Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için artık saatler önemli!

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça
için artık saatler önemli!

Dr. Taner ÖZEK
Radyoloji Uzmanı
(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
120 gün olmuş (AS : 9.7.17’de 124. gün!), aşağıdaki tanık olduğum olayı anlatmamın üzerinden 15 gün geçmiş ve artık yürüyemiyorlarmış. Bence en tehlikelisi böbreklerinin ağrıması. Maalesef merkez medyada bu konu ile çok az yazı ve yayın var. Daha çok Amerika’da doğum yapan ünlülerle (?) ilgili yazılar manşette.
Lütfen çok geç olmadan daha duyarlı olalım…
Saygılar.
*****
Bir insan ve hekim olarak ölüm oruçlarına karşıyım.
Bu düşüncemin kesinleşmesine yaklaşık 20 yıl önce hastanede ultrasonografi nöbeti tutarken yaşadığım bir olay neden oldu. Ultrason odasına biri astsubay 3 asker geldi. Cezaevinden bir mahkumu acil servise getirdiklerini mahkuma ultrason istendiğini söyleyip bir süre sonra sedyede bir genci getirdiler. Gencin ölüm orucunda olduğunu, herhangi bir soru sormamı söylediler. Yalnızca Hukuk fakültesi son sınıftan terk olduğunu belirttiler. Daha önce basından ölüm orucundaki insanların resimlerini (AS: fotoğraflarını!?) görmüştüm, ama ilk kez bir insan ve hekim olarak bu kadar yakından tanık oldum. Bilinci yarı açık, çok zayıflamış ve rengi kirli sarı bir gençti. Elleri kelepçeli hareketleri kısıtlıydı. Ama asıl şoku gence ultrasonografi bakarken yaşadım..10 senedir ultrasonografi yapan bir hekim olarak böyle iç organ görüntülerini ne o zaman nede ondan sonra meslek hayatımda geçen 20 yılda; çok ağır hastalıklar geçiren hastalarda bile görmedim.
Tüm iç organları (karaciğer, pankreas, böbrekler, vasküler yapılar…) çürümüştü.
Sanki açlıktan iç organları kendi kendilerini yemişti.
Ultrason tetkiki bitince genç mahkuma geçmiş olsun diyerek kelepçeden neredeyse çıkacak kadar zayıflamış elini tuttum.O an gözlerini bana çevirdi ve gözlerime baktı..
Bana bakışını hala unutamadım. Ve bakışları ile bana ne demek istediğini yaşamım boyunca merak edeceğim. Bunu o gence sorma şansım artık yok.Basından öğrendiğim kadarı ile işten atılan ve tutuklanan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça‘nın hiç bir örgütle bağlantıları ve sabıkaları yok ve KHK ile FETÖ’den işten çıkarılmışlar.
Tek istemleri, işleri ekmekleri, onurları ve öğrencileri …
TTB’deki hekim arkadaşlarımdan öğrendiğim bu gençlerin yukarıdaki genç gibi
dönülmez noktaya gelme sınırında oldukları..
* Artık günlerin değil saatlerin önemli olduğu söyleniyor.

Dostlar,

124. günü ölüme yatışlarının Nuriye Gülmen ve Semih Özakça‘nın..
Dile kolay… tam 4 ay 4 gün bitti.. 
Bu arada eriyip bitti bu 2 genç insan yaşamlarının baharında..

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ‘ın TBMM’de Fetullah Gülen’e ve yaptıklarına övgüler düzen, yaptıkları şeffaf ve yasalara uygun diye savunan konuşma bantları ortalıkta, kimi TV’lerde..

Erdoğan’ın Fetullah Gülen’le yakın pozları, öpüşmesi…. görüntüleri de…

AKP kurucularından, eski TBMM Başkanı ve AKP’nin Başbakan yardımcılarından “özgül ağırlığı olan” ağır top Bülent Arınç‘ın çeyrek yüzyıldır Ankara Belediye Başkanı olan İ. Melih Gökçek için söylediği “Ankara’yı parsel parsel cemaata sattı” sözleri boşlukta.. Bir savcı da çağırır Arınç’a sorar değil mi? Uydurma e-postalarla imzasız ihbarlarla atılan iftiralar kimi garibanların yaşamlarını karartırken, İ. Melih Gökçek de nedense Bülent Arınç aleyhine tazminat – ceza davası aç(a)mıyor, O’na “müddei iddiasını ispatla mükelleftir!” diye gürleyemiyor Reisleri gibi.. Erdoğan da her ikisine bir şey sormuyor, soramıyor.. Gökçek Başkanlık saltanatını sürdürüyor. Arınç damadı üzerinden mi sıkıştırılıyor acaba susması için??

Erdoğan’a da nedir bu fotoğraflar Fetullah Gülen ile bunca samimi diye soran yok!?
Erdoğan “Kandırıldık, milletim bizi affetsin..”  dedi ve hesabı kapatarak kendini akladı.

Partisinden halen milletvekili, Bakan FETÖ‘cü olmadığı açıklandı inanırsanız..

