TÜRKİYE’DE 1 MAYISLAR

TÜRKİYE’DE 1 MAYISLAR

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Geçmişten bu güne Türkiye’de 1 Mayısları incelersek;

*        Osmanlı Devleti döneminde işçi örgütlenmesinin en gelişmiş olduğu yer Selanik’ti ve 1911’de burada tütün, liman ve pamuk işçileri, 1 Mayıs gösterisi düzenleyerek bugünü kutladılar.

*        1912 yılında İstanbul`da ilk kez 1 Mayıs kutlaması gerçekleşti.

*        1923 yılında 1 Mayıs günü yasal olarak “İşçi Bayramı” ilan edildi.

*        1924`te hükümet kitlesel 1 Mayıs kutlamalarını yasakladı.

*        1925`te çıkan Takrir-i Sükun Yasası, İşçi bayramını kutlamayı yasakladı ve uzun yıllar bu yasak geçerliliğini korudu.

*        1935 yılında 1 Mayıs`a “Bahar ve Çiçek Bayramı” adı verildi ve ücretsiz tatil günü ilan edildi.

*        1976 yılında uzun yıllar sonra ilk kez geniş katılımlı 1 Mayıs kutlaması Taksim`de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu`nun organizasyonu altında gerçekleşti.

*        1977 yılında İstanbul Taksim Meydanında yaklaşık 500 bin kişiyle en geniş katılımlı 1 Mayıs toplantısı düzenlendi. Ancak, göstericilerin üzerine ateş açıldı ve göstericilerden 34’ü, yaralanarak ve üstlerine ateş açılması sonucu çıkan izdihamda ezilerek öldü. 1977 yılının 1 Mayıs günü, tarihe 1977 Kanlı 1 Mayıs olarak geçti. Askeri darbe hazırlığı olarak yapıldığı MİT tarafından Başbakan Süleyman Demirel’e rapor edilince, Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun derhal re’sen emekliye sevk edildi.

*        1978’de yüz binlerce kişi tarafından Taksim Meydanında kutlandı.

*        1979`da Sıkıyönetim Komutanlığı İstanbul`da miting yapılmasına izin vermedi, sokağa çıkma yasağı ilan etti. Buna karşın İstanbul sokaklarında yüz binlere ulaşan rakamlarla korsan 1 Mayıs kutlandı.

*        1981`de Milli Güvenlik Konseyi 1 Mayıs`ı resmi tatil günü olmaktan çıkardı.

*        1989`da trafik polisinin açtığı ateş sonucu işçi Mehmet Akif Dalcı yaşamını yitirdi.

*        1996`da Taksim Meydanının yasaklı olduğu gerekçesiyle Kadıköy`de düzenlenen 1 Mayıs kutlamalarına yaklaşık 150 bin kişi katıldı. Eylemin ilk dakikalarında polisin silahsız göstericilere açtığı ateş sonucu 3 kişi yaşamını yitirince, Kadıköy`de büyük bir kitlesel isyan gerçekleşti. Bu olaydan sonra Kadıköy 2005 yılına dek 1 Mayıs kutlamalarına yasaklı kaldı. Ayrıca telsizinin sesini açık unutan bir sivil polisin göstericiler tarafından oldukça şiddetli bir biçimde dövülmesini Star TV`nin naklen duyurması ve bir başka yerde polislerin eğlenerek seyrettiği bir linç girişimini de naklen yayınlamasıyla belleklere kazındı.

*        2006 yılında en geniş katılımın yaşandığı ilçe Kadıköy oldu. Çeşitli sendikalar ve gruplar saat 12:00 sularında Rıhtım Caddesi`ne yürüdü. Düzenlenen miting sonrası saat 16:00 sularında gruplar tümüyle dağıldı.

*        2007’de 1 Mayıs’ı yeniden Taksim’de kutlayarak aynı zamanda 1977’de olan olayları anmak isteyen kesimleri polis silah, biber gazı, gaz bombası kullanarak durdurmaya çalıştı. 100’den çok kişi yaralandı.Valiliğe göre 580, öbür kaynaklara göre 700’e yakın gözaltı gerçekleşti. İbrahim Sevindik adındaki bir vatandaş yaşamını yitirdi.

*        2008 Nisan’ında, 1 Mayıs’ın “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kutlanması kabul edildi.

