TÜRKİYE’nin GIDA ve SU GÜVENLİĞİ SORUNU

Dostlar,

Bu yazıdan önce bir “bayram iletisi” koydum siteye..
Türkiye’miz oflayıp pufluyor.. Korkunç gerilim altında..
Ve de uyarılarımızı yazdık. Klasik bayram iletisinden başka her şeye benzedi..

“Bayram” ı vesile ettik iletilerimizi vermek için.

Emperyalizm utansın, bayramlarımızı bayram olmaktan çıkardılar..

Ülkemiz öylesine bıçak sırtında ki, bayram sevincimiz kursağımızda kalıyor..

Önce Türkiye’nin ülke ve ulus olarak bölünmez bütünlüğü..

Her şeyden önce ve öncekikli..

Kutsalımız.. Vazgeçilmezimiz..

Her şey ama her şey bu varlık koşuluna ikincil..

Şimdi uygun görürseniz bu bağlamda aşağıdaki kapsamlı dosyayı

“TÜRKİYE’nin GIDA ve SU GÜVENLİĞİ SORUNU”

bayram armağanı olarak kabulünüze sunmak istiyoruz.

Sevgi ve saygı ile, 19.8.12, Tekirdağ

Dr.Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

TURKIYE’nin_GIDA_ve_SU_GUVENLIGI_SORUNU

İYİ BAYRAMLAR TÜRKİYE!

İyi bayramlar Türkiye!
Yüzlerce yurtseverin, askerin-komutanın, Gazetecin, rektörün, bilim adamın tutsak. Yüzlerce-binlerce şehidin gazin gözler önünde..
Ve sen “bir mübarek Şeker Bayramını” daha “idrak etmekte” sin.
Gerçekte “idrak edemediğin” ise ülkenin parçalanması için o öncü yurtseverlerin BOP kapsamında tutsak alındıkları.. Umarız geç kalmazsın necip halkımız.
Sevgi-saygı ve kaygı ile. 19.8.12, Tekirdağ,
Dr. Ahmet Saltık, www.ahmetsaltik.net

Göz duşu.. / Eye wash

Dostlar,

Her zaman olduğu gibi koruma sağaltımdan üstün. Ondan etkili, ondan öncelikli, ahlaki, ekonomik..

GÖZ DUŞU tipik bir örnek..

Özellikle göze sıçrayabilecek kimyasallar ve biyolojik materyal için. Kimya sanayisinde, acil servislerde, ameliyathanelerde, mikrobiyoloji laboratuvarları başta olmak üzere pek çok laboratuvarda.. mutlaka bulunmalı.

15-20 dakika uygun basınçta suyla yıkama yapılmalı. Böylece akut dönem korneal kimyasal yanıkları en aza inidirme olanağı olabileceği gibi; mikrobiyolojik bakımdan kirli biyolojik materyalle oluşabilecek tehlikeli göz ve bu yolla alınabilecek sistematik enfeksiyonların zararlarını en aza indirmek olanaklı olabilir.

Kazasız yaşam düşünülemeyeceğine göre, riskleri akıllıca yönetmek zorundayız..

Buna RİSK YÖNETİMİ deniyor alanyazında (literatürde).

Güvenliği “6. duyumuz” yapmalyız.

Mecazi anlamda da halkımızın kan uykusundan uyanmasına katkısı olur mu acaba??
(Nelerden medet ummaya başladık.. öğrenilmiş çaresizlik sendromuna mı kapılıyoruz?)

Sevgi ve saygı ile.
19.8.12, Tekirdağ

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Ette vahim iddialar

Et Balık Kurumu’nun merkez ve taşrada görevli bazı yöneticileri dahil 15 kişi hakkında, “şaplı, veremli ve ölü hayvanların etlerini piyasaya sürmek” suçlamasıyla dava açıldı.

Cumhuriyet Haber Portalı

Et Balık Kurumu (EBK) merkez ve taşra yöneticilerinin de aralarında bulunduğu
15 kişiye yönelik yürütülen soruşturma sonrası hazırlanan savcılık iddianamesi, çarpıcı bilgiler ortaya çıkardı:

“Piyasadan temin edilen şap ve veremli hayvanlar ile ölü hayvanların etleri
piyasaya sürüldü.