Ama 2 masum ve gariban Nuriye Gülmen ve Semih Özakça işleri – ekmekleri – onurları – öğrencileri için çırpınarak bunları geri isterken kimseler duymadı.. Ölüm orucuna yattılar, bu kez de ilgilenen yok. Üstüne üstülük siz misiniz açlık grevi yapan diye hapse atıldılar. Suçlama örgüt üyeliği ve sabıkalılar.. Bunu söyleyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu.. Hemen ardından avukatları savcılıktan sabıka kaydı alıyor tertemiz.. Eee, bu durumda AKP = RTE‘nin İçişleri Bakanı, hapiste açlık grevindeki 2 genç ve masum insana iftira mı atmış oluyor ?? Sonra da CHP ADALET YÜRÜYÜŞÜ başlatınca çamur üstüne çamur, gözdağı, tehdit… Adalet bunun neresinde??

* Nerede arayacak insanlar adaleti? Hapiste ve ölüm orucuna yatarak mı?

Haftalardır sitemizin manşetinde tutuyoruz.. Onbinlerce imza toplanıp yetkililere iletildi.
Birkaç gün değil belki birkaç saat sonra çooook geç olacak..Zerre kadar vicdan – insanlık – adalet duygusu kalmadı mı?
Bu 2 insanı işine iade edin, yargılama tutuksuz sürsün.. Zaten işe başlamaları olanaksız. Aylarca çok özenli sağaltım almaları zorunlu. Ne ölçüde sağlıklarına kavuşacakları belirsiz. Belki de engelli kalıp (malul) emekli edilecekler. Yargılamada suçlu çıkarlarsa cezalarını çekerler. Şu durumda adeta ölüm cezasına mahkum edilmişler gibi yavaş yavaş ve göz göre göre öldürülüyorlar.
Bu bir insanlık suçudur ve zaman aşımı yoktur!
Bu 2 masum genç insan öldüğünde gerçek katilleri kim olacak? Tarihin sahnesinde değil mi
Efendiler son günler hatta saatler.. Bu 2 insan henüz hükümlü değil sanıklar..
Kesin hükme dek masumlar. Her şeyden vazgeçtik, yasanın açık hükmünü uygulayın.. Vicdanınız, insafınız şöyle dursun.. Sizden merhamet dilenen yok, yasanın açık ve buyurucu (emredici) hükmüne uyun :
* Hapis cezası ve güvenlik önlemleri temel ilkelerini düzenleyen 13.12.2004 tarih 5275 sayılı CEZA ve GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA YASA md. 16/2’de,  sanığın hastalığı nedeniyle uygulanacak süreç şöyledir:

“… öbür hastalıklarda cezanın infazına resmi sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile hapis cezasının infazı mahkûmun yaşamı için kesin bir tehlike oluşturuyorsa, cezasının infazı iyileşinceye dek geri bırakılır.”

Kesin hükümlüye bile tanınan hakkı sanıktan esirgemeyin..

Lütfen ve hemen… Bu gece değilse bile sabah, öğlene kalmadan..

Dr. Taner Özek’in kapkara çizimine baksanıza; sonsuzluğa kanatlanma başlamış!

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD     Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Not : Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuruda hak ihlali nedeniyle tedbir kararı ile salıverilme isteği reddedildi. Bu kararı da herhalde içimizde yükselen – zaptedemediğimiz isyanı “HAK – HUKUK – ADALET” diye haykırarak bastırmaya mahkumuz. Türkiye’ni artık hatta epeydir bir Anayasa Mahkemesi de yok.. ve iktidar “Adalet sokakta yürüyerek aranmaz..” buyuruyor!? İlgili yazı için tıklayın : http://ahmetsaltik.net/2017/07/04/sefer-can-anayasa-mahkemesi-fisini-cekti/

