Obama’nın Türkiye’de yaptırdığı darbeyi Putin nasıl “Şah-Mat” etti!

Obama’nın Türkiye’de yaptırdığı darbeyi
Putin nasıl “Şah-Mat” etti!

HALA NATO’DA KALACAK MIYIZ ?

AVRUPA BİRLİĞİ’NE GİRME HAYALİ DE ARTIK BİR SON BULSA !

(AS : Uzunca ama çok önemli yazının sonunda bizim önemli, kısa notumuz var!)

Merhaba,

Dün Antalya’dan bir beyin cerrahı arkadaşımın, akademisyen bir arkadaşından alarak bana ilettiği yazıyı gerçekten ilginç bulduğumdan sizlerle paylaşmak istedim. Yazı şöyle;

Dün yabancı basında Türkiye ve KKTC ile ilgili haberleri karıştırırken çok ilginç bir yazıya rast geldim. Yazının orijinali Fransızca yazılmış. Yazarı da Hannibal Genseric. Yazı La Cause du Peuple’de 27 Temmuz günü yayınlanmış, orijinal başlığı ise “Comment Putin a fait «échec et mat» au coup d’état d’Obama en Turquie” ve yayın adresi

https://fr.sott.net/…/28679- Comment-Poutine-a-fait-echec- et….  

Signes des Temps: Le Monde pour les Gens qui Pensent. Des nouvelles et des commentaires sur les événements mondiaux.

Yazı başlığının Türkçe çevirisi “Obama’nın Türkiye’de yaptırdığı darbeyi Putin nasıl Şah-Mat etti”.  Yazının içeriği çok ilginç geldiği için önce yazarın kim olduğunu, yazdıklarının komplo teorisi mi yoksa araştırmaya dayalı gerçekleri mi yansıttığını araştırdım. Hannibal Genseric
Fransız bir Matematikçi ve Bilgisayar Mühendisi. Yani kafası somut analizler yapan bir yapıya sahip. Fransa’da yaşayan ünlü bir araştırmacı ve yazar. Araştırma ve yazı alanı Uluslararası ilişkiler ile dünya politikası. Çok çarpıcı bulguları var. Mesela yazılarından bir tanesinde “Genetikçiler atalarımızın Araplar olduğunu söylüyor. Le Pen ve Claude Gueant’de Arap kökenli” diyor, kanıtları ile birlikte. Jean-Marie Le Pen (baba) ve Marine Le Pen (kızı) Fransa’nın en aşırı sağcı siyasi parti olan Ulusal Cephe’nin eski ve yeni liderleri.

Hannibal’ın söz konusu yazısında 15 Temmuz darbesi ile ilgili bugüne değin duymadığımız ve Türk basınına yansımamış, ama demek ki batı dünyasında, özellikle batılı istihbarat birimlerine ulaşan bilgiler var.  Genseric, 15 Temmuz Darbesi’nin Amerikan Ordusu ve NATO tarafından organize edildiğini, planlayıcılarının da CIA, MI6 ve Mossad olduğunu ve sonucunun da Türkiye’yi Anglo-Siyonist Eksen’den (Anglo-Sionist Axis-ASA) uzaklaştıracağını ve Şangay İşbirliği Organizasyonu’na (Shanghai Cooperation Organization-SCO) veya da Gelişmekte Olan Ülkeler Grubu olarak tanımlanan BRICS’e (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) yaklaştıracağını belirtmekte.

Yazıda özetle dikkat çeken bölümler şunlar: 

  • KGB çok iyi çalıştı ve 15 Temmuz Darbesi ile ilgili bilgileri Rus Başkan Vladimir Putin’e
    çok önceden iletti.
  • Rusya, Türkiye Hükümetini haberdar etmek için ayrıntılı bilgi topladı ve darbecilerin kullanacakları silahlara karşı bir koruma sistemi oluşturdu.
  • İncirlik Üssü’nden yöneltilen bu boyuttaki bir darbenin fiyasko ile sonuçlanmasının nedeni Rusya’nın iki tarafa da çalışan ajanları saf dışı bırakmış olmasıdır.
  • Bu darbede İncirlik Üssündeki yüksek rütbeli subayların kullanılması çok aptalca oldu.
    Bu hata darbenin CIA tarafından yapıldığını ortaya çıkardı.