EBK’ya ait sağlıklı etler alındı yerine hastalıklı etler Kurum’a teslim edildi. Yurtdışından getirilen hayvanlar zimmete geçirildi. EBK adına ithalat yapan
Ürdünlü Hijazi firması eksik hayvan teslim etti.”

Kırmızı et ve balık fiyatları neden böyle anormal? Bunları yeterince tüketemeyen toplum giderek geri zekalı olur. Emperyalizmin hedefi de budur. Ülkeyi açlıkla terbiye ederek bağımsızlığını yok etmek ve halkını alıklaştırarak kolay güdülür bir sürüye dönüştürmek.. Hükümet ve AKP bu çok tehlikeli stratejik oyunun ayırdında mı?
Çook ciddi kaygılarım var…
İyi bayramlar Türkiye..
Yüzlerce yurtseverin, askerin-komutanın,
Gazetecin, rektörün, bilim adamın tutsak..
Yüzlerce-binlerce şehidin gazin gözler önünde..
Bir yandan da gıda savaşları sürdürülüyor..
Ve sen “bir mübarek Şeker Bayramını” daha “idrak etmekte” sin..
Gerçekte “idrak edemediğin” ise ülkenin parçalanması için o öncü yurtseverlerin BOP kapsamında tutsak alındıkları.. Umarız geç kalmazsın necip halkımız..
Sevgi-saygı ve kaygı ile. 19.8.12, Tekirdağ
Dr. Ahmet Saltık, www.ahmetsaltik.net

Hürriyet’ten Dinçer Gökçe’nin haberine göre, Lüleburgaz Cumhuriyet Başsavcılığı’na geçtiğimiz 13 Aralık’ta (2011) gönderilen ihbar mektubunda, ‘EBK’ya ait etlerin çalındığı’, ‘kuruma ait sağlıklı hayvanlar yerine piyasadan hastalıklı hayvanların toplatıldığı’, ‘EBK’ya teslim edilmesi gereken sakatatların sahte belge düzenlenerek imha edildiği yönünde belge hazırlandığı’ gibi bir dizi iddiaya yer verildi.
İhbar mektubu sonrası alınan teknik ve fiziki takip kararları sonrası ulaşılan veriler çarpıcı bir gerçeği ortaya koydu.

Lüleburgaz Cumhuriyet Başsavcısı Hüsnü Aldemir’in yürüttüğü soruşturma sonrası hazırlanan iddianamedeki çarpıcı bilgiler şöyle:

Çarpıcı iddialar

*Sakarya Kombinası ile hayvan kesim anlaşması yapan Turgut İtikyıldırım’ın sahibi olduğu mezbahanede kesilen etler çalındı, Kurum’a eksik et teslim edildi.

*Kuruma ait sağlıklı kilolu hayvanlar, piyasadan toplatılan hastalıklı zayıf hayvanlarla değiştirildi.

*Veteriner kontrolü yapılmadan kesim yapıldı, herhangi bir tutanak tutulmadan
kesilen hayvanlara ait etler imha edildi.

*Sakatatlar bozuk olmamasına rağmen sahte veteriner raporu ile imha edilmiş
gibi gösterildi, ancak söz konusu etler satıldı.

*Bozulmuş, kokmuş etler EBK’ya ait sağlıklı etler ile değiştirildi;
bozuk etler Kurum’a teslim edildi.

*Piyasadan temin edilen verem veya şap hastalığına tutulmuş hayvanlar ile ölü hayvanların etlerinin bir bölüm İstanbul’da piyasaya sürüldü.
Bir bölümü ise sucuk ve kokoreç yapılarak piyasaya sürüldü.

*EBK’nın birçok ihalesini kazanan Ürdünlü Hijazi firmasının Türkiye’deki yetkilileri Fırat Yıldırım ve Zafer Yıldırım kardeşler Kurum’a eksik hayvan teslim etti.

*Bütün bu olaylar, sanık konumunda bulunan EBK görevlilerinin bilgisi içinde gerçekleştirildi.

