2007 Seçimleri AKP’ye Nasıl Kazandırıldı ??

Bu seçimlerde hileye ilişkin Oktay Ekşi’nin 24 Ağustos 2007 günü Hürriyet’te çıkan makalesi bizim yorumlarımıza gönderme yapıyor.. Yalçın Bayer de.. “Yanıt” bölümüne bu yazıyı alıyorum.. Tıklayıp okuyabilirsiniz.
Ayrıca, aşağıdaki adresten erişebilececeğiniz konuya ilişki ayrıntılı irdelemememizi okumanızı da öneririz..

http://ahmetsaltik.net/ne-yazmistik-22-temmuz-2007-secimlerinin-anatomisi-the-nude-anatomy-of-general-elections-held-on-22nd-luly-2007/

Ne yazmıştık : 22 Temmuz 2007 Seçimlerinin Anatomisi / The Nude Anatomy of General Elections held on 22nd July 2007

Sevgi ve saygı ile. Dr. Ahmet Saltık, 4.8.12, www.ahmetsaltik.net

CEHALETE KARŞI BİLİM

Cumhuriyetimizle yaşıt, bilge insan Dr. Alie Nejat Ölçen’e, AYDINLANMAYA katkıları ve Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıktığı için şükranla. 4.8.12
Dr. Ahmet Saltık www.ahmetsaltik.net
CEHALETE KARŞI BİLİM

Dr. Ali Nejat Ölçen

Adından söz etmeyeceğim bir kişinin “26 Temmuz 2012 günlü internette dolaşan iletisinde:

“Hayatta en hakiki mürşit denilen bilim zanlarını” söyleyen yalancı, şarlatanmış..

biçimindeki sözü, o kişinin cahil mi, nankör mü, art niyetli mi, yüreğinde yuvalanmış kinin dışa vurumu mu artık merak etmiyorum. Yaz¬dıkları arasında bir tümce şöyle:

“Bilim ıspanakta demir olduğunu açıklamış, meğer bilim yalan söylüyormuş,
ıspanakta demir yokmuş”.

Hiçbir kimya ya da tıp kitabında ıspanakta demir olmadığına ilişkin tek bir tümceye rastlayamazsınız. Ağaçların yapraklarında bile demir iyonları var. Kanımızdaki alyuvarlarda “hemoglobin” bulunması demir iyonlarını oksijen ile birlikte taşımakta oluşundandır.1 Karbon ve demir, yaşamın özüdür, olmazsa olmaz koşuludur. Hemoglobinin bu işlevini 1840 yılında keşfeden kişi “iman”ı olmayan Hünefeld, E.L. adındaki İslam dışı biridir.2

Bu yazdıklarıma inanmayacaksa o kişi ıspanak yaprağını bir kimya laboratuvarına götürüp bünyesinde ne miktar demir olduğunu öğrenebilir. Çünkü cehalet ancak ölçmeyle, hesaplamakla, yani bilimle, bilgiyi sorgulamakla giderilir, bunun başka yolu yok.
Bilim en gerçek yol göstericidir, o nedenle. Bu ilke İslam ülkelerinin duvarlarından içeri girmeli ki, kendisini emperyalizme karşı koruyabilsin. Birbirlerini öldürmekten vaz geçebilsinler. Ispanak yemeleri mi gerekir, Temel Reisi örnek almalılar.

Kişi, “bilim en hakiki mürşittir” ilkesine karşı çıkmak için güzelim ıspanağa iftira ediyor. Bilim demiş ki, ıspanakta demir var; sonra demir olmadığı anlaşılmış (mış!). Bilim yanılmış, o halde “mürşit” olamazmış! Mustafa Kemal Atatürk’ü “şarlatan” olarak nitelerken üç yanlışlık çukuruna düştüğünün farkına varamıyor o kişi.

Bir : Ispanak dahil her canlıda demir var.

İki : Ispanakta demir olmadığı savı yanlış.

Üç : Mustafa Kemal Atatürk’ü “şarlatan” olarak nitelemek de cehaletin, nankörlüğün, körlüğün, kindarlığın, art niyetin ve de gerçekleri tersyüz etme sapkınlığının ürünü. Belki de cehalet, Cumhuriyete saldırının aracı olarak kullanılıyor kim bilir?

