Saygı ÖZTÜRK : Ne “çatışın” emri var ne de masaya vurma…

Ne “çatışın” emri var ne de masaya vurma…

Saygı Öztürk

Saygı Öztürk


PEKİN PAŞA ANLATIYOR

MİT MÜSTEŞARINA O ŞEMA SORULMADI
ABD İSTİHBARATI ADINA
“ŞÖYLE DEYİP VURMALIYDI”

Bir dönem “Ergenekon”, “Balyoz” gibi kumpasları gerçekmiş gibi canla-başla savunan siyasetçiler, yazarlar, hukukçular vardı. Yüzlerce insanın cezaevine konulduğu günlerde bu kişiler televizyonlarda “daha bitmedi, şunlar,
şunlar da tutuklanmalı”
diyor, örgütün bir numarasının kim olduğuna ilişkin kehanetlerde bulunuyorlardı. İşte, onlar görevlerini! yaptı ve AKP tarafından milletvekillikleriyle ödüllendirildiler.

26. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ da, terör örgütü mensubu diye tutuklanmıştı. Başbuğ, Yargıtay’daki savunmasında “Askerime, polisle çatışın emri verdim” dedi. Bu davanın sanıklarından kimse böyle bir emri hatırlamıyor. Hatırlanan “hakkında yakalama kararı çıkanlar lojmandan, orduevinde kalanlar ise orduevinin dışına çıkmasın” olduğudur.

PEKİN PAŞA ANLATIYOR

İsmail Hakkı Pekin, 2007 yılından, tutuklandığı 2011 yılına dek Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı görevini yürüttü. Daha önce “İlker Başbuğ, Genelkurmay Başkanlığı döneminde karargahındakiler tutuklananınca arkasında durmadı. Emekli olup gitti. Biz tutuklandık, açıklama yapmadı. Tutuklanmadan önce ‘bu evrakın altında benim imzam yok’ dedi. Halbuki biz o evrakları onun adına imzaladık. Mahkemede
İlker Paşa da Hasan Iğsız Paşa da hep generallerden söz ettiler.
O mahkemede suç hep albayların, düşük rütbedeki insanların üzerine atılmaya çalışıldı. O yüzden İlker Paşa’ya kırgınım.”
demişti.

Başbuğ’un, lojmanlara, Orduevine polis zorla girmeye kalkışırsa “çatışsın” emri verdiğini en yakın çalışma arkadaşı İstihbarat Başkanı Pekin de hatırlamıyor ve şunları anlatıyor:

“Ama şunu hatırlıyorum: Polis gelirse lojmanlara, Orduevine almayın denildi. Zaten müsaade edilmediği sürece giremezler. Başbuğ, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Adalet Bakanı ile görüştü. O zaman tutuklamaların olmamasında bu görüşme etkili oldu. Polis, lojman
ya da Orduevlerine gidip ‘şunu almaya geldik’ demedi. Ama, hakkında yakalama kararı olanları takip ettiklerini biliyorduk. Bir emekli subay, Afyon Orduevi’nden dışarı çıktığında polis tarafından götürüldü.”

MİT MÜSTEŞARINA O ŞEMA SORULMADI

İlker Başbuğ’dan sonra göreve gelen Işık Koşaner, tutuklamaların olmaması için çok çaba gösterdi. Bir yıl uğraştı. Sonuç alamayınca kimi komutanlarla birlikte istifa etti. Pekin Paşa, Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesinin
o günlerde iyi bir sınav vermediğini belirtiyor ve şunları söylüyor:

“Bu yalnız İlker Paşa için değil, komuta kademesi açısından da
iyi bir sınav olmadı.
Oyunlar Hilmi Özkök’ün Genelkurmay Başkanlığı döneminde başlıyor. MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun imzasıyla
Hilmi Paşa’ya, Tuncay Güney’in ifadelerine dayanarak
‘Ergenekon örgüt şeması’ gönderiliyor. O zaman Atasagun’u çağırıp sorması gerekirdi. Sorulmadı. 2006’da bunlar yine oldu.
Siz zamanında üzerine gitmezseniz ortaya bunlar çıkıyor.”

ABD İSTİHBARATI ADINA

Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, savunmasında yalnızca Fethullah Gülen grubunu sorumlu tutuyor. İsmail Hakkı Paşa’nın değerlendirmesi ise şöyle oldu:

“İlker Paşa, ABD ve AKP hükümetine bir şey söylemiyor.
Gülen cemaati, ABD istihbaratı adına iş yapan taşeron bir cemaattir. ABD, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni (TSK) tasfiye edip Ortadoğu projesi için kendi istediğini iktidara getirmek istiyordu. O yüzden bizleri tasfiye ettiler. Bunu görmeden, ‘Fethullah Gülen cemaati yaptı’ demek yanlış. Gülen’in TSK’yı zayıflatması AKP’nin işine geldi. Bunlar kezlerce
gündeme getirilmesine karşın dikkate alınmadı. Fethullah Gülen
bunun uygulayıcısı, planlayıcısı ama üst akıl ABD
, bundan yarar uman, ABD’nin istekleri doğrultusunda Gülen’i kullanan da AKP iktidarıdır. Bunu göz ardı edip sadece Gülen grubuna‘suçlu’ demek yanlış.”

“ŞÖYLE DEYİP VURMALIYDI”

İlker Başbuğ’un, tutuklamalar olmaması için gösterdiği çabaları yetersiz bulanlar da var. Dönemin İstihbarat Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Pekin şunları söylüyor:

“Komutanlarımız o dönemle ilgili kendilerini sorgulamalı. Çok daha farklı bir şey yapabilirlerdi. Bir şey olduğunda hemen adli müşaviri çağırıyordu. Adli müşavir ne diyecek? Hukuksal durumu anlatıyor.
Ama yapılanlar hukuksal değil,
TSK’yı hukuk maskesi altında tasfiye planıydı. Komutanlarımız masaya vurup ‘teğmenimi alacağınıza
önce bizi alın. Bizi almadan bir tek TSK mensubuna dokunamazsınız’
demeleri gerekirdi. Yumruğu vurup askerleri teslim etmeseydiler
o zaman çok farklı bir şey olurdu. O gün yapılanların da kumpas,
hukuk maskesiyle tasfiye amaçlı olduğunu da çok iyi biliyorlardı.”

Ağızlarından “Balyoz”u, “Ergenekon”u düşürmeyen ve bunların darbe planı olduğunu söyleyenler, yazanlar, o dönemin komutanları arşivlerine bir daha baksınlar. Geride nasıl bir miras bıraktıklarını görsünler…

===========================

Dostlar,

Bu sitede “BİLİMSEL AKILCILIK” pusulamız bilindiği gibi..
Bu yazıda T.C.’nin 26. Genelkurmay Başkanı E. Org. Sayın İlker Başbuğ‘a gereğinden çok ve haksız yüklenildiğini düşünüyoruz.

E. Korg. Pekin paşa ““İlker Paşa, ABD ve AKP hükümetine bir şey söylemiyor.” demekte. Bu doğru değil..

Sayın Başbuğ’un 3 saati aşan Yargıtay’daki son savunmasının tam metnini sitemizde yayımladık.. Bu metinde yer alan şu tümcelere ne demeli ??

Eksikler, yanlışlar, karar tercihleri olabilir kuşkusuz..

Ama asıl sorumlular AKP- – ABD – Cemaat şeytan 3’lüsü dururken birbirini acımasızca ve ölçüsüzce suçlamak çok akılcı mıdır ve kime – neye hizmet eder??

