Mülkiyeliler Birliği : DEMOKRASİYE SAHİP ÇIKMAYA DAVET EDİYORUZ

DEMOKRASİYE SAHİP ÇIKMAYA DAVET EDİYORUZ

Basına ve kamuoyuna,

31 Mart 2019 yerel seçimleri sonuçlarının iktidar tarafından kabullenilmemesinin ardından, Yüksek Seçim Kurulu İstanbul Büyükşehir Belediyesi için seçimin yenilenmesi kararı almıştır.

Bu kararın zemini, iktidar çevrelerince yapılan açıklamalarla, yürütülen tehdit politikasıyla, KHK’li belediye başkanlarına mazbatalarının verilmemesiyle, KHK ile ihraç edilen seçmenlerin “oy hakkının” tartışmaya açılabilmesiyle bilinçli biçimde oluşturulmuştur.

Yüksek Seçim Kurulu’nun kararının ardında, mantığın ve hukukun çizdiği sınırları tanımamakta ısrarcı olan, kendi çıkarını her şeyin üzerinde gören siyasal bir gücün olduğu aşikardır. Demokrasi, en basit anlamıyla iktidarın seçimler yoluyla değiştirilebildiği bir düzendir, seçimleri iptal eden bu karar bu nedenle açıkça sivil bir darbedir, milli iradeyi dilinden düşürmeyen yeni rejimin, halkın iradesi karşısındaki gerçek yüzüdür!

Bizler biliyoruz ki demokrasi ancak ve ancak örgütlü toplumun geliştirdiği tutum ve reflekslerle varlığını koruyabilir. Bu nedenle, bugünümüzü ve yarınımızı tehdit eden, halkın iradesini ve hukukun üstünlüğünü yok sayan her uygulama karşısında demokrasiden yana olmak kurumsal sorumluluğumuzdur. Yurttaşın en temel hakkı olan oy hakkının gasp edilmesi karşısında demokrasinin safında olmak sadece kurumların değil, tüm yurttaşların sorumluluğudur. Herkesi bu sorumlulukla demokrasiye sahip çıkmaya davet ediyoruz.

Saygılarımızla, 7 Mayıs 2019, Ankara

Mülkiyeliler Birliği Yönetim Kurulu – ODTÜ Mezunları Derneği Yönetim Kurulu

Açıklamanın PDF hali için tıklayınız

Durum değerlendirmesi

Durum değerlendirmesi

31 Mart 2019 yerel seçimlerinin üzerinden 18 gün geçti. En sonunda, İstanbul Belediye Başkanı seçilen Ekrem İmamoğlu’na önceki gün başkanlığı kazandığına ilişkin tutanak (mazbata) verildi.

Bu konuda AKP’nin stratejisi, seçim gecesinden başlayarak, İstanbul seçimleri konusunda bir “şaibe” algısı yaratmaya dayanıyordu. Bu politika, AKP’nin YSK’ye verdiği olağanüstü itiraz dilekçesinde de görülmektedir.

Ekrem İmamoğlu, 17 günlük bu süre içinde soğukkanlılığını yitirmedi. Olağandışı bir yola sapmadı.
CHP İstanbul örgütü bu konuda çok iyi bir sınav verdi. Özellikle Maltepe ilçesindeki oy pusulalarının tekrar sayımı sırasında olağanüstü bir özveri ile oy pusulalarının bulunduğu torbalara gece gündüz sahip çıkıldı.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Mersin belediye başkanlarının seçiminde etkin rol oynadı ve onları kararlılıkla savundu. 17 günlük sinir gerginliği yaratan İstanbul Belediye Başkanlığı sürecinde de hukuk yolundan ayrılmadan kararlılıkla yoluna devam etti. Başarılı sonucun alınmasında etkili oldu.
Cumhuriyet gazetesi de bu süreçte, halkın bu direncine destek oldu. Manşetleri, haberleri ile olayları okuyucuya en doğru biçimde duyurdu. Dik duruş sergileyerek demokrasi mücadelesine katkıda bulundu.

