İçine sürüklendiğimizi düşündüğümüz tablo neden değişemiyor?

24 Haziran siyasi açıdan çok önemli bir dönemeçti, ısıtılarak dayatılan sistem yürürlüğe sokulacak gibi görünüyor. Tüm beklenti ve çabalara rağmen arzulanan sonuç alınamamışsa, demek ki beklentide ve/veya yürüyüşte ciddi bazı hatalar yapılmış. Burada iki konu üzerinde biraz durmamız gerekiyor. Birincisi “arzulanan sonuç” ne demektir, kim ya da hangi gurup nasıl bir sonucu arzulamaktadır; ikincisi ise, toplumsal kararlar nasıl alınmaktadır?
SÖZÜ EDİLEN ÖZERKLİK TOPLUMSAL ETKİLİ DEMOKRATİK OLUŞUMUNUN VAZGEÇİLMEZ KOŞULUDUR
Birinci konu toplumun görece bağımsız ve özgür düşünen ve böylece görev yapan kesimi ile ilgilidir. Başta siyaset kurumunun alt organları olmak üzere, yüksek eğitim kurumları ve tüm eğitim kurumları, yargı, medya ve benzeri toplumsal düzeyde eleştirel ve etkili olan tüm kesimler bu alana girer. Söz konusu kesimlerin çalışma koşulları bağımsızlık ve özgürlüğü gerektirir. Tüm bu kurum ve kesimler dinsel çevreler, siyaset ve sermaye çevreleri gibi toplum üzerinde ideolojik ve fiili baskı kurma amacı ve durumunda olan güçlerden bağımsız ve onlara uzak olması gerekir. Örneğin medyanın, yargının ve üniversitenin benzer baskı çevrelerinin sözcüsü durumunda olmaması topluma hizmet ilkesi açısından kaçınılmaz zorunluktur. Özellikle de yargı organlarının siyaset ve sermaye çevreleri olmak üzere, dinsel çevreler gibi toplumu etkileyebilecek baskı unsurlarından azade olması adil yargı görevini sürdürebilmesi ve toplumsal güvenin oluşabilmesi için zaruridir.

Arzulanan sonuç; siyasi erkin tüm bu kurumları baskı altına almadan özgür çalışma koşullarının oluşması, söz konusu kurumların gereği durumda siyasi erki de eleştirel odağa koyabilme koşulunun oluşmasıdır. Medya, üniversite ve tüm sivil toplum kuruluşları siyaseti, sermayeyi ve toplumsal kurumları etkili eleştiri işlevini özgürce yapabilmelidir. Bu tür eleştiri ve bilgi yayma işlevleri toplumların etkili karar almaları için gerekli bilgi tabanı oluşturur. Başka bir deyişle, sözü edilen özerklik toplumsal etkili demokratik oluşumunun vazgeçilmez koşuludur. Bu itibarla, söz konusu bilgi yayma ve eleştiri işlevi ile yükümlü örgüt ve kurumların siyasi baskı altına alınması, toplumun özgürce doğru bilgi alma kanallarının tıkanması, yani demokrasinin engellenmesi anlamına gelir. Feodal yapılardan çağdaş devlet yapılarına geçişte siyasi kararlarla denetim organlarının ayrıştırılarak, karşılıklı denetim mekanizması oluşturulması önemli bir aşamadır. Arzulanan sonuç, koyu merkezi yönetim modelinden yaygın karar ve etkili denetim mekanizmasını haiz demokratik yönetim biçimi şeklinde özetlenebilir.