Atatürk’ün emperyalizmin işgalinden kurtardığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne
Libya’dan kalkıp gelen pederine bu kişi sormalıydı :

Mustafa Kemal Atatürk’ün yasalarından yararlanarak şimdi emekli aylığı almaya
hak kazanıyor muyum, diye. Halkımız “besle kargayı oysun gözünü” sözünü boşu
boşuna söylememiş!

O internette dolaşan iletisinde, cehalet yarışına çıkmış olmalı ki, iki tümcesinin ikisi de anlamsız ve yanlış. Şöyle diyor:

İnancınızı yitirdiğinizde bilimin kafiri olursunuz.
Bilim; dini, bilime iman etmek demektir.

Al bu iki tümceden birini vur ötekisine.

Pastör, Koch, Galileo Galilei, Newton, Kepler, Einstein, Max Planck “bilimin kafirleri” O’na göre. Çünkü hiçbirinin iman’la ilgisi yok. Hatta bilime imanları da yok. Niçin olsun? Bilimin dini de imanı da yoktur. Bilim soru sorar yanıt arar,
yanıt ararken de hiçbir iman’a kendini kaptırmaz. Yalnızca gözlem ve deney yapar, ölçer, hesaplar; ulaştığı sonucu bile sorgular, acaba doğru mu yanlış mı?

Bilim budur ve onun kendine özgü yöntemi vardır o yöntem hiçbir ön yargıya inanmamayı koşul görür. Laboratuvara girerken cübbesini kapı dışında bırakır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün “en hakiki mürşit bilimdir” sözünü “şarlatanlık” olarak niteleyen kişi için böylesi bir yanıtı hazırlamaya gereksinim duydum. Ülkemizde Mustafa Kemal ve devrimlerini karşısına almaya yeltenenlerin buna güçlerinin yetmeyeceğini
AKP dahil bir gün görecekler ve tarihin çöplüğünde unutulup gidecekler. Çünkü Mustafa Kemal’in devrimleri geleceğin ışığı, bunların yöntemleri geleceğin karanlığıdır.
Bütün çağlar aydınlığa doğru koşmuş, karanlıkları karanlıkta tarihin çöplüğüne bırakmıştır.

Eğer akılları eriyor ve güçleri yetiyorsa aşağıdaki sorularıma yanıt versinler:

1.Bilim en gerçek yol gösterici olmasaydı, e-mail iletilerinizin dolaştığı bilgisayarlara sahip olabilir miydiniz? Mustafa Kemal Atatürk’e saldırı için kullandığınız o bilgisayarı, imanı olan kişiler mi keşfetti?

2.Bilim en gerçek yol gösterici olmasaydı, cam kutu, dünyayı hem de renkli olarak odanızda ayağınızın dibine getirebilir miydi?

3. Bilim gerçek yol gösterici olmasaydı, bilgisayarın tuşuna bastığında renkli bir fotoğrafı dünyanın öteki ucuna bir saniyede iletebi¬lecek miydiniz?

4.Bilim en gerçek yol gösterici olmasaydı, düğmeye dokununca odan aydınlanır mıydı?
AKP denilen adaletsiz ve kalkınmasız partinin simgesi olan ampul kimin icadı?
Gavur dediğiniz Edison’un lambası AKP’nin simgesi! Utanılası çelişki değil mi bu?

Bırak Mustafa Kemal ile O’nun yarattığı devrimleri küçümsemeyi, iktidarperesleri eleştirin yüreğiniz var, cesaretin kırıntısı varsa?

5.Bilim en gerçek yol gösterici olmasaydı, minarelerde o gavur dediğin ülkenin keşfettiği mikrofonlar, namazını kıldığınız ezanı iletir miydi?

6.Bilim en gerçek yok gösterici olmasaydı, uçağa, otomobile değil deveye binecektiniz bir yere gidebilmek için.

7.Bilim en gerçek yol gösterici olmasaydı, hekime gitmeyecek ve üfürükçü kadınların kapısında bekleyecektiniz. Bilim en gerçek yol gösterici olmasaydı dökülen dişlerinizin yerine protezi ağzına kim takacaktı?

Kök hücre ile senin bir benzerinin klonlanmasına nasıl engel olacağını düşün!
Düşün ve aşağıdaki soruma yanıt ver:

Yukarıdaki keşiflerin hangisini senin imanına sahip olanlardan biri başarabildi?

İşte zihninize uygun bir örnek:

Suudi Arabistan’da bilim hala en gerçek yol gösterici olamadığı için¬dir ki, o diyarda Diyanet İşleri Başkanı Bin Baz, ortaçağ kafasını omuzlarında taşımakta:

“Doğudaki dağları batıda batıdaki dağları doğuda görürdük, eğer dünya dönseydi..” diyebilmektedir.