İlker Paşa boş durmuyor, kitaplar yazıyor.. Belgelerini koyuyor..
O da ardılı Işık Koşaner Paşa gibi istifa etseydi daha mı iyi yapmış olurdu?
27. Genekurmay Başkanı Koşaner ve ekibi Kuvvet Komutanları “birlikte” istifa ettiler de
ne oldu? AKP – RTE zerrece etkilendi mi? Tersine, TSK üst kadrosunu biçimlendirme kolaylığı ve hızı elde ettiler. 27. Genekurmay Başkanı Koşaner ve ekibi Kuvvet Komutanları, Silivri mahkemelerinin kapısında tanıklıkları reddedilerek aşağılandıkları ile kaldılar.
(Özel yetkili Silivri Mahkemesinin hukuk adına yüz kızartıcı davranışını elbette not ediyoruz.)

Not : Bu içerik Sayın Saygı Öztürk’ e-ileti olarak gönderilmiştir.

Sevgi ve saygı ile.
09.10.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Hüsnü Mahalli : ​Haydi Bismillah

​Haydi Bismillah

Hüsnü Mahalli

Hüsnü Mahalli
hmahalli@hotmail.com
YURT, 07 Ekim 2015

Rusya’nın Suriye’ye uçak göndermesine kızanlara bakın :
Türkiye, Ürdün, Suudi Arabistan, Katar ve diğer Körfez ülkeleri…
Hepsinde Amerikan üsleri var.
Bu üslerde on binlerce Amerikan askeri, yüzlerce savaş uçağı, deniz filoları ve bilmedik bir sürü karanlık merkezler.
En taze örnek İncirlik’in yanı sıra Diyarbakır, Malatya ve Batman askeri havaalanlarının
ABD uçaklarına açılması.
CIA’yı anlatmaya gerek yok, perde arkasından çok şeyi idare eder.

Hüsnü Mahalli: Herkes hava saldırılarından sonra kara operasyonlarını bekliyor

Örneğin dört buçuk yıldır Suriye’de savaşan ruh hastası yerli ve yabancı katil sürülerini.
Örneğin ‘Alevi ve Şiileri öldürün’ fetvasını veren binlerce din adamını ve onların arkasında duran siyasal iktidarları.
Açıklanmış resmi bir sayı olmamakla birlikte bu ruh hastası katiller geçen süre içinde
en az 50-60 bin Suriye askerini öldürdü.
Bu ruh hastaları geçen süre içinde Alevi ve Şii bölgeleri hedef alarak en az o kadar insanı öldürdüler.
Esad yönetimi mezhep düşmanlığını kışkırtmasın diye bunlardan söz etmiyor.
Ama Sünni’si, Alevi’si, Dürzi’si, Hıristiyanı, Kürdü, Arabı ve tüm kesimleri ile Suriye halkı
bu gerçeği biliyor. Tıpkı AKP yönetiminde Ankara’nın her şeyin baş sorumlusu olduğunu bildikleri gibi.
Herkes ‘Putin’in Erdoğan’a gereken yanıtı vereceğine’ inanıyor ve bundan dolayı
insanların morali hızla yükseliyor.
Herkes hava saldırılarından sonra kara operasyonlarını bekliyor.
Operasyonlar ağırlıklı olarak Türkiye sınırına yakın bölgelerde cereyan edecek.
Çünkü Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, Ürdün ve CIA destekli tüm terör örgütleri bu bölgelerde barınıyor. IŞİD, Nusra ve aynı ideolojiyi paylaşan 10 kadar örgüt.
Bu bölgelerde 30 bin kadar adamlara var.
Bunlar içinde 5 bin kadar Türkmen ve bunun iki katı Çeçen, Kafkas kökenli, Orta Asya ve Uygur Türkü var.
Putin ‘Bunlar bana gelmeden ben onlara gider temizlerim.’ demişti.
Yakın da Çin de bu işin içine girecek.

Bağdat’ta kurulan ‘Ortak Operasyon Merkezi’nde ise Rus, Iraklı, Suriyeli ve İranlı subaylar beraber çalışıyor. IŞİD’e karşı ortak mücadelenin planlarını yapan bu subaylar olası operasyonların da alt yapısını hazırlıyorlar. Arap medyasına göre Lübnan Hizbullahı da bu işin içinde.
ÖzetleArap Baharı‘dan bu yana ilk kez rüzgar Suriye ve Irak’ta ters esmeye başladı.
Putin’in Sibirya soğuğu Körfez’in o ilkel, çağ dışı, bağnaz ve rezil kral, emir ve şeyhlerini
tir tir titretiyor.

Erdoğan ne yapar işte orası karışık.

Suriye’nin kuzeyinde uçuşa yasak bölge, tampon bölge ve son olarak güvenli bölge olmadı.
Putin ‘ Ilımlı ılımsız dinlemem tüm teröristleri yok edeceğim’ diyor.
ABD ve Batılı ülkeler dandik açıklamalarla idare ediyorlar.
Hepsi AKP yönetiminde Ankara’dan hoşlanmıyor .
Hepsi AKP yönetiminde Ankara’nın Suriye’de ne yaptığını biliyor.
Hepsi AKP yönetiminde Ankara’nın bilerek ve planlı olarak yüz binlerce Suriyeli mülteciyi botlara bindirip Yunan adalarına gönderdiğini izliyor.
Hepsi de AKP yönetiminde Ankara’nın on binlerce katilin Türkiye üzerinden Suriye’ye geçişine izin verdiğini hatırlıyor.
Ve şimdi hepsi bu katillerin sıkıştıklarında tekrar Türkiye’ye kaçacaklarını biliyor.
Başka da çareleri yok. Ya ölecekler ya da Türkiye’ye kaçıp geldikleri ülkelere
geri dönmeye çalışacaklar.
İşte temel soru bu : Böyle bir durumda AKP yönetiminde Ankara ne yapacak?
Gerginlik devam ederse, asla geri adım atmayacağı belli olan Rusya ile savaşa tutuşacak mı?
Putin ‘Teröristlere gelişmiş silah verenleri vururum’ dediğine göre,
AKP yönetiminde Ankara dostu grupların yok oluşunu mu seyredecek?
Ya da kaçmaktan başka çareleri olmayan teröristlere kapılarını açarak onları sonraki savaşlar için mi barındıracak.
Bu ve benzeri soruları çoğaltabiliriz.

Alevi Esad’ı deviremeyenler şimdi de ‘Haydi Bismillah’ deyip Komünist Putin’in peşine düştü.
Mehter takımı seçim mitinglerinde hazır.
Neresinden bakarsanız bakın AKP yönetiminde Ankara’nın başı büyük belada.
Ateş çemberi giderek daralıyor.
Rüzgar eken AKP, Rus uçağının navigasyon cihazını bozdu ama doğal gaz vanası hala çalışıyor.

============================

Dostlar,

Suriye kökenli araştırmacı gazeteci – yazar Sn. Hünü Mahalli, Suriye gerçeğini çarpıcı biçimde özetlemekte. AKP – RTE, yüz kızartıcı Suriye politikası ile ülkemizi büyük sorunların içine sürükledi. Tam bir tıkanmışlık ve çaresizlik içinde AKP – RTE..

Her şeye karşın gene de 1 Kasım seçimine günler kala, her türlü rasyonelden uzak bir dış politika çılgınlığı beklenir bu yönetimden. Örn. birkaç Rus uçağıını düşürme ya da “düşürdük” sansasyonu ile seçmenin ulusalcı duygularını yönlendirme..

Hep yazdık, bu kritik süreçte CHP – MHP çoook dikkatli olmalı ve AKP hükümetinden bilgilenme istemelidir. Ne yazık ki böylesi bir dönemde TBMM kapaşıdır!

