RIZA TÜRMEN: Eski AİHM Yargıcı-Yürüyüş ve sonrası

Yürüyüş ve sonrası

RIZA TÜRMEN
Eski AİHM Yargıcı
Cumhuriyet, Olaylar ve Görüşler, 13.7.17

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü ve Maltepe Mitingi baskıya, tahakküme, haksızlıklara karşı bir demokrasi, adalet talebi. Mitinge ve yürüyüşe katılan halk kitlesinin büyüklüğü ve çeşitliliği, demokrasi ve adalet talebinin toplumda ne denli yaygın olduğunu gösteriyor. Adalet ve hukuk devleti demokrasiyle yakından ilişkili. Hukuk devleti demokrasinin omurgası. Hukuk devletinde iktidarın sınırlarını hukuk çizer. Hak ve özgürlükler hukukun koruması altında, devletin giremeyeceği bir alan oluşturur. Bu sınırlar aynı zamanda iktidarın meşruiyetini belirler.

Hukukun özü adalettir

Hukukun özü de, amacı da adalettir. Yargı iktidarın denetimi altına girmişse, hukuk araçsallaşmışsa, hukuk adalete değil, siyasal iktidara hizmet eder. Hukuk devleti ve onunla birlikte demokrasi ortadan kalkar. Onun yerine hukukun tek bir adama odaklandığı, otoriter-totaliter bir rejim gelir. Bugün Türkiye’de yaşanan budur.

  • Hukuk devleti çökmüş, demokrasi, insan hakları değersizleşmiştir.
  • OHAL başkanlık sistemiyle birleşince ortaya tüm gücün tek bir elde toplandığı,
    bu tek adamın aynı zamanda hukukun ne olduğuna karar verdiği,
    keyfi, otoriter- totaliter bir rejim çıkıyor.Şimdi sorun, böyle bir rejime karşı en etkili toplumsal mücadelenin nasıl gerçekleştirileceği.

Mücadelenin anahtarı halktır

Siyasetin alanı daraldıkça, Meclis’te siyaset yapma olanağı sınırlandıkça, siyaseti Meclis dışına, yeni bir kamusal alana taşımak kaçınılmaz oluyor. Bu kamusal alan, sivil toplumun var olduğu özerk bir kamusal alan. Bu yeni siyasal alanda siyasal partilerle sivil toplum birlikte var olmak zorundalar. 25 günlük Adalet Yürüyüşü gösterdi ki, demokrasi mücadelesinin anahtarı halktır. O nedenle bu mücadelenin uzun soluklu bir halk hareketine dönüşmesi, mücadelenin başarıya ulaşması bakımından büyük bir önem taşıyor.

  • Adalet Yürüyüşü’nü,
    Kılıçdaroğlu başlattı ve büyük bir azim ve yüreklilikle sonuna dek sürdürdü.

Bu bakımdan her türlü övgü ve saygıya layıktır. Ancak, yürüyüşe halk kitlelerinin katılımı olmasa cılız bir protesto hareketi olarak kalırdı. Yürüyüşe anlam veren halkın katılımı oldu. Dolayısıyla, bir halk hareketinin doğması ve demokrasi mücadelesini sahiplenmesi için gerekli potansiyel var.

  • Yeter ki, yürüyüşün dinamiğini yürüyüşten sonra da sürdürebilelim ve
    bu amaçla bir araya gelip örgütlenelim.
    Halk, bir ortak yarar çevresinde birleştiği ve ortak bir talep ileri sürdüğü ölçüde bir insan kalabalığından ayrılır. Halkın ortak eylem yapan, ortak talebi olan bir siyasal özne olarak üretilmesi kendi uygulamalarıyla olur.

Böyle bir halk, değişimi gerçekleştirecek olanın kendisi olduğunu gören, siyasetin seyircisi değil oyuncusu olmak isteyen aktif yurttaşlardan oluşur.

Halk hareketinin oluşmasında, mevcut otoriter düzeni reddeden siyasal partiler ve sivil toplum örgütlerinin birlikte hareket etmesi önemli. Bu ortaklık, bir zincirin halkalarının eşit bir biçimde birbirine eklenmesi gibi yatay bir ortaklık olmalı. Zincirin halkaları arasında hiyerarşik bir ilişki bulunmamalı. Bir lider çevresinde örgütlenmiş bir hareket niteliği taşımamalı. Siyasal partilerle sivil toplum örgütlerinin hedefleri elbette aynı olamaz. Siyasal partiler, iktidara gelmeyi hedefler. Sivil toplum örgütlerinin iktidar hedefi olamaz. Günümüz Türkiye’sinde sivil toplumun hedefi iktidarı ele geçirmek değil, iktidarın tahakkümüne boyun eğmemek, onu eleştirmek, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygının geçerli olduğu bir Türkiye’nin kurulmasına katkıda bulunmak.