Ali Sirmen : İşte yargıya müdahale belgesi

Ali Sirmen,

İşte yargıya müdahale belgesi

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Başıboşluk ile liberalliğin birbirine karıştığı Özal döneminde patlak veren Civangate skandalı sırasında, sattığı arazinin parasını alabilmek için Emlak Bankası Müdürü’ne 3.5 milyon dolar rüşvet verdiğini ileri süren müteahhit Selim Edes’in iddiasına karşın belge göstermesini talep eden müdür Engin Civan’a mahkemede verdiği şu ünlü yanıt tarihe geçti ve deyim oldu:
– Rüşvetin de belgesi mi olurmuş! Hukuki muamelelerin yazılı belgeyle ispat edilmesi zorunluluğunun haksız fiillere de teşmili tabii ki saçmalıktır.
Bu yüzdendir ki, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın iktidarın yargıya müdahale ettiğinden yakınan muhalefete karşı “Hangi yazıyla, hangi kararnameyle, hangi dosyayla ilgili müdahale yaplmış? Buyursunlar ispatlasınlar” çıkışı havada kalmaktadır. Hukuka aykırı müdahale belgelenmez ki bulunup ibraz edilip ispatlansın.
***
Burada ispatlanacak, yargının bağımsız olmayıp iktidarın müdahalelerine açık bir konumda olduğudur. Bunun için de kanıtlanması gereken, yargı mensuplarının tayin, terfi ve sicillerinin oluşturulmasında söz sahibi olan kurulların (bugün Türkiye özelinde Hâkimler Yüksek Kurulu) iktidarın denetiminde olmasıdır.
Bugün bu kurum tümüyle iktidar partisi Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı makamı (ki ikisi de aynıdır) ile iktidar partisinin denetimindedir.
Bu olgu yargının bağımsız olmadığının, müdahaleye açık olduğunun ispatına yeterlidir.
Buna ek olarak, hâkim ve savcı adaylarının alınmalarında ve asaleten tayinlerinde kullanılan kriterler de yandaş yargı oluşturulmasının kanıtlarıdır.
Bu iddialar hep ispatlanmıştır.
Doğru dürüst hukuki gerekçelerden, delilden yoksun, yasaların öngördüğü koşulları içermeyen tutukluluk ve mahkûmiyet kararları zaten bağımsız olmayıp iktidarın müdahalelerine açık konumda olan mülakat yoluyla yandaşlarla doldurulmuş yargının taraflılığı herhangi bir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkla ispatlanmış demektir. Başka bir ispata gerek yoktur.
Yargıyı bu kadar müdahaleye açık hale getirmiş olan bir iktidarın bir de arkasında yazılı belge bırakması mı beklenecekti?
Bununla birlikte yine de müdahale belgesi isteniyorsa, buyurun:
***
22 Haziran 2017 tarihli Hürriyet gazetesinin 1. sayfasında fotoğrafı yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nin 11.11.2015 tarihli, Genel Sekreter adına, Genel Sekreter Yardımcısı Metin Kıratlı tarafından imzalanmış konusu suç duyurusu olan ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilen GİZLİ başlıklı yazısında, “www.gerçekgündem. com adlı internet sitesinde ‘Sayıştay: Kaçak saray hileli’ başlığı ile yayımlananSayın Cumhurbaşkanı’na yönelik iftira niteliği taşıyan ifadeler bulunan haber örneği ekte gönderilmektedir.
Bu çerçevede sorumlular hakkında kanuni işlem yapılarak sonucundan bilgi verilmesini arz ederim” denilmektedir.

O tarihte de bütün iktidarın dizginlerini elinde tutan, hâkim ve savcıların tüm özlük işlerini düzenleyen HSYK’yi yakından denetleyen bir makamdan gelen yazı üzerine, yargı makamlarının nasıl bağımsız karar verebileceklerini takdirlerinize sunarım.
Suç duyurusu bahanesiyle olsun, (suç duyurusu neden “Gizli” oluyor ki!) yargıya müdahalenin bundan âlâ belgesi mi olur?
Aşağıdaki öykü, bu “belge” ile de tatmin olmayanlar içindir:
Adamın biri karısının kendisini aldattığından kuşkulanıyor, ama bir türlü emin olamıyormuş. Özel bir detektif tutup izletmeye başlamış. Dedektif bir süre sonra gelip, raporunu sunmuş:
Eşiniz, siz yurtdışındayken, kimliğini belirleyemediğim bir adamla restorana gitti, mum ışığında yemek yediler, sonra geç saatte bir otele girdiler. 324 No’lu odaya çıktılar. Karşı inşaattan dürbünle izledim. Bir süre sonra, meçhul şahıs ceketini, eşiniz de elbisesini çıkardı. Elektrikler sönünce sonrasını göremedim.
– Hay Allah demiş adam, tam emin olacaktık ki elektrikler kesilmiş. Şu aksiliğe bak!
===============================
Dostlar,

Eski deyimle “malumun ilanı” için çaba göstermeye gerek var mı??
Yine eski deyimle her şey “ayan beyan” ortada değil mi??

AKP Gn. Bşk. Yrd. ve Sivas-Madımak katillerinin avukatı Hayati Yazıcı, basın açıklamasında bu metni kabul etmiş ve hatta daha da ileri giderek “.. yazı arzederim diye bitirilmiş, rica ederim denebilirdi..” değerlendirmesinde bulunmuştur. Avukat Yazıcı siyasette de bu görevini sadakatle sürdürmektedir.

“Suç duyurusunda” bulunmak başka, C. Başsavcılığına suçu da kendince tanımlayarak soruşturma açılması ve üstelik sonucundan da bilgi verilmesi için resmi yazı yazmak çok başka bir şeydir. Hukuk eğitiminin başlarında bu ayrım öğretiliyordur mutlaka. Yazıcı bunu bilmiyorsa profesyonel niteliği bakımından bağışlanmaz bir eksikliktir. Bildiği halde basın önünde kamuoyunu yanıltmak üzere çarpıtıyorsa bu dürüst ve etik değildir.

Suç duyurusu “gizli” resmi yazı ile olmaz; açık dilekçe ile olur. Hazırlık soruşturmasını Savcı gizli yürütür. Resmi Cumhurbaşkanlığı başlıklı (antetli) yazı ile “gizli” damgalı yazı apaçık yargıya talimattır ve Anayasa md. 138 başta olmak üzere pek çok ulusal ve uluslararası temel hukuk kuralına (normuna) açıkça aykırıdır; suç-tur!