Ölü hayvan etleri

İddianamede çarpıcı bir takım olaylar da anlatıldı. Buna göre Turgut İtikyıldırım’ın sahibi olduğu Büyükkarıştıran Mezbahanesi’nde şoför olarak çalışan Ahmet Birden’e
113 hayvanın nakli görevi verildi. Hayvanların nakli sırasında hayvanlardan üçü kamyondan atlayarak yola savruldu ve öldü.

Aynı esnada arabadan atlayarak kaçan bir hayvan ise silahla vurularak öldürüldü.
Ölü hayvanlar kamyona konuldu mezbahaneye getirildi. Turgut İtikyıldırım’ın talimatı ile söz konusu hayvanlar kesildi ve derileri yüzülerek etleri alındı. Bu olaydan
EBK görevlilerinin de haberi vardı.

Eksik et teslim ettiler

Olaylar ile ilgili hazırlanan müfettiş raporu yapılan yolsuzluğa da ortaya koydu.
Sakarya Et Kombinası’nda kesilen hayvanların karkas ağırlığı 2011 için 232 Kg,

2012 için ise 232 Kg olarak kayıtlara geçti. Aynı hayvanların Büyükkarıştıran Mezbahanesi’ndeki kesiminde ise elde edilen et miktarı 2011 için 173 kg,
2012 için ise 157 Kg olarak kayıtlara geçti. Bir başka deyişle özel mezbahanede kesilen her hayvan başında ortalama 75 kg et çalındı.

Yapılan incelemeler sonrası 335 hayvana ait sakatatların Kurum’a teslim edilmediği anlaşıldı. Söz konusu etler için 13 adet sahte tutanak hazırlandı. Söz konusu tutanaklarda mezbahane veterineri Fatih Duran imza atarken, Lüleburgaz İlçe
Tarım’da veteriner olarak görevli Fatih Tınaz ve Mustafa Ercan Sunar da tüm olup bitenden haberdardı.

Eksik hayvan teslim edildi

Davanın sanıkları arasında bulunan Ürdünlü Hijazi şirketinin Türkiye’deki
iki yetkilisi Fırat ve Zafer Yıldırım kardeşler, ‘EBK’ya eksik hayvan
teslim etmek’ ve M. Sami Cüceloğlu ‘ihalenin gerçekleşmesine fesat karıştırmakla suçlanıyor.

EBK’nın 2010’da başladığı hayvan ithalatı ile Türkiye’de adını duyuran ve geçtiğimiz yıl yapılan 5 ihaleden 4’ünü 261 milyon lira bedelle kazanan Hijazi’nin kazandığı
son ihale 6 Mart 2012 tarihli. Şirket 3.600 ton canlı sığır ihalesini kazandı ve
4 Nisan’da EBK ile sözleşme yaptı.

EBK adına getirilen 2287 hayvandan 70’i Fırat Yıldırım’ın talimatı ile Hijazi’nin Çorlu’daki çiftliğine götürüldü. Bir süre sonra 70 kesimlik hayvan yerine
113 hayvan EBK’ya teslim edildi. 113 hayvanın nakliyesi sırasında bir bölümü kamyondan atlayarak telef oldu. Ölen hayvanların etleri de EBK’ya teslim edildi.

Mahkeme 28 Eylül 2012’de

15 sanıklı iddianameyi kabul eden Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi ilk duruşma için
28 Eylül’e gün verdi.

Sanıklara, örgüt kurma, kurulan örgüte üye olma, bozuk gıda ticareti yapma, resmi evrakta sahtecilik ve kamuyu zarar uğratma suçlarından 18 ila 48 yıl arasında değişen sürelerde hapis istemi ile dava açıldı.

EBK Ticaret ve Pazarlama Daire Başkanı Mustafa Sami Cüceloğlu, Sakarya Kombina Müdürü Zekeriya Güler, Sakarya Kombinası İşletme Şefi Abdülkadir Demirel, EBK Lüleburgaz İşletme Müdürü İbrahim Karakuzu, mezbahane sahibi Turgut İtikyıldırım, veteriner Fatih Duran, EBK’nın birçok ihalesini kazanan Ürdünlü Hijazi & Ghosheh şirketinin Türkiye’deki temsilcisi Fırat Yıldırım dosya kapsamında tutuklu bulunuyor.