Ne yazık ki böylesi zor bir dönemde ülkemizin yurtsever komutanları, aydınları, gazetecileri
3 gündür sabahtan akşama Yargıtay’da Poyrazköy kumpas davasında savunma vermekteler.
Kumpası FG Terör Örgütü, ABD-Siyonizm ile birlikte kurgulayanlar  ise serbest ve ülke yönetiminde..

TSK’ya olağanüstü kritik görev ve sorumluluk düşmekte.. AKP iktidarının ve Başkomutan RTE’nin ulsal çıkarlarımızla, reel politikle bağdaşmayan talimatlarını yerine getirmemeliler. Gerektiğinde bu baskıları ve hykuk dışı emirleri kamuoyu ile paylaşmalılar..

Dün de yazdık, Necdet Öztorun paşayı örnek verdik..
Türkiye binlerce yıllık deneyimi ve geleneği olan bir ülke.
Bu sorumsuz ve kifayetsiz muhteris kadroların elinden de kurtulmasını bilecektir 1 Kasım’da..
Bunca ufuksuz, sorumsuz ve ağır faturalı bir güdümlü siyasetin elbette hesabı sorulmalıdır.

Lütfen okur musunuz ?
AKP – RTE’nin YÜZ KIZARTICI SURİYE POLİTİKASI ve GELİNEN YER
(http://ahmetsaltik.net/2015/08/01/akp-rtenin-yuz-kizartici-suriye-politkasi-ve-gelinen-yer/)

Sevgi ve saygı ile.
07 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Ekonomik Büyüme Dolara Yenildi!


Ekonomik Büyüme Dolara Yenildi!


Dr. Ahmet SALTIK

www.ahmetsaltik.net 
profsaltik@gmail.com

Türkiye ekonomisi yılın 2. çeyreğinde %3.8 büyüdü. Büyüme tüketim, kamu harcamaları ve yatırımlardaki artıştan sağlandı. Ancak Dolar bazında (AS: temelinde) ulusal gelir %10.7 azaldı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) dün yayımladığı verilere göre Türkiye ekonomisi 2015’in 2. çeyreğinde %3.8 büyüdü.

ÜLKE EKONOMİSİ DOLAR OLARAK ERİDİ

Türkiye ekonomisi, Türk lirası olarak sabit fiyatlarla %3.8 büyüse de Dünya sıralamasındaki
yerine etki eden Dolar temelli Ulusal gelir 2. çeyrekte %10.7 gibi çok yüksek bir oranda azaldı.
Yani ekonomi Dolar ölçeğinde daraldı. Ulusal gelir Dolar olarak ilk çeyrekte %2.7 daralmıştı.
Buna göre yılın ilk 6 ayında Dolar olarak gerileme %6.9 olarak gerçekleşti. 2015’in ilk 6 ayında ulusal gelir 361.4 milyar Dolarda kaldı!

KİŞİ BAŞINA YILIK GELİR GENE 10 BİN DOLARIN ALTINDA! 

Türk lirası olarak Ulusal gelir son altı ayda 926 milyar Dolara ulaştı. Ocak-Haziran döneminde ekonomi %3.1 büyüdü. TÜİK’in açıkladığı verilere göre GSYH 2014’te 1.7 trilyon TL’ye erişti.
Dolar olarak ulusal gelir de 2013’e göre %2.9 azalarak 799 milyar Dolarda kaldı. Kişi başına gelir 2014’te cari fiyatlarla 22.7 bin TL, ABD Doları olarak 10 390 $ hesaplandı.

2014’te 10 bin Doların üzerinde kalan ulusal gelir, kurdaki hızlı yükselişle bu yıl 10 bin Doların altına düşecek. Son 4 çeyreklik Dolar ölçekli ulusal gelir rakamını ele aldığımızda 772.4 milyar ediyor. Nüfus artışı sabit kalsa bile -ki 1 milyondan çok artacak!- kişi başına düşen gelir 9 940 dolara gerilemiş durumda.

Temmuz 2015’te sanayi üretiminde durgunlukartan enflasyon ve Dolardaki hızlı değerleniş dikkate alındığında 3. çeyrekte büyüme verilerinin umut verici olmayacağı söylenebilir

%6.3 CARİ AÇIK VERDİK

Ekonomi 2. çeyrekte %3.8 büyümeye karşılık ulusal gelirin %6.3’ü oranında cari açık verdi.
İlk 6 ayda 361.4 milyar Dolarlık ulusal gelirle 22.2 milyar Dolarlık cari açık %6.1 gibi
çok yüksek.

2015’te BÜYÜME %4’ün ALTINDA KALACAK

Büyüme verilerine ilişkin açıklama yapan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, siyasal belirsizlikler ve olumsuz dış konjonktür nedeniyle büyümenin Orta Vadeli Programda (OVP) öngörülen % 4’ün altında kalmasının olası olduğunu belirtti.

Trakya Üniversitesi Öğretim Üyesi (İktisat) Prof. Dr. Sadi Uzunoğlu;

Büyüme iç tüketime dayalı, istihdam yaratmıyor ve cari açık oluşturuyor! 

“Seçim öncesi dönem olduğu için kamunun harcamalarındaki artış dikkat çekici…
Fakat ihracat iyi değil. Demek ki Türkiye ekonomisi yılın 2. çeyreğinde iç talebe dayalı olarak büyüdü. Zaten bunun sonucunu cari açıkta gördük… Tarımda üretim arttığı halde
bunun gıda enflasyonuna düşüş olarak yansımaması, maliyet katılığı var demektir
.”
(http://www.aydinlikgazete.com/ekonomi/ekonomik-buyume-dolara-yenik-dustu-h76465.html)

*****

Ülke serveti hızla erimekte..

Geçtiğimiz yıl ilk 6 ay sonunda ulusal gelir 385 milyar $ idi. 2015’in ilk 6 ayında ise
361.4 milyar Dolar’da kaldı. Azalma 23,6 milyar $ ve geçen yılın aynı dönemine göre

(385 – 61,4) / 385 = % 6,1 düzeyinde..

6 aylık nüfus artış hızı da yaklaşık % 0,65 olarak dikkate alınırsa, toplam “küçülme” % 6,75’e ulaşıyor. Bu, apaçık %6,75 oranında yoksullaşma demektir (TÜİK %6,9 veriyor). Gelir dağılımının daha da bozulması (Gini katsayısının büyümesi, 0,5’e yaklaşması!), yoksulun daha yoksul, varsılın daha varsıl olması, emek ücretlerinde gerileme, işsizlikte artma, kamu harcamalarında -başta SGK- daralma… sömürünün en yabanıl (vahşi) biçimde sürdürülmesi demektir. Ve bunlar ekonominin denetlenemeyen dışsallıklarından değil; içerideki kötü yönetimden, yükselen kurlar,üretim yetersizliğibüyük yolsuzluklar ve kaynakların
verimli kullanılamayışı.. kökenlidir.

3 Kasım 2002 seçimlerinde iktidar olan AKP – RTE, 1 Doları 1,58 TL’den devraldı.
Toplam ülke borcu 221 milyar $ idi. 12 Eylül 2015 günü Türkiye’nin borcu 600 milyar $’ı aşarak 13 yıl öncesinin 3 katına erişmiştir. Dolar kuru ise 1,58 TL’den kalkarak 3 TL’yi aşmıştır ve
2 katına koşmaktadır. AKP – RTE, Dolar kurunun 2’ye varan katlanma hızından daha hızlı olmak üzere ülkeyi borçlandırmıştır. Ulusal gelir son birkaç yıldır inişe geçmiş, yeniden
800 milyar Doların altına çekilmiştir. Nüfus ise %1,33 (binde 13,3) dolayında bir hızla
her yıl yaklaşık 1 milyon net olarak büyümektedir. (2 milyonu aşan Suriyeliler dışında!)

