BİR VALİNİN BAKIŞ AÇISI


ARŞİVİMİZDEN…


Dostlar
,

Taşra gazetelerinde, radyo ve TV’lerinde ne cevherler var..
Muğla HABER Gazetesi’nde yazan Sn. Av.Yüksel SARI da bunlardan biri..

Atatürk – İNÖNÜ döneminde bir vali – kaymakam … halkına her ne gerekçe ile
olursa olsun “gavat” vb. aşağılayıcı söz – davranış sergileyebilir miydi?
Bırakın böyle yapanın hemen görevden alınarak ağır biçimde yaptırım görmesini, böyleleri o yüksek görevlere atanabilir miydi; “Köylü milletin efendisidir”
anlayışı güdenlerce??

Sevgi ve saygıyla.
25.9.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

==========================================

BİR VALİNİN BAKIŞ AÇISI

Av. YÜKSEL SARI
avukatyuksel@hotmail.com, 18.8.14
Muğla HABER Gazetesi
Çocuktum. İki tepe arasında kurulu mahallemizi sel basmış, kısmen de heyelan olmuştu. Biz çocuklar afetin verdiği zarara üzülen büyüklerimizden farklı olarak o güne kadar görmediğimiz bir şeyi görmüş olmanın heyecanını yaşıyorduk. Bir ara bütün çocukların “Kaymakam gelmiş” diyerek az ilerideki kalabalığa doğru koştuğunu görünce ben de Kaymakam’ın nasıl biri olduğunu merak edip onların arkasından koşmaya başladım. Koca koca adamların ayak aralarından geçerek ortaya ulaştığımda branda beziyle kaplı, naylon pencereli yeşil bir cip’in yanında konuşan orta yaşlı düzgün giyimli birini gördüm.’Kaymakam’ dedikleri bu olmalıydı. Çok sıcak ve içten konuşmalarla mahalle halkına bilgiler veriyordu. Konuşması bittikten sonra cipe binmeden önce yeniden halka dönerek son bir söz daha söyledi:
  • “Merak etmeyiniz Cumhuriyet Hükümeti yanınızdadır ve ne gerekiyorsa yapacaktır.”

Yeşil cip mahalle halkı tarafından sevgi gösterileri ile uğurlanırken, ben de çocuk aklımla Cumhuriyet Hükümeti’nin nasıl bir şey olduğunu hayal etmeye çalışıyordum. Demek Cumhuriyet Hükümeti hep bizi gözetliyor, ne yaptığımızı biliyor ve zora düştüğümüzde Kaymakamını gönderip bize yardım ediyordu. O günden sonra  Cumhuriyet Hükümeti benim gözümde büyümüş, büyümüş kocaman bir dağ kadar olmuştu.

Aradan onlarca yıl geçtikten sonra Kaymakamın son kez söylediği o sözü bana
yeniden anımsatan Sakarya Valisi Hüseyin Avni Coş oldu.”Cumhuriyet Hükümeti”nin bu valisi de kendi eşi havuza girecek diye Sakarya’da bir havuzu halka kapatmış. Dışarıda bir saat kadar bekleyen vatandaşlar ancak Valinin hanımı havuzdan çıktıktan sonra içeriye girebilmişler. Aynı Vali daha önce de bir vatandaşa “Gavat” demişti.
(AS: Adana valisi iken..)

Önümdeki gazeteden haberi okurken bir yandan da hüzün içinde düşünmeye başladım. Böyle bir adam nasıl Vali olabilmişti? Nasıl böyle şeyler yapabiliyordu?
Gücünü nereden ve kimden alıyordu? Daha da önemlisi havuzun dışında Vali eşinin sefasını bekleyen vatandaşlar Vali’ye de eşine de hak ettikleri karşılığı vermeden
nasıl durabilmiş, durumu nasıl kabullenebilmişlerdi?

Bir yanda türlü olanaksızlıklar içindeki genç bir Cumhuriyetin idealist Kaymakamı Halkına yakın, onu önemsiyor ve değer veriyor. “Ben yaparım, ben ederim…. ben ben ben..“ demiyor. Kendini değil, Cumhuriyet Hükümetini öne çıkarıyor ve yüceltiyor.
Öbür yanda ise halkına “Gavat” diyen, aşağılayan bir Vali. İçim kıyılıyor,
midem bulanıyor. Biz Cumhuriyeti bu hale nasıl getirdik?