Batı güçleri Erdoğan başta olduğu müddetçe, Yeni Dünya Düzeni (New World Order-NWO) projesinin hedefi olan Dünya Devleti’ni kurmanın mümkün olmayacağını artık anlamışlardı. Erdoğan’ın Orta Asya Türk Devletleri ve bir kısım Orta Doğu ülkeleri ile güçlü bir blok kuracağını anladılar ve bu darbeyi planladılar. Kremlin, Türkiye’nin NATO ve AB ile arasının bozulduğunu biliyordu. Başarısız bir darbenin Türkiye’yi Rusya’ya yakınlaştıracağını hesaplayıp, darbe süresince Türk Hükümetine destek verdi. Rusya, Suriye, İran ve Batı ülkeleri darbe yapılacağını biliyorlardı. Bunun kanıtı da darbe günü batı dünyasının İstanbul ve Ankara’ya canlı yayınla bağlanmış olması. CNN’in ünlü sunucusu Christiane Amanpour ise darbeden 2 gün evvel tüm kamera ve yayın ekibi ile Türkiye’ye gelmişti. Darbe anında İstanbul’da canlı yayın yapması tesadüf değildi.  

Putin, danışmanı Alexander Dugin’i, Türkleri darbe konusunda uyarması için, Ankara’ya
çok gizli bir şekilde gönderdi. Dugin Türk Hükümetine uzun bir darbeciler listesi verdi.
Darbecilere karşı darbe yapılması”bir ay önceden bazı darbecilerin kimliklerinin öğrenilmesi ile başlatıldı. Türk hükümeti 2 bin Türk askerinin (hava ve deniz) tutuklanması için savcıya talimat verdi. Mahkemeler bu talebi reddetti. Feto’cu yargıçlar darbeci generallere bir şeylerin ters gittiği haberini ilettiler. Bu şekilde, darbenin öne alınması zorunda kalındı. 24 saat sessizliğini koruyan Amerikan ve Batı medyası, darbenin başarısız olacağını anlayınca, tipik yanıltıcı propaganda ile ortaya çıktı;

“Bu darbe Erdoğan’ın kendisine karşı darbe yapıldığı fikrini yaymak için düzenlediği bir “Sahte Darbe”dir. Bu yüzden uçağı İstanbul üstünde F-16’lar tarafından vurulmamıştır.” 

Oysa gerçek, bu söylemden çok farklıydı :

  • Türk F-16’larının peşinde Karadeniz’in uluslararası hava sahasında, yani İstanbul semalarında uçan bir uçağı vurabilecek uzaklıkta uçmakta olan 7 Rus uçağı ve darbeci uçaklara kilitlenmiş iki S400 füzesi vardı. F-16 pilotlarına ihtar edildi: “Erdoğan’ın uçağına tek bir atış yaptığınız takdirde hepiniz vurulacaksınız!” Bu sebeple, Türk jetleri Erdoğan’ın uçağına ateş edemedi.
İncirlik ABD Üssünden 42 helikopterin yok olması ilk anlarda izah edilemedi. Sonradan öğrenildi ki, bu helikopterler Türkiye’yi işgal edecek güçlere katılmışlardı. Bu nedenle Türk hükümeti İncirlik üssünü 2500 polisle kuşatıp sistemlerini çalıştırmamaları için elektriğini keserek Amerika’ya “ne yaptığınızı biliyoruz, bu yüzden askerlerinizi ve sistemlerinizi bloke ettik” mesajını iletti. Bunun üzerine, Obama işgal gücü koalisyonunun (birçok ulustan oluşan ordu) operasyonunu durdurdu.