Bununla sınırlı da değildir eldeki belgeler..
*****
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü, Urfa Milletvekili Osman Baydemir, 22.06.17 günü Meclis’teki HDP Grup Yönetimi salonunda basın toplantısı düzenledi. Baydemir, Adalet Bakanlığından Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına iletilen “gizli” ibareli bir başka belgenin “yargıya talimat niteliği taşıdığını” ifade etti, belgeyi de basın mensuplarıyla paylaştı. 09.09.2015 tarihli ve “Gizli” ibareli belge, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın düzenlediği bir basın toplantısının ardından, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün başsavcılığa gönderdiği dilekçe.

Belgede Demirtaş’ın 09.09.2015’te internet sitelerinde yayınlanan konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve dönemin başbakanı Davutoğlu’na “hitaben söylediği ifadeler”in dilekçenin ekinde gönderildiği söyleniyor, “Gereğinin ifası ile yapılan işlem sonucunda ivedi bilgi verilmesini rica ediyorum.” deniyor.
“Cumhurbaşkanı açıklıyor, fezlekeler artıyor”
(http://bianet.org/bianet/siyaset/187684-hdp-sozcusu-baydemir-den-yargiya-talimat-aciklamasi)
*****

Baydemir, söz konusu resmi yazının fotokopisini de basına gösteriyor. Bu açıklamanın tam metninin erişkesi (linki) yukarıda verilmiştir. Ayrıca pdf olarak erişmek için tıklayınız :
Yargiya_Talimat_belgesi_HDP’den

Ayrıca “Gizli Talimat İddiası” başlıklı bir yazı da 23.06.2017 günü Cumhuriyet‘te yayımlandı. Bu haberde de Adalet Bakanlığının gizli resmi yazı ile savcılığa soruşturma talimatı verildiğini ve aynı gün fezleke hazırlandığını… okuyoruz. CHP Gn. Bşk. Yrd. ve Sözcüsü Bülent Tezcan ise “O belgeyi herkes gördü” değerlendirmesi yapıyor. (HDP’den_AKP’nin_Savcılığa_gizli_talimat_iddiasi)

Bu durumda… benzer daha pek çok talimatın – uygulamanın varlığı karine hatta karine ötesi olgu olduğuna göre, Erdoğan’ın AY md. 138’i bir kez daha çiğneyerek bağımsız yargıya açık talimatları kanıtlanmış, eski deyimle “sübuta ermiş” olmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bu açık hukuk – anayasa çiğnemi (ihlali) karşısında harekete geçecek ve hukuksal yaptırım uygulayacak bir kurumu var mıdır, kalmış mıdır? HAYIR!

CHP Gn. Bşk. Kılıçdaroğlu’nun savı kanıtlanmıştır.. İstifa edecek midir AKP = RTE !?

Yanıtını biz kendimiz kendimize verelim :

  • Haydi canım sen de.. Erdoğan mı istifa edecek??

Sevgi ve saygı ile. 26 Haziran 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Kılıçdar direniyor-2

Kılıçdar direniyor-2

Emre Kongar, Cumhuriyet, 18.6.2017

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun 15 Haziran Perşembe günü saat 11’de, Ankara’da Güven Park’tan başlattığı, yaklaşık bir ay sürecek olan Adalet Uzun Yürüyüşü ne anlam ifade ediyor? Bu soruya tek kelimeyle yanıt verilirse, bu yürüyüşün anlamı “DİRENİŞ”tir.
Kılıçdaroğlu DİRENİYOR: DEMOKRASİ için ADALET için DİRENİYOR…
Hem içeridekiler hem de dışarıdakiler için DİRENİYOR!
Hiç kuşkunuz olmasın: Bu DİRENİŞ, toplumun duygu ve düşüncelerini yansıttığı, toplumca benimsendiği için, mutlaka somut bir sonuç verecektir!
***
Tarihin bize öğrettiği kesin ders,

hiçbir iktidarın sonsuza
dek sürmediği,
– bütün iktidarların
değiştiği,
– bütün diktatörlüklerin
ise yıkıldığıdır:


Nedir iktidar değişikliğinin altında yatan mekanizma?