Ortak hareket etmek için, siyasal partilerle sivil toplum örgütlerinin ya da sivil toplum örgütlerinin kendi aralarında aynı ideolojik yapıya sahip olmaları gerekmez.
Önemli olan tek bir hedef, demokrasi hedefi üzerinde birleşmek.

Söz konusu olan farklılıkların birleştirilmesi. Bir ilişkiler ağı içinde, özgürce tartışarak, birbirini etkileyerek ortak bir mücadele yürütmek. Şunu bilmek gerekir ki;

  • Herkes kendi mücadelesini yürütürse mücadeleler parçalanmış olarak kalırsa,
    mevcut hegemonik düzenin değiştirilmesi, demokrasinin inşası gerçekleşemez.

Birliğin somuta dönüşmesi

Referandumda, yürüyüşte, Maltepe Adalet Mitingi’nde halkla siyasal partiler arasında bir kaynaşma doğdu. Şimdi bu beraberliğin somuta dönüşmesi, kurumsallaşması gerekir. Bu amaçla, mevcut hegemonik düzeni reddeden siyasal partiler ve sivil toplum örgütlerinin katıldığı bir kurultayın toplanması yararlı olabilir. Bu kurultayda ortaklar arasında nasıl bir bağlantı kurulacağına karar verilir. Siyasal parti ve sivil toplum temsilcilerinden oluşan bir yürütme kurulu oluşturulabilir. Bu kurul ortak çalışma stratejisini belirler. Örneğin demokrasi ve insan haklarının önündeki en önemli engellerden biri OHAL KHK’leri.

  • Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne açıkça aykırı olan bu KHK’lerle
    yüz binlerce insan mağdur edildi
    .

O zaman OHAL’in kalkması için nasıl bir kampanya yürütmeliyiz? Kurulda bu ve buna benzer birçok konu tartışılabilir. Böyle bir ortaklık projesi benimsendiği takdirde, sadece mücadele yöntemleri değil, demokrasiyi inşa edecek ortak projeler üzerinde de çalışılabilir. Örneğin yeni bir anayasanın dayanacağı temel ilkeler üzerinde ortak bir çalışma yapılabilir.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü bir dönüm noktası oldu.
Bir toplumsal diriliş yarattı.
Bu diriliş, demokrasi mücadelesinin başarıya ulaşmasında en önemli etken.
Şimdi bu diriliş rüzgârını arkamıza alarak, ortak bir amaç, ortak bir heyecan,
ortak bir çaba çevresinde birleşmeliyiz.
=========================================
Dostlar,

Şu dizeleri 4 gün önce biz yazdık :

“… Bu “örgüt arayan” milyonları istim üstünde tutarak seçme taşımak üzere bir
TEMSİL HEYETİ oluşturulmalıdır. İllerde yapılanma sağlanmalı, YEREL KONGRE İKTİDARLARI tohumlanmalıdır. Buralarda üretilecek politikalar Merkezde Temsil Heyetince olgunlaştırılarak kamuoyuna sunulmalıdır. AKP saçmalamaya başlamıştır…” (Lütfen tıklayınız : http://ahmetsaltik.net/2017/07/10/orgutlu-halkin-onunde-durulmaz/)

Sayın Türmen, engin birikimi ve AİHM’nde Uluslararası Yargıç olmanın sağladığı deneyim ile Türkiye gerçeğini ve fotoğrafını çok net ve isabetli biçimde koymuş sağolsun.

Yakın çözümlere varıyoruz; insanlığın ortak birikimi ve deneyimlerden – acılardan, onyılların yoğun bilimsel okumalarından… imbiklenen reçeteler bunlar..

Az önce de yine sitemizde Dreyfus davasını işlemiş ve “Gerçek Yürür” vurgusu yapmıştık. (Lütfen tıklayınız : Dreyfus Davası; Emile Zola’nın Mektubu ve Gerçek Yürür)

Yineleme pahasına bu yazımızın son bölümünü bir kez daha paylaşalım :

Sabır, örgütlenme ve dezenformasyonu aşmak vazgeçilmez 3 koşuldur.
Bu toprakların saygın Fransız aydını ve mücadele adamı Emile Zola‘dan
geri kalmayacak aydınları, yurtseverleri, adalet aşıkları, önderleri….
hep olmuştur. Halen de vardır..