Söz konusu yazının boyutu benim yazdıklarımın neredeyse 3 misli kadar. Size yazıyı vurucu noktalarıyla özetlemeye çalıştım. 15 Temmuz darbesinin arkasında bize aktarıldığı gibi yalnızca FETÖ ve CIA yok.

Prof. Dr. Ata ATUN
Yakındoğu Üniversitesi

*****

Dostlarım, bu yazı aklımdaki birkaç soruya yanıt oluşturacak veriler içerdiği kadar, yeni soruların doğmasına da neden oldu. 

1. RTE’nin darbeden üç gün önce ortadan yok olup, darbe günü öğle saatlerinde Sözcü muhabirleri tarafından Marmaris’te bulunmasına rağmen darbe sırasında oradan da helikopter ile dağlara kaçırılmasını ve darbeyi “eniştemgil”den öğrendim demesini inandırıcı bulmuyordum. 

2. Bu kadar istihbarat eksikliği olmasına karşın, darbeden saatler sonra tutuklama ve açığa almalar başlarken Hakan Fidan’ın yerinde kalmasını açıklayamıyordum. Tahminim o ki,

RTE Rusya’dan gelen bu istihbaratı açık etmemek için darbeden haberi olmayan bir avanağı oynadı.

3. Darbe sivil halka açılan ateş, TBMM’nin bombalanması, Özel Harekat Karargahı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığının vurulması gibi açıklanamaz ve orantısız güç kullanımı ile bana göre darbe olmaktan çok bir savaş sürecine benziyordu. Burada söylenilenlere bakarsak, bu başlangıcın arkasında bekleyen bir koalisyon gücü işi işgale kadar götürmek üzere bekliyormuş. Ancak Hüseyin Obama abimizin operasyonu iptal etmesiyle, senaryo gereği açılışı yapan “Fetoşist” darbe tayifesi arkasına dönüp kimseyi göremeyince g.t gibi ortada kalıp, daha fazla dayatmadan tıpış tıpış teslim olmuş.

4. Darbeden bir hafta  veya on gün kadar önceydi yanılmıyorsam, bizim Uzun Adam’ın durup dururken yelkenleri indirip Rusya’dan özür dilemesi kadar, her gün RTE’ye saydıran Putin Bey’in de birden bire siyaset meleği kesilip “Başgan”a bir zeytin dalı uzatarak “gel elimi öp, barışalım” tavrı bana tutarsız ve havada gelmişti. Şimdi bir anlam kazandı.

5. Darbe girişiminden sonra bizimkilerin ABD’ye kafa – göz, ana – avrat dalmalarına karşın Okyanus ötesinden cılız mırıltıların çıkmasını açıklayamıyordum. Başka zaman olsa Hüseyin eline beyzbol sopasını alıp “bana Recebi bağlayın” derdi. Demedi. Dut yemiş beceriksiz bir bülbül gibi kaldı.

6İncirlik’ten kalkan helikopterlerin (sayısının 42 olduğunu bu yazıdan öğrendim) dönmediğini, Dedeağaç’a kaçan subayların helikopterinin hala Yunanistan’da olduğunu bildiğimiz halde gerek Savunma Bakanı, gerek ise Boşbakan defalarca TSK’nın envanterinde eksik ağır silah yok dediler. Meğer uçaklarımız Türkiye’nin işgaline soyunan sevgili Nato müttefiklerimize intikal ettiği için kayıp olarak değerlendirilmiyorlar.
Öyle ya… Silahlarımız NATO envanterinde göründüğüne göre kayıp sayılmaz. (!?)