Toplum durağan olmadığı, sürekli bir değişme halinde bulunduğu için, iktidarlar da mecburen değişirler. Toplumsal değişmenin arkasında ise: Uzun vadede, teknolojik değişme ve gelişmeler… Kısa vadede ise, insanların güvenlik ve refah anlayışları yatar.
Kısa ve uzun vadeli değişme güçlerinin siyasete taşınması ise örgütlenme ve eğitim ile olur.
***
AKP iktidarı:
Sahte bir demokrasi…  Sahte bir insan hakları…
Sahte bir özgürlükçülük… Sahte bir adalet…
Sahte bir refah…  Sahte bir güvenlik…
Vaadi, aldatmacası ve demagojisi üzerine kuruldu.
Şimdi bu iktidarın sahteliği ve sahteciliği ortaya çıktı
İktidar zemini ayaklarının altından kayıyor…
Bu kaygan zeminde tutunabilmek için, emir altına aldıkları yargı üzerinden,
insanları isyan ettiren olmadık önlemlere başvuruyorlar.
***
İşte Kılıçdaroğlu’nun ADALET YÜRÜYÜŞÜ ve DEMOKRASİ DİRENİŞİ
bu 
baskı ortamın yarattığı tepkisel bir eylemdir:

Bu yürüyüşün önemi, yaratacağı sonuçlar kadar, bizatihi kendisinin, bu SAHTE DEMOKRASİNİN, bu BASKI YÖNETİMİNİN tepkisel bir sonucu olmasından ve
halkın beklentilerini, duygularını yansıtmasından kaynaklanmaktadır.

Sabrı tükenmiş bir halkın,
“Bıçağın kemiğe dayandığı noktadaki” ADALET ARAYIŞINI ve
DEMOKRASİ DİRENİŞİNİ
temsil ettiği için, anlamlıdır, önemlidir, sonuç verecektir
ve
de tarihe geçecektir!

DİREN ADALET… DİREN DEMOKRASİ!
=============================================
Dostlar,

Üstad Prof. Kongar‘ın bu çok önemli yazısı aynen bizim duygu ve düşüncelerimizi de yansıtıyor. Sözcük sözcük paylaşıyoruz içeriği ve bu onurlu direniş eylemini selamlıyoruz.

  • Selam olsun bu onurlu direniş ve özverili, meşru başkaldırışa!
  • Selam olsun CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na, yürekli öncülüğü için..
  • Yuh olsun açık – örtük gözdağı verenlere ve kiralık kalemşorlarına..
    Kılıçdaroğlu’na bedensel güç ve direnç diliyoruz ileri yaşı nedeniyle.
    Psikolojik desteğe gereksinim duymayacak ölçüde siyasal bilinci olduğunu biliyoruz.
    Kendisine gerekli nitelikli tıbbi desteği verecek hekim meslektaşlarımzın çabasına da saygı!

    Evet, Mülkiye’li kıdemlimiz Kongar hocamızın isabetle kaydettiği ve siyasal tarihten, siyaset sosyolojisinden, siyaset biliminden… çok kesin olarak şu 3 gerçeği çok iyi biliyoruz :

1- Hiçbir iktidar sonsuza dek sürmez,
2- Bütün iktidarlar
 değişir,
3- Bütün diktatörlükler
 
ise yıkılır…

AKP = RTE de bu gerçekleri artık görüyor.. Tüm hırçınlıkları bundan.. İçte de dışta da ülkeyi duvara dayadılar. Atacakları adım kalmadı.. Yolun sonu görünüyor.. Yargılanacaklar..

Baksanıza, Milli Savunma Bakanı olacak imam zat, Manisa’da zehirlenen askerlerin yediği hindi etlerinde salmonella bakterisi üretilmesine karşın, hala “umudu” (!?) bölgedeki depremlere ve bu yüzden yeraltı sularına karışabilecek kimi toksik kimyasallara bağlayabilecek ölçüde kanatlandı! Bakan derhal kenara çekilmeli, gölge etmesin, ihsanı kendisine kalsın..

Ama bakınız, muazzam gaflarına karşın AKP = RTE önemli görevden almalar (adam harcama!) yap(a)mıyor.. Domino etkisini biliyorlar.. Birbirlerine panik içinde yapışmış durumdalar.. Sağduyulu AKP tabanı da artık bıktı, vicdanı kaldırmıyor..

Kağıttan kule / kaplan gibiler..
Halkımız üflese darmadağın olacaklar..
Az aldı, o günleri de göreceğiz.. Lanetli yıllar bitecek..

Diren Türkiye..

Sevgi ve saygı ile. 19 Haziran 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

RTE/AKP İKTİDARI VE İKİLEMLER

RTE/AKP İKTİDARI VE İKİLEMLER

Naci BEŞTEPE

(AS: Bizim katkımız yazının altıdadır..)

AKP kurulduğundan beri partiyi ve hükümeti yöneten RTE, partili cumhurbaşkanlığını gerçekleştirerek mevcut duruma yasal kılıf uydurmuş oldu. Pratikte, AKP iktidarı demekle RTE iktidarı demek bence eş anlamlıdır. (AS: Biz AKP = RTE denklemini kullanıyoruz son zamanlarda..)

Falanca bakan yanılttı, filanca başbakan aldattı deyişleri inandırıcı değildir. İçeride ve dışarıdaki gelişmeler bu iktidarın nasıl ikilemler içinde çırpındığını ve siyasetteki yetersizliğini bas bas bağırmaktadır.

SURİYE –ABD- KORİDOR

Suriye’nin toprak bütünlüğünü ister; ama Esad yerine muhaliflerini destekler.
ABD’ye “Bir terör örgütüne karşı öbürünü kullanmak yanlış” der; Suriye ordusuna saldıran ÖSO’yu kullanır.

