30 bin TL’ye paralı askerlik/Affet şehidim, 30 bin TL bulamadım!

30 bin TL’ye paralı askerlik.. Yaşasın Türkiye’nin düzeni.. Anayasa’nın 10. maddesine açıkça aykırı değil mi? Vatandaşlık tanımına, doğasına aykırı değil mi? Yazıklar olsun.. Ülke bunca şehit verirken zenginler yaşamda kalıyor. Ülke savunması salt yoksul çocuklarının yükümü mü? Ahmet Saltık

AKP’ye EĞİK, CUMHURİYET’E DİKBAŞ’LAR

AKP’ye EĞİK, CUMHURİYET’E DİKBAŞ’LAR

Dr. Ali Nejat Ölçen

1. Faşizm’de devlet baltadır.

Faşizmin kendine özgü hukuku vardır ve devleti korumanın hu¬kuku¬dur bu. Devleti ele geçirenlerin dışında hiç kimsenin devleti koru¬makla yetkili olması düşünülemez.
O yetki sadece belirli görevliler eliyle kullanılır. İtalya’da 1930’lu yıllarda
“kara gömlekli”ler, Al¬manya’da SS ‘lerce kullanılırdı.

Faşizm, devleti ciddiye alır çünkü devletin kendisidir ve onu soy¬maya, küçük düşürmeye, özelleştirme adı altında satışa çıkarmaya hiç kimsenin gücü yetmez. Faşizmin devletinde elinde büyük baltayı tutan kişi yabancı devlet adamıyla iki sayfalık 9 madde gizli sözleşme imzalayamaz.

Orta boy baltayı elinde tutan kişinin BOP Eşbaşkanı olması olanak dışıdır. Elinde balta olanların yabancı devlet adamlarından armağanlar alması dü-şünülemez, çünkü dev¬letin baltası önce o kişinin elini keser.

Devlet hainleri için faşizmin hoşgörüsü yoktur.
Faşizm kendisini cid¬diye alır; çünkü devletin kendisidir,
devleti soymak olanak dı¬şıdır, gerekirse devlet soyar.

Faşizmin devletinde yandaş ya da yalaka olamazsınız, ancak görevlisi olabilirsiniz.

2. Faşizm bile yozlaştırıldı

Ülkemizde faşizm bile yozlaştırıldı. Elinde faşizmin baltası olanlara kişisel rant, kişisel servet sağlama aracına dönüştürüldü.

Ülkemiz faşizminde “ulus için devlet” tersine dönmüş, kişisel çıkar için devlet ilkesi yürürlüğe girmiştir. Devlet sadece dinle değil kinle de yönetilir olmuştur.

AKP iktidarını faşizm olarak yermek, faşizmi küçümsemek olur.
Faşizmin kendine özgü ahlak anlayışı vardır devleti simgeleyen balta’ya boyun eğmektir. O balta ile kiminse ne ağaç ne de devlet çıkarını kesebilir. O balta ile hiç kimse cebini akçelerle dolduramaz. Baltayı elinde tutanın dış bankalarda gizli hesabına rastlayamazsınız.

Ülkemizdeki faşizm, yalakalığı uzmanlık alanına dönüştürmüş ve bunu uygulayan kadrolar yetiştirmiştir. O kadrolar, eski defterleri tersine çevirerek ya da tersinden okuyarak bugüne benzerlerini bulup açıklayarak güncelin karanlığını aklamaya çalışırlar.
Onlar “AKPye eğik, cumhuriyete dikbaş”tırlar.

Bugünün zulmüne hukuk dışılığına, soygununa, özelleştirme adı altında ulusal varlığın yağmalanmasına karşı bir tek satırla olsun eleştiri yönelttiklerini göremezsiniz.

İsmet İnönü mü, O Albay İsmet’tir ve Amerika emperyaliz¬mine ülkeyi teslim eden adamdır O. Tek başına bunu nasıl yaptığı ya da TBMM kararı olup olmadığı hiç kimseyi ilgilendirmez.

Madımak’ta 33 seçkin insanımız mı yakıldı, CHP zihniyetinin ürünüdür, suçu Müslümanların üzerine yıkmışlardır! Bu akıl almaz saçmalıklar onların uzmanlık alanına dönüşmüş ve bugünü mazur göstermenin yöntemi oluvermiştir.

Yıllarca tutuklu kalıp ne ile suçlandığı bilinmeyen seçkinlere reva görülen zulüm, haksızlık, AKP’ye eğik başları ilgilendirmez.