*        2008’de sendikaların hükümetle 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama konusunda uzlaşamaması sonucunda sendikalar, Taksim’e yürüme kararı aldı ve kimi sol görüşlü partiler de bu yürüyüşe katılacaklarını açıkladı. Bunun üzerine, güvenlik güçleri bir gün öncesinden hazırlıklara başladı ve sabah 06:30’dan başlayarak Şişli’de, Osmanbey’de, Pangaltı’da, Nişantaşı’nda, Okmeydanı’nda, Dolapderede ve Kurtuluş’ta olaylar çıktı. Polisin, DİSK, Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, ÖDP ve Halkın Kurtuluş Partisi binasında yönelik tutumu ve bir hastanenin acil servisi girişinde gaz bombası atarak birçok kişinin yaralanmasına neden olması çok tartışıldı.[1] Polis; bu olaylar sırasında biber gazı, gaz bombası, basınçlı ve boyalı su kullandı. DİSK binası önündeki olaylarda CHP milletvekili Mehmet Ali Özpolat, sıkılan biber gazı nedeniyle kalp spazmı geçirdi. Okmeydanı’nda Burhan Gül adlı 19 yaşında bir genç, başından plastik mermiyle vurularak yaralandı. Ayrıca Ankara’da Sıhhiye Meydanında yapılan kutlamalarda da olaylar çıktı ve polis, göstericilere gaz bombalarıyla müdahale etti. Ankara’da Sakarya Meydanı’nada yapılan kutlama olaysız sona erdi.

*        2009 Nisan’ında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verilen önergeyle, 1981’den sonra 1 Mayıs yeniden resmi bayram olarak kabul edildi.

*        2009 Nisan Taksim’e çıkılmasına izin verilmedi.[2]

*        2010 1 Mayıs, 140 bin kişinin katılımıyla Taksim’de kutlandı. (Resmi rakamlara göre).

*        2011 1 Mayıs hafif olaylarla kutlandı.

*        2012 1 Mayıs polis gözetiminde kutlandı.

*        2013 1 Mayıs’tan 4 ay önce Taksim’i yayalaştırma projesi adı altında 1 Mayısın Taksim’de kutlanılması yasaklandı ve buna karşın kimi kesimler Taksim’de kutlamaya çalıştı, polis izin vermedi ve göstericilere karşı ateşli ve ateşsiz silah kullandı, hastanelere gaz bombası atarak cankurtaranları durdurdu, 1977’den sonra olaylı 1 Mayıs olarak tarihe geçti.

*        2014; Taksim’e izin verilmedi! 19’u polis toplam 90 kişi yaralandı. 266 kişi gözaltına alındı.

*      2015; Taksim’e yine izin verilmedi izin verilmemesi nedeniyle Taksim ve Taksim’e giden yollar polis barikatlarıyla çevrildi. Beşiktaş’tan çıkmak isteyen sendikalara ise polis saat 14.06’da gaz bombası, plastik mermi ve TOMA’larla saldırdı, çok sayıda kişi gözaltına alındı.

*        2016; bunların hepsinin olduğu, bu bedellerin ödendiği Türkiye’de en büyük işçi konfederasyonu TÜRK İŞ, 18 Mart dururken 1 Mayıs’ta şehit ve gazileri anmak için Çanakkale’ye gitmeye karar verdi!!! (*)

*        2017; sendika ve sivil toplum kuruluşlarının 1 Mayıs kutlama alanı Bakırköy Halk Pazarı oldu.

*        2018; 1 Mayıs kutlamalarının adresi, Maltepe’deki miting alanıdır.

*        2019; sendika ve sivil toplum kuruluşlarının bu yılki 1 Mayıs kutlama alanı gene Bakırköy Halk Pazarı oldu.

İşçilerin, emekçilerin, tüm çalışanların birlik, dayanışma ve mücadele günü kutlu olsun.
(*) (kaynak: wikipedia)

1 Mayıs ve tarihsel anlamı

1 Mayıs ve tarihsel anlamı

Dr. Engin Ünsal
Girne Amerikan 
Üniversitesi Öğretim Üyesi

  • Emekçiler üretim güçlerini siyaset alanına da taşımalıdırlar. O nedenle işçiler her 1 Mayıs’ta nasıl iktidar olacaklarını da dile getirmeli ve artık cesur türküler söylemelidirler.

[Haber görseli]

4 Mayıs 1886’da Amerikan İşçi Federasyonu (AFL) 15 saatlik çalışmanın 8 saate indirilmesi için Chicago’da Haymarket alanında bir toplantı düzenliyor ve polis bomba kullanarak bu toplantıyı dağıtmak istiyor. İşçilerden ve polislerden 14 kişi ölüyor. Sorumlu olarak dört işçi lideri yargılanıyor ve 1887 yılı Kasım ayında asılıyor. AFL 1888 yılında 8 saatlik çalışma günü kabul edilinceye kadar her yıl 1 Mayıs’ta grev yapılmasını kararlaştırıyor. 1889 yılında Paris’te toplanan 2. Enternasyonal 1 Mayıs’ın işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak kutlanmasına karar veriyor. Bizde ise 1 Mayıs 2008 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kabul edildi ve ulusal bayram ve genel tatil yasasında yapılan değişiklikle resmi tatil ilan edildi.