Bu soruların yanıtını düşünürken Cumhurbaşkanı seçiminde yapılan meydan konuşmaları gözümün önüne geliyor. Adayların ve onlara destek veren siyasal önderlerin konuşmalarını anımsıyorum. Hepsinin konuşması da dinsel içerik taşıyor. Adeta kimin daha çok dindar (AS: bizce DİNCİ demek gerek..) olduğu konusunda birbirleri ile yarış içindeler. Halk kürsüden yapılan dinsel içerikli konuşmaları daha çok alkışlıyor. Ben de sorumun yanıtını o meydanlarda buluyorum.

Seçim meydanlarında yıllarca bu millete yalan söylediler.
’Kemalist devrim dine karşıdır’ dediler.

Oysa Kemalist devrim dine değil, tarikatçılık ve şeyhlik düzenine karşıydı.

Çünkü tarikatçılık ve şeylik düzeninde şeyhlerin sözü mutlaktır. O ne söylerse doğrudur, kesin itaat gerekir. Şeyhin gözünde müridi yalnızca bir ‘kul’ dur. Başkaca bir değeri olamaz. Müridi müritliğini bilecek, şeyhine kesin biat edecektir. O ne isterse onu yapacak, O ne derse kabul edecektir. Şeyhinin düşündüğünden başkasını düşünmek zinhar yasaktır. Bu yüzden Kemalist devrim tarikatçılık ve şeylik düzenini yasaklayarak bizim insanımıza hiç yakışmayan  bu çağ dışı duruma son verdi.
Halkı şeyhin müridi olmaktan kurtarıp
eşit haklara sahip, özgür, düşünen, konuşan birer yurttaş yaptı.

Ancak, özellikle çok partili döneme geçtikten sonra Kemalist Devrim unut(tur)uldu.
Dinin siyasette kullanılması tarikatçılığın yeniden hortlamasına neden oldu.
Oylarını artırmak isteyen siyasal partiler tarikatlardan destek istiyor, tarikatlar da
bu destek karşılığında Devlet katında önemli mevkileri ele geçiriyordu. Böylece yalnızca
yer altından çıkmakla kalmadılar, aynı zamanda sürgit iktidar olup, laik Cumhuriyetin
tüm olanaklarını dini çevrelerin hizmetine sundular.

Bugün gelinen noktada Cumhuriyet’in başında oturanların ve devlet katında
önemli görevlerde bulunanların birçoğunun  tarikat mensubu olduğu artık sır değil.
Yani “Cumhuriyet “ artık tarikatların elindedir. Devlet o zihniyetin getirdiği
bakış açısı ile yönetilmektedir.

O Vali’ye halkına “Gavat” dedirten de, eşi için havuzu kapattıran da, işte bu zihniyetin getirdiği bakış açısıdır. Çünkü o, karşısındakini kendi iradesine sahip eşit hak sahibi bir yurttaş olarak görmüyor. Ona göre vatandaş ‘kul’,  kalabalıklar da güdülmesi gereken ‘sürü’ dür. Onu bu bakış açısıyla yetiştiren, Vali yapan ve hala arkasında duran ise
aynı anlayışın denetimindeki bugünkü “Cumhuriyet Hükümetleri”dir.

Öbür yandan bu durum zamanla halkı da dönüştürmüş, biat kültürü yeniden toplumda egemen duruma gelmiştir. Özgür yurttaş, yerini biat eden yurttaşa bırakmıştır. Sakaryalıları sessizce  durumu kabullenmeye iten neden budur.
Bu yüzden Vali’ye de eşine de gereken dersi vermeyi düşünememişlerdir.

Demem o ki, her şey birdenbire olmadı.
Biz Kemalist devrimi unutmaya başladığımızda
Cumhuriyetimizi de yitirmeye başlamıştık.

Hala bunu anlayamamışsak eğer, her şey müstahak (AS: yaraşır) bize!)

5 Aralık 1934 : Türk Kadınına Seçme – Seçilme Hakkı Tanınmasının 78. Yılı..


Dostlar
,

5 Aralık 1934, Türkiye tarihinde önemli bir dönemeç.
Büyük Atatürk‘ün özünde ülkemizi ve insanımızı her yönüyle uygarlaştırmaya dönük olan devrimlerinden biri de elbette kadınlara dönüktü. Günümüzden 78 yıl önce
bu Devrim de bir yasa ile geçekleştirildi. O zamanki “erkek” Meclisin (tüm üyeleri
erkek olan Meclis!) 1/5’i bu devrim yasasına karşıt oy kullandılar.

Soralım : Mustafa Kemal Paşa diktatör ve rejim de diktatörlük olsa idi, yalnız CHP’den oluşan tek parti rejiminde 60’ı aşkın milletvekili bunu yapabilirler miyidi? Örn. günümüzde AKP milletvekillerinden ayrık (istisna) birkaçı dışında
Başbakan RT Erdoğan’ın talimatı dışına çıkabilen var mı? Yoksa özgür birey olma yerine, biat kültürüyle, mürit gibi blok oy mu kullanıyorlar??