Mustafa Kemal’in kimsesizlerin kimsesi olan ulusalcı Cumhuriyetini ılımlı İslam devleti federasyonuna dönüştürmeyi amaçlayan BOP projesine ilişkin bir tek satır eleştiriye tanık olamazsınız. Habur’da kurulan çadır mahkemesiyle başlayan sürecin bugün Suriye’de nasıl sonuçlandığına ilişkin bir tek satır eleştiri yazısına rastlayamazsınız. Sınavlara kadar giren sahtecilik karşısında bile suskundurlar.

3. Bugünün faşizmi soyguna cin, Cumhuriyete kin’dir.

Yozlaşan faşizmde devlet iki kıskaç arasına sıkışıp kalmıştır. “Dış ticaret açığı ile bütçe açığı”. Soygunun, savurganlığın mirasyedi ekonomisinin ürünüdür bu.
Yozlaşan faşizmde, devletin toprağı, üretim araçları, makineleri, onuru, bütünlüğü, piyasa ekonomisinin ve ABD’nin vesayeti altına girmiştir. AKP’ye eğik, Cumhuriyete dikbaş’lardan tek eleştiri sözcüğü duyamazsınız.

“Din-cin-kin” üçgeni içinde sıkışıp kalmıştır ülkemiz. İçerden değil dışardan yönetilen ülkelerin yazgısıdır bu. Büyük Ortadoğu Projesi’ni uygulamakla görevli olmanın doğal sonucu bölünmedir, Cumhuriyet’ten uzaklaşmadır, Anadolu’da ufalmak, ufalanmaktır.

Giderek “Kurtuluş Savaşı”nı kazanmanın suça dönüşümü de geleceğin gündemine sokulacaktır elbet.

İnternette İsmet İnönü’ ye saldırıyla başlatılan ile¬tiler,
siyasal depremin öncüsüdürler.

4. İnternette dolaşıma sokulan iki çarpık ileti.

İnternette dolaşıma sokulan iki çarpık ileti geleceğin programına ilişkin uyarı olarak nitelenmelidir. O nedenledir ki o iki iletiye gereken tepkiyi göstermeyi görev saymaktayım.

Bunlardan biri, Sayın Ahmet Saltık’ın “Web Sitesine” yapıştırılmak istenen iletidir.

Yurtsever Kemalist çizgisinden ödün vermeyen bu bilim adamının sitesine yapıştırılmak istenen o iletide bakınız İnönü nasıl niteleniyor:

1964 yılında AP ile Koalisyon Hükümetini kurduğu dönemde İnönü’nün, “Kıbrıs’a çıkartma tasarımı”na karşı ABD Başkanı Johnson‘un “NATO silahlarını kullanılamayacağını,
bunu engelleyeceğini açıklayan mektubuna karşı meğer İnönü,

Yeni bir dünya kurulur, Türkiye o dünyada yerini bulur.. biçiminde yanıt vermemiş ve de ABD önünde onurlu bir duruş sergilememiş (miş!)

Ne denli yanlış, gerçek dışı. İnönü’nün o ünlü yanıtı üzerine ABD’ye davet edildiği unutuluyor. Ve de “29 Kasım 1965 günü AP’nin yeni genel başkanı olan Süleyman Demirel tarafından koalisyon hükü¬metinin iktidardan uzaklaştırıldığını ve İnönü’nün başbakan olmadığını” ne yazık ki ABD’de Başkan Johnson’dan öğrenmiştir İnönü.

Burada ABD karşısında dik duramayan kim? O’nu Amerika’dayken görüşmeye başladığında Türkiye’yi temsil etmekten yoksun bırakan zihniyet neden eleştirilmez?

İnönü, başbakanlıktan düşürüldüğünü ABD’de Baş¬kan Johnson’dan öğrenirken O’nun karşısında na¬sıl dik duracaktı?

Yeryüzünde devleti küçük düşüren böyle bir ola¬yın benzeri görülmüş müdür?

Şimdi soruyorum, yurt içinde kükreyen BOP Eşbaşkanı ABD karşısında dik mi duruyor?

ABD’nin yeni başkanı Obama’nın parmağıyla çağırdığı bakan Davutoğlu ABD başkanına doğru “dimdik” mi koşuyor?

AKP’ye eğik Cumhuriyet’e dikbaş’lar görmezden geleceklerdir elbet.

İnternette dolaşıma sokulan ikinci ileti şu:

Madımak Cinayeti Sil-baştan. O iletide:

“Murat Alan’ın Madımak oteli içinde silahla öldürülen aydınlar olduğu haberi ortalığı biraz daha karıştırdı.” deniyor. “Cena¬zelere müdahale edilmiş vücuttaki mermiler çıkarıldıktan sonra dikilerek yandı raporu düzenlenmiş”(miş!). Bu talimatı da Erdal İnönü vermiş (miş!)