7. Recep’in 15 Haziran’dan sonra “Esed” ile ilgili olarak Putin’in söylemlerine yaklaşır ifadeler kullanmaya başlamasına anlam verememiştim. Ortadoğu’da Rusya tarafından şekillendirilmesine çalışılan Rusya, İran, Irak, Suriye, Türkiye ittifakı tohumlarının bu gevşemede etkisi olduğu anlaşılıyor. Kulislerde Ankara’ya gelen ABD Genelkurmay Başkanı‘nın, Türkiye’nin NATO‘dan ayrılarak bu ittifakın tarafı olmasının Türkiye’ye hesap edilemeyecek faturalar çıkartabileceğine yönelik tehditleri bu olasılığın kuvvetini vurguluyor.

Şimdi… Hannibal Genseric’in aktardığı bu bilginin doğru olduğunu var sayarsak aklıma şu soru geliyor:

Türkiye’de bir yönetim değişikliğini planlayan dış-koalisyonun, bu çuvallamanın ardından
biz yanlış yaptık, pardon Recep Abi… bi daha olmaz” diyerek evlerine çekilmiş olduklarını beklemek safdillik olur. “Öyleyse ne zaman” sorusu bundan sonra bizlere diken üstünde, tekinsiz, belirsiz ve hatta paranoyak bir yaşam tarzı dayatacak gibi görünüyor. Acaba bu salt bir komplo teorisi mi, yoksa ciddi bir istihbarat çalışması mı? Eğer doğruysa, bu son yıllarda Irak’tan sonra ABD’nin yaşadığı en büyük sıçış öyküsüdür. Ne dersiniz?

Kalın sağlıcakla…

Barbaros ERKMEN (02.09.2016)
*************

Dostlar,

Bize açık kaynaklardan ulaşan (hep olduğu gibi) uzunca bir e-iletiyi hiç dokunmadan yukarıda sunduk. Başından beri yazdığımız üzere;

15 Temmuz 2016 darbe girişimini ve aktörlerini AKP – RTE önceden haber almıştır ve karşı önlemlerini alarak denetimli
bir biçimde “bir süre” sahnelenmesini kurgulamıştır.

Olaydan 50 gün sonra yaşananlar, geriye dönük (retrospektif) olarak bu tezi desteklemektedir.

Birkaç OHAL Kararnamesi ile Türkiye, başta TSK olmak üzere yerden yere vurulmuş, adeta kelepçelenmiştir. Olağan koşullarda AKP – RTE’nin düşünü bile göremeyeceği, onlarca yıl iktidarda kalsa bile denemeye bile cesaret edemeyeceği girişimler = AKP sivil darbesi,
15 Temmuz Darbe girişim bahane edilerek OHAL rejimi altında yapılarak Türkiye teslim alınmıştır. 2023’e = Anadolu Federe İslam Devleti’ne giden yolun mayınları temizlenmektedir..

Gelişmelere bu gözlükle bakılmasında saymakla bitmez yarar vardır..
Türkiye “40 Katır ya da 40 Satır” lanetli ikilemine mahkum edilmiştir.

Yazı zaten yeterince uzun, biz daha önce de paylaştığımız yorumumuzu kısa tutuyoruz.
Dinci – gerici AKP cenderesini aşabilmek için önce doğru tanı koymak zorundayız.
Artık “cambaza bak!” ucuz oyunlarını bu halk yutmamalıdır.

Ve yaşamının kumarını oynayan, Türkiye’yi ateşe sürükleyenlere :

El mi yaman bey mi yaman; göreceğiz..

Sevgi ve saygı ile.
03 Eylül 2016, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

BAY RTE’nin KAÇAK SARAYININ KAÇACAK YERİ KALDI MI??

‘Kaçak Saray’ın kaçacak yeri kalmadı’

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu,
meslek odalarının ‘Cumhurbaşkanlığı Sarayı
proje alanı’ itirazlarını haklı buldu

Atatürk Orman Çiftliği alanının, Cumhurbaşkanlığı Sarayı yapılabilmesi için “T.C. Başbakanlık Gazi Yerleşkesi (OGM) Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı” ilan edilmesine ilişkin 2012/3074 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali hakkında 5 meslek odasının itirazını, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu meslek odalarını haklı buldu, oy çokluğu ile itirazlarını kabul etti.