  • Kadın arkadaşlarımız, Atatürk devrim ve ilkelerine herkesten daha çok sahip çıkmak durumundadır.

Bu günü, 74 yıl sonra sevinç ve coşku ile karşılıyoruz.

  • Tüm Cumhuriyet devrimlerine sahip çıkma bilincimiz ve kararlılığımızı yineleyerek..

Aşağıda, bu site okurlarının artık çok yakından tanıdığı, dostumuz, büyüğümüz,
ADD Bilim Kurulu Başkanı Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan’ın yazısını sunuyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
3.12.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=================================================

5 Aralık 1934 : Türk Kadınına Seçme – Seçilme Hakkı Tanınmasının 78. Yılı..


Prof. Dr. D. Ali Ercan

ADD Bilşm Kurulu Başkanı

Türk kadınına seçme ve seçilme hakkını veren yasanın
78. yıldönümünde, Yüce Atatürk‘ün Laik Cumhuriyetine yaraşır olması dileğiyle, Türk kadınlarını
bu kazanımlarından dolayı kutluyorum. æ

Değerli arkadaşlar,
Aslında kadınlarımız 1934’ten önce, 1930’daki yerel seçimlerde ilk kez
oy kullanma hakkını almışlardı. Cumhuriyetle birlikte erkeklerle eşit yurttaşlık hakkını ilk kez alan Anadolu kadını çağ atlıyor ve İslam dünyasında asla düşünülemeyecek bu Devrimsel atılım nedeniyle Türkiye, Dünyanın sayılı uygar ülkeleri arasında gösteriliyordu. 
 Anayasadaki kimi düzenlemelerle birlikte bu yasa, Meclisteki 317 milletvekilinden 258′inin (% 80) oylarıyla 5 Aralık 1934′te kabul edilerek yürürlüğe girdi (Meclisteki  %20”lik gerici çekirdek kadro varlığını o zaman da belli etmiş..). Bundan sonra 8 Şubat 1935’te yapılan ilk seçimde 18 kadın Milletvekili Meclise girdiTBMM 5. Dönem (1 Mart.1935 – 27 Aralık 1938) kadın vekillerimiz şunlar :
  • Satı Çırpan-Ankara,  
  • Mebrure Gönenç-Afyon, 
  • Türkan Örs Baştuğ-Antalya, 
  • Sabiha Gökçül Erbay-Balıkesir, 
  • Şekibe İnsel-Bursa, 
  • Hatice Özgener-Çankırı.
  • Huriye Öniz Baha-Diyarbakır, 
  • Dr.Fatma Memik-Edirne, 
  • Nakiye Elgün-Erzurum, 
  • Fakihe Öymen-İstanbul, 
  • Benal Nevzat Arıman-İzmir, 
  • Ferruh Güpgüp-Kayseri, 
  • Bahire Bediş Morova-Konya, 
  • Mihri Pektaş-Malatya, 
  • Meliha Ulaş-Samsun, 
  • Fatma Esma Nayman-Seyhan (Adana), 
  • Sabiha Görkey-Sivas, 
  • Seniha Hızal-Trabzon 

18 milletvekili o zamanki Meclisin %5,6’sını oluşturuyordu. Bu rekor 70 yıl boyunca kırılamadı ne yazık ki.. Aşağıdaki listede kimi ülkelerde kadınların seçme ve seçilme hakkını elde edişleri kronolojik olarak gösterilmiştir. Türkiye, birçok Avrupa Ülkesinin önünde, bu konuda başı çeken ülkeler arasındadır. Şimdi ne yazık ki, kazanılmış
eşit yurttaşlık hakkını yitirmeye ve biat kültürüyle ikinci sınıf  olmaya rıza gösteren kadınlar yetiştirilmektedir. æ

  • 1893 Yeni Zelanda
  • 1902 Avustralya
  • 1906 Finlandiya
  • 1913 Norveç,
  • 1915 Danimarka ve İzlanda
  • 1917 Kanada (Quebec bölgesi dışında)
  • 1918 Rusya, Almanya, Avusturya
  • 1920 ABD
  • 1928 İngiltere
  • 1934 Türkiye, Brezilya
  • 1945 Fransa, Japonya
  • 1946 İtalya, Arjantin, Meksika
  • 1947 Çin
  • 1971 İsviçre
  • 1994 Güney Afrika Cumhuriyeti
Aşağıdaki belgeselde Atatürk döneminden görüntüler var..