Bu sapkın haberi izleyen tümce de şöyle:

Dersim katliamıyla yüzleşemeyen CHP, kanlı ve karanlık tarihi içinde Sivas’ta hak ettiği yeri bulmuştur. İmza: E.Dede

E.Dede kimdir bilemiyoruz. Hiç kimse alçak ve müfteri olmadıkça CHP’nin “kanlı ve karanlık tarihi” gibi bir saldırıya girişemez.

Eğer Dersim’de soykırım uygulansaydı, orada CHP’nin oyları artmaz 1930’da 93 117 olan nüfusu 1935’te 107 732’ye çıkmazdı. Tunceli’nin 1970’te 157 293 olan nüfusu
2000 yılında neden 93 584’e indi?

Oradaki insanlarımız neden topraklarını terk etmek zorunda kaldılar? Neden Güneydoğu Anadolumuz terörün kucağına itildi? AKP’ye eğik Cumhuriyete dikbaş’lar bu sorulara neden yanıt veremezler.

Gelelim olayın çarpıtılan ikinci yönüne . Madımak oteli yakılırken Tansu Çiller başbakan ve Prof. Erdal İnönü de başbakan yardımcısıydı. CHP iktidar dışında kalmış
bir partiydi. İktidarda olmayan CHP’nin “Sivas’ta hak ettiği yeri nasıl bulduğunu o E.Dede adındaki kişi kanıtlamalıdır. E.Dede adındaki kişinin bir benzeri de Madımak cinayetini CHP zihniyetindekilerin işleyip Müslümanların üzerine at¬tığını ileri süren “dindar ve kindar” birisi.

Madımak Otelinde 33 seçkin yazar ve 2 görevli diri diri yakılırken, bunu seyreden yobazlar kitlesi “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak” diye bağırıyordu.
2 Temmuz 1993’ten bir gün önce camilerden çıkan kalabalık Kültür Merkezinin önünde toplanır, oradan topluca hükümet binasına giderek taşlarla camlarını kırarlar ve
“Şerefsiz Vali” diye bağırırlar. Devlete başkaldırıya dönüşmüştür gösteri. O kargaşada kimin silahla öldüğünü kim kanıtlayacak ve nasıl kanıtlayacak?

Madımak otelinde yanarken mi birbirine silah çekenler oldu?
Haberin böylesi kanıtlanmalıdır ki, çamurdan arınabilsin.

5. Madımak Cinayeti sil baştan olacaksa:

Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen), belgelerle internete ulaşan tüm video filmleriyle davaya müdahil olarak katılarak bunun hesa¬bını, karısı İngiliz olan
o dönemin Madımak canilerini “gazanız mübarek olsun” diyerek cinayete azmettiren Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu’ ndan soracaktır. Yine o yıl Belediye Meclis üyesi olup da Fransa’ya kaçan Cafer Erçakmak’ın ülkemize dönüşünü ve yeni¬den yargılanmasını sağlamaya çalışacaktır.

Ali Nejat Ölçen’in bununla yetineceğini sanmayınız. Madımak oteli yangınında yaşamını yitiren seçkinlerimizin tüm sağ kalan üyelerini örgütleyerek davaya müdahil olmalarını sağlayacaktır.

O’nu size tanıtmalıyım:

Gücünü Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerinden almaktadır.

Bu ileti seçkin bireylerimize ulaşarak değerli zamanlarını kötüye kullanmış olmuşsam beni bağışlamalarını rica ediyorum.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetini koruma azminde olan
tüm seçkin yurttaşlarıma saygılarımla.

Dr. A. Nejat Ölçen
28.7.12

====================================================
Çoook teşekkürler gerçek Cumhuriyet aydını, 90’lık bilge Dr. Ali Nejat Ölçen !

Sevgi ve saygı ile.
28.7.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

6 Karede yaşamın özeti / Summary of the life by 6 frames

Geçmiş, geçti gitti.. Yapacak bir şey yok.. Ders almaktan başka..
Gelecek ? Kım biliyor??
O halde yaşam “AN” dır, “anı yaşamak” tır ya da “an” da yaşamaktır..
Kolay ya da zor.. gerçek olan bu..

Onur Öymen : Kuzey Suriye’deki Gelişmeler.. / Latest Developments in Northern Syria by Onur Oymen

Sayın Onur Ömen,

Kuzey Suriye” yerine “Suriye’nin kuzeyi” denilmesinden yanayız.
Ahmet Saltık, 28.7.12
Kuzey Suriye’deki Gelişmeler

Onur Öymen

Barzani, Suriye’deki farklı Kürt gruplarını Kuzey Irak’ta toplayarak onların
“Suriye Kürt Ulusal Konseyinin” (SKUK) çatısı altında Esat’la mücadele konusunda ikna etti. Barzani’nin baskısıyla bu gruba katılanlardan biri de PKK çizgisindeki silahlı PYD terör örgütü oldu.