İşçinin gücü var ama sınıf bilinci yok
1 Mayıs bir bayram değildir. Geçmişte yaşanan acıların, emekçilerin yaşadığı zulmün anıldığı çok önemli bir gündür. 1820’lerde Sanayi Devriminin başlaması ile toplumun gündemine oturan işçiler ve sorunları ilkel sermaye sınıfı ve onların yanlısı siyasiler tarafından hiç önemsenmemiş ve emekçiler büyük acılar yaşamış, sonraki yıllarda hakları için verdikleri mücadelelerde büyük bedeller ödemişlerdir. Kapitalizmin sömürü vetiresi bitmediğinden işçinin sömürüsü de devam etmiştir. Aradan bunca yıl geçmiş olmasına karşın çalışanlar çalışma ortamlarında insanlık onuruna yakışan bir yaşama henüz ulaşamamıştır.

1 Mayıs bizde ve bütün dünyada emekçilerin dayanışma günü olarak coşku ile kutlanmaktadır. Ülkemizde bu anlamlı günün üzerinde bir başka açıdan durulması hiç düşünülmeden renkli kutlamalar yapılmaktadır. 1 Mayıs bir bayram değil emekçilerin geçmişte yaşadığı acıların anıldığı bir gündür ve ülkemizde bu acılar halen yaşanmaktadır.

Ülkemizde işçi, memur, esnaf, kendi hesabına aile işletmelerinde çalışanlar, taşeron işçilerini de kapsayan kayıt dışı çalışanlar olmak üzere 2018 verilerine göre 25 milyon insan çalışmaktadır.

  • İşverenlerin olumsuz tutumundan, yasaların zorluklarından ötürü işçilerin ancak 800 bini memurların ise yaklaşık 1.5 milyonu reel sendika üyesi olabilmiştir.

Özellikle işçiler;
– iş güvencesinin olmadığı,
– sendikalı olanın işten atıldığı,
– işe iade davalarının en az iki yıl sürdüğü,
– arabuluculuk sisteminin işçinin aleyhine işlediği,
– asgari ücretin, işsizlik ödeneğinin yetersiz olduğu,
– sendikaların çifte baraj nedeni ile işçiler çoğunluğu adına sözleşme yapamadığı,
– yapma olanağı bulanların önünde grev yasakları, grev ertelemeleri gibi nedenlerle işçilerin haklarını koruyamadığı,
– kamu görevlileri sendikalarının grev hakkının olmaması nedeni ile memur sendikalarının etkisiz kaldığı,
– kayıt dışında çalışanların asgari ücretin bile altında ücretlerle çalıştırıldığı,
– kıdem tazminatının yok edilmek istendiği,
– Özel İstihdam Büroları ile sendikalaşmanın altına dinamit konulduğu,
– hükümetin özgür sendikalar yerine biat eden sendikalar yarattığı,
– bunlara benzer daha birçok olumsuzluğun yaşandığı bir çalışma ortamındayız.

  • 1 Mayıs ülkemizde bir bayram günü değil, protesto ve uyarma günü olarak anılmalıdır.

Üreten, yöneten olmalıdır
Bu karamsar ortamdan çıkış yolu var. Çalışanların bakmakla yükümlü oldukları insanlarla birlikte sayıları 60 milyona yaklaşmaktadır. Bu sayının demokrasilerde çok büyük anlamı ve siyasal gücü vardır. Çalışanların yaşadığı tüm olumsuzlukların kaynağı parlamentodur ve böylesine sayıca güçlü olan çalışanların parlamento üzerinde hiçbir gücü yoktur. Çalışanlar suyun başına gitmeden, orada etkili olamadan insan onuruna yakışan bir yaşamın asla sahibi olamazlar. Siyasette etkili olabilmek için çalışanların siyaseten bilinçlenmeleri gerekir.

  • Çalışanlar “Oy” güçlerini bölmeden aynı yönde “oy” kullanmalarının yüceliğine erdikleri zaman aydınlığa çıkabileceklerdir.

Düşünme günü
1 Mayıs işçi ve memur sendikalarının, emekçilerin neden siyasal güç fukarası olduklarını düşünme günü olmalıdır. Sokaklara çıkıp, pankartlar açıp, sloganlar atarak hak isteyenler yaşadıkları olumsuzluğun en büyük sorumluluğunun, sınıf sendikacılığına uzak durdukları, işçi hareketini siyasallaştıramadıkları için kendilerinde olduğunu bilmeleri gerekir.

