Erdal ATABEK : BU TÜRKİYE SİZİN SEÇİMİNİZDİR…


Arşivimizden…

Dostlar,

Meslek büyüğümüz Dr. Erdal ATABEK çok çarpıcı bir sorgulama yapıyor aşağıdaki yazısında. “Necip halkımızı” sorguluyor, ayna tutuyor onlara; bana – size – hepimize..

Kuran_Kursu_mucahitleri1

 

Nasıl kurtulacağız bu beladan??
2015 genel seçimleri için halkı örgütlemek ve muhalefet partisi edinmek – kurmak gerekiyor! Bu seçimi de AKP alırsa artık T.C.’nin ruhuna fatiha okuyabilirsiniz…

CHP ve MHP’den hayır ve umut yok!? 

Çok acı ama böyle..
Ne yapmalı? Ne yapmalı??
Yeni bir siyasal parti mi kurmalı?? Acele mi etmeli??
Baskın seçim olur mu?
AKP çooook zor – ağır koşulları ve artık rap rap ayak sesleri duyulan ekonomik bunalımı dikkate alarak Temmuz 2015 genel seçimlerini öne alır mı?
O zaman seçimden en az 6 ay öncesinde 81 ilin yarısında örgütlenmiş ve büyük kongresini yapmış (Siyasal Partiler Yasası md. 36 : “..Siyasi partilerin seçimlere katılabilmesi için illerin en az yarısında oy verme gününden en az altı ay evvel teşkilat kurmuş ve büyük kongrelerini yapmış olması veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunması şarttır.”) bir parti nasıl olunur ki, seçime katılma hakkı yasal olarak elde edilebilsin?

Yoksa “pek akıllı” yurdum insanının bu aralar kurmakta olduğu, dün kurup bugünleri beklediği çok sayıda tabela – fason siyasal partiden birinin ad hakkı satın mı alınır birkaç yüzbin TL’ye??

Sevgi ve saygı ile.
11.10.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Not : Sn. Atabek’in yazısına 2 görseli biz ekledik..

=============================================

BU TÜRKİYE SİZİN SEÇİMİNİZDİR…

portresi
Erdal Atabek
erdalatak@superonline.com
Cumhuriyet, 29 Eylül 2014

Tesettür (kapanma-gizlenme) on yaşında kız öğrencilere indi.
Burada kalmayacaktır. Erkek ve kız okulları da ayrılacaktır. Sonra da sıra kamu taşıtlarında “kadın-erkek ayrımı”na gelecektir. Özel araçlarda kadın-erkek beraberliği de sorgulanacaktır.

rası var.
Zamanı var.

Bu Türkiye’yi siz seçtiniz.

Belki bu iktidara oy vermediniz ama gene de düşünürseniz, bu sonuca gelmede sizin de payınız olduğunu göreceksiniz.

Onyıllar boyunca, bu iktidar yıllarından çok önceden başlayan Kuran kursları adı altında milyonlarca çocuğun beyni yıkandı. Bu süreçte çocuklara “Kuran öğretme”adı altında laiklik karşıtı, Cumhuriyet karşıtı telkinler yapıldı. Bu yaş çocuklarına yapılan öğretim değil, telkindir. Siz başınızı iki yana sallayıp geçtiniz. Aklınıza bu çocuklara
yaz okulları açıp çağa uygun programla yaz aylarını değerlendirmek gelmedi. Düşünmediniz. Üşendiniz. Size söylendiği zaman da ilgilenmediniz. Kuran kurslarında beyni yıkanan milyonlarca çocuk büyüdü. Eğitim gördüler. Fakülte kapılarına dayandılar.

Kuran_Kursu_mucahitleri2

Kızlar “kapanma özgürlüğü” istediler.

Erkekler mescit istedi, cuma namazına gitmek istediler.

İnançları doğrultusunda yaşama hakkı istediler. Siz on yıllar boyunca bakıp durdunuz, şaşıp geçtiniz. “Çağa aykırı şeyler bunlar” dediniz. “Devlet izin vermez böyle şeylere” dediniz. İçinizde “Ordu böyle şeylere izin vermez” deyip rahatlayanlarınız vardı.
Siz hep kendi yanınızda gördüklerinize kızdınız:

“Neden bir şey yapmıyorsun? Bak oralarda neler oluyor?” diye söylenip durdunuz.
Ama siz bir şey yapmadınız. Sizin göreviniz değildi ki. Siz seçimden seçime oyunuzu verdiniz, o kadar. Bazen kızıp oyunuzu da vermediniz.