SKUK üyesi Kava Aziz, “Suriyeli Kürtler bağımsızlık ve özgürlük için mücadele ediyor.” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Bayan Clinton, muhaliflerin kurtarılmış bölgelerini genişletmelerinin yalnızca bir zaman sorunu olduğunu söyledi.
Yani Amerika’nın bu gelişmeyi memnunlukla karşıladığı görülüyor.

Amerikalı 60 eski bürokrat ve dış politika uzmanı Başkan Obama’ya bir mektup göndererek, isyancıların kontrol ettikleri bölgelerin üzerinde direnişçilere
hava koruması sağlanmasını önerdiler.

Bizim kaygı duyduğumuz gelişmeleri Amerika sevinçle karşılarken,
Türkiye’nin Suriye konusunda hala Amerika’nın çizgisinde olduğunu söyleyebilir mi?

Kuzey Irak’ta Türkiye’nin PKK’yı tasfiye etmesine karşı çıkan Amerika, Suriye’de farklı bir politika izler mi? Özellikle Kürtler, Amerika’nın baş düşman saydığı Esad’a karşı mücadele edip kendi özerk bölgelerini oluştururken…

AKP Hükümeti, Kuzey Suriye’deki terör yanlılarının etkisinde bulunan “kurtarılmış bölgelere” gerekirse askeri müdahalede bulunabileceğinin işaretlerini veriyor.
Ancak, siyasi olarak bulduğu ilk çözüm, Dışişleri Bakanını Kuzey Irak’a gönderip Barzani’nin desteğini istemek.

Oysa bu kaygı verici oluşumun arkasında Barzani’nin olduğu açıkça ortada.

Kaldı ki, Türkiye’nin Irak’taki siyasi muhatabı Barzani olabilir mi?
Irak’ın dış politikasından sorumlu olan Bağdat Hükümeti değil mi?
Barzani’yi fiilen bir devlet başkanı konumuna yükseltip meşrulaştırmış olmuyor muyuz?

Üstelik öteden beri Türkiye’ye karşı teröristlerin saldırı üssü haline gelen
Kuzey Irak’ta, Meclisin verdiği yetkiye karşın PKK’yı tasfiye için kapsamlı bir harekât yapamayan Hükümet, Suriye’deki benzeri terör oluşumunu bertaraf edilmesi için
askeri güç kullanmayı halka nasıl izah edebilir? Muhalefet buna ne der?

Kuzey Irak’taki terör tasfiye edilmeden Suriye’deki tehlikeli gelişmeleri önlemek zor.
Hükümet, Esad’ın devrilip yerine kendisinin de destekleyeceği bir Müslüman Kardeşler iktidarının işbaşına geleceği umuduyla çıktığı yolda, şimdi beklemediği tehlikelerle karşı karşıya kaldı.

Dimyat’a pirince gitmenin zamanı değildi…

Saygılar, sevgiler. 28.7.12

Onur Öymen
=======================================
www.ahmetsaltik.net 28.7.12

“Kuzey Suriye” yerine “Suriye’nin kuzeyi” denilmesinden yanayız.
Ahmet Saltık, 28.7.12

LOZAN ve İSMET PAŞA

AHMET GÜREL, İnş. Müh.
Uşakizade Köşkü Md.
ADD GYK Üyesi
LOZAN ve İSMET PAŞA

(Cumhuriyet, 28.7.12)

Türkiye Cumhuriyeti tarihine asker ve sivil olarak 66 yıl damga vuran İsmet İnönü’nün
bu hizmetleri birilerince yok sayılarak, tarihi gerçekler saptırılmaktadır.
Geçmişini saptıran milletlerin geleceklerinin olmadığını da yine tarih yazmıştır.

AHMET GÜREL
Uşakizade Köşkü Md.