Soruştuma kapsamındaki öbür sanıklar da şöyle:

Sakarya Kombina Müdür Yardımcısı Sadık Bağatur, Mezbahane işletmecisi
Ersin İtikyıldırım, Kasap Erkan İtikyıldırım, İstanbul’da bulunan Fatih Et’in
sahibi Fatih Gülcan, Lüleburgaz İlçe Tarın’da görevli veterinerler Fatih Tınaz ve Mustafa Ercan Sunar, Hijazi & Ghosheh şirketinin Türkiye yetkililerinden Zafer Yıldırım ile Ahmet Turan Özgüner, Engin Daş, Yıldırım Ak.

Hayvanlar ‘buharlaştı’

Soruşturmanın devam ettiği süreçte EBK bünyesindeki çiftliklerde yapılan sayımlarda
yüzlerce hayvanın da eksik olduğu tespit edildi.

Eksik 178 hayvan için ‘öldü’ yanıtı verilirken söz konusu ölümlerle ilgili
hiçbir belge sunulmadı. Çiftliklerdeki eksik hayvan açığının kapatılması için sanıkların birbirleri ile yaptıkları telefon görüşmeleri ise
teknik takibe takıldı.

Sakarya Kombina Müdürü Zekeriya Güler ve İşletme Şefi Abdülkadir Demirel 7 Mayıs 2012 günü yaptıkları konuşmada, söz konusu açığı kapatmak için Avustralya’dan getirilen hayvanlardan her bir kamyon için iki adet eksik gösterilmesi öneri üzerinde durdu.
Yine Abdülkadir Demirel ile İbrahim Karakuzu arasında geçen 14 Mayıs tarihli konuşmada, üç hayvan ölmesine rağmen ölü hayvan sayısının 11 olarak gösterilmesi konusu geçti.178 hayvanın iç piyasada 540 bin lira değerinde oldukları hesaplandı.

Dinçer Gökçe
www.hurriyet.com.tr, 14 Ağustos 2012

Eşek niye kuyuda?? (Ahmet Saltık arşivinden)

Bilimin İslamileştirilmesi!

Kırklareli’nde Köy Enstitüleri Sempozyumu’nda (18.04.2011) bir konuşma yapan Abbas Güçlü ‘Mücadeleyi imamlar kazandı.” dedi. Boğaziçi Üniversitesi
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rıfat Okçabol ise Erdoğan’ı eleştirdi:
“Başbakan Erdoğan’ın gece yattıktan sonra nasıl uyuduğunu da bilemiyorum ama yatıyor. Uykusundan sonra sabah kalktığındada Anayasanın 85’nci maddesini 3 kelime, Çarşamba günü geliyor 5 kelime, Cuma günü geliyor 7 kelime ve bunları Meclis’e onaylatıyor. Meclis’ten ne istiyorsa Meclis de onaylıyor. Bu gün artık gençlik gelmiyor. Gençlik artık açıyor gazeteyi gericiliği öğreniyor. Televizyonu açıyor gericiliği öğreniyor. İbrahim Tatlıses vuruluyor, akın akın peşinden gidiyorlar.”

Bilimin İslamileştirilmesi!

Dostlar,

Boğaziçi Üniversitesinden Saygın Eğitimbilimci Prof. Dr. Rifat Okçabol’un yazısına daha önce TÜBA ile ilgili birkaç yazımızı size sunduğumuzda vermeliydik. TÜBA Başkanı Prof. Yücel Kanpolat’ın, TÜBA kurucu başkanı Prof. Ayhan Çavdar’ın istifa mektuplarını yayımlamıştık.
Rifat hoca bu girişimlerin biraz geciktiği kanısında.

Bu tartışma bir yana ama bugün ülkemiz Türkiye’de “tam alamıyla” özerk olması gereken bilim kurumlarımız, YÖK başta, TÜBİTAK, TÜBA, üniversiteler, yüksek teknoloji enstitülerimiz… “TAM ANLAMIYLA” İKTİDARA BAĞLI ve BAĞIMLI..