“Güney sınırımda koridor oluşturtmam, devlet kurdurtmam” der; Suriye’yi bölmeye ve koridor oluşturmaya çalışanlara İncirlik’ten hava desteği verilmesine sessiz kalır.

Güneyimizde devlet oluşmasına karşıyken Irak’ta Barzani’nin palazlanması için elinden geleni yapar. “Bağımsızlık referandumu” ilanına anlamlı bir tepki bile koymaz. Irak’taki oluşumun Türkiye’yi de içine alan Büyük Kürdistan yolunda önemli bir adım olduğunu bilmezden gelir.

“Bize zarar verirse kim olursa olsun karşılığını veririz” der; ama bilir ki karşıdakiler enayi değil, işini görüyor, neden Türkiye’ye doğrudan zarar verip üzerine sıçratsın.

“Afrin, Menbiç, Kobani anlamam, tüm kantonları söker atarım; Irak’ta devlet kurulursa nefes almasına izin vermem, karşı koyana gereğini yaparım” demedikçe efelenmek boş laftır, gülüp geçerler.

EMPERYALİZM-KATAR

ABD emperyalizmine karşıdır, “Rakka’ya birlikte girelim” diye takla atar.
TSK’nın korumak için yıllarca direndiği Montrö’nün aksine,
“Karadeniz Rus gölü oldu” diye ABD’ye çağrı yapar.
Rusya’yla dost mu düşman mı kimse anlamaz.
Avrasya’ya yüzünü döndü derken ABD tehdidi ile Çin füzelerini almaktan vaz geçer.

Katar krizinde tarafsız-arabulucu rolü oynamaya en uygun konumdaki devlet olduğumuzu görmez, bir yandan “durumu anlayamadığını” itiraf ederken öte yandan bölge ülkelerini karşısına alır.

Arap NATO’suna girmeyerek doğru adım atar, öte yandan Katar’a asker yollar. Katar Prensi, “TSK tüm bölgeyi koruyacak” diye ilan verir. Burnunun dibindeki kendi adalarını Yunan’a kaptırmaktan utanıp sıkılmaz, bölge kahramanlığına soyunur. Hangi kuvvetle, nereyi, kime karşı, nasıl koruyacağını ne Meclis ne halk bilir. (Böyle söyleyince ABD emperyalizmine karşı olmamakla suçlanma riskine girdiğimin bilincindeyim. Ama, çok yönlü bakmaktan geri duramıyorum.)

İKİLEMLER ZİNCİRİ

İkilemler dış siyasetle sınırlı değil elbette.
Üretim reformu diye elde kalan son kıymetli ürünümüz zeytinliklerimizi yok etmeye çalışır.
İmar rantına karşıymış gibi görünüp rantta zirve yapar.
Laikliğe karşı değilmiş, yaşam tarzına karışmazmış gibi görünüp yozlaştırmak için elinden geleni yapar.

  • FETÖ ile mücadele ediyor görünüp esas destekçilerin semtine uğramaz.

AB’ye girmeye AB normlarına uymaya istekliymiş gibi yapıp AB ile papaz olur.

Say say bitmez.

Öngörüden uzak, bilgi birikime değer vermeyen, sınama-yanılma ile devlet yönetmeye çalışan belediyeciler grubu ile bu kadar olur. İkilemler içinde gider, gelir.
Sıyrılma yolları belli, “Milli irade böyle istiyor”… (14 Haziran 2017)
===========================================
Dostlar,

Bu yazı bir fantezi ya da makale kurgusu bakımından bir deneme değildir.
Ülkemizin artık tahammül kalmayan feci sürüklenişine ayna tutmaktadır.
Artık bıçak kemiği kesmeye başlamıştır.
CHP milletvekili – gazeteci Enis Berberoğlu, 25 yıl ağır hapis cezasına çarptırılmış ve duruşma salonunda tutuklanarak Maltepe cezaevine yollanmıştır.
Bu gece CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu CNN Türk’te son derece önemli, kritik, tarihsel önemde şeyler söyledi. Bu programın herkes tarafından dikkatle izlenmedi gerek..

Yarın 15 Haziran 2017 tarihsel bir gün olacak..
CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu saat 11:00’de İstanbul Maltepe Cezaevine yürüyüşe geçecek..
Haber tüm dünyada ilk suralardan verilmekte..
Bu eylemi destekliyoruz, desteklenmesini diliyoruz.
Gandi de, Mao da büyük yürüyüşlerle ülkelerinde büyük devrimler yaptılar..
CHP’ye ve tüm yurtseverlere kolay gelsin..

Sevgi ve saygı ile. 14 Haziran 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Dünya lideriyiz müsterih olun!

Dünya lideriyiz müsterih olun!

