı rehabilitasyon merkezlerinin işletilmesinden, beş hesap dönemi itibarıyla (AS: boyunca) elde edilen kazançlar vergiden istisnadır.
*Vakıf üniversitelerine yapılan bağışlar gider olarak indirilebilmektedir.

HAVUZ SİSTEMİ

FETÖ mali örgütlenmesinde en önemli lokomotif yukarıda saydığımız şekilde elde edilen kazançların ve kaynakların havuza alınarak imamlar (mutemetler-eminler) tarafından bir finans kurumu gibi yönetilmesidir. Bu sistemin motivasyonu güçlü dayanışma ve harekete olan sabit inançtır. Unutmayalım ki, bu havuzun en büyük destekçisi de FETÖ’yü kullanan ABD derin devleti ve diğer uluslararası işbirlikçileridir.

  • 15 Temmuz darbe girişimin önlenmesi ile bu dev mali örgütlenme de çökertildi.

Yeniden dirilmeleri bu mücadelenin kararlılık ve samimi biçimde devam etmesi halinde zor gözüküyor. Ama uyanık olmak da şart!
=========================================
Dostlar,

Yetkin İktisatçı sayın Mustafa Pamukoğlu önemli bir irdeleme yapıyor, belirlemeleri ve önerileri var. Genel bir çözümleme (analiz) yaptığı. FETÖ‘ye ilişkin ayrıntılı akçalı (mali) bilgileri FG’in (Fetullah Gülen) 35 yıl 1. yardımcısı olan Nurettin Veren‘den öğreniyoruz. Habertürk TV’de 2006’da Merdan Yanardağ 2 gece saatler boyunca bu kişi ile derinlemesine söyleşi yapmıştı. Sayın Yanardağ bu çok önemli söyleşiyi yazıya dökerek kitaplaştırdı ve yayınladı:

  • Kuşatılan Türkiye : Gülen Hareketinin Perde Arkası

Kuşatılan Türkiye

Bugünlerde bir kez daha dikkatle okumanın ya da video kayıtlarını dikkatle izlemenin zamanı.

Ayrıca değerli yazar Serdar Akinan’ın “BUZDAĞI” adlı yapıtı..

 

 

 

 

Buzdağı Serdar Akinan

Kitap kapağındaki çizime dikkat:
Buzdağı’nın üstünde Türkiye; altında ise
AKP – FETÖ – CIA var!

15 Temmuz adına AKP = RTE tarafından yaptırılan törenlerin – ritüellerin, bunca abartılı, duygu sömürüsü yüklü, dinci istismar odaklı olması; Kuran’ın – Caminin – Selaların – Şehit – Gazilerin, maneviyat ve mistisizmin… katılması, gözyaşlarıyla ıslatılmış algı operasyonu, vıcık vıcık popülizm (halk yardakçılığı) ve ağır toplumsal hipnotizmanın.. ardalanında ne yatıyor acaba? Ankara ve İstanbul’da 2 dev anıt hangi alternatif tarih yaratma çabasının figürü?

Çok net sosyopolitik-psikolojik gerçektir : Sabahlara dek minarelerden yüksek sesli selalar korku bastırma ritüelidir. Farklı düşünen insanların Anayasal hakları ayaklar altındadır. Herkesin bu selaları sabahlara dek dinleme zorunluğu olmadığı gibi, hiç kimsede böyle bir yetki de yoktur. Açıkça suç işlenmiştir. Böyle bir şey ancak dinci – şeriatçı ilkel ülkelerde olabilir.

Bilinç altına itilmesi gereken / zorunlu olan yoğun korkular vardır?
Suç ortaklığının gün ışığına çıkması / çıkarılması paniği ciddi olarak yaşanmaktadır?
Kendilerince de itiraf edilerek “Kandırıldık” söyleminin yetmeyebileceği, atakların üstlerine üstlerine geleceği hezeyanıyla saf ve masum halktan / müritlerden savunma hattı / canlı kalkan oluşturma mıdır kurgulanan?? 15-16 Temmuz 2016 gecesinde olduğu gibi.. 250 ölüm,
iki bini aşkın yaralı kurban yetmemiş midir! Ne denli trajiktir ki, sorumlular en önde “anma” yapmaktadır!? Bu açık günah çıkarma, neyin ve ne ölçüde diyeti olabilir ki??

  • “Bakın, bana bir şey yapacak olursanız milyonlar sokağa dökülür ve bedelini feci ödetir size..”

gözdağı / retoriği midir; binler / onbinlerce olduğu savlanan kişisel para-militer birliklere ek??