Ülkemizde bilim özerkliği hiç ama hiç kalmadı..
Üstelik Anayasanın 130. maddesi yürürlükte iken :

“….bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler…”

Siz artık bu maddenin, hazırlanan sözde “yeni anayasa”da nasıl düzenleneceğini hayal edebilirsiniz dahası öngörebilirsiniz.

“Tam anlamıyla” özerk değil, yani hiç özerk değil..
demek istiyoruz. Bütünüyle siyasal iktidara bağımlı.

Böyle bir tablonun ülkeyi nereye taşıyacağı Okçabol hocamızın yazısının sonlarında var. Kurucu Başkan Ayhan Çavdar hocamız da istifa dilekçesinde vahim souçları aktarıyor.

Bu çemberin bir biçimde mutlaka ve gecikmeden kırılması gerek.

Acaba AKP kadroları içindeki akademisyenler gidişe ne buyururlar? Şimdiye dek aykırı ses hiç çıkmadı ama…

Sevgi ve saygı ile.
18.8.12, Tekirdağ

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
=================================================

Prof. Dr. Rıfat Okçabol
02.09.2011

BİLİMİN İSLAMİLEŞTİRİLMESİ

Bu sayfalarda, 2010 Temmuz ve Ekim günlerinde, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA)’nin 2009 yılı bilim raporu ile ilgili yazılar yer almıştı. Bu raporda, “ülkenin en seçkin bilim insanlarını çatıları altında toplamaları, bütün görüş ve katkıların bu çok seçkin beyinlerin ürünü olması, bilim akademilerine saygınlık” (s.11) kazandırdığı vurgulanarak TÜBA’nın da, “uluslararası bilim akademileri modelinde gelişme gösteren saygın bir bilim akademisi” (s.13) olduğu belirtilmekteydi. Tüzel kişiliğe, bilimsel, idari ve mali özerkliğe sahip olan TÜBA’nın toplam 135 üyesi (11’i Konsey, 83’ü asli, 37’si şeref ve 15’i asosiye üyesi) vardı. TÜBA, bu bilim raporunda, AKP’in bilim dışı uygulamalarını ve TÜBİTAK ile YÖK’te yaptıklarını bile bile, “Şimdiki hükümetimizin politikaları, bilim adına memnunluk vericidir” (s.13) diyordu. Gerçek durum öyle olmasa da, “Bugün YÖK, kendini yeniden tanımlayıp üniversiteler arasında eşgüdüm sağlayıcı, düzenleyici ve kolaylaştırıcı bir rol oynama eğilimindedir.” (s. 17) demeyi de ihmal etmiyordu.

Ancak, “Korkunun ecele faydası yok” deyişinin bir kez daha gerçekleştiği görülüyor. TÜBA’nın 2009 bilim raporunda AKP’yi yücelten ifadelere yer vermesinin, TÜBA’nın saygınlığını, önemini ve bilimsel varlığını korumaya yetmediği anlaşılıyor.
Önce, TÜBA Başbakanlıktan alınıp Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlanıyor.
Sonra, TÜBA’nın patronu Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, TÜBA’yı,
“… yaşını başını almış ünlü bilim adamlarımızın bir araya geldiği, adeta fonksiyonsuz bir yer” olarak gördüğünü açıklıyor (soL haber, 21. 8. 2011)! Üstelik onların niteliklerinin yetersiz olduğunu da ima ederek, “Bu kurumu, … yüksek nitelikteki bilim adamlarının yer aldığı, özel çalışmaların yapıldığı bir mekana dönüştürmeyi hedefledik.” (soL haber, 21. 8. 2011) diyor!

Bağlı oldukları bakanın bu açıklamasından sonra, saygın ve seçkin bilim adamlarından neden bir ses çıkmıyor, neden istifa eden olmuyor? Anlaşılmıyor!

İşi pişkinliğe vurup bakanın bu sözlerine aldırış mı edilmiyor? Bilinmiyor!
Daha sonra da, Ramazan Bayramı’ndan birkaç gün öncesinde, kamuoyunda hiçbir tartışma olmadan ve bir çırpıda, 651 sayılı KHK ile TÜBA’nın bilimselliği ve özerkliği
yok ediliyor; üye sayıları ve üye atama koşulları da değiştiriliyor.