“KAÇAK SARAY’IN KAÇAKLIĞINDA KARAR BÜYÜK YERDEN”

Atatürk Orman Çiftliği alanında, Cumhurbaşkanlığı Sarayı yapılabilmesi için Bakanlar Kurulu’nun  27 Nisan 2012 tarih ve 28276 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan “T.C. Başbakanlık Gazi Yerleşkesi (OGM) Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı” ilan edilmesine ilişkin 2012/3074 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına yürütmesinin durdurulması ve iptali hakkında Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Ziraat Mühendisleri Odası, Peyzaj Mimarları Odası, Çevre Mühendisleri Odası  Ankara Şubesi ve Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi Meclis Kararına ve Başbakanlığa dava açmıştı. Danıştay 14. Dairesinin yürütmeyi durdurma kararı vermemesi üzerine 5 meslek odası, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na itiraz etmişti. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu meslek odalarını haklı buldu, oy çokluğu ile itirazlarını kabul etti.

“KAÇAK SARAY’IN KAÇACAK YERİ KALMADI”

Kararla ilgili yazılı açıklama yapan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan,

“Kaçak Sarayın kaçacak yeri kalmadı, karar büyük yerden, Kaçak Saray acilen boşaltılmalı ve Cumhurbaşkanlığı Çankaya’ya taşınmalı..”

diyen Candan, şöyle devam etti:

“Bu ülkede hukuk  yeniden inşa edilecekse, öncelikle Atatürk Orman Çiftliği’nde herkesin gözü önünde yapılan bu hukuksuzluğun  sonlanması lazım. Her dava süreci ve lehimize çıkan her karar, bu ülkenin yöneticilerinin hukuksuzluğunun altını kalın çizgilerle çiziyor. Danıştay İdari Dava Daireleri, Kaçak Saray yapmak için Bakanlar kurulu tarafından Kentsel dönüşüm alanı ilan edilen alanın AOÇ 5659 sayılı kanununa göre,  Atatürk Orman Çiftliği arazilerinin planlama ve uygulama bütünlüğü içinde korunmasına aykırı olduğunu  ifade ederek,  Bakanlar Kurulu kararının hukuka uygun olmadığına karar vermiş ve bizim itirazımızın haklılığını kabul etmiştir. Kaçak Saray ivedilikle boşaltılmalı bu hukuksuzluk sonlanmalıdır.”

“KARAR, ATATÜRK’ÜN ŞARTLI BAĞIŞININ 78. YILINDA
DERS NİTELİĞİNDE BAYRAM HEDİYESİDİR”

“Atatürk Orman Çiftliği ve Kaçak Saray mücadelesindeki bu karar halkımıza sunulan bir bayram hediyesidir.” diyen Candan “Danıştay İdari Dava Dairleri genel kurulunun kararının  Atatürk Orman Çiftliği’nin  taşıdığı değerler, 1. derece doğal ve tarih sit alanı özellikleri, Atatürk’ün vasiyeti ve şartlı bağışına ilişkinde ders niteliğinde 13 sayfalık bir karar.” dedi. Ayrıca davacı 5 meslek odasının yürütmesi durdurulması talebinin haklılığını kabul ederek yürütmenin durdurulmasına karar verildiğinin altını çizen Candan,  “Hukuk kararlarına herkes uymak zorunda. Başka türlü bu ülkeye demokrasi ve özgürlük gelemez.” dedi.
(Cumhuriyet internet haber portalı, 10.07.2015)

=====================================

Dostlar,

BAY RTE’nin KAÇAK SARAYININ KAÇACAK YERİ KALDI MI??