Bu dehşet dengesi nereye dek sürdürülebilir ki Türkiye’de?
2. Büyük Dünya Paylaşım Savaşı sonrası NATO – Varşova (Warsaw) Paktı ekseninde yaşanan soğuk savaş yılları – dehşet dengesine uluslararası toplum bile dayanamadı ve “Détant” (Yumuşama) politikaları ile zorunlu olarak karşılıklı uzlaşmaya gidildi..

Türk halkı da acı gerçekleri er ya da geç, yavaş da olsa öğrenecektir, öğrenmektedir. 16 Nisan deli saçması halk oylamasında AKP + MHP bloku gene de salt çoğunluğu sağlayamamış, YSK hileye alet edilerek tam hukuksuz – gayrımeşru bir fiili durum (Anayasa değişikliği ile gerçekte rejim değişikliği!) ülkemize dayatılmıştır.

  • Asıl darbe Saray’ın 20 Temmuz darbesidir! Bu durum kabul edilemez, sürdürülemez!

    Kitleler bu hazin oyunların ayrımındadır. Ne yazık ki her geçen gün ek – yeni ve daha ciddi hatalar sürdürülmektedir. Klasik diktatoryal tırmanış, “bir süre” tepede kalış (plato dönemi) ve ka-çı-nı-la-maz çöküş! Tarihsel eytişimin (diyalektiğin) şaşmaz yasası budur. AKP = RTE de aynı yasaya bağlıdır ve ne yazık ki uzlaşma – normalleşme zamanları, seçenekleri hoyratça tepilmektedir. Tüm iyiniyetli uyarı çabaları kayalara çarpıp sönümlenmektedir!?
  • Büyük ADALET YÜRÜYÜŞÜ – MALTEPE MİTİNGİ’nde yapılan 10 maddelik çağrıya uzlaşmacı yanıt vermeye en çok gereksinimi olanlar artık bu kitleler değil, AKP = RTE‘dir!

Sevgi ve saygı ile. 16 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Cemahiriye-i Sultaniye-i Türkiye

Adalet Yürüyüşü’nde taşınan dev
“Herkes için Adalet” dilekçesi

Cemahiriye-i Sultaniye-i Türkiye

Bu Dilekçe, Adalet Mitingi’nin yapıldığı Maltepe Meydanında
birleştirildi; 9 Temmuz 2017, İstanbul

  • Kamudan ihraçlar,
  • Gazetecilere yönelik baskılar,
  • Uzun tutukluluk süreleri,
  • İnsan hakları ihlalleri,
  • OHAL,
  • KHK’ler gibiadaletsiz uygulamalara karşı hazırlanan ve Adalet Yürüyüşü’nde pankart olarak taşınan
    dev dilekçe, Adalet Mitingi için bir günlük çalışmayla birleştirildi.

Bu Dilekçede ne yazılı idi??

Pek çok devlet memuru, gazeteci ve akademisyenin yaygın ve muğlak kanıtlara dayanarak tutuklanmaları, gereğinden uzun tutuklu yargı süreçlerine maruz kalmaları ve açlık grevi yapan insanlara bile reva görülen vicdan yaralayıcı insani değerlerden uzak uygulamalar derhal son bulmalıdır.

Yargının bağımsızlığına siyasi erklerin iyi niyetlerine, adaletin tecelli ve tesis edeceğine inanmak için OHAL’in bitirilmesini, KHK sürecinin sonlandırılmasını, haksız ve hukuksuz yargı kararlarının derhal gözden geçirilmesini ve sağlık sorunları yaşayan tutukluların durumlarının iyileştirilmesini toplum vicdanı adına talep ediyoruz.

Dilekçenin altında Türkiye haritası ve “Türkiyeyiz” imzası, yanında ise
Themis Heykeli’nin (AS: Adalet Tanrıçası Themis!) çizimi yer alıyor.

Bir kez daha gündemimize getirelim, unutmayalım, unutulmasın istedik..
160 bini aşkın insan doğrudan etkileniyor bu süreçten. 50 bini aşkın insan hapiste!
AİHM dahil tüm yargı yolları kapalı!
Bir Adalet Bakanımız var ki;
– TBMM konuşmalarında FETÖ’yü koyacak yer bulamıyor yüceltmekten..
OHAL dönemlerinde KHK’ler ile Anayasaya aykırı düzenleme yapılabileceğini buyuracak düzeyde deriiiin (!) hukuk bilgisi sahibi..
– Erdoğan’dan Başbakan B. Yıldırım’a, İçişleri Bakanı S. Soylu’ya, Adalet Bakanı B. Bozdağ’a, eski Başbakan Yrd. – TBMM Başkanı Arınç ve damadından Ankara Belediye Bşk. İ. M. Gökçek’e, eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’e, AKP önceki sözcüsü Siirt MV Prof. Yasin Aktay’a…. TV’lerde, basında konuşmaları, itirafları, demeçleri… tüm çıplaklığıyla ortada ama AKP = RTE‘ye göre AKP’nin “şimdiki” bakan ve vekillerinde “FETÖ’cü yok!
Yoksa yoktur! Biz birşeyi unuttuk galiba :