AKP, YSK’ye yeni bir itiraz yaptı. Olağanüstü itiraz adı verilen bu dilekçede seçimlerin yinelenmesi isteniyor.
AKP sözcüsüne göre seçimlerde organize usulsüzlük var. AKP sözcüsünün verdiği dilekçe ve yaptığı açıklamadaki şu sözler bir mizah olarak demokrasi tarihine geçecektir:

“Ne yapıldı bilmiyorum ama, CHP’ye yarasın diye yapıldı.”
“İleriye sürdüğümüz doğru olmayabilir ama YSK incelesin istiyoruz.”
“Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şey oldu.”

Bu sözlerin hukukta karşılığı yoktur!
AKP’nin ileriye sürdüğü usulsüzlükler, seçim öncesi işlerle ilgilidir ve YSK, İçişleri ve Adalet Bakanlıklarını ilgilendiren süreçleri kapsamaktadır.
AKP’nin itirazları aslında seçim listeleri ve sandık kurullarıyla ilgilidir. Oysa yasaya göre bu konudaki itirazların zamanı çoktan geçmiştir. 31 Mart 2019 öncesinde açıklanan bir seçim takvimi vardır ve bu itirazların o takvim içinde yapılması gerekiyordu. AKP’nin yaptığı itirazlar için zaman geçmiştir. Olağanüstü itirazın, seçim günü seçmen iradesinin sandığa yansımasını engelleyen olayları kapsaması gerekir.

AKP’nin itirazı seçim gününü değil, ama seçim öncesini sorguluyor. ;
Bu itirazların seçim yasasında ve seçim hukukunda bir yeri ve değeri yoktur.

Ancak AKP’nin olağanüstü itirazı YSK’nin gündemindedir. Bugün İstanbul Belediye Başkanlığı koltuğunda oturan Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı seçim, YSK’nin yasadışı bir kararı ile iptal edilirse toplumsal bir kaos olur. Ancak sonuçta bu iptal CHP ve İmamoğlu’nun işine yarar. Çünkü böylesi bir YSK kararı büyük bir haksızlık, hukuksuzluk ve mağduriyet oluşturur. Türk halkının seçimlerde mağdurdan yana tavır alma geleneği unutulmamalıdır.

BARIŞ DİLİ KAZANDI

BARIŞ DİLİ KAZANDI

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Öncesi ve sonrası ile 31 Mart 2019 yerel seçimlerini yaşadık. Seçimler demokrasinin olmazsa olmazıdır. Seçim öncesi ve sonrasında kullanılan politik dil ise uygarlık ölçüsüdür. Seçimler öncesinde özellikle iktidar ve yandaşlarınca kullanılan söylem ne yazık ki uygar toplumların kullandığı türden değildi. Üzücüydü, gerilim ve öfke doluydu, ayrıştırıcı ve toplumu bölen – geren, hakaret eden, aşağılayan hatta dışlayan ve ülkeden kovan (!) türdendi.

Hain, zillet, kafir, adiler, terörist” sözcüklerinin havada uçuştuğu bir seçim kampanyası halkı birleştirici olabilir mi? Ülkenin yarısı bu sıfatlarla anılabilir mi? Kazara böyle ise vah o ülkenin haline. Bununla da kalınmadı; İslamın temel ritüellerinin yapıldığı kimi camilerde, iktidar partisinin şaşkınlık uyandıran ve tepki çeken toplantıları, propagandalarını.. üzüntüyle gözledik. Hatta bu kutsal mekanlardan rakip partilere kin ve nefret söylemleri yağdırıldı.

  • Dahası var; minarelere iktidar partisinin flamaları asıldı!

Kameralara ve videolara yansıdı, camilerde yemekli toplantılar bile düzenlendi. Diyanet’ten  hiçbir açıklama gelmedi. Birileri sürekli öfkeyle halka parmak salladı, tehdit etti, korku salmaya çabaladı.

  • Ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu’nun idamı bile yandaş bir gazetenin şaşkın bir muhabirince istenebildi! Artık kimlerin tetikçiliğini yaptı ise??

İYİ Partinin kadın lideri Akşener mahpusla tehdit edilebildi AKP genel başkanınca!?

Üzülerek belirtelim ki, kendi seçmenini “öküz” diye alaya alan vekillere bile tanık olduk bu seçim sürecinde.

Tarih bize gösteriyor ki; özünde adalet, özgürlük, eşitlik ve demokrasi, insan hakları, laiklik olmayan hiçbir iktidar uzun ömürlü olamıyor.