İyimser hesapla 2015’in 2. yarısında ekonomi kararlı (stabil) giderse, daha çok bozulma olmazsa
-ki bu olanaksız görünüyor, 1 Temmuzdan bu yana Dolar ve € %10’u aşan değer kazandı ve
bu eğilim sürüyor, ülke seçime gidiyor ve ciddi bir terörle savaş harcaması var- 
2015 sonunda Ulusal gelir, en iyimser hesapla 361,4 x 2 = 722.8 milyar $ olabilecektir. Nüfus ise 1 milyon artışla (2014 içinde 1 milyon 29 bin artış olmuştu) 78,7 milyona erişecektir.

722,8 milyar $ / 78,7 milyon = 9 184 Dolar / kişi / yıl (pc / pa) gelir demektir ki, 2008’de aşılan
10 bin $ eşiğinin yeniden gerisine düşülmüş olacaktır. 2008’de kişi başına 10 438 olan ulusal gelir, 6 yıl sonra 2014’te 10 404 dolara gerilemiştir! Dünya ortalamasının altına düşüyoruz..

Bu verilerle 2015 – 17 Dönemi OVP (Orta Vadeli Plan) beklentileri suya düşmüştür. Hele 2023’te Dünyanın 10. büyük ekonomisi olma ve 25 bin $ gelir kişi/yıl masalı,
başından beri masal olmakla birlikte, iyice buharlaşmıştır. Bu ekonominin dümeninde
İktisat okuduğu söylenen bir Başbakan vardır. İlgili Ekonomiden sorumlu Başbakan yardımcısı 13 yıldır görevindedir ve ODTÜ İşletme bitirenidir (mezunudur). Bu ne perişanlıktır??

2002 sonunda AKP – RTE iktidar olduğunda 230 milyar $ olan toplam ulusal gelir (3492 $ kişi başına / yıl), 13 yıllık tek başına AKP-RTE iktidarında 2015 sonunda 723 milyar Dolara ancak erişecektir ?! Bu, yaklaşık olarak 230 / 722,8 = 3,18 kat büyümedir ancak 400 milyar Doları aşkın bir bölümü, toplam ülke borcuna eklenmiştir. Toplam borç yerinde sayarak -ya da azaltılarak!?- gerçekleştirilen net bir ekonomik başarım (performans) değildir.

13 yılda 400 milyar doları aşan bir borçlanmaya karşılık –ki 1923’ten 2003’e dek 80 yıllık
Cumhuriyet döneminin toplam borcu 221 milyar
Dolardır; hatta 1923-38 Atatürk döneminde
ülke borçlandırılmamıştır
IMF’ye olan 23,5 milyar Dolar borcun tasfiyesi insafsızca
seçim propagandasına alet edilmiştir. Yaygın Halk kitleleri bu soyut (ya da artık somut!) rakamlardan habersiz olabilir ama;

– yaşam düzeylerindeki gerilemenin (gönenç-refah yitiği),
– kişisel borçlarının – icra dosyalarının,
– geçim darlığının – kredi kartları felaketinin
– yaşam pahalılığının (enflasyonun)
– açık ve gizli işsizliğin
– düşük ücretlerin, komik asgari ücretin (2015’in 2. yarısında 1000 TL, 12.9.2015’te 333 $!)
– Sağlık, eğitim, kira, gıda ve ulaşım giderlerinin artan yükü
– Azalan turizm ve dışsatşım (ihracat) gelirleri
– AKP – RTE’nin israflarının (Maliye Bakanı’nın lüks makam aracı alımına “çerez parası” demesi; Kaçak Saray’a giden milyarlarca Dolar ve 12. CB RTE’nin Başbakan’a ek dev örtülü ödeneği, CB’lığı ve Başbakanık bütçesinin hızla artan giderleri ve ek ödenek çıkarılması..)

Bu arada Maliye Bakanı Mr. Mehmet Simsek‘in bile “çifte açık” uyarısı! yaptı.. Hem cari açık
hem bütçe açığı!
 (AS : Biz ekleyelim; 3. açık dış ticaret açığı!) Enflasyonun 2 basamaklı olabileceğini belirtti.. Orta Vadeli Planı güncelleyeceklerini söyledi.. ve ekledi (http://www.haberturk.com /ekonomi/ekonomi /haber/1126294-simsek-onumuzdeki-en-onemli-risk-uzun-donemli-siyasi-belirsizlik)

– … “2000-2007 arasında gelişmekte olan ülkelerin büyümesi ile bu ülkeler, gelişmiş ülkelerle
36 yılda arayı kapatıyorlardı. Şimdi gelişmekte olan ülkeler için 2014 büyümesini temel alırsak
arayı kapatmak 125 yıl gerekecek! …”

Nerede kaldı 2023’te 10. büyük ekonomi olmak?? Halka utanmadan yalan söylemek,
AKP’nin siyaset ahlakında yeri olan bir davranış mı?
*****
Bunlar, pek çok iktidarı silip – süpürecek ağır makro ekonomik verilerdir.
Türkiye’de “hiçbir şey” olmasa bile, bu ekonomik yıkım halkı sokaklara dökecek ve
AKP – RTE iktidarını silip süpürecektir. Ekonomide onarım ise uzun yıllar alabilecektir.
1 Kasım 2015 seçimi sonrası iktidar olacaklar, kucağında belki PKK’nın kahpe mayınlarını değil ama iç talanın ve neo-liberal politikaların hilkat garibesi devasa bir “ekonomik mayın” bulacaklardır..

Vah halkım vah… 13 yıldır AKP – RTE’ye kaç seçim kazandırdın cömertce??..
Şimdi öde bakalım ağır bedelini.. En azından, 20 Temmuz 2015 Akçakale IŞİD (?) kırımından sonra ödemeye başladığın kanlı faturaya ek bir de aşın – ekmeğin çalınıyor sofrandan ve yoksulluğa / sadakaya mahkum ediliyorsun..

Bunları görmen ve 1 Kasım’da AKP – RTE’yi artık iktidardan indirmen gerek..

Daha çok dayanabilir misin, yastık altında, çıkında, bankada, zulada, eş-dostta….
kaldı mı yedek akçelerin bir yerlerde ??

Sevgi ve saygı ile
13.09.2015, Datça

TSK’dan önemli açıklama ve Çağrışımları..

TSK’dan önemli açıklama
ve çağrışımları..

GENELKURMAY Başkanlığı, son 24 saat içinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 4 ayrı noktada karayolunun PKK’lı teröristler tarafından kesildiğini, 1’i korucu 2 kişinin öldürüldüğünü, 1’i otobüs
4 aracın yakıldığını, 1 korucunun kaçırıldığını, 6 bin 400 kase yoğurdun gasp edildiğini bildirdi.

Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
(http://www.tsk.tr/4_olaylar/4_2_onemli_yurtici_olaylar/onemliyurticiolaylar.html, 18.8.15)

ERZURUM’da 1 KORUCU ŞEHİT, 1 ŞOFÖR ÖLÜ

* Erzurum Şenkaya’da 17 Ağustos 2015’te saat 09.00’da bir grup terörist, Erzurum-Ardahan karayolunu keserek, bir yolcu otobüsünü yakmıştır. Durdurulmaya çalışılan minibüslerden birinin kaçma girişiminde bulunması üzerine ateş açılmış ve minibüs şoförü vefat etmiştir. Aynı gün saat 15.40 sıralarında keşif amacıyla bölgede bulunan unsurlara saldırı düzenlenmiş, bir Geçici Köy Korucusu şehit olmuştur.