  • Artık “Cemahiriye-i Sultaniye-i Türkiye”de yaşadığımızı ve ağızdan çıkanın yasa hatta anayasa olduğu gerçeğini!Ama varsa yoksa “15 Temmuz Zaferi” (!?)..
    İktidar, “Gündemi de ben belirlerim” diyor kararlılıkla ve tüm olanaklarını seferber ederek.

    1. Haber alınan
    2. Engellenmeyen
    3. Sonuçları kullanılan 

    darbe girişiminde sokağa dökülerek feda edilen 250 insan yaşamı ve iki bini aşkın yaralı kurban…

    Bunlar konuşulacak Tüm Türkiye’de fermanı buyuruldu ve duyuruldu..
    Devşirilen TV’lerdeki, basılı yandaş ceridedeki tam tamlar bunun için..
    Duyduk duymadık denilmeye sakın ola ki! Toplumsal hipnoza devam!

    Sevgi ve saygı ile. 14 Temmuz 2017, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Türker Ertürk : 15 Temmuz afişleri

15 Temmuz afişleri

 

Türker Ertürk
E. Tuğamiral

15 Temmuz afişleri, darbenin arkasındaki Gülen’i ve cemaati saklamakta
ve TSK’yı imha etmeye çalışmaktadır. Bu, iktidar eliyle yapılmaktadır. 
* Bu afişler, Cumhuriyet ve TSK düşmanlığının tezahürüdür.
* Darbeyi “İmamın Ordusu” yapmış,
“Mustafa Kemal Atatürk’ün Ordusu” engellemiştir.
Gerisi, kuyruklu yalandır!

============================
Dostlar,

15/16 Temmuz 2016 gecesi Erdoğan’ın sokağa çağırması ile kendisini feda eden 250 insanımız ve yaralanan iki bini aşan yurttaşımız için biz de kuşkusuz çok üzgünüz..
Yakınlarının derin acısını paylaşıyoruz.

Ancak gerçekler çok acıtıcı oluyor genellikle.
Bu darbe girişiminin gerçek niteliğini henüz ne yazık ki tam olarak bilmiyoruz.
Ama bildiğimiz çok net 3 gerçek var :

1. Darbe girişimi AKP iktidarınca önceden haber alınmıştır.
2. Bu darbe girişimi önlenmeyerek karşı tedbir alınmış ve bir süre sahnelenmesine
göz yumulmuştur.

3. Bizzat AKP = RTE tarafından
Bu darbe girişimi bize Allahın lütfudur” diyerek sonuçları acımasızca kullanılmaktadır.

Dolayısıyla, bunca iyi niyetli şehit ve gazinin sorumluları bu günlerde kimseciklere bırakmadan ön alarak, adeta günah çıkarırcasına abartılı – vıcık vıcık halk yağdanlığı ile, din istismarı ile, toplumsal algı operasyonu ile kapsamlı “anma törenleri” (!) yapmaktadırlar!?

Gören gözlere, gerçeği kavrayan akıl ve vicdanlara, tairhin belgelerine öyle ağır geliyor ki!
Tesellimiz ilahi adalete kalıyor.. Er ya da geç.. Mazlumun alınan ahı çıkacak elbet..

Bu vesile ile hazırlanan TSK’yı iyice onursazlıştırma amaçlı posterleri şiddetle kınıyoruz.
Yazıklar olsun.. Rastlantı ya da gözden kaçma olamayacağına göre bu davranışa ad koymak bizi çok ama çoook utandırıyor yapanlar adına. Eğer kasıt yoksa hala düzeltebilirler..

Özür dileyip geri çekebilirler o haksız –  adaletsiz – vicdansız posterleri..  Haydi görelim..

Bu arada TSK komuta kademesi ne düşünüyor, ne yapıyor bu onur kırıcı saldırı için??

Sevgi ve saygı ile. 13 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Naci BEŞTEPE : ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 12 Temmuz 2017

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 12 Temmuz 2017

Naci BEŞTEPE
E. Tümg.