Böylesine büyük bir “oy” gücü olan emekçiler üretim güçlerini siyaset alanına da taşımalıdırlar. Bir siyasi partide saf tutmalı, o partinin yönetiminde olmalı veya yönetimini etkilemeli ve mutlaka parlamentoda temsil edilmelidirler.

  • Üretenler bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olmak zorundadırlar!

Aktif siyasetin içinde yasaların oluşumuna yön vermelidirler. Hiçbir siyasi parti onların sorunlarına işçinin kendisi kadar sahip çıkamaz. O nedenle;

  • İşçiler her 1 Mayıs’ta nasıl iktidar olacaklarını da dile getirmeli ve artık cesur türküler söylemelidirler.

Kılıçdaroğlu’ndan 1 Mayıs iletisi : “16 Nisan’daki gibi dayanışma içinde olmalıyız”

Kılıçdaroğlu’ndan 1 Mayıs iletisi :
“16 Nisan’daki gibi dayanışma içinde olmalıyız”

Kılıçdaroğlu’ndan 1 Mayıs mesajı: 16 Nisan’daki gibi dayanışma içerisinde olmalıyız

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “1 Mayıs, haksızlığa, eşitsizliğe, adaletsizliğe ve baskılara karşı 16 Nisan’da gösterdiğimiz dayanışmayla bütünleşmelidir” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü nedeniyle bir ileti yayınladı. Kemal Kılıçdaroğlu iletisinde,

  • Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararı ne olursa olsun herkes biliyor ki ‘Hayır’ kazandı.
    Bu nedenle 1 Mayıs, haksızlığa, eşitsizliğe, adaletsizliğe ve baskılara karşı 16 Nisan’da gösterdiğimiz dayanışmayla bütünleşmelidir” vurgusu yaptı.

Kılıçdaroğlu’nun iletisi şöyle                    :

  • “Emeğin üzerindeki baskı her geçen gün artıyor. Temel haklar ve özgürlükler iktidarın OHAL sopasıyla yok ediliyor. Kamu emekçileri iş güvencesi tehdidiyle, işçiler kıdem tazminatlarının yok edilmesi riskiyle karşı karşıya. Çalışma yaşamı ve örgütlenme hürriyeti daha fazla kıskaca alınmak isteniyor. Kiralık işçilik, taşeronlaşma ve güvencesiz çalışma iş yaşamanın tüm alanlarında yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. İşsizlik ve iş kazaları artıyor, yoksulluk kökleşiyor; gelir adaletsizliği ve eşitsizlik ülkemizin kaderi haline getirilmek isteniyor. Bu olumsuz tabloya karşın 16 Nisan 2017 Pazar günü yapılan halkoylamasında ortaya çıkan tablo, demokrasiden ve özgürlükten yana tüm kesimlerin birlikteliğinin ve dayanışmasının, haksızlığa ve tiranlığa karşı ortak mücadelesinin engellemelere rağmen başarıya ulaşacağını gösterdi.
  • Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararı ne olursa olsun herkes biliyor ki ‘Hayır’ kazandı.
    Bu nedenle 1 Mayıs, haksızlığa, eşitsizliğe, adaletsizliğe ve baskılara karşı 16 Nisan’da gösterdiğimiz dayanışmayla bütünleşmelidir. CHP olarak bizler 1 Mayıs Mücadele, Birlik ve Dayanışma Günü’nü emeğin, demokrasinin ve özgürlüğün bayramı olarak, emekçi halkımızla birlikte meydanlarda kutlayacağız. Emeğin, dayanışmanın, özgürlüğün, demokrasinin ve barışın bayrağını hep birlikte dalgalandıracağız. İşçilerimizin ve emekçilerimizin 1 Mayıs’ını kutluyor, yurttaşlarımıza huzur ve barış içerisinde kutlayacakları bir gün diliyorum.
    Yaşasın 1 Mayıs!
    ==================================
    Dostlar,Sn. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun iletisi son derece yerinde bir içerik taşıyor. Özellikle
  • Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararı ne olursa olsun herkes biliyor ki ‘Hayır’ kazandı.”Türkiye’ni tiranlığa sürüklenmemesi için;
    Anayasa’nın 2. maddesinde sayılan
    – insan haklarına saygılı,
    – demokratik, laik sosyal – hukuk devletinin
    mutlaka savunulması gerek.
    Bu amaçla ülkenizin tüm güçlerinin ortak davranması gerekiyor..