Her şeye karşın asla ağzını bozmayan, toplumu bölünme ve gerilim tuzaklarına düşmeyen siyasal liderlerin seçim süreci boyunca barış dili kullandıklarını da unutmamak gerek. Takdirle karşılamak gerekiyor bu olgunluğu. Sayın Kılıçdaroğlu’ndan, Akşener’e, Karamollaoğlu’ndan, İmamoğlu’na, Alper Taş, Selahhattin Demirtaş’a.. Yine hakkını yemeyelim, Binali Yıldırım da -gönülsüz, hatır için katlanıp belli – belirsiz yürüttüğü kampanyasında- toplumu gerecek ve bölecek tutum ve davranışlardan kaçınmışlardır. Burada şunu da belirtelim ki; Yıldırım uzun yıllar Milletvekilliği, Başbakanlık, TBMM Başkanlığı yapmış bir kişidir. Oy sayımları bitmeden “AKP kazandı” açıklaması yapması, işi oldu bittiye getirme girişimi hiç hoş ve şık olmamıştır.

Bu seçimin kazananı öncelikle barış dilini kullananlar, Sayın Ekrem İmamoğlu ve önemli ölçüde de CHP’dir. “Önemli ölçüde” diyoruz, çünkü iktidarın dibe vurduğu, akla gelen – gelmeyen her olumsuzluğun çok yaşandığı, ekonominin battığı bir ortamda buna ancak sınırlı başarı denir.

İstanbul tüm Türkiye’nin bireşimidir (sentezidir). CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’ nun saygın uğraşını asla azımsamamak gerek. Seçim öncesi hazırlıkların tümünü O yaptı. Salt Adalar’da 6 (altı!) bin gerçek dışı seçmen belirledi, yine altı bini aşkın yüz yirmi yaşın üstünde yaşayan seçmenleri saptadı ve dahası; ıslak imzalı seçim tutanaklarının kazaya uğramadan CHP’ye eksiksiz ulaşımını sağladı. İstanbul BŞB Başkanlığı adayı E.  İmamoğlu ise dingin,
serinkanlı, dinamik tutumu ile iyi bir takım (ekip) oluşturdu. Başarı takım işidir. İmamoğlu tüm baskılara karşın pes etmedi. Süreci ustalıkla ve çok iyi yönetti. “Adam kazandı” demedi. “Kimsenin hakkını yemem, hakkımı da yedirmem” söylemi, kararlılığın ve başarının anahtarı olacak gibi; iktidarın bıktırıp – usandıran mızıkçı ve özünde kötücül itirazları sonlandığında…

Kılıçdaroğlu’nun gece CHP genel merkezi önünde toplanan kalabalığa; “Zafer düşmana karşı kazanılır. Zafer değil, bir başarı bu!” sözleri barış dilinin, uygar insana ve lidere yakışan yansımaları, seçim yarışının özü ve özetidir.

O nedenle; ona buna parmak sallama, öfke, tehdit, şantaj, kibir, alaycılık, beka sömürüsü, çadır marketçiliği, en ağırından din ticareti.. yitirmiş; barışı savunarak bu dili kullananlar, özgürlük, hukuk, demokrasi, laiklik, birlikte barış içinde yaşama... yanlıları umut olup kazanmıştır.

MART’IN SONU BAHAR

MART’IN SONU BAHAR 

Suay Karaman

31 Mart 2019 yerel seçimleri için son haftaya girdik. Seçime katılan partiler son kozlarını paylaşacaklar. Yerel seçimleri “Beka Sorunu” olarak görenler, daha önce ülke bütünlüğüne karşı yaptıkları işbirliklerini unutmuşlardır. Cumhur ittifakını oluşturan parti başkanları da birbirlerine söyledikleri utanç verici, ağır sözleri unutmuşlardır. Zaten toplum olarak geçmişte yaşananları unuttuğumuz için, bugünleri yaşamaktayız. 