CHP Genel Başkanı Sn. Kemal Kılıçdaroğlu bunlardan biridir.
CHP bir ideoloji değil kitle partisidir. Temel ilkeleri olan “6 Ok“ tan saptırmak için
bu partinin içinde sürekli ve ciddi iç – dış kökenli ve çok yönlü operasyonlar yapılmaktadır.

Bu süreçte CHP’yi köklerine uygun doğrultuda tutmak için içtenlikli ve
yoğun çaba harcamak gerçek görevdir.

Kılıçdaroğlu da bu kuşatmada elbette hata yapabilir..
Yapıcı eleştiri, destek ve somut öneriler ile O’na ve CHP’ye yardım etmek gerekir.
Kuşku yok Kılıçdaroğlu  ve CHP de azami dikkatli olmak zorundadır.
Yeni hatalara yer, zaman ve tahammül yoktur.

AKP = RTE eliyle yürütülen kuşatmayı aşmada temel kurum, stratejik araç CHP’dir.
Sayın Kılıçdaroğlu ve CHP eminiz ağır tarihsel, kritik-stratejik sorumluluklarının bilincindedir.”

Sevgi ve saygı ile. 14 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Dreyfus Davası; Emile Zola’nın Mektubu ve Gerçek Yürür

Gerçek Yürür…

Av. Fikret İlkiz
http://www.toplumsalhukuk.net/gercek-yurur-av-fikret-ilkiz-bianet.html

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Kızabilirsiniz, eleştirebilirsiniz, takdir edersiniz, etmezsiniz, katılırsınız, katılmazsınız, ama olsun; “adalet” için yürüyor. Muhalefet, adalet ve gerçek yollarda! Gerçek, yürüyor

TBMM üyesi ve ana muhalefet partisi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, elinde “Adalet” yazılı pankart ile yürüyor… Onunla birlikte parlamento dışı muhalefet ve gerçek yollarda! Kızabilirsiniz, eleştirebilirsiniz, takdir edersiniz, etmezsiniz, katılırsınız, katılmazsınız, ama olsun; “adalet” için yürüyor. Muhalefet, adalet ve gerçek yollarda! Gerçek, yürüyor.

Gerçek yürür mü?

Herkesin bildiği geçmiş bir davadan tarihe kalan gerçeklerin hatırlanma zamanıdır.
Yüzyirmi üç yıl önce, 1894 yılı, Eylül ayı sonu…

Yarbay Sanhdherr yönetimindeki Fransız Haber Alma Servisi’nin İstatistik Bölümü, Alman askeri ataşesine bazı gizli belgelerin ve çizelgeleringönderildiğini haber veren imzasız bir mektup ele geçirir. Binbaşı Patty de Clam askeri soruşturmayı yapmakla görevlendirilir. Görevlendirilen beş yazı uzmanı bilirkişiden üçü; biri topçu kuvveti, diğeri örtme birlikleriyle ilgili ve bir de Madagaskar konusundaki nottan ibaret tek delil olan çizelgedeki el yazısının genelkurmayda stajyer Alfred Dreyfus’a ait olduğunu bildirir. Casusluk iddiasıyla suçlanan ve 16 Ekim’de tutuklanan Dreyfus, Paris Birinci Savaş Konseyi’nde yargılanır. Duruşmaların “gizli yapılmasına” karar verilir. Savaş Bakanı General Mercier, İstatistik Bölümü tarafından Dreyfus’a karşı hazırlanan “gizli dosyayı” savunma avukatının ve sanığın haberi olmadan askeri yargıçlara verir. Yargıçlar savunma hakkını çiğner ve yasalara aykırı bu durumu görmezden gelir. Cumhurbaşkanı Casimir Perier’e bilgi vermek üzere Mahkemede bulunan Binbaşı Picquart da oralı olmaz.

22 Aralık 1894…Yedi yargıç oybirliği ile Dreyfus’u suçlu ilan eder. Rütbesinin geri alınmasına,
ömür boyu hapis ve sürgün cezasına mahkûm eder. Dreyfus, Şeytan Adasına gönderilir.
Halk hükümlü aleyhine gösteriler yapar. Cumhurbaşkanı istifa eder, yerine Felix Faure seçilir.

13 Ocak 1898’de L’Aurore (Şafak) gazetesinde “Suçluyorum” başlığı altında Emil Zola’nın
Cumhurbaşkanı Felix Faure’a yazdığı açık mektup yayınlanır (E. Zola. Dreyfus Olayı. İst. Yalçın Yay. Kasım 1986).