Yılmaz ÖZDİL
SÖZCÜ, 11 Mayıs 2017

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Beyaz Saray onayladı. Pentagon, Suriye Kürdistanı’na ağır silahlar veriyor. E merak ediliyor… Neler oluyor?
*
30 sene önceydi… İran-Irak savaşıyordu.
Humeyni’nin ordusu, Kuzey Kore ve Çin füzeleri kullanıyordu.
Saddam’ın ordusu, Rusya, Fransa ve Çin füzeleri kullanıyordu.
Birbirlerine fırlatıyorlardı.  İki tarafta da su gibi petrol vardı.
Musluklar şakır şakır akıyordu… ABD kovayı dolduramıyordu.
E, böyle olmuyordu tabii.
*
ABD başkanı, artist Reagan’dı. Reagan’ın başkan yardımcısı ise, bir zamanlar CIA başkanı olan baba Bush’tu. Saddam’a elçi gönderdiler. “Biz seni çok seviyoruz, acayip takdir ediyoruz, İran’a gıcığız, sana yardım edelim” dediler. Rahmetli Saddam pek salaktı. Kabul etti.
*
İtalyan bankası Banca Nazionale del Lavoro üzerinden kredi verdiler. Öylesine paraya boğdular ki… Irak devleti, Amerikan yardımı alan ülkeler sıralamasında zart diye üçüncülüğe yükseldi. Saddam’ın kulaklarından bile dolar fışkırıyordu. Elbette hepsi borçtu, geri ödenecekti. “Arkadaşlar arasında paranın lafı bile olmaz, yeni kuyular açarsın, ödersin” dediler.
*
Silah satmaya başladılar… Verdikleri parayı katbekat geri alıyor, aldıkları parayı borç olarak geri veriyor, borç olarak verdikleri parayı silah satarak geri topluyorlardı. Kendisini çok zeki zanneden Saddam, halk arasındaki tabirle kulampara sarması’na girmişti.
*
Bu böyle tankla topla filan olmayacak dediler, sana çok daha büyük para verelim, teknoloji öğretelim, kimyasal ve biyolojik silahlar geliştir, İran’ın kafasına at, işi komple bitir dediler. Şahane fikirdi… Kendisini çok akıllı zanneden Saddam’ın aklına yattı. Ufak ufak üretip, İran’a fırlatmaya başladı.
*
(Kaşla göz arasında, Kürtlerin kafasına da attı… Çünkü, Barzani-Talabani, İran’ı destekliyordu, Saddam fırsat bu fırsat dedi, onların kafasına da kimyasal attı. Çoluk çocuk beş bin insan hayatını kaybetti. (AS: Halepçe katliamı! 16 Mart 1988) Yani… Şu anda “biji Obama, biji Trump” diye tezahürat yapan, Amerikan bayraklı tişörtler giyen peşmergeler, bizzat Amerikan füzeleriyle can vermişti. Hatta… Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Saddam’ın kimyasal silah kullanmasını eleştiren bir karar alınacaktı, ABD ve İngiltere karşı çıktı, ret oyu kullandılar, “kimyasal silah filan yok, olsa bizim haberimiz olurdu” dediler. O zamanlar Saddam önemliydi, beş bin Kürt ölmüş, elli bin Kürt ölmüş, Washington’ın umurunda bile değildi.)
*
Aynı günlerde… Yarbay Oliver North diye bi arkadaş icat ettiler, İran’a gönderdiler, güya İran’a ambargo uyguluyorlardı, kendi ambargolarını kendileri deldiler, mollalarla gizli gizli görüştürdüler, “biz aslında sizi çok seviyoruz, Saddam’a fena halde gıcığız, size gizli gizli yardım edelim” dediler. Tahran yönetimi, düşündü taşındı, tarihlerine yakışmayacak derecede öküzce davranarak, peki dedi, kabul etti.
*
Şah döneminde İran’a satılan Amerikan malı uçakların yedek parçalarını ve Amerikan malı gıcır gıcır füzeleri, İsrail şirketi üzerinden İran’a sattılar iyi mi… İran yönetimi, Amerikan malı füzeleri Amerikan malı uçaklarla Saddam’ın kafasına attı, bunların karşılığında, hem fahiş fiyatlar ödedi, hem de Lübnan’da Hizbullahçı arkadaşlar tarafından kaçırılan Batılı rehineleri serbest bıraktı.
*
Bir taşla iki kuş vuran Beyaz Saray, neden üç kuş vurmayalım şekerim dedi… İran’dan aldığı paraları, İsviçre ve Panama üzerinden, tee Nikaragua’ya götürdü, demokratik seçimle işbaşına gelmiş hükümeti devirmeye çalışan kontrgerillalara gizli gizli verdi. Neden gizli gizli verdi? Çünkü aslında, Amerikan Kongresi, insanlık suçu işleyen kontrgerillalara yardım yapılmasını yasaklamıştı, CIA kendi devletinin yasağını deliyordu.
*
(Bu müthiş operasyonun beyni, bir zamanlar CIA’in İstanbul ve Ankara’da istasyon şefi olan, istihbarat efsanesi Duane Clarridge’tı. Şu kadarını söyleyeyim, James Bond onun yanında anca karikatür olabilirdi, Ortadoğu’dan Latin Amerika’ya her taşın altında o vardı. Yarbay Oliver North, emrindeki icra subaylarından biriydi. Türkiye’yi ikmal durağı olarak kullandı… İsrail ve Kıbrıs Rum Kesimi’nden havalanan St. Lucia Havayolları’na ait nakliye uçakları, Ankara Esenboğa’ya iniyor, oradan Tahran’a gidiyordu. Resmi evraklarda petrol kuyusu malzemesi olarak görülenler, bildiğin füzeydi. Aslına bakarsanız, Portekiz üzerinden Nijerya uçaklarıyla taşınacaktı ama, Portekiz “beni karıştırmayın abi” deyince, Duane Clarredge’ın istediği gibi at koşturduğu Türkiye üzerinden taşındı.)
*
Neyse… İran-Nikaragua meselesi duyulunca, rezalet ortaya çıkınca, artist Reagan şahane rol yaptı, benim bu casus filminden hiç haberim yok, her şeyi bu şerefsiz Oliver North yapmış dedi, Amerikan basını da vay şerefsiz Oliver manşetleri attı, sorumluları yargılıyormuş gibi yaptılar, herkes serbest bırakıldı, hadisenin üstü örtüldü.
*
Neticede… Bir milyon İranlı öldü. Yarım milyon Iraklı öldü.
150 milyar dolarlık yıkım oldu. Belki de en hazin tarafı…
Birbirlerine sekiz sene füze attılar ama, İran-Irak sınırı santim değişmedi. Tüm bunlar olup biterken, bizimkiler nerdeydi? İETT’deydi. Ümraniye-Sultanbeyli hattına kafa yoruyorlardı!
*
Dolayısıyla, Pentagon Kürtlere silah veriyormuş, Kremlin Esad’a uçak veriyormuş, İsrail Barzani’yi kucağına oturtmuş filan, endişe etmeyin, müsterih olun…
Asrın lideriyiz, emin ellerdeyiz!
==================================
Dostlar, 