Sonuçta; bu onyıllar boyu din adı altında dogma eğitimi almış milyonlarca çocuk büyüdü, seçmen oldu. Sandıktan onların kurup desteklediği parti kazanarak çıktı,
iktidar oldu. Üniversitelere indirilmiş puanlarla girdiler, yargıç oldular, savcı oldular, kaymakam oldular, vali oldular. Sizin şaşkın bakışlarınız arasında erkek hastaya bakmayan kadın doktorlar, erkek eli sıkmayan kadın idareciler oldu.

Bu arada kadın eli sıkmayan erkekler de yöneticiler arasındaki yerini aldı.
Siz, “aman benim çocuğum özgüvenli olsun, kendi kararlarını versin,
kendi sorumluluğunu üstlensin, geleceğin dünyasında kendi yerini alsın” diye elinizden geleni yaparken altınızdaki zemin kaydı.


Çocuğunuzun okulunu imamhatip okulu yapıverdiler.

“Aman bu nasıl iş, çocuğum oraya mı gidecek?” diye sızlanınca da size 80 km uzaktaki okulu gösterdiler. İmza topla
Bakın, size “Su yolunu buluyor” deyıp, başvurular, toplanıp yakınmalar sonuç verir mi diye bekliyorsunuz. Siz, “Hangi su hangi yolu buluyor?” demediniz.
“Durmak yok –  yola devam” denildi. Siz, “Hangi yola devam?” diye sormadınız.
Su sizdiniz, yol da onların istediği yoldu.

Bunları söyleyenleri yıllarca bakan, başbakan yaptınız.

Sonra da cumhurbaşkanı seçtiniz.
Şimdi, ülkeniz kanlı Ortadoğu savaşına girmek üzere. Elbette sizin savaşınız değil. Elbette sizin kararınız değil. Ama artık karar verme iradesi de sizin değil.
Bu irade sizde olduğu zaman gereken işlerin hiçbirini yapmadınız.

Yalnızca sızlandınız. Hep başkalarının bir şeyler yapmasını beklediniz.

Onlar sızlanmadı, çalıştı. Hiç kimseden beklemeden kendileri gereken her şeyi yaptılar. Bıkmadan, usanmadan, yıllar boyu kendileri için gereken her şeyi yaptılar.
Onlar kazandı, siz yitirdiniz.
“Ama Amerika?” demeyin sakın. Amerika işine geleni destekler.
“Ama Aydınlar?” demeyin sakın. Aydın sizdiniz ve farkına varmadınız.
“Ama Ordu?” demeyin sakın. Ordu’nun işi değildi, sizin işinizdi.

Kuran_Kursu_mucahitleri3.pptx

Bugünkü Türkiye mi?


Bu Türkiye sizin seçiminizdir.


Eğer bir şey düşünüyorsanız şimdi başlayacaksınız.

Gün gün, saat saat, dakika dakika.
Ya da “akan suyun nereye gittiğini seyredeceksiniz…”

============
Not : Sn. Atabek’in yazısına görselleri biz ekledik..

Ulustan kurtuluş savaşı..

Mustafa Balbay
ankcum@cumhuriyet.com.tr
17 Eylül 2012 – Cumhuriyet

Ulustan Kurtuluş Savaşı!
Prof. Ahmet Taner Kışlalı’nın sık kullandığı bir söz vardır:

“Geçmişimizi ne kadar iyi bilirsek geleceğimizi o kadar iyi planlayabiliriz.”

Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın 90. yılındayız. Geçen hafta 26 Ağustos’tan 9 Eylül’e giden yolu özetlemiştik.

Türk süvarileri 9 Eylül 1922’de İzmir’e girdi ve Kurtuluş Savaşı resmen zaferle
sonuçlandı ama bunun uluslararası alanda kabul görmesi hemen gerçekleşmedi. Başta İngilizler olmak üzere Yunanistan’ı cesaretlendiren büyük devletler kendi yenilgileri anlamına da gelen 9 Eylül’ü kabul etmekte zorlandılar. İstanbul’da kalmanın, Çanakkale’yi vermemenin yollarını aradılar.