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

ALDATMACA

MEB’lığına göre şeriat eğitimi yüklemek “program güncelleme”, yandaş medyaya göre zam “fiyat değişikliği”.
Allah ile aldatmadan isimle aldatmaya…

FRAK (Sevgili Cihangir DUMANLI’dan)
Meclis Başkanı’nın kararı ile TBMM başkanının kürsüde frak giyme zorunluluğu kaldırılmış.
Böylece “uygunsuz yerlere” kelebek konulması önlenmiş olacak…

TERÖRİST
Sivas katliamının avukatı Gümrük ve Ticaret Bakanı Tüfenkçi’ye göre Adalet yürüyüşüne katılanlar terörist.
Sivas canileri cihat melekleriydi!…

ALTIN
HSK kararnamesi ile ilgili olarak Yargıçlar Sendikası diyor ki:
780 kişilik bu kararnameyle yargıçlık teminatı, yargının bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü ilkeleri bir kez daha katledilmiştir.
Sosyal medyada, atanan bayanlara ait bir kare paylaşılıyor. Bayanların tamamına yakını türbanlı.
Yargının altın yılı!…

FETÖ
Kripto FETÖ’cü diye RTE’ye şikayet edilen YÖK üyesi Yavuz Atar Cumhurbaşkanı başdanışmanı yapıldı.
“FETÖ’yle mücadeleyi tek RTE yapabilir” diyenler haklı!…

KABAK
Yıldırım adalet yürüyüşü için, ”Artık kabak tadı verdi bu işi bitirmek lazım” dedi.
Biten bir şeyi bitirmek istemek başbakan sıfatı taşıyıp başbakanlık yapamayana uyar…

DAMAT
Arınç’ın damadı “abi” imiş. Bağırsak ilk boğumdan kokmuş…

LİDER
Adalet yürüyüşü ile liderliğe yükseltilen Kılıçdaroğlu,”Türkiye halkları” diyor.
Kimin lideri ?…

OKU
Dilipak, Maltepe mitingine katılım hesabında “metrekarede dört kişi olsa 110 bin eder” diyor.
İlkokulu okumayan dört işlemi bilmez…

VAHŞİ
Sakarya’da iki kişi, 9 aylık hamile kadına tecavüz edip 10 aylık bebeği ile birlikte öldürdü.
Bunları ormandaki vahşi yaratıklar bile arasına almaz…

İHANET
Fikret Hakan ölmeden önce, ”Ata’ya ve vatana ihanet edilmez”
demiş.
Hain olmayanlar için geçerli…

CAHİL
Cüppeli, ”iyi ki okumadım” demiş.
Cahilliğe rağbeti görmüş…
======================================0
Dostlar,

AKP’de 2’si Bakan, 6’sı Vekil toplam 8 üye Sivas / Madımak otelinde insan yakan zebanilerin avukatlığını üstlendi… Ve ne yapıettileri dava zamanaşımına uğratıldı 20 yıl sonunda. Almanya’ya kaçırılan bir bölüm katil zanlısı iade edilmedi nedense?! Bir katil hükümlüsü yakalanmaksızın (!?) Sivas’ta polis karakoluna 400 m uzakta 20 yıl serbestçe yaşadı! İşte AKP’nin adaleti bu!?

Ve bir AKP klasiği daha… 16 Nisan 2017 deli saçması halkoylaması ile anayasa tarumar edilince, YSK’nın da tam hukuksuzluk ile gayrımeşru değişikliği yürürlüğe sokması ile HSYK dağıtıldı ve 30 gün içinde 13 üyenin 6’sını AKP Gn. Bşk. + CB RTE seçti (4’ünü doğrudan + Adalet Bakanı ile Müsteşarı), kalan 7’sini de RTE = AKP TBMM grubu seçti (1’i MHP’le ulufe verildi) yeni HSK’nın.. Yargının beyni AKP = RTE’nin avuçlarının içinde ve Anayasa değişikliği yapan 18 maddeden birin ile önceden”Bağımsız yargı” denirken “Tarafsız” sözcüğü eklendi! Aklımızla alay edercesine.. 780 yargıcın “yaz kararnamesi” ile (!?) yerleri değiştirildi. Geçtiğimiz aylarda da 900’e yakın yeni savcı – yargıç alındı; ezici çoğunluğu AKP örgütünden avukatlar.. Özellikle teşvik edildiler başvurmaları için..

Ve RTE dün (12.7.17) TOBB + YASED toplantısında Türkiye’nin demokrasisinin neredeyse dünyada benzersiz olduğunu savunuyordu. Şimdi bu davranışa ne ad verilmeli? Tıbbi adını bile söyleyip – yazamıyoruz; derhal dava  ve TCK 299’dan hapis + tazminat cezası Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor.. Ve bunun adı AKP demokrasisi oluyor!? Faşizme kayan ülkelerde de böyleydi.

