Etiket arşivi: 20. yüzyılın aklı planlama aklı olmuştur

‘Mevcut politikalarla 21. yüzyıl hayal olur’

Dostlar,

Eski DPT müsteşarı Prof. Dr. Bilsay Kuruç hocamız ve SBF’den (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgier Fakültesi – Mülkiye) bir bölümü emekli çalışma arkadaşları, başta Sayın Prof. Dr. Korkut Boratav ve İstanbul Üniv. İktisat Fak.’den Prof. F. Esin Engin olmak üzere bu ayın  başında, 5-7 Aralık 2012 günlerinde önemli toplantılar düzenlediler. Temel amaç, 21. yy’da Türkiye’nin kalkınmasını planlı olarak nasıl sürdüreceği ya da sürdürmesi gereği idi.

5 Aralık 2012 günü SBF’de simpozyumun ilk gününde biz de çağrılı idik ve Sağlık, Eğitim, Sosyal Güvenlik ve İstihdam bağlamında yaklaşık yarım saatlik bir sunuşumuz oldu. Konuşmalar kaydedildi ve kitaplaştırılacak.

Bilsay hoca, Cumhuriyet‘e bu etkinliklerine ilşkin bir demeç verdi. Cumhuriyet’in yetiştirdiği yüzakı aydın ve parlak akademisyen, yüksek bürokratların içinde öncü bir yeri olan Kuruç hocanın demeci özenle irdelenmeli. Hele hele küresel piyasaların kamusal planlamayı iyice tu kaka ilan ettikleri ve AKP hükümetinin de 1961 Anayasası’nın ülkemize kazandırdığı en önemli kurumlardan olan DPT’yi (Devlet Planlama Teşkilatı) iyice etkisizleştirdiği talihsiz -ve de ne yazık ki uzayıp giden- bir dönemde..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 22.12.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

============================================

Eski DPT müsteşarı Prof. Dr. Bilsay Kuruç,
kalkınmada planlı ekonominin önemine dikkat çekti

‘Mevcut politikalarla 21. yüzyıl hayal olur’

5-7 Aralık’ta Ankara önemli bir kurultaya ev sahipliği yaptı:

“21. Yüzyıl İçin Planlama.”

Toplantılarda Türkiye’nin sağlık, eğitim, sosyal güvenlik, istihdam, sanayi ve enerji politikaları tartışılırken planlı ekonominin bir ülkenin kalkınmasındaki rolüne dikkat çekildi. Toplantının ardından Prof. Dr. Bilsay Kuruç ile küçük bir söyleşi gerçekleştirdik.

– Geçen yıl “21. Yüzyılda Planlamayı Düşünmek” başlıklı bir kurultay düzenlemiştiniz. Bu yıl düzenlediğiniz kurultayın başlığı “21. Yüzyıl İçin Planlama” oldu. Kurultaylarla neyi amaçlıyorsunuz?

KURUÇ – Ana sorun 21. yüzyılı doğru kavrayabilmek ve oraya adım atabilmektir. 21. yüzyıla nasıl ve nereden girebileceğimizdir. Çünkü, orası ortalamaların değil, en iyilerin dünyası olacaktır. Üniversite, o dünyanın, en iyiye erişebilmenin ilk durağı. Üniversite aklın ve Aydınlanmanın gerçek vârisi olduğu için bilimin ve geleceğin beşiğidir. Böyle bakmalıyız ve bunun gereğini yapmalıyız. Onun için planlama kurultaylarının yeri, adresi üniversite oluyor.

20. yüzyılın aklı planlama aklı olmuştur. Bilimde ilerleyen toplumlar da tesadüflerle değil, planlı adımlarla yürüdüler. Daha önce hayal edilmeyen noktalara böyle erişildi. “21. Yüzyıl İçin Planlama” başlığı bir teklifi dile getiriyor: “21. yüzyıl için teklifiniz nedir?” “Teklifimiz, planlamadır” diyoruz.

‘Büyük resim hoş görünmüyor’

– Siyasi iktidarlar neden planlama sevmiyor?

KURUÇ – Türkiye 20. yüzyıla Cumhuriyet’le girdi. “Muasır (çağdaşı yani,
o yüzyılın) medeniyet seviyesinin en üstü”nün hedef olduğunu ilan etti. Kılavuzun akıl ve bilim, yöntemin plan olduğunu göstermeye çalıştı. Biliyoruz ki, iş sonra aksadı, çeşitli nedenlerle. Ancak, yine biliyoruz ki, siyasal iktidarlar da toplumun (şöyle de diyebiliriz, onun sınıflarının) hamurunda karılıyor. Bilimde ilerlemenin önemini göz ardı eden toplumlarda, siyasetçi dünyayı ve uzun vadenin önemini öğrenemiyor. Planlamaya “bir memur işi” olarak bakıyor. Buna rağmen, Türkiye özellikle 1960 – 1980 arasında ciddi sayılacak bir planlama birikimi kazanmıştır. 1980’den sonra, ülke (yeni, eski) siyasetçileriyle değişik bir rotaya girdikten sonra o birikim buharlaştı. Bilgi tazelenemedi ve genç kuşaklara aktarılamadı. Ufka bakabilme, 20. yüzyıl sonlarında neler olduğunun algılama ve 21. yüzyılı görebilme kapasitesi zayıfladı.

– Planlamanın ilk adımı öncelikle “büyük resmi görme” değil mi?
Kendisine 2023 hedefi olarak dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girme planını koyan Türkiye’nin bugünkü büyük resmi nasıl sizce?