IMF BORCUNUN SİLİNMESİ İLE ÖVÜNEN BİR SİYASİ YAPI, ÜLKEYİ TEKRAR IMF’NİN KAPISINA SÜRÜKLEMİŞ

İçine sürüklendiğimizi düşündüğümüz tablo neden değişemiyor ya da değiştirilemiyor? Bu sorunun analizinin sosyologlar tarafından yapılması gerekiyor. Ne yazık ki, gerek Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında gerek yaşadığımız onca sosyal dönüşüm ve travmalar karşısında sosyologlarımız olanı tanımlamış, fakat nedenini etkili bir şekilde ve teorik yapıya büründürerek ortaya koyamamıştır. Yaşanan gericilik faaliyetleri dahi “imam hocayı yendi” ya da “mahalle baskısı” gibi malumu ilan kabilinden afaki söylemlerle geçiştirilmiştir. Son Gezi olayı da Bourdieu’nun vaktiyle asistanlığını yapmış olan Prof. Loic J. D. Wacquant tarafından bizzat hocanın “kültürel sermaye” ve “ekonomik sermaye” kavramları bağlamında irdelenmiştir. Halkımızın, hatta tüm halkların karar alma süreçlerini analiz ederken de Bourdieu hocanın analiz yönetimden yararlanabiliriz. Bu yöntemin bize anlattığı, insan davranışını andırırcasına, toplumların da tarihleri boyunca içinde yaşamış oldukları toplumsal kalıpların derin izleri doğrultusunda karar alma eğiliminde olduklarıdır. Hal böyle olunca, anlık ekonomik koşullardan çok uzun dönemli sosyal algılama ve ilişkiler toplumun iktidar kararında başat olabilmektedir. Bundan dolayıdır ki, IMF borcunun silinmesi ile övünen bir siyasi yapı, ülkeyi tekrar IMF’nin kapısına sürüklemiş olmasına rağmen, söylemleri ve tavırları ile iktidarını sürdürebilmektedir.

ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEM SİYASAL ERKİN FEVKALADE ZOR SINAV DÖNEMİ OLACAKTIR

Osmanlı’dan süzülen biat kültürünün altında sosyolojik dinsel taassup yanında, özellikle de Osmanlı’nın parçalanması sürecinde kafalara kazınan milliyetçilik anlayışı yatar. AKP’nin aldatıcı adalet ve kalkınma sözcüklerinin partinin misyonu ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Üstelik de, küreselleşme sürecinde çevresel konumlu bir ekonominin ne kalkınması ne de ülkede adaletin oluşturulması emperyalistlerin birincil amacıdır. Ondan dolayıdır ki, parlamentonun baskılanıp, kuvvetler birliği benzeri bir yapılanma şekliyle merkezi yönetim sistemine geçme yoluna girilmesinde Batı’dan bir tepki gelmemiştir. Aynı şekilde, siyasal erkin üniversite üzerindeki olumsuz yaklaşımları da dış çevrelerden anlamlı bir tepki ile karşılaşmamıştır. Dış aydınlardan gelen tepkiyi olumlu karşılamakla beraber, bu tepkilerin ait oldukları ülkelerin genel kamuoyunu ya da siyasal dokusunu yansıtmadığı da ortadadır.

Yeni yapılanmanın siyasal ve hukuksal işleyişine hep beraber tanık olacağız. Önümüzdeki dönem siyasal erkin fevkalade zor sınav dönemi olacaktır. Ekonomik olarak fevkalade olumsuz koşullarla karşı karşıya olduğumuz ortadadır. Yeni iktidar bu zorlukla boğuşurken muhtemelen bugünkünden de daha ağır şekilde iktisat ile hukuk karşı karşıya gelecektir. Ekonomi sıkıştıkça kur ve faizin yükselmesi sonuç göstergedir. Bu süreçte sıkışıklık yaşayan halkın çaresizliğine karşı demokratik açılım düşünülemez. Bu nedenle, siyasi erkin şimdiki dönemi sınav dönemidir; ekonomik sorunları hangi hak ve hukuk sistemi ile götürecek ya da çözecektir? Bol kaynakları verimsiz alanlara gömen iktidar yeni döneminde bir yandan geçmiş hovardalıkların maliyetini telafi etmeye, diğer yandan da bozulan ekonomiyi bir program çerçevesinde raya oturtmaya mecburdur.

  • 2023 yılı hedefleniyorsa, sağlıksız mega kentlerle, salt bina görüntüsünde üniversitelerle, ithalat destekli ihracatla fazla bir yere varılamaz!

2023 yılı hedefleniyorsa;
-özgür parlamento,
-denetlenebilir yönetim,
-özgür basın,
-özgür yargı,
-özgür yüksek eğitim kurumları

oluşturulmadan fazla yol alınamaz!

2023 yılı hedefleniyorsa;
-ayrıştırılmış toplum yapısı oluşturan,
-farklı partileri dinleyemeyen,
-toleranslı yapılar oluşturamayan

anlayışla bir yere varılamaz! Umalım, ekonomik programı, hukuk anlayışını, zihniyet yapısını tümüyle değiştirebilen kapsamlı çağdaş bir siyasi doku oluşturur!