HİZAN’DA 1 ONBAŞI YARALI

* Bitlis’in Hizan İlçe merkezinde, İlçe Jandarma Komutanlığı ve İlçe Emniyet Müdürlüğüne saat 18.30’da uzun namlulu silahlar ile saldırıda bulunulmuştur. Unsurlarımız tarafından anında karşılık verilmiştir. Saldırı sonucunda bir Jandarma Uzman Onbaşı yaralanmıştır.

Bitlis’in Tatvan İlçesi’nde saat 23.15’te bir grup terörist tarafınan Tatvan Jandarma
Özel Harekât Tabur Komutanlığı Nizamiyesine yaklaşan plakası belirsiz bir araçtan
5-6 el ateş edilerek silahlı saldırıda bulunulmuştur.

KÖY KORUCUSU KAÇIRILDI

* Van’ın Çatak İlçesi’nde saat 17.30’da bir grup terörist tarafından, Övecek Mahallesinde, Siirt-Çatak karayolu trafiğe kapatılmış, durdurulan bir Geçici Köy Korucusu,
kullandığı minibüs ile kaçırılmıştır. Kaçırılan Geçici Köy Korucusu, aynı gün saat 20.00 sıralarında ailesini cep telefonundan arayarak, Bölücü Terör Örgütü mensuplarının kendisini Dalbastı Mahallesinde serbest bıraktığını ve 18 Ağustos 2015 günü eve geleceğini söylemiştir.

TUNCELİ’DE 3 ARAÇ YAKILDI

* Tunceli’nin Ovacık İlçesi’nde bölücü terör örgütü mensubu bir grup terörist tarafından, saat 15.30 sıralarında Tunceli-Ovacık karayolu kesilmiş, propaganda ve kimlik denetimi
yapılarak trafik akışı belli bir süre engellenmiş ve 3 araç yakılmıştır. Ardından karayolu saat 19.40 sıralarında trafiğe açılmıştır.

* Şırnak’ın Beytüşşebap İlçesi’nde 2’si kadın 5 terörist tarafından saat 15.00’da karayolu Hisarkapı bölgesinde, kesilmiş bir vatandaşa ait araç durdurularak, araçta bulunan 6 bin 400 kase yoğurt gasp edilmiştir.

====================================

Dostlar,

Şimdi bu eylemlere ne ad vermek gerek ?

Doğu – Güneydoğuda yaşayan çoğunluğu oluşturan Kürt nüfusa bölgesel özerklik istemi böyle mi sağlanır? Koskoca bir devlet çapul eylemleri ile ikna edilip masaya oturtulabilir mi? Bu eylemleri PKK hemen reddedebilir mi, yoksa örtük ve kendince denetimli (kontrollü) terör ile sonuç alabileceğini mi ummaktadır?

Örgüt yöneticileri, örgüt bu eylemlere yönlendiriliyorlar ise durup efendilerinin
ne amaçladığını bir kez daha düşünmelidirler.

Örgüt militanları, komutanlarınca bu eylemlere yönlendiriliyorlar ise,
onlar da bir kez daha durup, efendilerinin ne amaçladığını bir kez daha düşünmelidirler.

Bu yolun çıkmaz sokak olduğunu, kendi tabanlarında bile geçici güç gösterisi,
balon gibi sönümlenmeye mahkum anlık psikolojik üstünlük sağlama ötesi katkı vermeyeceğini görmeliler.. Halkın katında da çapul eylemi – eşkıyalıktan öte değildir..

Yok PKK ve uzantıları yapmıyor ise kim yapıyor? Türkiye’de başkaca bu bağlamda
eylem yapacak örgüt biz bilmiyoruz.. PKK ya bu çapul eylemlerini reddetmeli ya da yakalanmaları, engellenmeleri için güvenlik güçlerine destek vermelidir.
(Bu eyleminin onu meşrulaştırmayacağı olgusunu belirtmeye sanırız gerek yoktur..)

Hele işe “insan öldürme” eklenirse tablonun rengi büsbütün değişir. Çünkü can yitiğinin telafisi yoktur ve acımasız bir sarmala bürüyebilir “tarafları”. (PKK, uluslararası hukuk terimiyle “Devletle denk çarpışan taraf” anlamına gelmemek üzere!)

Dikkat buyurulursa, son 2 paragrafın sonuna ayraç içinde çekince – rezervasyon tümceleri koyduk. Konu gerek ulusal hukukta gerekse uluslararası hukukta ve özel olarak da insan hakları hukukunda nazik boyutlar taşımaktadır. Uluorta kalem sallamaktan kaçınmak ve teknik anlam taşıyan terimleri alan bilgisine dayalı olarak özen ve sorumlulukla kullanmak gerekir.

Şu son örnek de tipik :

“Bitlis’in Tatvan İlçesi’nde saat 23.15’te bir grup terörist tarafınan Tatvan Jandarma
Özel Harekât Tabur Komutanlığı Nizamiyesine yaklaşan plakası belirsiz bir araçtan
5-6 el ateş edilerek silahlı saldırıda bulunulmuştur.”

Koskoca bir jandarma “özel harekat” taburunun nizamiye kapısına dek gelerek,
öncü gözcüleri aşarak?– ateş etmek ve askeri yaralamak.. hangi akla hizmettir?
Arı kovanına çomak sokmak mıdır? Bir aydınlatma fişeği ardından veya termal kameralı görüş ile karşı ateş açarak araç içindekilerin imhası birkaç dakikalık iştir (makinalı ile tarama, tanksavar, el bombası…)

TSK tahrik edilerek daha çok kan dökülmesi sağlanırsa, bu eylem Türkiye’yi nereye taşır?? Bu soru üzerinde düşünmek gerekir.. PKK, güvenlik güçlerini üzerine çekerek denetimli karmaşayı (kontrollü kaos) sürdürmek hatta tırmandırmak istemektedir. Kuşkusuz bu basit, 2 adımlık analizi yapmaktan Türkiye’nin Devlet aklı asla aciz değildir. Ancak yine de meydanı boş bırakmak ve örgütün güç propagandasına ve alan denetimine izin vermek hiç doğru olmaz.

Bu jandarma özel harekat taburu nizamiye karakolu saldırısında araç lastiklerine ateş edilerek saldırganların hareketsiz bırakılması, ardından gece görüşlü helikopter – İHA ile…. etkisizleştirilmesi, izlenerek yakalanıp adalete teslimi olanaklı iken neden böyle yapılmadığını hiç ama hiç anlayamadık!?

AKP – RTE hala frenlemekte midir TSK’yı??

Doğrusu jandarma özel harekat taburunun bu saldırıda teknik zafiyeti olacağını
hiç sanmıyoruz.Kaldı ki  telsiz haberleşmesi ile bölgede daha yetenekli askeri
güç olanaklarının (unsurlarının) devreye sokulması saniyeler içinde olanaklıdır.
Olayın üzerinden 17 saati aşkın zaman geçmiştir. Yeni bir açıklama ile bu saldırganların yakalandığını duymak istiyoruz.. (Ama TSK webinde şu dakikalarda, 18.8.2015, 17:32 yeni bilgi yok.. Genelkurmay Başkanlığı devir – teslim töreni gündemde..).

TSK ve öbür güvenlik güçleri şehit ve gazi vererek son derece önemli bir yurt savunması hizmeti vermektedirler. Acziyet görüntüsüne asla izin verilmemelidir.

Ancak Devlet, “her şeye karşın” mutlaka hukuk içinde kalmak zorundadır.