    Bunun yol ve yöntemi hızla örülmeli.. CHP olgunluk ve sorumlulukla öncülük etmeli..

    Yaşasın 1 Mayıs işçinin ve emekçinin bayramı!

    Sevgi ve saygı ile. 30 Nisan 2017, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

1 MAYIS EMEK, BARIŞ, KARDEŞLİK VE DEMOKRASİ MESAJI

portresi


Nurullah AYDIN
1 Mayıs 2014 – ANKARA

1 MAYIS EMEK, BARIŞ, KARDEŞLİK
VE DEMOKRASİ MESAJI

 

Gün; 1886 yılından bu yana kutlanan ve emeğin, emektarın, alın terinin, dayanışma ve yardımlaşma günüdür.

Bayram; alın terini kutsal gören, her şeyin üzerinde tutan bir dayanışma kültürü bayramıdır.

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü; emeğin, alın terinin, dayanışma ve yardımlaşmanın adıdır. Üretim faktörleri içinde yeri doldurulamayan ve en değerlisi emektir. 

Emek; insan yaşamında yer alan en yüce değerlerin başında gelir. Üretim faktörleri içinde yeri en geç doldurulan, en değerlisi emektir. Emeğin yegâne kaynağı olan insan da tüm evrendeki en değerli varlıktır. Emeğin ve alın terinin kutsal sayıldığı, adaletli paylaşım, dayanışma ve güç birliğinin esas alındığı bir kültür ve medeniyet inşasında herkes çaba içinde olmalıdır.

– İnsan hak ve özgürlüklerini, hegemonyacı zihniyetle yok sayan,
– insanları ben ve öteki diye ayrıştıran,
– sömürge zihniyeti ile dünyayı yağmalayan,
– vandalizmi kural tanımaksızın uygulayan projelere karşı anlamlı bir dik duruş sergilenmelidir.

İlkel ortaçağ zihniyetli mandacı/işbirlikçi/çarpık zihniyet; din ve millet iradesi gibi iki ulvi değeri istismar ederek kitleleri uyuşturmaya devam etmektedir.

Çarpık düşünceli, çıkar amaçlı, Tanrısı para/servet olan din istismarcısı, emek sömürücüsü, siyasetçi, iş adamı, akademisyen, gazeteci, sivil toplum mensupları
iyi bilinmeli, tanıtılmalıdır.

Emekçilerin cezalandırıldığı, çalan çırpan iş adamlarının siyasetçilerin dokunulmaz kılındığı bir düzeni; hukuka, uygun hale getirmek yine de emekçilerin görevidir.

Bilinçli yurttaş, sorumlu insan, mücadele eden hak sahibi insan;
halk kitlelerini aydınlatmaya devam etmelidir. 

Üreten, geliştiren ve hizmet sunan işçi, memur tüm çalışanların;
şiddetten uzak, dostluk, barış, kardeşlik ve dayanışma içinde olmalarını diler,
1 Mayıs Emek ve Dayanışma gününü kutlarım.

İŞÇİ BAYRAMININ (MAY DAY) SOSYAL PSİKİYATRİK YÖNÜ

Prof. M. Kerem Doksat

portresi

İŞÇİ BAYRAMININ (MAY DAY) SOSYAL PSİKİYATRİK YÖNÜ

Louisville
, ABD’nin en büyük on yedinci ve Kentucky eyaletinin de en büyük şehridir. 1778 yılında Amerikan Bağımsızlık Savaşı kahramanlarından George Rogers Clark tarafından kurulmuştur ve ismini Fransa Kralı XVI. Louis’den almıştır; safkan atların yarıştırıldığı dünyanın en büyük at yarışı olan Kentucky Derby’nin yapıldığı yerdir.

Kentucky adının kökleri de ilginçtir. Esas adı Catawba olup, topraklarının satılmasına muhalefet eden genç bir Cherokee (Çeroki) şefi, Üstün Hristiyan Beyaz Adam’a,
satın aldıkları toprakların “karanlık ve kanlı olacağını” söylemiştir zamanında; hiç de yanılmamış olduğunu ifâde etmek sanırım hatalı olmaz. Bu “Iroquois” kelimenin kökeni de İrokualar veya İrokua Konfederasyonu, İrokua Birliği’nden gelir. Onlar buraya Haudenosaunee (İngilizce Iroquois) derler. Kanada’da Güney Quebec ile Güney Ontario, ABD, New York, Wisconsin, Oklahoma ve Kuzey Karolina eyaletlerinde
İrokua lisanlarını konuşan altı kabilenin (Mohavklar, Oneydalar, Onondagalar, Kayugalar, Senekalar, Tuskaroralar) 16. Asır’da veya daha önce oluşturduğu Kızılderili birliğinin ismidir. İlk önce 5 kabileden oluştuğu için Beş Millet/Ulus (Five Nations) olarak da bilinen birliğe en son olarak 1722 yılında katılan Tuskaroralar’dan dolayı adı daha sonra Altı Millet/Ulus (Six Nations) olarak da adlandırılır. Nüfusları 125.000 kişi dolayındadır.