Bu ciddi hengamede Türkiye kritik risklerle karşı karşıyadır.
Türk – ABD ilişkileri, Türkiye’nin 1974 Kıbrıs çıkarmasının ardından başlayan ABD ambargosu yıllarında bile bu denli gerilmemiş, kırılganlaşmamıştı..

Gerçekte bu tırmanışta ABD – AB’nin Erdoğan’ın defterini dürme planlarının hatta artık kararlılıklarının belirleyici rolü vardır. ABD, Erdoğan için “şah mat” hamlesi yapmayı planlamaktaydı epeydir ve bu hamle YPG silahlandırılarak, Suriye’de namlular ülkemize çevrilerek yapılmıştır.

Erdoğan ve AKP’sinin iç kamuoyuna dönük olarak mazlum ve mağduru oynamayı asla ve asla denememelerini anımsatmak isteriz.. Tam tersine, AKP – RTE yüzünden, komşu ve çoğu Müslüman kadim komşu Suriye’nin içişlerine karışmasaydık başımıza bu yıkım gelmeyecekti! Suriye’de Müslüman Kardeşler – İhvan modeli İslamcı rejim kurma hayali, darbe yapıp seçilmiş Esad’ı devirme serüveni, Şam’da Emevi camisinde namaz kılma ham mı ham hayalleri.. ABD – AB güdümünde uydu – maşa – yaranmacı sorumsuz dış politika Türkiye’yi uçurumun eşiğine sürükledi..

  • Türkiye, uluslararası hukuk katında suça itildi, “haydut devlet” ilan edilme riski var!

Çare, halka gerçekleri anlatarak ülkemizin kurumlarına ve birliğine sarılmaktır. TBMM’yi hemen toplantıya çağırarak genel görüşme (gerekliyse gizli) yapmak ve tümüyle kurumsal devlet mekanizmalarına dayalı, devlet aklı ve deneyimini rehber edinen çözümler üretilmelidir. Muhalefeti asla dışlamadan, tüm ulusal güç ögeleri devreye sokulmalıdır ivedilikle.

Erdoğan Anayasal sınırına çekilmeli ve seçimle gelen AKP hükümeti siyasal sorumluluğu üstlenerek öne çıkmalıdır.

Erdoğan’ın birikimi, yönlendirilerek yarattığı karmaşık – ağır sorunları çözmeye ne yazık ki yetmemektedir. Aynı yetersizlik yüzünden doğdu aslında bu çok ağır güncel son sorunlar da.

  • Artık herkes ama her- kes, başta Erdoğan ve AKP’si, haddini bilmeli ve 80 milyonluk bir ülkenin geleceğini asla tehlikeye atmamalıdır.

    Tarihin çoook ciddi bir sınaması ile yüz yüzeyiz. Durumun ciddiyetten öte ürkünçlüğünü (vahimliğini) mutlaka gereğince kavramak ve tüm gereklerini devlet aklıyla, hızla ve serinkanlılıkla, demokratik hukuk devleti saydamlığı içinde yapmak dışında seçenek
    kal-ma-mış-tır…

Sevgi ve saygı ile. 11 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com