Bunu, tersinin yapıldığı gibi bir ima yüklemeden, vazgeçilmez önemi nedeniyle
döne döne vurguluyoruz.

Silah kullanma tekeli devlete, hukuk devletinin net ve kesin sınırları içinde verilmiştir. Savunma ve caydırma en başta gelen 2 ilkedir, gerekçedir. Ülkenin – insanımızın – güvenlik güçlerimizin can (ve mal) güvenliği söz konusu olduğunda;

– seçeneksiz (zorunlu),
– aşamalı (kademeli),
– ölçülü ve orantılı

olmak koşulları ile Devlet güçleri silah kullanabilir. Gerek iç hukukta gerekse
uluslararası hukukta yeterince ve açıklıkla düzenlenmiş normatif (pozitif) yasal kural vardır. Bu bağlamda sorun yoktur.

Bölücü maşa terör örgütü PKK‘ya muazzam çokuluslu dış desteğin kesilmesi
1. koşuldur. ABD – AB – İsrail – İngiltere – Almanya ne yazık ki, önde gelen “trajik” (stratejik?!) müttefikleridir Türkiye’nin! 1984’ten beri PKK’yı doğuran ve bugünlere getiren..

Ardından, yalıtılan ve dış lojistik desteği kırılan emperyalizmin taşeronu örgütün
iç kamuoyunda psikolojik olarak yalnızlaştırılması ve dışlanması gelmelidir.
Gerisi, klasik kolluk operasyonlarına indirgenir ki, sonuç almak çok uzamaz..

Tüm bunların başarılabilmesi için ise, “bölücü terörle kararlı mücadele yapacak hükümetler”, kalıcı (istikrarlı) bir siyasal irade gereklidir.

Türkiye’de zincirin en zayıf halkası budur. AKP-RTE, 2002 sonunda iktidar yapıldıklarında, bitmek üzere olan PKK ile mücadeleye devam etmek yerine “müzakereye” yönlendirildiler ve kendilerine biçilen bu misyonu akıl almaz biçimde /
ya da politik tercihleri gereği, BOP eşbaşkanlığı şemsiyesi altında üstlendiler!
Üstelik silah bırakmayan bir terör örgütü ile.. Dünyada örneği görülmedik biçimde
masaya oturdular!

*****

20 Temmuz 2015 günü mü (Suruç kıyımı!) AKP – RTE’nin kafasına saksı düştü?
Hayır!
HDP’nin (ve MHP’nin) yükselen oyları AKP’yi iktidardan edince, kaçak saray sakini
Bay RTE‘nin etekleri tutuştu. Kanlı karmaşa (kaos) planı yürürlüğe kondu ve
MHP – HDP’ye kaçan emanet oyların geri alınması hedeflendi.
Oyun bundan ibarettir.
Zoraki yinelenecek (erken seçim değil!) seçimde AKP 276’yı aşarsa,
kaldığı yerden “AÇILIM sürecine” devam edecektir.
Bu bir geçici parantezdir..
Köprüyü geçene dek ara vermedir.. (Nizamiyeye ateş açan araç neden yakalanmadı??)
Olan Mehmedimize, polisimize, korucumuza, masum ve yoksul halka olmaktadır!
Kanlı ve acı faturayı 18 bin TL bulamadığı için “paralı askerlik” (!?) yapamayan
yoksul aileler ödemektedir..

AKP – RTE, yaklaşık 5 yıldır sürdürdükleri PKK ile “müzakere” politikasını bırakmaları için yıllardır eleştirilmektedir. Cini şişeden çıkartan onlardır. Şimdi ise halkın oyları da
bu eleştiriler yönünde gerçekleşip iktidardan olunca, suret-i haktan görünmeye başladılar.
Takiyyedir!
Asla inanmamak gerekir.
Yinelenecek zoraki seçimde halkımız bu oyuna gelmemeli ve bugünkü musibetimizin – felaketimizin asıl sorumlusu AKP – RTE ikilisine hak ettiği dersi mutlaka vermelidir. Seçim sandığına gömülmelidirler ve hızla dağılarak (rant örgütü!) siyaset çöplüğüne atılmalıdırlar..

57 milyona yaklaşan Türk seçmenine düşen tarihsel misyon; Tayyip bey beğenmedi diye zorla yineleteceği Kasım 2015 seçiminde tam da budur!

RTE ve Başkanlık – Halife sultanlık takıntısı uğruna ateşe attığı güdümlü AKP’den kurtulmadıkça Türkiye’ye rahat ve huzur yoktur..

Hatta RTE’den kurtulmadıkça, AKP’nin artık yaşam şansı kalmamıştır.

AKP’nin aklı başında yöneticileri ve tabanı, artık taşınamaz duruma gelen bu safrayı,
narsistik kişilikli iflah olmaz RTE’yi– sırtlarından atmadıkça Türk siyaset sistemi içinde varlıklarını sürdürme olanağının kalmadığını, eminiz bizlerden daha yetkinlikle değerlendiriyorlardır.

Sevgi ve saygı ile.
18 Ağustos 2015, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yazının pdf biçimi : TSK’dan_onemli_aciklama_ve_cagrisimlari

Hüsnü Mahalli IŞİD’i yazdı : ‘Herkes Ankara’nın bütün karanlık ve pis işlerini biliyor’

Hüsnü Mahalli IŞİD’i yazdı :

Portresi

‘Herkes Ankara’nın bütün
karanlık ve pis işlerini biliyor’

Suriye ve Irak’ın bugünkü durumundan AKP yönetimindeki Türkiye sorumlu.
Kanıtları Erdoğan, Davutoğlu, Özel ve Fidan’ı dinleyenlerin kasalarında duruyor.
Yani herkes Ankara’nın bütün karanlık ve pis işlerini biliyor.

Yurt Gazetesi
http://www.yurtgazetesi.com.tr/dunya/herkes-ankara-nin-butun-karanlik-ve-pis-islerini-biliyor-h93578.html, 04.08.2015

'Herkes Ankara'nın bütün karanlık ve pis işlerini biliyor'

Bu ve sonraki bölümlerde okuyacağınız her şey radikal dinci terör örgütlerinin ve teröristlerin sayısı on binleri bulan sosyal medya hesaplarında, gazete, radyo ve onlara destek veren emperyalist, Siyonist ve gerici televizyonlarında yayınlanmıştır. Örneğin Mayıs 2011 sonlarına doğru Antakya’da kurulan Özgür Suriye Ordusu. Libya ve Tunus’tan taşınan 200 kadar ruh hastası ile beslenen bu çete 9 Haziran günü Cisr Elşuğur kasabasına saldırdı ve 120 memuru
feci şekilde öldürdü. Ölenlerin görüntüleri herkes tarafından paylaşılıyor ve Suriye halkı üzerinde korku ve terör estiriliyordu. Elcezire, Elarabiye, BBC, CNN ve benzeri yüzlerce kanal TV olarak değil birer CIA-Mossad operasyon merkezi olarak çalışıyordu.

Esad 3 ay içinde gidecekti

Onlara ve Ankara’daki stratejistlere göre Esad en geç üç ay içinde devrilecekti. Bunun için Antakya, Kilis, Gaziantep ve İstanbul’da sürekli toplantı yapılıyordu. Baş koordinatör ise ABD’nin eski Şam Büyükelçisi Robert Ford idi. Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Ürdün, Mısır, Tunus, İngiltere, Fransa, Almanya’nın istihbarat örgütleri onun emrindeydi. Esad direndikçe işleri karışıyordu. Bu arada canı sıkılan bir çete kurup ‘İslam adına’ cihat ilan ediyordu.
Bir ara bu çetelerin sayısı 1600’ü geçmişti. Ford ve işbirlikçileri için bu hem iyi hem kötüydü. Esad’a ne kadar zarar verilirse iyiydi ama durumu kontrol etmek de zorlaşıyordu.