Tanrı, hiiiiiiiiiiiiiiiiiçmi hiç ummmamakla birlikte;
sonumuzu ve de
AKP = RTE‘nin
sonunu hayreyleye…

Sevgi ve saygı ile. 12 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Türkiye nereye koşuyor?

Türkiye nereye koşuyor?

Koray GürbüzKoray Gürbüz, Aydınlık Gazetesi, 10.7.2017
(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Kahvede oturup muhabbet eden iki vatandaşın hemen her sorunu çözmek için “tek cümlelik” reçeteler sunması doğaldır. Mesela konu futbolsa “Abi, al ortaya Selçuk’u, koy yanına Modriç’i, sola da Di Maria’yı al; olsun bitsin!” şeklindeki bir cümle imkânsız olsa da konuşulan masa ve taraflar göz önüne alınınca normal karşılanabilir. Ya da konu örneğin sürekli artan suçlarsa “Abi, sallandıracaksın 3-5 tanesini, bak bakalım bir daha yapıyorlar mı!” gibi bir cümle sohbetin taraflarını memnun edebilir. Ancak mesele devlet yönetmekse, mesele Türkiye gibi tarih boyunca medeniyetlere beşiklik etmiş, uğruna milyonlarca evladın toprağa düştüğü bir coğrafyaysa meselelere bakış açısının çok daha derinlikli olması gerekir.
GÖRÜŞMELER VE TAVİZLER

Örneğin Kıbrıs Barış Görüşmeleri adı altında yürütülen ve bir kez daha anlaşma sağlanmadan dağıtılan masa “Oldu-bitti maşallah!” şeklinde değerlendirilemez. Zira aynı film 2004’te Annan Planı adı altında da piyasa sürülmüş ve Türkiye’nin aleyhine olacak pek çok tavize rağmen Rumların “hayır” demesi sebebiyle Annan Planı suya düşmüştü. Şimdi de adı “barış” olan görüşmeler yapıldı ve yine Rumların istememesi sebebiyle masa dağıtıldı. Ancak her görüşmeden sonra şunlar ortaya çıktı:

1-) Rumlar ya da Batılı odaklar ne zaman isterlerse KKTC’yi ve Türkiye’yi “barış masasına” oturtabiliyor.
2-) Her “barış görüşmesinde” Türk tarafı daha fazla taviz veriyor ve bir sonraki “barış görüşmesi” verilen tavizler veri kabul edilerek başlıyor.

Bu anlamda kolaylıkla şu tahminde bulunabiliriz: Mevcut zihniyet iktidarda kalırsa çok değil birkaç yıl sonra “bir kez daha barış görüşmeleri” başlar ve görüşmelerin ana konusu Türk askerinin tamamen adadan çıkarılması olur! Zira Rum tarafı zaten istediği her şeyi kabul ettirebileceğini görmüştür. Geriye 2 konu kalmıştır artık:

A-) Türkiye’nin garantörlüğünün kaldırılması.
B-) Türk askerinin adadan tamamen ayrılması!

Ancak bu meselenin sadece bir yanı… Türkiye açısından daha önemli olan soru şu olmalı: Peki, 2 görüşme arasında Türkiye ne yapıyor?
– KKTC’deki Türklere yönelik herhangi bir bilinçlendirme faaliyeti yapıyor mu?
KKTC’deki ekonomik ve sosyal sorunları ortadan kaldıracak bir anlayış sergiliyor mu? Ya da Türkiye’nin ulusal çıkarlarına uygun olarak başka adımlar atılıyor mu?

Maalesef cevapların hepsi: “Hayır!”

Görüşmeler Rumlar tarafından bitirilir bitirilmez konu gündemden düşüyor, ta ki bir sonraki görüşmeye kadar. Tabi bu esnada KKTC’deki kardeşlerimizin haklı öfkesi dinmeye, klasik Rum propagandası yaygınlaşmaya, devam eden ekonomik sorunlar gerekçe gösterilerek “Ne olursa olsun Rumlarla anlaşalım!” düşüncesi yaygınlaştırılmaya devam ediyor. Böylece Türkiye, sürekli aynı oltaya takılmış oluyor.

DERİNLİKLİ STRATEJİK YAKLAŞIM

Benzer bir durum Ermenistan meselesinde de, Kuzey Irak sorununda da, şimdilerde Kuzey Suriye’de oluşturulmaya çalışılan PKK devletçiği meselesinde de aynı. Maalesef her şey günübirlik, her şey kısa vadeli ve her şey iç siyaset malzemesi olarak kullanılırken “milli davalar, milli çıkarlar” gibi kavramlar hiç hatırlanmıyor. Bu yüzden hiçbir konuda yol kat etmek mümkün olmuyor bu ülkede.