Kentucky de, ABD’nin Kuzeydoğusu’ndaki Commonwealth (İngiliz Milletler Paktı) bölümünde yer alır. Öbürleri Virginia, Pennsylvania ve Massachusetts’tir. Merkezî Kentucky savanlarındaki buffaloların katledilerek gerçek sâhiplerinin açlık ve hastalıkla soykırıma uğratıldığı bölgelerden birisidir.

***
1856’da Avustralya’nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik
iş günü hakkını kazanabilmek için Melbourne Üniversitesi’nden Parlamento Evi’ne kadar bir yürüyüş düzenler. 1 Mayıs 1886’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu liderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günde 8 saatlik çalışma talebiyle iş bırakırlar.

Chicago’da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katılır. Kentucky Louisville’de 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi birlikte yürür. O dönemde Louisville’deki parklar, siyahlara kapalıdır. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park’a girerler.
Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, “böylece peşin hükümler duvarı yıkılmış oldu.” biçiminde yorumlanır.
Bu gösteriler 1 Mayıs’ı izleyen günlerde bütün harareti ile sürer ve 4 Mayıs’ta kanlı Haymarket Olayı’na yol açar. Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellenir. 14 – 21 Temmuz 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin teklifiyle

  • 1 Mayıs gününün bütün dünyada “Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak kutlanmasına karar verilir.

İkinci gösteri de ancak 1890 yılında yapılabilir. Zamanla 8 saatlik işgünü birçok ülkede resmen kabûl edilir. 1 Mayıs, böylece, işçilerin birlik ve dayanışmasını yansıtan bir bayram niteliğini kazanır. Günümüzde Komünist ülkelerde (Çin Halk Cumhuriyeti, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Vietnam, Laos, Küba, Venezuela, Nepal, Bolivya) ve daha birçok ülkede tatil günü olan 1 Mayıs’ı işçiler büyük kitle gösterileriyle kutlar; bâzı ülkelerde 1 Mayıs siyasal bir eylem hâlini de alır. Tıpkı son 1 Mayıs hâdiselerinde İstanbul’da olduğu gibi!

Türkiye’de ilk kez 1923’te resmî olarak kutlanır. 2008 Nisan’ında da, Emek ve Dayanışma Günü olarak kutlanması kabûl görür. 22 Nisan 2009 tarihinde TBMM’de kabûl gören yasa ile 1 Mayıs resmî tatil olarak ilân edilir.
***

Bu tarihsel bilgilere bir göz attıktan sonra, konjonktürel gerçeklere de bakarak, bu
işçi-emekçi zaferinin muhtemel geleceğini bir irdeleyelim…

Günümüzde proletarya yâni İşçi Sınıfı kavramı çok büyük bir istihâleye (transformasyona) uğradığını görüyoruz. Artık “sınıf bilinci” içinde bir işçi sınıfını
tek başına tahayyül etmek safderûnluk (kolay aldatılma) olur.

İşçiler günümüzde ırgat hâline gelmiş, getirilmiş köleler durumunda ve bunun
Marx’ın öngördüğü yapıyla pek alâkası yok. Çünkü o işçilerin birleşebilmesine imkân tanınmıyor, tanınsa dahi zâten başaramazlar. Teknoloji ve bilim o kadar ilerledi ki,
insan klonlamadan tutun da, her şeyin sâhicisinden daha effektif olarak kullanılabilecek yedek parçaları yapılıyor. Tükenmiş türlerin yeniden mavi gezegenimizin üzerinde yaşamasının etik ve moral yönü tartışılıyor; yâni teknoloji çoktan hazır da, “yapsak mı yapmasak mı?” suali gündemde.

Eh, Homo Sapien sapiens’i 56 senelik ömrümde azıcık tanıyabildiysem eğer,
bunları en azından denemeden duramayacaktır; tutamaz kendini.

Arkasına bilimi, teknolojiyi, “know how’u” almamış steril bir İşçi Sınıfı kalmadı.
Bir işçi veya emekçi bunu yapmaya kalkıştığında da otomatikman seçkinler kulübüne transfer oluveriyor.