Demekle de yetinmiyor bunu “fetva” olarak açıklıyor.
O kafada iman var fakat bilim yok. Bilime kapalı, cehalete açık.

İslam dünyası eğer Mustafa Kemal Atatürk yolunda ilerleyerek bilime kapılarını açabilmiş olsaydı, emperyalizmin güdümüne girmez ve emperyalizmin silahlarıyla birbirini öldürmeye başlamazdı. Bin yıl önce Batı’yı bilimle aydınlatan İslam dünyası, nasıl oldu da bilime kapandı? Mustafa Kemal’in Cumhuriyetine ters düşeceğinize
bu soruya yanıt arayınız.

Saddam’ın işgalinden Kuveyt’i kurtaran ABD askerlerinin postallarını öpen iman sahibi kişileri TV ekranlarında görünce hicabınızdan yüzünüz kızarmadı mı?

Ve sen, Mustafa Kemal Atatürk’e şarlayan diyen adam!
Libya’ya gidip, bir zamanlar kölesi oldukları Kaddafi’yi parçalayan iman sahiplerinin elinden niçin kurtarmadın?

Şimdilik bu kadar.

Saygılarımla. 30 Temmuz 2012

Dr. Ali Nejat Ölçen

Dip notlar :

1. Haemoglobin is the Iron-containing oxygen- transport metallo-protein in the red cells of all vertabrates.. (en.wikipedia.org/wiki/heamoglobin)
2. Hünefeld, F.L. Die Chemismus in der thierischen Organization, Leipzig, 1840.
(The oxygen carrying protein heamoglobin was discovered by Hünefeld in 1840)

Atatürkçülük erdemdir, her omuz taşıyamaz

“YABANCI BİR DEVLETİN KORUYUCULUĞUNU İSTEMEK, İNSANLIK NİTELİKLERİNDEN YOKSUNLUĞU, GÜÇSÜZLÜK ve BECERİKSİZLİĞİ
AÇIĞA VURMAKTAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.”

SON 60 YILDA NEREDEN NEREYE SÜRÜKLENDİK ??

SON_60_YILDA_NEREDEN_NEREYE_SURUKLENDIK

Sünnet çocuğuna ninniler!

Sünnet çocuğuna ninniler!

Mehmet Bedri Gültekin
mbgultekin@ip.org.tr
www.ulusalkanal.com.tr, 03 Ağustos 2012,

Akşam gazetesinden Şenay Yıldız, ABD’nin iki önemli “Kürt uzmanı”ndan biri olan Henry Barkey ile (diğeri Graham Fuller) 30-31 Temmuz 2012 günlerinde yayınlanan bir röportaj yaptı.

Kürt sorununu kullanarak ulaşmayı düşündükleri hedeflerine, epeyce yaklaşmış olmanın rahatlığı ile konuşuyor Barkey. Suriye’deki gelişmelerin ABD penceresinden bakıldığında nasıl görüldüğünü
anlamak bakımından Barkey’in röportajında dikkat çekici noktalar var.

“IRAK’TAN DAHA KANLI OLACAK!”

Birinci olarak Barkey, Suriye’nin bundan sonra; Nusayriler, Sünniler, Dürziler, Hristiyanlar
ve Kürtler olarak ayrışacağını ve bunun çok kanlı olacağını söylüyor. Ve bir kıyaslama yapıyor:

“Suriye’de maalesef bir müddet kan gövdeyi götürecek. Ne yazık ki Irak’takinden çok daha kanlı
bir süreç bekliyorum.”

Bu sözler, Suriye’nin kaosa sürüklenmesinin ve parçalanmasının ABD açısından başlı başına bir “amaç” olduğunu gösteriyor.

Peki kan banyosuna dönmüş ve kaosa sürüklenmiş olan Suriye’de ABD’nin kazancı ne olacaktır?

İSRAİL’İN GÜVENLİĞİ

Birinci ve hemen gerçekleşecek olan “kazanç”, İsrail’in en önemli düşmanından kurtulacak olmasıdır. Çünkü Suriye’deki Baas yönetimi, Filistin direnişini en başından beri kararlı olarak destekledi. Hamas lideri Halit Meşal’ın karargâhı daha yakın zamana kadar Şam’da idi.