Atatürk’ün deyimi ile “Milletin makûs talihini yenen” kader adamı İsmet (İnönü) Paşa, 1906 yılında, Harp Akademisinden kurmay yüzbaşı olarak birincilikle mezun olur ve Osmanlı İmparatorluğunun her cephesinde görev yapar. Biz, O’nu daha çok, I. ve II. İnönü Savaşı, Sakarya Savaşı ve Garp Cephesi kahramanı biliriz. Sivil yönü olarak da O’nu, Mudanya Barış Antlaşması’nın temsilcisi ve Lozan Türk Delegasyonu Başkanı, Başbakan, Cumhurbaşkanı, Köy Enstitüleri’nin kurucusu ve çok partili sisteme geçişin mimarı olarak biliriz. Türkiye Cumhuriyeti tarihine asker ve sivil olarak 66 yıl damga vuran İsmet İnönü’nün bu hizmetleri birilerince yok sayılarak, tarihi gerçekler saptırılmaktadır. Geçmişini saptıran milletlerin geleceklerinin olmadığını da yine tarih yazmıştır. Bu nedenle, O’nun kahramanlığını, ülkesi için yaptıklarını yazmaya
bu sütunlar ve kitaplar yetmemiştir. Işıklar içinde Atatürk ile birlikte Anıtkabir’de yatan İsmet Paşa’nın, yalnızca Lozan Barış Antlaşması’ndaki direngenliğini ve kazandığı başarılarından birkaç cümle aktaracağım.

İsmet Paşa, Lozan’da 1. gün, kimseden izin almadan yaptığı açılış konuşmasında:

“Bütün uygar uluslar gibi özgürlük ve bağımsızlık” istediğimizi vurgulamıştır.

Paşa’nın bu çıkışı, diplomatik kurallara aykırı görülmüşse de O, bu davranışıyla Konferansa eşit haklarla katıldığımızı göstermek istemiştir. Çünkü O, “

Lord Curzon konuşursa ben de konuşurum.” demiş ve
İngiliz diplomatının konuşmaması halinde kendisinin de konuşmayacağını açıkça
dile getirilmiştir.

Lozan Konferansı’nda Amerikan Gözlemci Kurulu’nun üyesi olan John Grew, Lord Curzon’un İsmet Paşa’ya söylediklerini şöyle nakleder:

“İsmet, sen bana tıpkı laternayı hatırlatıyorsun. Bizi bıktırıp usandırana kadar
hep aynı havayı çalıyorsun: Millî egemenlik, millî egemenlik, millî egemenlik.
Bu sözü duymaktan hepimize gına geldi.’”

Lozan Antlaşması’nın çıkmaza girme aşamasına geldiğinde İsmet Paşa, Lord Curzon’a:

“Memleketi esarete mahkûm eden bir belgeye imza koyamam. …Hangi imtiyazlar, hangi mukaveleler? Hangi koşullar altında verilmiş? Bilmiyorum ki imza edeyim. Bunları bana gösteriniz, tetkik edeyim. Hayır, şimdiden, görmeden, bilmeden, anlamadan imza edemem.”

Lord Curzon’un yerine görevlendirilen Sir Horace Rumbold, Lozan’daki İsmet Paşa’nın başarısını şöyle anlatır:

“Savaş meydanlarından gelen İsmet Paşa yalnızca usta bir diplomat değil, aynı zamanda bir devlet adamı olduğunu da kanıtladı.”

İngiliz heyetinin 2. adamı William Tyrrell, İsmet Paşa’yı şöyle tarif ediyor:

“İki çeşit Türk biliyorduk. Biri eski Türk ki öldü. Biri de Jön Türk ki artık o da yok. Şimdi onlardan başka bir tip görüyoruz, İsmet Paşa. O artık bizim için üçüncü Türk’ü canlandırıyor. Barışı bu Türk’le imzalayacağız.”

Amerikalı Gözlemci John Grew şunları söylemiştir:

“Basın haberlerinden hepiniz öğrenmiş bulunuyorsunuz ki, İsmet Paşa Lozan’da büyük bir diplomatik zafer kazanmıştır. Bütün Müttefik diplomatların sırtını yere getirmiştir.
Bu olayı inkâr etmenin yararı yoktur.”

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Lozan hakkında saptamaları şöyledir:

“Bu antlaşma, Türk ulusuna yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması’yla tamamlandığı sanılmış büyük bir yok etme eyleminin çökertilişini yansıtan bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri bulunmayan bir utkunun ürünüdür.”

Sonuç;

Yukarıda kısaca anlatıldığı gibi, emperyalist ülkeler karşısında verilen Kurtuluş Savaşı’ndan sonra eşit koşulları sağlayarak tam bağımsızlığını “kayıtsız koşulsuz egemenlik” ilkesiyle kazanmak gerçekten akıllara durgunluk veren büyük bir tarihsel başarıdır. Bu tarihsel bilinçle, küllerinden yeniden doğan ülkenin tapusu olan
Lozan Barış Antlaşmasına ve utkuyu kazandıranlara saygılarımızla…

========================================================
www.ahmetsaltik.net, 28.7.12