AKP iktidarının yerel seçimde yitirdiği yerlerde seçimi kazanan adayları görevden alıp, yerlerine yeni görevlendirme (kayyım) yapabileceği dile getirilmektedir. Bu söylemler, seçmenin sandığa olan ilgisini azaltmak için planlanmaktadır. Hukuk ve demokrasinin rafa kaldırıldığı bir sistemde her şey olabilir. Ama bu, bizlerin sandığa gidip, oyumuzu kullanmamızı engelleyemez, engellememelidir de. Zaten buradaki amaç, Cumhur ittifakına oy vermeyeceklerin, sandığa gitmesini engellemeye dönük bir propaganda yapmaktır. Seçim sonrasında da sandıklara sahip çıkmak önemli bir görevdir. 

Siyasi iktidar; seçim ve sandık güvenliği, sahte ve ölü seçmen sayısı, sahte oy ve seçim hilesi, trafolara kedi girmesi gibi olaylarda büyük marifetlere sahiptir. Bunların üstüne Yüksek Seçim Kurulu’nun yapısı da eklendiğinde, son derece uyanık ve dikkatli olunması gerekmektedir. Bu koşullarda sandıklara sahip olunamayan her seçim, ne yazık ki iktidar partisine yaramaktadır. 

  • Bu yerel seçimlerde sandığa giderek, oylarınızı Cumhur ittifakı dışındaki partilerin adaylarına vermemiz gerekir.

Ana muhalefet bu seçimden galip de çıksa, oy oranını da arttırsa, mutlaka yeni CHP zihniyetindeki yönetim değişmelidir. 

“Mart’ın sonu bahar” sloganı kulağa hoş gelse de, yerel seçim sonrasında ülkemizde özellikle ekonomik olarak ciddi sarsıntıların olacağı gözlemlenmektedir. Mart’ın sonu bahar ama ülkemizi bekleyen büyük sorunlar var. Bugünkü iktidar ve muhalefet ile bu sorunları aşmak zor değil, olanaksızdır. 

Yerel seçimlerden sonra özellikle ana muhalefet yönetimi yenilenmelidir; Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, tam bağımsızlık ve emperyalizm karşıtlığında buluşan, yurtsever bir kadronun göreve gelmesi gerekir. Kısaca Atatürk’ün partisini, Atatürkçü parti yapmak zorunluğu bulunmaktadır. Yurtsever kadrolar öbür partiler için de çok büyük önem taşımaktadır, yurt dışından devşirilen kadrolarla, genel başkanlarla hiç yol alınamadığı artık anlaşılmıştır. 

Bugün ülkemiz çok büyük boyutta siyasi ve ekonomik kriz ile karşı karşıyadır.

Demokratik parlamenter sistem, şaibeli bir halk oylaması sonucunda değiştirilmiş ve tek adam rejimine, kısaca diktaya döndürülmüştür.

Yoksulluk, açlık, işsizlik yanında büyük savurganlık, yolsuzluk ve talan bu dönemin ana karakteri olmuştur.

  • Demokratik, bilimsel ve laik eğitim bitirilmiştir.

Bütün bu olumsuzlukların üstesinden gelmek için, ülkemizde aydınlığı yeniden görmek için, güzel günleri yaşamak için

  • tek çıkış yolu, Kemalizm’in Altı Oku’dur.

1923-38 arasında denk bütçe yapan, büyük atılımlarda bulunan, olağanüstü yatırımlara imza atan Atatürk Türkiye’si örnek alınmalı ve yeniden kalkınma hamlelerine başlanmalıdır.

  • Demokratik ve laik cumhuriyetimizin temel ilkeleri ile demokrasiye sahip çıkmak için, oyumuzu bilinçli olarak kullanmalı ve sandıklara sahip çıkmalıyız.

Erdoğan’ı zorla sevme cezası

75 yaşındaki adama ‘Erdoğan’ı zorla sevme cezası‘: Kitaplarını oku, özet çıkar

(AS: Bizim yorumumuz yazının altındadır..)

  • Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği öne sürülen bir vatandaşa kitap okuma cezası verildi.
  • Vatandaş, Erdoğan hakkındaki kitapları okuyup özetini çıkaracak.

İstanbul’un Maltepe ilçesi Çınarcık Mahallesi’nde bir kahvehanede Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği iddiasıyla 75 yaşındaki Ali Şahin hakkında soruşturma başlatıldı. Şahin, olayı Oda TV’den Caner Taşpınar’a anlattı.