Rusya ve Çin işi bozuyordu

Hep birlikte ‘işi büyütelim’ dediler ‘Suriye Dostları Grubu’nu kurdular. 100 ülkenin yer aldığı grup her alanda Suriye’ye çullanmaya başladı. BM, İslam Konferansı, Arap Birliği, AB, NATO ve aklınıza gelen tüm karanlık örgütler. Geriye bir tek BM Güvenlik Konseyi vardı ve orada Rusya ve Çin oyunu bozuyordu. Emperyal savaş bir türlü bu engeli aşamadı. Aşsaydı bugün Suriye diye bir ülke olmayacak ve tüm coğrafya orta çağın zifiri karanlığında boğulacaktı. Emperyal güçler ve yerel işbirlikçileri çok sinirleniyordu. Esad engelini aşmak için her yola
başvurmaya karar verdiler.

Ortak hedef: Suriye’yi yok edin

‘Allahu Ekber’ diye bağıran herkese destek vermeye başladılar. Onlardan istedikleri tek bir şey vardı:

Esad, yandaşı Alevi ve Şiiler ve onlarla dayanışma içinde olan
herkesi öldürün ve Suriye’yi yok edin.

Kin ve nefretin boyutu hiçbir yerde bu kadar yaşanmamıştır. Mezhepsel provokasyon ve kışkırtma hiçbir zaman bu kadar derinleştirilip yaygınlaştırılmamıştı. İslam adına Müslümanlar yok edilmeliydi. İhanet ve hıyanet aranır bir özellik olmuştu. Suudiler yeniden göreve çağrıldı. Suudi Arabistan, Katar ve Körfez ülkelerinin milyarları Suriye halkını ve ülkesini yok etmek için görev başındaydı. Milyarlarca dolar katillere ve onlara destek veren istihbarat örgütlerine ve o örgütlerin hükümetlerine ulaştırılıyordu. Ayrım yoktu. Önemli olan Alevi ve Şii düşmanı olmak, Alevi Esad, Hizbullah, İran ve Irak Şiilerine karşı savaşmaktı.

Batı ve İsrail ile kol kola

Hem de ‘Haçlı Batı’ ve ‘Yahudi İsrail’ ile birlikte. Hiç kimse onlara yani ‘Allah adına savaşanlara’: ‘İyi de 70 yıldır hep Müslüman öldürüyorsunuz ama din düşmanınız Yahudi İsrail’e dokunmuyorsunuz’ demiyordu, diyemiyordu. İsrail de bu jestleri karşılıksız bırakmıyordu. Teröristlere her alanda sınırsız destek veriyor ve yaralıları alıp hastanelerinde iyileştiriyordu. Aynı işi ‘Müslüman AKP’ yönetiminde Ankara da yapıyordu.

AKP yönetiminde Ankara’nın tüm teröristlere verdiği desteği anlatmak için
kitaplar bile yetmez.

Bu destek ve yardımlar her alanda, her yerde ve her düzeyde vardı. O sıralar AKP yönetimindeki Ankara, çeteler arasında ayrım yapmıyordu. Herkes baş tacı ediliyor ve Esad karşıtı cephenin içine çekiliyordu.

AKP’nin pis işleri biliniyor

Özetle bugün Suriye ve Irak’ın içindeki durumdan tek başına AKP yönetiminde
Türkiye sorumludur.

Bu sorumluluğun tüm belge ve kanıtları Gül, Erdoğan, Davutoğlu, Genel Kurmay Başkanı Özel ve MİT Müsteşarı Fidan’ı dinleyenlerin kasalarında bulunuyor.

Yani herkes AKP yönetiminde Ankara’nın kiminle neler yaptığını ve ne tür pis ve karanlık işlere bulaştığını biliyor.

Herkes Türkiye’yi sıkıştırmak için uygun zaman kolluyor.

AKP’nin ABD uçaklarına İncirlik ve öbür askeri havaalanlarını kullanma izni vermesi
belki de böyle bir hesabın sonucudur. Türkiye olmasaydı hiçbir emperyalist ülke ya da
kral, emir ve şeyh Suriye’ye bu ölçüde müdahale etme cesaretini bile göstermezdi.

Türkiye; emperyal ve işbirlikçi tüm güçlerin toplamı durumundaydı.
Ama bu da yetmedi. Emperyal ve gerici güçlerin ekstra bir güce gereksinimi vardı.
Suudilerin karanlık ideolojisi. Kaide. Adamlar serseri mayın gibi ortalıkta dolaşıyordu. Öldürmeye programlandıkları için emir bekliyorlardı. Emir vermek işin en kolay tarafı idi. Emirle birlikte milyarlarca dolar, her türlü silah ve destek ve koruma.

Daha fazla Alevi ve Şii öldürdükleri zaman ikramiye bile alıyorlardı.
Türkiye’de toplanıp kutlama bile yapıyorlardı.

TRT ve AA onların sözcülüğünü yapıyordu. Çetelerin askeri komutan ve siyasi liderlerini uluslararası ve bölgesel istihbarat örgütleri paylaşmıştı. Hepsi de yalancı, sahtekar, hırsız, dolandırıcı, ruhunu şeytana satmış hainlerdi. Hainin kime hizmet ettiği ya da ne amaçla güdüldüğü hiç önemli değil. Önemli olan emirleri en iyi şekilde yerine getirmesi ve hedeflere maksimum zarar vermesidir. Onlar da bu görevi en iyi şekilde yerine getiriyorlardı. Ama ortada yine de bir sorun vardı: Her istihbarat örgütü kendi adamlarını kolluyor ve bu örgütler
kendi aralarında ganimet kavgasına tutuşuyordu. Kavga başlıyor Esad ve Suriye halkı direndikçe düşmanlar daha da saldırganlaşıyordu. Daha çok kan onları provoke ediyordu.

AKP yönetiminde Ankara tüm olanaklarını seferber ederek en kısa zamanda sonuç almak istiyordu. Onun için kimin ne olduğu hiç önemli değildi. Her gün onlarca TIR Suriye’de savaşan terör gruplarına silah ve askeri malzeme taşıyordu. Terörist yaralıları taşımak için Suriye’ye sokulan ambulanslar bile bu iş için kullanılıyordu. Dünyanın dört bir yanından Türkiye’ye taşınan binlerce fanatik elini kolunu sallayarak Suriye’ye geçiyordu.
Müthiş bir örgütlenme ve organizasyon içinde gelenler 2012’nin başında kurulan
Nusra ve diğer gruplara katılıyordu.

Nusra’yı kuran Colani Bin Ladin’in ölümünden sonra Kaide lideri olan Mısır’lı Eymen Zavahiri’ye bağlı olduğunu söylüyordu. Zavahiri ise Bağdadi’ye ‘Sen de Irak işlerini yürüt’ diyordu. AKP yönetiminde Ankara için hiçbir şey fark etmiyordu. Onun için tek bir amaç vardı, o da: ‘hilafet ve saltanat’ hayallerini engelleyen Esad’ın ortadan kaldırılması. Irak ve Suriye kolu ile Kaide de Esad’tan nefret ettiğine göre birlikte savaşmanın sakıncası yoktu. Ankara öyle yaptı ve Kaide ya da Suudi ideolojine mensup olmasına bakmaksızın herkese yardım etti.
Bu yardım sayesinde ÖSO, Nusra ve daha sonra IŞİD adını alacak olan gruplar Türkiye’den yola çıkarak Suriye’nin sınırdaki köy, kasaba ve şehirlerini işgal ettiler. Tıpkı Rakka ya da Cerablus’ta olduğu gibi. Bu işgallerin planları Urfa, Kilis, Hatay ve Gaziantep’te yapıldı ve oradan yönetildi. Hep birlikte kardeşçe Suriye insanını öldürüyorlardı. İntihar saldırıları,
kafa kesmeler, toplu infazlar, canlı canlı gömmeler, yürek sökmeler ve daha neler neler.
En önemlisi bütün bunların görüntülerini tüm dünyaya göstermek. Hem de büyük haz alarak. Adamlar ruh hastası ve sapık. Görüntüleri gören sapıklar akın akın Suriye’ye gelmeye başladı.