Meselâ, Türkiye’de acaba sendika liderlerinden kaçı gecekonduda, kaçı villada oturur? Emekçinin “artık değerini” sömürmeden sonuna kadar işçi ve emekçi haklarını koruyan böyle liderler varsa da, “vahşi kapitalizm”, yeni adıyla “neo-emperyalizm” onu nokta atışıyla ortadan kaldırır.

Meselâ ben ve karım tümüyle emekçilikle, muayenehânemizde nitelikli ırgatlık yaparak para kazanıyoruz. Bunu sürdürebilmek için de sürekli olarak yeni gelişmeleri izlemek, okumak ve kendimize yatırım yapmak zorundayı; bu da gene para harcayarak gerçekleştirilebilen bir süreç. Yarın birimize bir şey olsa, bizi koruyacak olan emekli maaşımla ancak küçük bir apartman dairesinde veya gecekonduda yaşayabiliriz;
o da, hemen her şeyi satıp savdıktan sonra!

Tarihte de bunun o kadar çok örneği var ki…

James Riddle Hoffa (lâkabı Jimmy Hoffa) Detroit yakınlarında1975’te öldürüldü, 1982’de de resmî olarak ölü ilân edildi. Güney Afrika’da Marikana platin madeninde başlayan grev dalgası ülkenin tümünü kapsayacak şekilde büyürken, Lonmin şirketine âit maden ocağı yakınında Cuma akşamı öldürülen madencinin yerel sendika lideri olduğu ortaya çıktı ve Ulusal Maden İşçileri Sendikası (NUM) Sözcüsü Lesiba Seshoka, “Western Platinum’da sendika şûbe sekreteri, Cuma akşamı Marikana’daki evinde vurularak öldürülmüştür.” dedi ve ekledi:

“Sendika ve üyelerimiz, polislerin suçsuz sivilleri koruduğu yönündeki güvenini giderek yitiriyor.”

Guatemala’da: 27 Mart (Prensa Latina) Guatemalalı emek örgütleri yaptıkları açıklamada son zamanlarda suikaste uğrayan sendika liderleri listesine Escuintla bölgesi Nueva Concepcion Belediyesi İşçileri Sendikası Genel Sekreteri Kyra Enriquez’in de katledilmesiyle bir sendikacının daha eklendiğini doğruladı. Prensa Latina’nın Uluslararası Gıda, Tarım, Otel, Restoran ve Tütün İşçileri Sendikası (UITA), Agro-Sanayi İşçi Birliği ve Gıda Federasyonu’ndan (FESTRAŞ) elde ettiği bilgilere göre Enriquez Cuma günü meydana gelen olayda vurularak öldürüldü.

Antakya’da savaş karşıtı muhalefetteki çabalarıyla öne çıkan ve uzun zamandır tehdit alan Ehl-i Beyt Kültür ve Dayanışma Vakfı (EHDAV) Genel Başkanı Ali Yeral’ın evine
29 Nisan’ı 30 Nisan’a bağlayan gece yarısı saat 01:30 sularında kimliği belirsiz kişilerce saldırı düzenlendi. Ali Yeral’ın bir ziyaret amacıyla İran’da bulunduğu sırada gerçekleşen saldırıda saldırganlar evdeki bâzı eşyaları tahrip ettikten sonra
“seni yakacağız” yazılı bir not bırakarak kaçtı. Saldırı esnasında Yeral’ın karısının
ve çocuklarının evde bulunduğu, ancak, saldırganların yüzünü göremediği belirtildi.

Faruk Dinçer şöyle yazmış:

Birkaç ay önce “İnsanca Bir İş İçin Geleceği İnşa Etmek” başlıklı bir uluslararası
ILO konferansı düzenlenmişti, İsviçre’nin Cenevre kentinde. 163 ülkenin katılımı ile hükûmetleri temsilen 325, işveren örgütlerini temsilen 159 ve işçi sendikalarını temsilen 160 delegeyle yapılmıştı bu toplantı. Türkiye’yi temsilen hükûmetten 14, TİSK’den 9 ve sendikalardan (TÜRK-İŞ, HAK-İŞ ve KAMU-SEN) 7 kayıtlı temsilci de vardı. DİSK ve KESK ise, üyesi oldukları Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) bünyesi içinde konferansa iştirak etmeyi uygun bulmuşlardı.

Konferans sırasında “Uluslararası Standartların Uygulanması Komitesi”, Türkiye’nin sendikal hak ihlâlleri ve uluslararası sözleşmelere uyumsuzluk konularında en olumsuz koşulların yaşandığı 25 ülke arasında olduğuna hükmetti. Aşağı yukarı Swaziland, Zimbabwe ve Burma gibi ülkelerle aynı kategorideyiz bu perspektifte. Peki, hiç merak eden, soran, soruşturan, konuyu kamuoyuna mal etmek isteyen birey veya kurum oldu mu? Türkiye neden “kara listede”? Nedeni net:

1- Türkiye, yıllardır çeşitli uyarı ve önerilere karşın, imzalamış olduğu ILO sözleşmelerine uygun bir “sendika yasasını” yürürlüğe koyamadı.