Bir süre önce kahvehaneye tanımadıkları bir kişinin geldiğini belirten Ali Şahin, “Bu kişinin kim olduğunu bilmiyorum. Bundan sonra polisler geldi ve ifademi almaya götürdü. İftira nedeniyle başıma bunlar geldi. Cumhurbaşkanlığı’na hakaret etmedim, böyle bir şey söz konusu değil” dedi. İfadesinin ardından hakimliğe “tutuklama istemiyle” sevk edilen Ali Şahin, denetimli serbestlik kararıyla cezaevine gönderilmekten kurtulmuş oldu.

Denetimli Serbestlik Bürosu’na gidince şaşkınlık yaşayan Ali Şahin, hakkında kitap okuyup özet çıkarma cezası verildiğini öğrendi.

İstanbul Anadolu 8. Sulh Ceza Hakimliği’nin kitap listesinde dikkat çeken adlar yer alıyordu. 24 kitaplık listede ilk sırada Ömer Seyfettin yer alırken devamında, Necip Fazıl Kısakürek, Turgay Güler, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın hayatını anlatan ‘Bir Liderin Doğuşu’ kitabı, Faruk Köse, Abdulkadir Selvi de bulunuyordu. Listede ayrıca Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Nutuk’ eseri de yer alıyordu.

 

‘KİTAPLARI KISA SÜREDE TEMİN EDİP OKUMAYA BAŞLAYACAĞIM’

Kararı değerlendiren Ali Şahin, “Avukatım karara itiraz etti, ancak ben kitapları kısa sürede temin edip okumaya başlayacağım. Ben 75 yaşındayım. Bu işlerle uğraşmak istemem” açıklamasında bulundu. (https://www.abcgazetesi.com/guncel/75-yasindaki-adama-erdogani-zorla-sevme-cezasi-kitaplarini-oku-ozet-cikar/haber-121287, 11.02.19)
===============

Dostlar,

TOPLUMSAL SİSTEMDE BASINÇ
VE SICAKLIK ÇOK YÜKSELDİ; 

MUTLAKA VE HIZLA DÜŞÜRÜLMELİ..

Her halde sözün bittiği yer olsa gerek..
75 yaşındaki adama ‘Erdoğan’ı zorla sevme cezası‘: Kitaplarını oku, özet çıkarma cezası verildi!
Bunca keyfilik, kural tanımazlık olabilir mi??
Böylesi bir kararın benzeri geçelim Türkiye’yi, tüm Küre’de, Hukuk dünyasında bulunabilir mi??
Hangi aklı başında yargıç böylesi bir kararın altına imza atabilir??
Dileriz itiraz üzerine sağduyu baskın gelir ve akıllara seza bu karar düzeltilir..
***
Ne oldu Türkiye’ye?? Bu ne hazin akıl tutulmasıdır??
Bir yandan onbinlerce rakibi arasında 90 puan ile KPSS 1.’si olan öğretmen adayı mülakatta elenecek; oysa böylesi önemli sınavlarda 1. olanlara jestler yapılır, diledikleri yere öncelikle atanırlar..

Bir yanda domates – patlıcan – patates vb. sebze fiyatlarındaki anormal artış, terörle mücadele gerekçesine dayandırılacak ve serbest piyasa bir anda unutulup belediyeler eliyle, dün Erdoğan’ın kapattığı tanzim satışlar açılacak ve adeta karne gibi herkese 2 kg sınırı konacak..

İŞ Bankasındaki Atatürk hisselerine dönük Erdoğan’ın akıl almaz gündem saldırısı sürecek..

İnsanlar, 31 Mart 2019 yerel seçimleri için Allah, cehennem, beka tehdidi, 31 Mart 1909 gerici isyanı, “seçimi yitirirsek bizi kazığa oturturlar..” zırvaları… ile teslim alınmaya çalışılacak..

Bir AKP milletvekili adayı kalkıp Erdoğan’ın yeniden bedenlenme (re-inkarnasyon) ile Hz. Muhammed’in yerine gönderildiği hurafeleri yayacak; Erdoğan susacak!!??