Cinsel sapıklar

Bir de işin fantezisi vardı: Ağırlıklı olarak Tunus ve Faslı kızların heyecan verici Cihat Nikahı.

İmam nikahı ile yataktan yatağa dolaştırılıyorlardı.

İşin içine kızlar girince kavga başladı. Anlaşılan cennetteki huriler yetmiyordu. İlk kavga
Ekim 2013’te başladı. Bağdadi’nin adamları Colani ve müttefiklerinin Reyhanlı karşısında bulunan silah depolarına saldırdı ve her şeyi alıp götürdüler. Kaide’nin iki adamı artık düşman olmuştu. Irak Şam İslam Devleti’ni ilan eden Bağdadi; Colani’ye ‘bana biat et’ dedi.
Araplara göre Şam yalnızca Suriye’nin başkenti olarak bilinmez aynı zamanda Suriye, Lübnan, Ürdün ve Filistin demektir. Yani Bağdadi kendini buraların emiri ilan etmiş ve Mayıs 2014’te Kaide lideri Zavahiri’ye de ’emrimin altına gir’ demişti. Kavga giderek kızışıyor ve dışarıdan gelen radikaller cihatçıların büyük bölümü Bağdadi’yi tercih ediyordu. Bu kavgada on bin kişi birbirini boğazladı. Üstelik her iki taraf Sünni ve onlara destek veren ülke, istihbarat örgütü,
din adamı ve medya da Sünni idi. Bağdadi giderek uluslararası bir üne kavuşuyordu. Çünkü
hem Suriyeli Alevilere hem de Iraklı Şii’lere karşı savaşıyordu. Adamları ise çok daha gaddardı. Bölgesel ve uluslararası medya da O’nu çok daha kolay pazarlıyordu. Özellikle diğer gruplar karşısında üstünlük sağlamaya başladığında. Bağdadi’nin adamları Suriye’nin birçok yerinde Nusra ve müttefiklerini temizleyip her şeye el koyuyordu. Karşılıklı ölüm fetvaları havada uçuşuyordu. Her iki taraf ‘En hakiki Müslüman benim’ diyor ve bunu ayet ve hadislerle kanıtlamaya çalışıyordu. Oysa her iki tarafın gerçek dinle hiçbir ilişkisi yoktu. Her iki tarafa inanarak Suriye ve Irak’a gelen on binlerce dincinin durumu çok daha ilginçti. Arapça bilmeyen bu tiplerin ezici çoğunluğu kendilerini Arapça devam eden derin bir kavganın içinde buldular ve sorgusuz sualsiz öldürmeye devam ettiler. Kavga eden ‘ruhani liderleri’ ise petrol ve talan edilen tarihi eserleri Türkiye üzerinden pazarlıyordu. Adamlar paraya para demiyordu. Şii’lere ve İran’a karşı savaştıkları için Suudiler onları çok seviyordu. Suudiler çok sevince bölgedeki Sünni ülkeler ve aşiretler de çok seviyordu.

Merkez İstanbul

Örneğin Irak Cumhurbaşkanı eski yardımcısı Tarık Haşimi. Adam Iraklı bazı Sünni Aşiretler adına İstanbul’dan IŞİD ile koordinasyonu yürütüyordu. Ankara’da herkes O’nun çok içten dostuydu. Sünni aşiretlerin ağaları, Musul’u IŞİD’e teslim eden Vali Esil Nuceyfi ve kardeşi parlamento başkanı Usame Nuceyfi’nin AKP’de dostu çoktu. Herkes IŞİD için çalışıyordu.
O da bunu fırsat bilerek saldırı başlattı. 9 Haziran günü Irak’ın ikinci büyük şehri Musul’u
ele geçirdi. Hem de savaşmadan ve bir adam kaybetmeden. Çünkü Saddam’ın eski general ve askerleri ile iş tutan IŞİD bölgedeki Sünni aşiretleri de yanına çekebilmişti. Suudi Arabistan, Katar, Ürdün ve Türkiye ona yardım etmişti. ABD ve Batılı müttefikler Müslümanları birbirine kırdıracak ve bölgeyi daha da eğlenceli duruma getirecek bu ilginç gelişmelerden az da olsa mutlu olmuştu. Onlar her zaman karanlıktan hoşlanırlar.

Yarın: İSLAM DEVLETİ

===========================================

Dostlar,

Dehşet içinde okuyoruz Sayın Hüsnü Mahalli‘nin YURT Gazetesinde yazdıklarını..

IŞİD’in (sözde Irak – Şam İslam Devleti – Arapça DAEŞ – İngilizce ISIS) kanlı maşalığını, emperyalizmin insanlık suçlarını ve AKP – RTE’nin apaçık kanlı suç ortaklığını..

İnsanlığa karşı suç, insanlık suçu, savaş suçu, saldırı suçu… ne varsa Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargılama alanına giren ve İNSAN HAKLARI METİNLERİNDE yer alan..
Hepsi, hepsi gözü kara, çooook kanlı – vahşi ve kitlesel ölçekte, yüzbinlerce insanın yaşamına mal olan devasa ölçekte ayaklar altında..

Kitlesel bir Alevi – Şii kırımı..
Sanki Yezit’in – Muaviye’nin Kerbela’dan yaklaşık 1400 yıl sonra, 

üstelik bu kez

– Batı emperyalizmi,
– Vahhabi barbarlığı (S. Arabistan ve Katar)
– Yahudi siyonizmi (İsrail)
– Vee çoook acısı Türkiye’de Halifelik – Osmanlı rüyası gören AKP – RTE ile ittifak içinde..

Bu görülmemiş Alevi – Şii soykırımcısı şer Batı cephesinin karşısında ise Rusya – Çin ve İran var Suriye’nin, Suriyeli Alevilerin ve Irak’lı Şiilerin yanında.. Tek kurum da BM Güvenlik Konseyi.. Bereket orada kararlar oybirliği ile alınıyor ve “Sürekli 5’ler” (P5: ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, Çin) veto ederse BM Güvenlik Konseyi karar alamıyor.. Bu mekanizma da olmasa ABD – AB – İsrail herhalde Irak ve Saddam’a yaptıkları gibi sözde “Koalisyon güçleri” kurarak 21. yy. post modern Haçlı Seferleri (!) yapacaklar (Baba Bush ağzından kaçırmıştı da!) ve işini bitireceklerdi Suriye ve Esad’ın..

Şimdilerde konjonktür değişti, ABD – AB – İsrail Suriye’yi (ve Rusya – Çin – İran ittifakını) yenemeyeceğini anladı, kendi yarattığı ve alçakça kullandığı katil sürüsü IŞİD’i tasfiye peşinde. Dün AKP – RTE; ABD – AB – İsrail buyruğu ile IŞİD emrinde iken bugün karşıtı oldular!

Uydu dış politika tam da budur ve uygulayanları vezir ettiği görülmemiştir; rezil ettiği kesindir.

Sevgi ve saygı ile.
04 Ağustos 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com