Oysa egemen güçlerin dünyaya ve sorunlara bakışları çok başka… Mesela birileri “Kara Hâkimiyeti Teorisi” üzerinden dış politikalarına yön veriyor. Başka birileri “Deniz Hâkimiyet Teorisine” uygun adımlar atıyor. Kimi başkaları “Kenar Kuşak Teorisi” üzerinden meselelere bakıyor. Akademisyenler, bilim insanları durmadan bu konular üzerinden yeni durumları araştırıyorlar ve milli çıkarlarına uygun hamleler yapmaya çalışıyorlar.

Stratejik hedefleri olduğu için birbirini tamamlayan taktik adımlar atmaları da kolaylaşıyor. Bu sayede sürekli olarak ilerleme, yani hedefe yaklaşma şansına sahip oluyorlar. Kırmızı çizgileri doğal olarak ortaya çıkıyor. ABD, Suriye’ye el atınca Rusya’nın var gücüyle oraya koşması “bir sonraki adımı” öngörmelerinin sonucu oluyor. Ukrayna’da batı destekli kargaşaya Kırım’da cevap veren Rusya, geyik olsun diye değil varlığı devam etsin diye Suriye’de, Irak’ta, İran’da taraf oluyor; yok olmamak için Gürcistan’da, Ukrayna’da askeri operasyon yapıyor; Çin’e, Hindistan’a bu yüzden “gelin beraber yol yürüyelim” diyor.

Bütün bunlar olurken aynı soru sürekli Türk semalarında yankılanıyor:

“Peki, Türkiye Nereye Koşuyor?”
=======================================
Dostlar, 

Sayın Koray Gürbüz, temel ulusal sorunlarımızdan olan “Kıbrıs sorunu” na ilişkin sağduyulu ve de haklı olarak “kaygılı” bir çözümleme (analiz) yapmakta. Biz de bu bağlamda kaygılıyız… Hem de epey.. Sayın Gürbüz’den eksik değil. Çünkü AKP iktidarının iktidarda kalmak için kendisini iktidar yapan Batılı güçlere vereceği küçük hatta orta boy ödün kalmadı.. Sıra büyük balıklarda ne yazık ki!

Nitekim Ege’de Yunanların 18 adacığımızı işgal edip silahlandırmasına ilişkin AKP’nin, toplumdaki isyana karşın “gık”ı çıkmıyor!? Geçen ay Çipras’ı ziyaret eden Başvezir (Başbakan!) Binali Yıldırım, gülücüklerini yüzünden eksik etmedi, pek şen ve şakraktı ama işgal edilen adacıklarımız için nedense “tek” sözcük etmedi, ısrarla etmiyorlar!?

“Büyük balık” olarak ne kaldı? Türkiye’nin yaşamsal çıkarları..
Kıbrıs’ta verilecek büyük ödünler..
Güneydoğu’da özerklik doğrultusunda ödünler..
Suriye – Irak’ta ABD – AB güdümünde taşeron politikalar..
……
Kezlerce yazdık bu sitede… Bir kez daha yineleyelim;

Kıbrıs’ta kırmızı çizgiler asla çiğnenmemelidir :

1. Londra ve Zürih Anlaşmalarından kaynaklanan Garantör ülke olma statüsü
2. KKTC’den Türk Kolordusunun çekilmesi ya da anlamlı kuvvet indirimi
3. % 38’i bulan toprak payında % 30’un altına karşılıksız inilmemesi ve Karpaz’da Rum yönetimine toprak verilmemesi
4. 2 bölgeli – egemen eşit 2 ayrı devlete dayalı yapılanma…
5. Tazminatlar, karşılıklı yerleşim – taşınmaz edinme, vatandaşlık…
konularında eşitlikçi, adil, hakkaniyetli uzlaşmacı çözümler…

6. Olmuyor ise KKTC halkının kendi yazgısını saptama hakkını kullanarak
Hatay gibi Türkiye’ye katılma kararı alması…

AKP = RTE‘nin söylem, eylem ve politikaları büyük özenle izlenmeli, yaşamsal ulusal çıkarlarımıza aykırı en küçük bir adıma izin verilmemelidir..
Erdoğan’ın Başbakan iken KKTC Başkanı Talat bey ile telefon görüşmesinde kahraman Rauf Denktaş aleyhine, O’nun tasfiyesi için söylediği sözler unutulmadı, unutulmamalı. Denktaş’ın Türkiye’deki konuşmalarını engelleme girişimi de…
Bugünlerde benzeri, daha beteri başlarında..
Bakanlar Almanya, Hollanda, Avusturya gibi ülkelere sokulmazken, bizzat Erdoğan, Cumhurbaşkanı olmasına karşın, Almanya’da konuşturulmamaktadır..
Erdoğan, bu gün, İstanbul’daki 22. Dünya Petrol Kongresinde Kıbrıs sorununda ilerleme sağlanamamasına üzüldüğünü belirtti.. Bu ne demek oluyor??