Lübnan’daki Hizbullah da etkinliğini ve İsrail’e karşı yürüttüğü başarılı mücadeleyi Suriye’ye borçludur. Esat yönetiminin yıkılması, İsrail’e derin bir nefes aldıracaktır.

ASIL “KAZANÇ”

ABD’nin ikinci ve en önemli kazancı ise, kaosa yuvarlanmış Suriye’nin kuzeyinde,
Türkiye sınırı boyunca bir “Kürt bölgesi”nin ortaya çıkmasıdır.

Hatta diyebiliriz ki, ABD’nin tam bir buçuk yıldır Suriye’ye karşı örgütlediği sabotaj, cinayet, provokasyon ve iç yıkıcılığın esas amacı budur. Suriye’nin kuzeyinde bir “Kürt Bölgesi” olacak
ve bu oluşum daha sonra Barzanistan’la birleşecek. Böylece bir sonraki adımda Türkiye’nin Güneydoğusu’nu da kapsayacak ve ABD’nin “derdine derman olacak” “ikinci İsrail” kurulmuş olacak…

ABD’nin tam otuz yıldır bilinen projesinden söz ediyoruz.

“KORKMAYIN, BİLDİĞİNİZ BARZANİ”

Suriye’nin kuzeyinde şimdi PYD’nin (PKK) etkinlik kazanması ve bu durumun Türkiye’de tedirginliğe yol açması üzerine ise Henry Barkey, sünnet çocuğunu avutan büyük edasıyla; “Merak etmeyin, korkacak bir şey yok..” diyor. Ve neden korkulmaması gerektiğini ise şöyle açıklıyor:

“Suriye’nin kuzeyinde PYD değil Barzani etkin olacak. Çünkü Barzani’nin elinde para,
organize güç, dünya, bölge ülkeleri ve Türkiye tarafından tanınmışlık var.”

Devam ediyor Barkey: ‘Türkiye 2007 sonrasında Barzani yönetimini resmen tanıdı,
sonuçta korkulacak bir şey olmadığı ortaya çıktı. Suriye’de de aynısı olacak..’ diyor.

KENDİ BÖLGESİNE BİLE HAKİM DEĞİL

Aslında Barkey’in bu sözleri, ABD’nin Suriye politikasında esas hedefinin,
Kuzeyde PKK’nın etkin olduğu bir oluşumu ortaya çıkarmak olduğu anlaşılıyor.

Çünkü Barzani’nin Suriye Kürtleri içinde hiçbir zaman etkin olamayacağını en iyi ABD bilir.
Barzani’nin KDP’si feodal bir örgütlenmedir. Onun için Irak’ta bile esas olarak Bahdinan bölgesindedir. Kaldı ki, bu Bölge’nin bile küçümsenmeyecek bir bölümü PKK’nın denetimindedir.
Kendi Bölgesine bile tam olarak egemen olamayan Barzani’nin, Suriye Kürtleri için de
etkin olması düşünülemez.

ABD’NİN HESABI ve SURİYE’NİN VATAN SAVUNMASI

ABD açısında bugün temel sorun, tıpkı Barzanistan gibi Suriye’nin kuzeyini de Türkiye’ye
kabul ettirmektir. Aslında bu konuda önemli bir mesafenin de alınmış olduğu görülüyor.
TÜSİAD burjuvazisinin görüşlerini yansıtan kalemler, şimdi hep bir ağızdan, Suriye’deki
Kürt oluşumunu tanımanın Türkiye’nin ne kadar yararına olduğu üzerine yazılar döktürüyorlar.
AKP, zaten söz konusu ABD planının içindedir. CHP ve MHP’nin ise varlıkları ve attıkları
her adım AKP’nin (daha doğrusu ABD’nin) işini kolaylaştırıyor.

Barkey’in röportajında ifade ettiği ABD planına direnecek olan milli kuvvetler ise 2007 yılından
bu yana süren 50’ye yakın “Ergenekon Operasyonu” dalgaları ile etkisiz duruma getirilmiştir.
En azından Barkey öyle düşünüyor.

Ama her emperyalist gibi Barkey’in de hesaba katmadığı gerçek, halkların bağımsız yaşama arzuları ve bu uğurda yapabilecekleridir. Son bir haftada Suriye’nin dört bir yanında Şam’da, Halep’te ABD’nin piyonlarına indirilen darbeler, işte o “bağımsızlık” arzusunun gücünü gösteriyor.