O yıllarda Zola, Cumhurbaşkanına yazdığı bu mektupla ilgili olarak bir gazetenin bağımsızlığı ve yürekliliği üzerine şöyle yazar :
*****

“Daha önceki iki mektup gibi bu mektubunda ilkin broşür halinde yayınlandığı bilinmiyor.
Broşür satışa sunulmak üzereyken, onu bir gazetede yayınlamayı düşündüm. Böylece mektubum daha geniş bir kitle tarafından okunacak, daha büyük yankı uyandıracaktı. O sıralarda L’Aurore gazetesi bağımsız bir tutumlave hayranlığa değer bir yürekliliklekesin yerini almıştı. Onun için bu gazeteye başvurdum. O günden beri bu gazete benim için sığınak, her şeyi söyleyebildiğim bir özgürlük ve gerçek kürsüsü oldu. Bundan dolayı gazetenin müdürü Sayın Ernest Vaughan’a karşı gönül borcum pek büyüktür. ‘L’Aurore’un üçyüzbinlik satışı üzerine ve bunu izleyen adli kovuşturmalardan sonra, broşür öylece kaldı. Zaten, karar verip yerine getirdiğim eylemin ertesi günü, davamı ve bunun doğuracağını umduğum sonuçları beklemek üzere susmak gerekir.”

Zola, Cumhurbaşkanına yazdığı bu mektupta Dreyfus’un suçsuzluğunu anlatır. Savaş Konseyi kararının tüm gerçeğe ve adalete indirilmiş ağır bir tokat olarak nitelendirir ve Fransa’nın alnına sürülmüş kara bir leke olarak görür. “Onlar hiçbir şeyden çekinmediklerine göre ben de her şeyi göze alıyorum. Gerçeği söyleyeceğim” diye yazar.

“Mektubum fazla uzadı Sayın Başkan; bir sonuca varmanın zamanıdır” diyen Zola;
tarihin sahiplendiği aşağıdaki satırlarla mektubunu sonlandırır:

Yarbay Paty de Clam’ı adli hatanın iblisçe düzenleyicisi olaraksuçluyorum. Sonra da uğursuz yapıtını, üç yıldan beri en şaşırtıcı ve baştanbaşa suç olan dalaverelere başvurarak savunmakla suçluyorum onu.

General Mercier’i, hiç değilse düşüncesizliği yüzünden, çağımızın en büyük haksızlığında
suç ortağı olmakla suçluyorum.

General Billot’yu, Dreyfus’ün suçsuzluğu konusunda elinin altında bulundurduğu kesin kanıtları saklamakla, saygınlığı tehlikeye düşen Genelkurmay’ı siyasal amaçla kurtarmak için, insanlığa ve adalete karşı ağır suç işlemekle suçluyorum.

General Boisdeffre‘i ve General Gonse’u aynı suçun ortakları olarak suçluyorum.
Birisi, hiç kuşkusuz papaz egemenliği tutkusu yüzünden, öteki ise belki, karargâh şubelerini dokunulmaz sayacak kadar mesleğe bağlı olduğu için suça ortak olmuşlardır.

General Pellieux ile Binbaşı Ravary‘yi, vicdansızca soruşturma yapmakla suçluyorum.
Bununla, soruşturmanın en aşırı yanlılıkla yapıldığını belirtmek istiyorum.

Üç yazı uzmanı, B. BelhommeB. Varinard ve B. Couard‘ı uydurma ve hileli raporlar düzenlemekle suçluyorum. Yapılacak tıbbi muayene sonunda bu kişilerin görme ve düşünme yetersizliğinden hasta oldukları saptanmazsa suçlamadan kurtulamazlar.

Savaş dairelerini, basında özellikle «L’Eclair» (Şimşek) ve «L’Echo de Paris» (Paris’in Yankısı) gazetelerinde, kamuoyunu şaşırtmak ve işledikleri suçu örtbas etmek için tiksinç bir kampanya yürütmekle suçluyorum.

En sonra, Birinci Savaş Konseyini, bir sanığa gizli kalan bir belgeye dayanarak hüküm giydirdiği için hukuku çiğnemekle suçluyorum. İkinci Savaş Konseyini de üstten gelen emre uyarak, bir suçluyu, suçunu bile temize çıkarıp ağır adli suç işlemekle, böylece Birinci konseyin yasaya aykırı davranışını örtbas etmekle suçluyorum.