Sevgi ve saygı ile. 10 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için artık saatler önemli!

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça
için artık saatler önemli!

Dr. Taner ÖZEK
Radyoloji Uzmanı
(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
120 gün olmuş (AS : 9.7.17’de 124. gün!), aşağıdaki tanık olduğum olayı anlatmamın üzerinden 15 gün geçmiş ve artık yürüyemiyorlarmış. Bence en tehlikelisi böbreklerinin ağrıması. Maalesef merkez medyada bu konu ile çok az yazı ve yayın var. Daha çok Amerika’da doğum yapan ünlülerle (?) ilgili yazılar manşette.
Lütfen çok geç olmadan daha duyarlı olalım…
Saygılar.
*****
Bir insan ve hekim olarak ölüm oruçlarına karşıyım.
Bu düşüncemin kesinleşmesine yaklaşık 20 yıl önce hastanede ultrasonografi nöbeti tutarken yaşadığım bir olay neden oldu. Ultrason odasına biri astsubay 3 asker geldi. Cezaevinden bir mahkumu acil servise getirdiklerini mahkuma ultrason istendiğini söyleyip bir süre sonra sedyede bir genci getirdiler. Gencin ölüm orucunda olduğunu, herhangi bir soru sormamı söylediler. Yalnızca Hukuk fakültesi son sınıftan terk olduğunu belirttiler. Daha önce basından ölüm orucundaki insanların resimlerini (AS: fotoğraflarını!?) görmüştüm, ama ilk kez bir insan ve hekim olarak bu kadar yakından tanık oldum. Bilinci yarı açık, çok zayıflamış ve rengi kirli sarı bir gençti. Elleri kelepçeli hareketleri kısıtlıydı. Ama asıl şoku gence ultrasonografi bakarken yaşadım..10 senedir ultrasonografi yapan bir hekim olarak böyle iç organ görüntülerini ne o zaman nede ondan sonra meslek hayatımda geçen 20 yılda; çok ağır hastalıklar geçiren hastalarda bile görmedim.
Tüm iç organları (karaciğer, pankreas, böbrekler, vasküler yapılar…) çürümüştü.
Sanki açlıktan iç organları kendi kendilerini yemişti.
Ultrason tetkiki bitince genç mahkuma geçmiş olsun diyerek kelepçeden neredeyse çıkacak kadar zayıflamış elini tuttum.O an gözlerini bana çevirdi ve gözlerime baktı..
Bana bakışını hala unutamadım. Ve bakışları ile bana ne demek istediğini yaşamım boyunca merak edeceğim. Bunu o gence sorma şansım artık yok.Basından öğrendiğim kadarı ile işten atılan ve tutuklanan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça‘nın hiç bir örgütle bağlantıları ve sabıkaları yok ve KHK ile FETÖ’den işten çıkarılmışlar.
Tek istemleri, işleri ekmekleri, onurları ve öğrencileri …
TTB’deki hekim arkadaşlarımdan öğrendiğim bu gençlerin yukarıdaki genç gibi
dönülmez noktaya gelme sınırında oldukları..
* Artık günlerin değil saatlerin önemli olduğu söyleniyor.

Dostlar,

124. günü ölüme yatışlarının Nuriye Gülmen ve Semih Özakça‘nın..
Dile kolay… tam 4 ay 4 gün bitti.. 
Bu arada eriyip bitti bu 2 genç insan yaşamlarının baharında..

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ‘ın TBMM’de Fetullah Gülen’e ve yaptıklarına övgüler düzen, yaptıkları şeffaf ve yasalara uygun diye savunan konuşma bantları ortalıkta, kimi TV’lerde..

Erdoğan’ın Fetullah Gülen’le yakın pozları, öpüşmesi…. görüntüleri de…

AKP kurucularından, eski TBMM Başkanı ve AKP’nin Başbakan yardımcılarından “özgül ağırlığı olan” ağır top Bülent Arınç‘ın çeyrek yüzyıldır Ankara Belediye Başkanı olan İ. Melih Gökçek için söylediği “Ankara’yı parsel parsel cemaata sattı” sözleri boşlukta.. Bir savcı da çağırır Arınç’a sorar değil mi? Uydurma e-postalarla imzasız ihbarlarla atılan iftiralar kimi garibanların yaşamlarını karartırken, İ. Melih Gökçek de nedense Bülent Arınç aleyhine tazminat – ceza davası aç(a)mıyor, O’na “müddei iddiasını ispatla mükelleftir!” diye gürleyemiyor Reisleri gibi.. Erdoğan da her ikisine bir şey sormuyor, soramıyor.. Gökçek Başkanlık saltanatını sürdürüyor. Arınç damadı üzerinden mi sıkıştırılıyor acaba susması için??