2- ILO’nun, sendikal hakları düzenleyen 87 ve 98 no.’lu sözleşmelerine uymadı.

3- AB üyelik sürecinde görüşmelerin sürebilmesi için aşılması gereken
“Sosyal Politikalar ve İstihdam” başlıklı faslın açılması için ILO Sözleşmelerine (Convention) uygun duruma gelmesi gerekiyor. Türkiye bu doğrultuda henüz bir adım atmadı. Neden? Çünkü Avrupa’nın tümündeki sendikal nedenlerle işten atmaların
% 66′sı, Türkiye’de yaşanıyor. Çünkü ülkemizdeki sendika yasaları hala 12 Eylül darbesinin ürünü. “Emek dünyası” şu veya bu partiye milletvekili verme çabasının dışında, ciddi, evrensel ölçütlere uygun, bilimselliğe dayalı, yeryüzü standartlarına uygun bir “emek fomülasyonu” üretme çabasının dışına çıkmaya niyetli değil!

Sormak gerek: Uluslararası ILO normlarına göre çalışma dünyamız kaçıncı ligdedir? Üstelik kara listeye alınmamızı gerektiren konular, anayasa konusu bile değil, sıradan yasa konusu. Siyaset kurumu ile iç içe geçmiş sendikacılıktan bir hayır gelmediği ortada. HAK-İŞ ve DİSK genel başkanları hamdolsun milletvekili de oldular. Daha evvel TÜRK-İŞ genel başkanı da sırasını savmıştı zaten. Yüzü olan her sendikacı bu tablodan utanmalı! Zimbabve düzeyindeki emek dünyası Allah’a şükür hiç kimseyi rahatsız etmiyor. Hele öbür sendikalarımıza da milletvekilliği yolu açılsın da…
***

Şimdi zurnanın zırt dediği yere parmak basalım:

Topyekûn bir millî / ulusal seferberlikle birbirimize sarılarak bu sınıf uçurumunu ancak aşabiliriz. Ekonomik model de kuşkusuz zâten hemen bütün medenî dünyada uygulanmaya başlanan ve Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk’ün icat ettiği Karma Ekonomi olabilir. Bunun için de âkil (yiyici) değil, âkıl (akıllı) ve milletine, vatanına sonuna kadar sâdık kalacak, ekonomik kaygısı da olmayacak kadar dirâyetli yöneticilerin işbaşına geçmesi şart.

Meselâ İngiltere bu işi şöyle hâlletmiş:

Yargıçlar bu ülkede belli bir maaşa tâbi değil ve istedikleri kadar parayı istedikleri bankadan doğrudan çekebiliyorlar. Bir gün bir yargıç çok fazla miktarda bir meblağı almak üzere bir banka şubesine gidiyor; ortalık karışıyor ve en üst kademelere kadar sual ediliyor, hep “ödeyin” cevabı alıyorlar. Yargıç paraları alıp evine gidiyor. Ertesi gün aynı bankaya giderek parayı iâde etmek istediğini, Majestelerinin kendisine ne kadar güvendiğini test etmek için bunu yaptığını söylüyor. Gene haber her yöne uçuruluyor ve yıldırım emriyle yargıç görevinden alınıyor. Gerekçe olarak da “Mejestelerinin güvenilirliğini sorgulayan bir kişi yargıçlığa devam edemez.” deniyor.

Bu bir anekdot (menkıbe) mudur yoksa gerçek mi bilmem ama sistemin nasıl çalıştığını çok güzel târif ettiği kesin.

Oralarda kimse “benim gösterdiğim yerde miting yapacaksın” diye buyurmuyor, İnsanların buluşmalarına ve görüşmelerine (meeting) karışmıyor ve diktatörlük de yok. Başbakanın oğlu bir yaramazlık yaptığında karakoldaki komiser onu rahatlıkla sigaya çekebiliyor.

Makalemi sonlandırırken ABD’deki bir gelişme beni derin düşüncelere yolluyor:

  • California is burning!

ABD’nin Batı yakasında yer alan ve ülkenin en kalabalık eyaleti olan California aşırı sıcaklardan dolayı başlayan yangınlarla kavrulmakta ve aynı addaki şarkıya bir zahmet Youtube’dan bakın. (İLK KURŞUN, 05 Mayıs 2013)