TÜBA şeref üyelikleri ve genel kurul üyelikleri kaldırılırken asli ve assosiye üye sayıları 150’şer olmak üzere toplam üye sayısı 300’e çıkarılıyor. Akademi üye seçmede tümüyle özgürken üye belirlemede bir işlevi olmayan ve olmaması gereken Bakanlar Kurulu ile YÖK’e, hem de 100’er üye belirleme yetkisi veriliyor! 100 üyeyi belirleme yetkisi de, kısa bir sürede hükümet ve YÖK’ün belirleyeceği üyelerin çoğunlukta olacağı, akademiye bırakılıyor. Bu KHK öncesinde TÜBA Genel Kurulu’nun seçtiği aday akademi başkanı olurken, şimdi, başkanı belirleme yetkisi bakana veriliyor.
Bir ülke düşünün. O ülkenin yurttaşlarının, meclisinin ve hükümet üyelerinin önemli bir bölümü evrim kuramına inanmıyor, sorunların çözümlerini bilimsel buluşlarda
değil de inançlarında arıyor! Böyle bir ülkede, TÜBA’nın başına gelenler pek garip kaçmıyor.

Bu arada ve de ne yazık ki, TÜBA’yla ilgili bu değişikliğe, AKP’lileşen YÖK’ün
karşı çıkması beklenmiyor. YÖK’ün belirlediği rektör ve dekanların yönetiminde olan üniversite senatolarından da böyle bir şey beklenmiyor.

Peki! TÜBİTAK, YÖK, üniversiteler, medya ve yargı AKP’lileştirilirken, Feza Gürsoy Enstitüsü işlevsizleştirilirken sesini çıkarmayan ve üstelik 2009 bilim raporunu yazan TÜBA’dan böyle bir karşı çıkış bekleniyor mu?

Evet! Her şeye rağmen TÜBA’dan bir karşı çıkış bekleniyor.

Osmanlı padişahlarının bilimle aralarının iyi olmadığı, işleri şeyhülislam ve ulema ile hallettikleri biliniyor. Nazi Almanya’sında da siyasetin emrine sokulan bilimin faşistleştiği de tüm dünyanın yaşadığı bir gerçek.

Bizde de son yılarda, Osmanlı hayranlığı artıyor; kimileri padişahlığı özlüyor; Başbakan sıkışınca, “Ulemaya danışalım” diyor… İçinde bulunduğumuz süreçte,
laik, demokratik ve bilimsel anlayışlar güçlenmezse, bu hükümet ve YÖK’ün,
TÜBA üyelerini genellikle, AKP’nin mebus/belediye başkanı adayları, türban yanlıları ve de ilahiyatçılar arasından seçeceği biliniyor. En geç, Cumhuriyetin 100. yılında, TÜBA’nın adının Ali Meclis-i Ulema, Şurayı Ulema gibi bir adla değiştirilmesi
mümkün görünüyor.

Geçmişte AKP’nin TÜBİTAK, YÖK, medya ve yargıda kadrolaşmasını, günlük siyasetle ve hükümetin yürütme göreviyle ilişkili görüp sessiz kalanlar bile, 651 sayılı KHK ile başlayan değişimin, bilimin İslamileştirilmesi yönünde atılmış bir adım olduğunu görüyor.

TÜBA bu duruma da karşı çıkmazsa, neye karşı çıkacak?

Ortalıkta AKP’nin karar ve uygulamalarına etkin bir şekilde karşı çıkacak
muhalefet de yok; sivil toplum kuruluşları, bir zamanlar dördüncü kuvvet olarak göklere çıkarılan medya, üniversite ve üniversite gençliği de yok!

TÜBA karşı çıkmazsa, kim karşı çıkacak?

TÜBA, “Hiç değilse, TÜBİTAK’ta olduğu gibi bizim üyeliğimizi sona erdirmediler, halimize şükredelim” mi diyecek?

Hayır, hayır, bin kere hayır! TÜBA üyeleri herhalde bilimin İslamileştirilmesini kabul etmeyecektir. Yapabilecekleri en anlamlı karşı çıkış, akademi üyeliğinden topluca istifa etmek olacaktır.

“Bilime” rahmet okusak da, hiç değilse saygınlık baki kalacaktır.

okcabolr@gmail.com