Erdoğan’a da nedir bu fotoğraflar Fetullah Gülen ile bunca samimi diye soran yok!?
Erdoğan “Kandırıldık, milletim bizi affetsin..”  dedi ve hesabı kapatarak kendini akladı.

Partisinden halen milletvekili, Bakan FETÖ‘cü olmadığı açıklandı inanırsanız..

Ama 2 masum ve gariban Nuriye Gülmen ve Semih Özakça işleri – ekmekleri – onurları – öğrencileri için çırpınarak bunları geri isterken kimseler duymadı.. Ölüm orucuna yattılar, bu kez de ilgilenen yok. Üstüne üstülük siz misiniz açlık grevi yapan diye hapse atıldılar. Suçlama örgüt üyeliği ve sabıkalılar.. Bunu söyleyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu.. Hemen ardından avukatları savcılıktan sabıka kaydı alıyor tertemiz.. Eee, bu durumda AKP = RTE‘nin İçişleri Bakanı, hapiste açlık grevindeki 2 genç ve masum insana iftira mı atmış oluyor ?? Sonra da CHP ADALET YÜRÜYÜŞÜ başlatınca çamur üstüne çamur, gözdağı, tehdit… Adalet bunun neresinde??

* Nerede arayacak insanlar adaleti? Hapiste ve ölüm orucuna yatarak mı?

Haftalardır sitemizin manşetinde tutuyoruz.. Onbinlerce imza toplanıp yetkililere iletildi.
Birkaç gün değil belki birkaç saat sonra çooook geç olacak..Zerre kadar vicdan – insanlık – adalet duygusu kalmadı mı?
Bu 2 insanı işine iade edin, yargılama tutuksuz sürsün.. Zaten işe başlamaları olanaksız. Aylarca çok özenli sağaltım almaları zorunlu. Ne ölçüde sağlıklarına kavuşacakları belirsiz. Belki de engelli kalıp (malul) emekli edilecekler. Yargılamada suçlu çıkarlarsa cezalarını çekerler. Şu durumda adeta ölüm cezasına mahkum edilmişler gibi yavaş yavaş ve göz göre göre öldürülüyorlar.
Bu bir insanlık suçudur ve zaman aşımı yoktur!
Bu 2 masum genç insan öldüğünde gerçek katilleri kim olacak? Tarihin sahnesinde değil mi
Efendiler son günler hatta saatler.. Bu 2 insan henüz hükümlü değil sanıklar..
Kesin hükme dek masumlar. Her şeyden vazgeçtik, yasanın açık hükmünü uygulayın.. Vicdanınız, insafınız şöyle dursun.. Sizden merhamet dilenen yok, yasanın açık ve buyurucu (emredici) hükmüne uyun :
* Hapis cezası ve güvenlik önlemleri temel ilkelerini düzenleyen 13.12.2004 tarih 5275 sayılı CEZA ve GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA YASA md. 16/2’de,  sanığın hastalığı nedeniyle uygulanacak süreç şöyledir:

“… öbür hastalıklarda cezanın infazına resmi sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile hapis cezasının infazı mahkûmun yaşamı için kesin bir tehlike oluşturuyorsa, cezasının infazı iyileşinceye dek geri bırakılır.”

Kesin hükümlüye bile tanınan hakkı sanıktan esirgemeyin..

Lütfen ve hemen… Bu gece değilse bile sabah, öğlene kalmadan..

Dr. Taner Özek’in kapkara çizimine baksanıza; sonsuzluğa kanatlanma başlamış!

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD     Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Not : Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuruda hak ihlali nedeniyle tedbir kararı ile salıverilme isteği reddedildi. Bu kararı da herhalde içimizde yükselen – zaptedemediğimiz isyanı “HAK – HUKUK – ADALET” diye haykırarak bastırmaya mahkumuz. Türkiye’ni artık hatta epeydir bir Anayasa Mahkemesi de yok.. ve iktidar “Adalet sokakta yürüyerek aranmaz..” buyuruyor!? İlgili yazı için tıklayın : http://ahmetsaltik.net/2017/07/04/sefer-can-anayasa-mahkemesi-fisini-cekti/