Bu suçlamalarda bulunurken, 29 Temmuz 1881 günlü basın yasasının 30 ve 31 inci maddelerine karşı geldiğini, bu yasanın lekeleme suçlarına ceza belirlediğini bilmiyor değilim. İsteyerek kendimi tehlikeye atıyorum.

Suçladığım kişilere gelince; hiç birini tanımıyorum. Onları hiç görmedim. Kendilerine karşı
ne hıncım var, ne kinim. Onlar benim için topluma kötülük eden kişilerden, kafalardan başka bir şey değildir. Benim burada yaptığım şey gerçeğin ve adaletin ortaya çıkmasını hızlandırmak için devrimci bir araca başvurmaktan ibarettir.

Bir tek tutkum var: bunca acılar çeken ve mutluluğa hakkı olan insanlık adına duyduğum
aydınlık tutkusu. Coşkulu protestom, yüreğimden kopan çığlıktan başka bir şey değildir.
Beni ağır ceza mahkemesi önüne çıkarmayı göze alsınlar ve herkesin önünde soruşturma açılsın!  Bekliyorum. Sayın Başkan, derin saygılarımın kabulünü dilerim.”
*****

Zola’nın beklediği gerçekleşir. Bu yazısı yüzünden yargılanır. Bu davada gerçekleri saklayanları suçlaması “orduya hakaret” sayılır, bir yıl hapis ve 3000 Frank para cezasına mahkûm olur.

Senato Başvekili Scheurer- Kestner, başlangıçta Dreyfus’un suçlu olduğuna inananlar arasındadır ama daha sonra suçsuz olduğuna dair elinde kanıtlar bulunduğunu söyleyerek saygınlığının
geri verilmesi için kampanya açmak niyetinde olduğunu söyler… Bunun üzerine E. Zola, 25 Kasım 1897’de “Le Figaro” gazetesinde yayımlanan yazısını şöyle bitirir:

“…Bay Kestner, yüksek mevkiinin, servetinin ve mutluluğunun yıkılması pahasına,
gerçeği ortaya çıkarmasını emreden ödevini hatırlatırken şu hayranlık verici sözcükleri söylemişti: ‘Başka türlü yaşayamazdım’ İşte, bu olaya adı karışmış tüm namuslu kişilerin de söylemeleri gereken budur. Adaletin yerine gelmesini sağlayamazlarsa yaşayamayacaklardır.
Eğer siyasal nedenler adaletin gecikmesini gerektiriyorsa, bu kaçınılmaz sonucu daha da ağırlaştırarak geciktiren yeni bir hata işlemiş olacaktır.

Gerçek yürüyor, onu hiçbir şey durduramayacaktır”.

Tanığız… Zola’nın yazdığı gibi! Gerçek yürür ve yürüyor… (29.7.17)
======================================
Evet dostlar,

Ülkemizde de gerçek yürüyecek, adalet yerini bulacaktır.
Bundan hiç ama hiç kuşku duymamak gerekir ancak

  • Sabır, örgütlenme ve dezenformasyonu aşmak vazgeçilmez 3 koşuldur.Bu toprakların saygın Fransız aydını ve mücadele adamı Emile Zola‘dan geri kalmayacak aydınları, yurtseverleri, adalet aşıkları, önderleri….  hep olmuştur. Halen de vardır..

Emile Zola, Dreyfus Davası ile ilgili görsel sonucuCHP Genel Başkanı Sn. Kemal Kılıçdaroğlu bunlardan biridir.
CHP bir ideoloji değil kitle partisidir. Temel ilkeleri olan 6 Ok tan saptırmak için
bu partinin içinde sürekli ve ciddi iç – dış kökenli ve çok yönlü operasyonlar yapılmaktadır.

Bu süreçte CHP’yi köklerine uygun doğrultuda tutmak için içtenlikli
ve yoğun çaba harcamak gerçek görevdir.

Kılıçdaroğlu da bu kuşatmada elbette hata yapabilir..
Yapıcı eleştiri, destek ve somut öneriler ile O’na ve CHP’ye yardım etmek gerekir.
Kuşku yok Kılıçdaroğlu  ve CHP de azami dikkatli olmak zorundadır.
Yeni hatalara yer, zaman ve tahammül yoktur.

AKP = RTE eliyle yürütülen kuşatma
yı aşmada temel kurum, stratejik araç CHP’dir.
Sayın Kılıçdaroğlu ve CHP eminiz ağır tarihsel, kritik-stratejik sorumluluklarının bilincindedir.

Sevgi ve saygı ile. 14 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com