Tabii ki olmadı.

Yeri geldikçe vurguladığımız gibi Kurtuluş Savaşı’nı kuruluş savaşı izledi.
İmparatorluğun küllerinden çağın bütün değerlerine açık bir ulus inşası başladı.
Kurtuluş Savaşı günlerinde Atatürk’ün attığı pek çok adımı şöyle özetleyebiliriz:
Daha savaş devam ederken yeni devletin, yeni ulusun temelleri de atılıyordu.
Örneğin, Yunan askerlerinin top atışlarının Ankara’dan duyulduğu günlerde,
15-21 Temmuz 1921’de “Birinci Maarif Kongresi” düzenlenmişti.
***

Ulusal Kurtuluş Savaşımızın 90. yılındaki kilometre taşlarını ağız tadıyla, gönül coşkusuyla, tüm ülkeye yayılan yığınsal katılımla kutlayamadığımız şu günlerde, eğitimden dış politikaya kadar yaşadıklarımız akla şöyle bir benzetmeyi getiriyor.
Ulustan Kurtuluş Savaşı!

Üniter bir devletin temelini oluşturan ulus kavramına ilişkin ne varsa unutturuluyor,
daha da ötesi itibarsızlaştırılıyor. Bu durum kavramların yanı sıra kurumlar için de geçerli.

Eğitim sistemindeki yaz-boz uygulamalarına baktığımızda, son 10 yıldır her biri ötekinin yaptığını bozan 4 ayrı hükümetin işbaşında olduğunu söyleyebiliriz. 4 milli eğitim bakanının her biri adeta 4 ayrı partinin temsilcisiydi.
Bakanların kendi dönemleri içinde kendileriyle ters düşen çelişkili adımlar atmasını saymıyoruz.

Tüm bunlara karşın ortak hedefleri değişmedi.

Eğitimin birliği ilkesini ortadan kaldırmak ya da kendi amaçları doğrultusunda ayrı bir “birlik” kurmak.

Bir kuşağın aynı eğitim sistemi içinde yetişmesinden vazgeçtik, gelecek yıl üniversiteye giriş sınavına hazırlanacak bir öğrencinin hangi koşullarla karşı karşıya kalacağı belli değil.

Bir eğitim sistemi düşünün ki, en son akla gelen öğretmenler.

Görüşü sorulan milli eğitim müdürleri, “Binalar tamam, bahçeler biraz küçüldü, kitaplar da hazır” diyor, başka bir şey söylemiyor.

Bu anlayış bizi kuruluş temelleri üzerinde yükselen bir ulus olma dışında her yere götürür!
***

Dış politikada da içeride-dışarıda açıkça dile getirilen konulardan biri şu:
“Türkiye, bölgesinde mezhep politikası izliyor.”

Özellikle Ortadoğu’nun mezhep haritası dikkate alındığında karşımıza halka halka farklı katmanlar çıkıyor. Hal böyle olunca daha baştan ülkelerin içinde “taraf” oluyoruz.
Bu yolla ne ülkesel barışlar olabilir ne de bölgesel…

İktidar bu anlayışını ne yazık ki içeriye de taşıyor. Suriye politikası eleştirildiğinde buna hemen mezhepsel çağrışımlarla karşılık veriyor.
Tüm bunların üstüne Meclis’in de tıpkı geçen yıl olduğu gibi bu yıl da gerilimli açılacağını görüyoruz.

Geçen yıl tutuklu milletvekilleri sorunu gölgesinde açılan Meclis, 24. dönemin 2. yasama yılında daha ciddi gerilimlere gebe. Zira AKP, TBMM’yi yıl boyu, 2013 yerel seçimlerini, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimini, 2015 genel seçimlerini kendi hedefleri doğrultusunda yeniden düzenlemek için kullanacak.

Böylesi durumlara uyan güzel bir Anadolu sözü vardır:

Hasandağı arpalıktır, eğer saban girer ise.
Her derede bir değirmen, eğer suyu gelir ise.
Her kümesten bir tavuk, eğer köylü verir ise.
Güzel gidiş bu gidiş, eğer sonu gelir ise.