Öncelikle, Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin harman yürekli başkanı Tezcan Karakuş Candan‘ı kutlamak ve savaşımını saygı ile selamlamak gerek. O bir Cumhuriyet kadını, bu yönüyle de göğsümüz övünç doluyor. Hele son zamanlarda O’na yönelen tehditleri ise alçakça buluyoruz. Dolayısıyla bu tehditleri yöneltenler alçaktırlar; o yüzden eylemleri de alçak ver aşağılıktır.

T.C. Devleti, her yurttaşının can – mal güvenliği ile hak arama özgürlüğünü mutlaka sağlamak zorundadır! (Anayasa m. 36 : “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”) Ayrıca adı geçen davacı 5 meslek odası, yasal ile kurulu TMMOB birimleridir ve Anayasa md. 135’in koruması altındadırlar. “Kamu kurumu niteliğinde” meslek kuruluşlarıdır.

Biz bu borcumuzu yerine getiriyoruz; saygı ile selamlıyoruz Tezcan Karakuş Candan ve birlikte davrandıkları dava arkadaşlarını!

Sonra da Danıştay İdari Dava Dairleri Kurulu‘nun karara imza koyan ve Yürütmeyi Durdurma (YD) kararı veren yiğit yargıçlarını selamlıyoruz.

Her şeye karşın bu ülkede hala “Yargıçlar var”! Ve hukuku yüreklilikle savunmaktalar.

Danıştay 14. Dairesi’nin YD istemini reddedişi kuşkusuz bir ara karardır. Ancak kimi idari işlemler vardır ki; uygulamakla zaman içinde etkisi tükenmekte ve daha sonra gelebilecek iptal kararı maddi ve / veya hukuksal olanaksızlıklar karşısında uygulanma olanağından yoksun kalabilmektedir. Bu durumda hukuka uygun olmayan işlemi yapan idareden ancak maddi giderim (tazminat) istenebilmektedir. Söz konusu giderim ödense bile hukuk dışı sorun çözülmüş olmamaktadır gerçekte.

YD kurumu bu nedenle, bir hukuksal koru(n)ma aracı olarak İYUK md. 27’de (İdari Yargılama Usulleri Kanunu) düzenlenmiştir. 2 ağır koşula dayanmıştır ilgili madde :

– Söz konusu idari işlem – eylem AÇIKÇA hukuka aykırı olacaktır;
– Yürütülmesi durumunda ileride telafisi olanaksız zararlar doğabilecektir.

Yasa ve Anayasa m. 125/6-7, her 2 koşulun birlikte gerçekleşmesini öngörmektedir.

Davaya bakan ilk derece görevlisi mahkeme (Bakanlar Kurulu kararları için böyle..) olarak Danıştay 14. Dairesi, ilgili 5 Meslek Odası’nın YD istemini reddetmişti. Buna 7 gün içinde yapılan itiraz üst yargı yerinde, Danıştay İdari Dava Dairleri Kurulu’nda karara bağlanmıştır. Bu karara ilgili 14. Daire’nin direnme hakkı yasal olarak olmadığı gibi, davalı Bakanlar Kurulu’nun da itiraz hakkı yoktur. Taraflardan birinin (örnek olayda YD istemi reddedilen davacının) itirazı üzerine verilen kesindir. (İYUK m. 27/7).

Bay RTE, Anayasayı apaçık çiğneyerek 7 Haziran 2015 genel seçimi öncesinde partisi AKP için propaganda yapar ve oy isterken, bir konuşmasında Kaçak Sarayı için “Danıştay’ın izin verdiğini” belirtmişti. Biz de bunun doğru olmadığını, Bay RTE’nin gerçek dışı bildirimle gelişmeleri yeterince izle(ye)meyen halk yığınlarını aldattığını yazmıştık. Başka ne diyelim? “12. CB Bay RTE halka yalan söyledi!” mi diyelim?? Hemen davalar geliyor ardından.. Psikolojik yıldırma amaçlı açık faşist baskı uygulanıyor. Bay RTE’nin bu davranışının adının ne olduğunu halkımız ve tarih bilmektedir ve koymaktadır.