Erdoğan meydanlarda, kendisinden 20-30 yıl önce kurulmuş Üniversiteleri kendilerinin kurduğunu akıl almaz biçimde bağıra çağıra halka aktaracak…

YSK, 60 milyon seçmen için 154 milyon oy pusulası bastıracak…
Seçmen listelerindeki akıl dışı anormalliklere itirazı YSK reddedecek,
YSK, Erdoğan’ın partili cumhurbaşkanı olduğunu gözardı edip, makul bir sınırlamayı bile reddedecek; Erdoğan tüm devlet ihtişamıyla ve harcamasıyla partisi için propaganda yapacak,
Bu YSK, Anayasa md. 67/son ayaklar altına alınarak ani bir yasa değişikliği ile görev süresi iktidar tarafından 1 yıl uzatılmış bir heyet olacak;

Diyanet Anayasayı çiğneyerek toplum yaşamına, 4 yaşındaki çocuklara el atarak dincileştirme müdahalesi yapacak… Tüm yurttaşların vergisiyle, salt Sünni İslam’a (?) hizmet edecek!?

Erdoğan 18 bin kişiyi kendisine hakaret ettikleri savıyla dava edecek..

Son 6 yıldır ulusal gelir Dolar olarak sürekli düşecek ama nüfus kıyamet gibi artırılacak..

Ülkenin nesi var nesi yok haraç mezat yandaşlara – yabancı sermayeye satılmış olacak ve 17 yılda, 129 milyar Dolardan 470 milyar dolara ulaşan devasa ve döndürülemeyen dış borç biriktirilecek;
İflaslar, işsizlik patlayacak, atanamayan öğretmenler, işsiz babalar intihar edecek;
Kadınlar – erkekler sokaklarda açım aç, açım aç, çocuklar doymuyor! çığlıkları atacak;

Binalar çökecek ve onlarca insan altında telef olacak, bir yığın bina yıkılma riski altında olacak;
Kadın – çocuk cinayetleri, suçlar, ırza saldırılar, çocuk yaşta evlilikler patlayacak;

Gıda – su – sağlık,çevre sorunları endişe verici boyutlara tırmanacak, tarım – hayvancılık çökecek; ..
SGK açıkları, merkezi bütçeden muazzam aktarımlara (transferlere) karşın onlarca milyar TL olacak;

TBMM felç, kadir-i mutlak duruma gelen TEK ADAM’a, olağanüstü yetkilerine karşılık Parlamento’da soru bile sorulamayacak… AKP’nin Profesör ünvanlı genel başkan yardımcısı dahil, “O’nu görünce salavat getiririz..” diye saçmalayacak…
……..
…….

Daha çok acılı örnek var ama uzatmaya yürek  dayanmıyor..
17 yılda koskoca ve caaanım Türkiye enkaza dönüştürüldü; moratoryum eşiğine sürüklendi!
Döndürülemeyen borçlar nedeniyle AKP iktidarının eli – kolu bağlandı, Ege’de vatan topraklarının işgaline bile ses çıkaramıyor!? Kıbrıs’ta kabul edilemez ödünler planlanıyor..

Ama tüm bu yıkımlara karşın İktidar gitmek istemiyor nedense!? Oysa son derece olağan yaşanması gereken bir yerel seçime gidiyoruz.. AKP’nin telaşı neden son derece büyük!

  • Neden, niçin bu denli yapışıksınız iktidara?
  • Korku neden dağları sardı?
  • Veremeyeceğiniz hesaplar mı var yoksa??
  • Örn. içinizdeki FETÖ’yü hala neden temzileyemiyorsunuz?!
  • T.C.’ne bu ne bitmez – tükenmez kör intikamdır? İslamiyette kin var mıdır??
  • Bu Devlet ve halk ne yaptı size??
    ****
    Sonuç                            :
    Toplumsal sistemde basınç ve sıcaklık çok tehlikeli biçimde yükselmiş, yükseltilmiştir..
    Bundan kimseye “hayır” gelmez.. Halk 2’ye ayrıldı AKP’li ve karşıtı; bu olmaz!
    İktidar mutlaka sağduyulu davranmalı ve bu basınç ve sıcaklığı hızla düşürmelidir.  

    Sevgi, saygı, derin KAYGI ama UMUT ile.
    12 Şubat 2019, Ankara

    Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
    Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com