KURUÇ – Türkiye’yi bugünkü koordinatlarına getiren ve oraya sabitleyen politikalar size gelecek için “hoş bir büyük resim” vermiyor. Çünkü, son otuz yılın rotası ve hele son on yılın çizgisi ülkeyi yarı sanayileşmişliğe ve yarı kırsallığa demir atma noktasına getirdi. Aynı politikalarla, değil 21. yüzyıla girebilmek, bunun farklılığını kavrayabilmek bir hayal olur. O 2023 yılı, bizler için dünyanın 21. yüzyılına ait bir yıl olmaz.

‘Potansiyelimiz genç kuşaklar’

AKP iktidarının bugünkü ekonomi politikalarıyla, bu hedefe varması mümkün mü? Değilse, Türkiye ekonomisinin sizce en büyük açmazları nelerdir?

KURUÇ – Bugünkü politkalar konusunda konuşmak, insanı bir şikâyetler manzumesi düzmek zorunda bırakabilir. Biliyoruz ki, bu politikalar son otuz yılda gitgide oluşmuş, pekişmiştir. Ekonomi, dünya kapitalizminin önceliklerine ve seyrine tabi olarak işleyen bir rotadadır ve o kulvara 2000’den sonra iyice sabitlenmiştir. Bu, Türkiye için, her şeyden önce büyük insan zayiatı ile işleyen bir modeldir. Bu kulvarda kaldıkça bu zayiat büyüyecektir. Oysa, bizim en değerli kaynağımız insandır. Potansiyelimiz genç kuşaklardadır. Bir yanda, takılıp kaldığı tabiyet ve bunu pekiştirdiği geri kalmışlık manzaraları ve yarattığı zayiat, bir yandan da yine toplumumuzun sahip olduğu büyük potansiyel var. Vidaları yerinden oynatabilmenin, kendimizi aşabilmenin püf noktası bunu fark edebilmekten geçiyor. Sürekli ve bütüncül bir çaba olmalı. Toplum, dünyayı doğru algılayarak ama kendi özgün çabasıyla kendine yeni ve geniş bir bilgi ve teknik taban kurabilmeli. Bu kurguyu arayan bir büyük hareket yaratılabilmeli. Bunun problemlerini ortaya koyabilmeli ve çözebilmeli. Yani iş, insan kaynağımıza büyük özen göstermeyi öğrenmekle başlayacak. Böyle bir şey olmazsa, gelecek için yazılacak ve hedef diye sunulacak sayılar, desteksiz atıştan öteye gidemez. 6-7 Aralık’taki planlama kurultayında 5 Aralık’ta Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yapılan “Toplumsal Alan ve Planma” toplantısında bu tabloyu gördük. İnsan tablomuzdaki geri kalmışlığa gözümüzü açmaksızın, bunda duyarlı olmaksızın ileri atılabilmek mümkün değildir. Bu büyük ve bütüncül bir iş. Orada mesele, toplumun temel haklarına eksiksiz erişebilme süreci diyebileceğimiz bilinçlenme davası ile iç içe.

Piyasa mı plan mı  ??

– Kalkınma doğrudan siyasal irade ile ilişkili bir kavram. Gelişmiş ülkeler düzeyine çıkan Güney Kore, Singapur, İsrail gibi ülkelere baktığımızda, Çin’in yükselişini incelediğimizde ise hep planlı bir ekonomi modelinin izlerini görüyoruz. Oysa küresel ekonominin söylemi daima liberal ekonomiyi, serbest piyasayı ön plana çıkaran bir söylem oldu. Türkiye de bu söylemin ardından yürüdü daima.

Piyasa ve planlama tartışması hakkında neler söylersiniz?

KURUÇ – 19. ve 20. yüzyıllarda olan bitenin en önemli boyutlarından birini kendi özdeyişiyle ortaya koyan ustamız (Selâhattin Şanbaşoğlu) şöyle demişti:

– “Sanayileşme, bir büyük malzeme hareketidir!”

Bunu, 21. yüzyıl için yeniden konuşmak gerekirse, herhalde “bir büyük malzeme ve bilgi hareketi” diye sunabiliriz. “Bilgi”den “malzeme”ye, “malzeme”den “bilgi”ye uzanan zincirler içinde, çok yönlülüğü gitgide artan bir hareket. Bu basite indirgenmesi kabul edilemeyecek ve mutlaka bilimsel yaklaşım isteyen bir şeydir. İşte, planlama bunu kavramanın, ifade etmenin ve geliştirmenin dilidir. Sorunuzda, Çin’den başlamak üzere öne atılmak isteyen ülkeler bunun peşindeler ve 21. yüzyıla buradan yöneliyorlar.

  • “Piyasa mı, plan mı?” ikilemi, Türkiye gibi bir toplumun geleceğini düşünmek için işe yaramaz bir ikilemdir.

Şunu unutmayalım    : 20. yüzyılda planlamayı ve onunla gelişen bilimsel temeli, esas olarak, sanayinin kazandığı “momentum” yaratmıştır. Toplumun geleceği için sağlıklı doğum budur ve belki de biz böyle bir noktaya 1960’tan daha çok yakınız. Şüphe yok ki, son otuz yılda Türkiye’de piyasaların hareketliliği içinde birçok insan yetişti. Neler yapılabildiğini öğrendiler. Yaratıcılığı, iş yönetimini, girişimciliği öğrendiler. Galiba, aralarından bazıları piyasalarla nelerin yapılamadığını, nerede gelip ciddi bir sınıra dayandıklarını da öğrendiler. İşte, aradığımız önemli bilgi önce orada. Çünkü, şimdi

planlamanın yeni ufuk açabilme niteliğine,
planlamanın yapılamayacak gibi olanı yapabilme kapasitesine,
planlamanın aklın desteğinde yeni düşünceyi ve yapıcı hayal gücünü seferber etme özelliğine..

muhtaç olduğumuz bir yere yaklaştık.