Ülkede demokrasi bırakılmamıştır ve bizim yurttaşlar olarak, bu fiili gayr-ı meşru duruma EVRENSEL meşru direnme hakkımız vardır!

Çooook yazık değil mi? Bir ülkenin devlet başkanı meydanlarda hiç sıkılmadan halkına gerçek dışı bildirimde bulunuyor!? “…….. mumu yatsıya dek..” demiş atasözü.. Bu üst karar, bu bakımdan da bir onaylama (tescil) anlamındadır ve siyaset bilimi, yargı tarihi, AKP sefaletleri, Bay RTE “klasikleri” içinde yerini alacaktır.

Sormak isteriz                     :

Bir Müslüman halkına göz göre göre yalan söyler mi?
– Yönetici yalan söylerse bunun dinsel ve hukuksal yaptırımı nedir?
– Yalan söylemenin, halkı yönetici olarak aldatmanın Kuran’da karşılığı nedir?
– Halkına kininizi ve nefretinizi eksik etmeyin diyen birisi, Kuran’ın hangi açık ayetlerini çiğnemektedir ve hala din içinde midir, hala mümin midir??
– DİB (Diyanet İşleri Başkanlığı) bu sorularımıza yanıt  verebilir mi yoksa Başkan Prof. Görmez bunu da mı görmez ??
– Bu davranışın en azından ahlak – etik dışı oluşu bakımında  politik ve insani bir yaptırımı yok mudur? Haydi bu gün “yok” diyelim… Gelecekte mutlaka olacaktır. Tayyip bey bu faturayı da ödeyecektir.. Kendimizi O’nun yerine koydukça, bunca günah altında ezilip bitmiş duyumsuyoruz . Aslında Tayyip beyin davranış ve mimiklerine de yansıyor bu saklanamayan ve bastırılamayan suçluluk psikolojisi.. O’nu eziyor

Sonuç                  :

– AK SARAY artık hukuk dışı bir kaçak saraydır.  Dileriz iptal kararı da ivedilikle ardından gelecektir.
– Bu bina hemen terk edilmeli, Çankaya Köşkü’ne dönülmelidir. Yerleşkede (ne yazık ki Bay RTE Osmanlı – İslamcı dürtü ve özentileriyle “Külliye” diyor.) tek bir çivi bile YD kararı gereği çakılmamalıdır.
– Tayyip bey kendiliğinden bir “zoraki” jest (!) yaparak bu kaçak binayı terk ederse, ağır imaj zedelenmesini ve kaçınılmaz faturayı bir ölçüde onarabilir.
Zararın neresinden dönülse kârdır.. sözü de önemli bir ata deyişidir. Tayyip beyin kulağına küpe olmalıdır.
– Bu yerleşkenin ne yapılacağı da kamuoyunda tartışılmalı, özel bir yasa ile bir rüçhan hakkı olarak arazisi hukuk dışı biçimde, Yüce Atatürk’ün vasiyetinin çiğnenmesi nedeniyle
gasp edilen AOÇ’ye devredilmeli ya da

“Türkiye Cumhuriyeti 100. Yıl ATATÜRK Anıtsal Müzesi”

olarak 2023’e hazırlanmalıdır.

Fakat öncelikle, “Beraber yürüdük biz bu yollarda; HEDEF 2023” saklı – örtük gündemi ile yürüyen Cumhuriyet yıkıcılarını yönetimden yasal yollarla hızla uzaklaştırarak..

Sevgi ve saygı ile.
10 Temmuz 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yazımızın pdf biçimi : BAY_RTE’nin_KACAK_SARAYININ_KACACAK_YERI_KALDI_MI