İran Genelkurmay Başkanı : Sıra size gelir..

Suriye’deki Beşşar Esad yönetimine destek veren İran’ın Genel Kurmay Başkanı Hasan Firuzabadi Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’a sert eleştiriler yöneltti.

Suriye’deki Beşşar Esad yönetimine destek veren İran’ın Genel Kurmay Başkanı Hasan Firuzabadi Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’a sert eleştiriler yöneltti.
Firuzabadi, “Büyük Şeytan’ın (ABD) savaş planlarına yardımcı olmak, Suriye’ye komşu ülkeler için doğru bir yaklaşım değildir. Eğer onlar bu temelde hareket ediyorlarsa, o zaman şunu bilmeliler ki, bir sonraki seferde sıra Türkiye’ye gelecektir.” ifadesini kullandı. (Basın, 7.8.12) Ahmet Saltık, www.ahmetsaltik.net

Firuzabadi, “Büyük Şeytan’ın (ABD) savaş planlarına yardımcı olmak, Suriye’ye komşu ülkeler için doğru bir yaklaşım değildir. Eğer onlar bu temelde hareket ediyorlarsa, o zaman şunu bilmeliler ki, bir sonraki seferde sıra Türkiye’ye gelecektir” ifadesini kullandı.

AÇLIK : 5 Ölümden 1’inin Nedeni ve Küreselleş-tir-me açlığı artırıyor!

Her 7 insandan 1’i açlıkla boğuşuyor. Her 5 ölümden 1’i AÇLIKTAN! Küreselleşme = Yeni Emperyalizm, «artan» açlığın ana nedeni !.. Küresel gelir dağılımının iyileştirilmesi zorunlu.. Bunun için de küresel emperyalizmin tasfiye edilmesi gerek. Elbette nüfus planlaması da zorunlu : Her aileye 1 çocuk, artık başka çare kalmadı!
Her yıl 11 milyon dolayında ölüm doğrudan-dolaylı açlığa ikincil. Fotoğrafta, her yıl yaklaşık 300 milyon kez gözlenen hazin bir seremoniyi acıyla izliyoruz..
Her yıl 300 milyon dolayında bebek-çocuk açlıktan ölüyor..
Dünya kaynakları bu sorunları şimdilik aşabilecek durumda oysa. İronik olan, 1 milyar aç 1 milyar da obes insan varlığı.

Sevgi, saygı ve umutla. 7.8.12, Dr. Ahmet Saltık, www.ahmetsaltik.net

Sömürgeleşen Türkiye’ye Çare..

Bravo 90 yaşını aşan bilgeye.. Kaleminize, beyninize sağlık Sayın Dr. Ali Nejat Ölçen!
Sevgi ve saygı ile. 7.8.12, Dr. Ahmet Saltık, www.ahmetsaltik.net
Sömürgeleşen Türkiye’ye Çare

Dr. Ali Nejat Ölçen

Elizabeth 23 yaşında Kraliçe olduğu zaman parlamentoda yaptığı konuşmada bir tümce, siyasal iktidarları tarafından uygulansaydı ülkemiz bu denli kolay sömürgeleşemezdi. Kraliçe Elizabeth, o konuşmasında:

İngiltere’nin dostu yoktur, İngiltere’nin düşmanı yoktur İngiltere’nin kendisi vardır, demişti.

Avrupa Birliğinin kapısını aşındırırken, Gümrük Birliği’ne üye olan bir ülkeye, Büyük Orta Doğu Projesi’nin (BOP’un) içeriğini, amacını, yöntemini görmeden, incelemeden eşbaşkanı olan bir başbakana, ulusal çıkarları korumayı amaç alamayan siyasal iktidarlara hangi ülkede rastlanabilir? Ekonominin omurgasını oluşturan üretim sektörlerini özelleştirme adı altında yok bahasına elden çıkaran bir siyasal iktidarın benzerine bir başka ülkede rastlamanız mümkün müdür? Hangi devlet, kendi ordusunu hasım olarak görmüş ve komuta heyetini tutuklamaya girişebilmiştir? Hangi ülkedeki “devletsiz ordu”ya rastlayabilirsiniz? Ve hangi ülke, kendisini emperyalizmin kucağına Türkiye kadar kolayca atabilmiştir. Hangi ülkede “devletin malı deniz, yemeyen domuz” türünde bir deyim ortaya çıkabilmiştir?

Suriye, kucaklaştığımız dostumuz iken iki ay içinde neler değişti de düşmanımız olabildi?
BOP eşbaşkanı bu dönüşümü açıklamak, ulusun yazgısının kendisinin iki dudağı arasından çıkacak söze bağlı olmadığını bilmek, öğrenmek zorundadır. ABD’nin stratejik ortağımız olduğunu söyleyen siyasal iktidarlar bu ortaklığın koşullarını ulusumuza açıklamak zorundadırlar. Öylesi ortaklık metni nerede ve TBMM’nin hangi oturumunda karara bağlandı? Bir başbakan nasıl BOP’un eşbaşkanı olabilir ve “bize bir görev” verildi diyebilir? Nerede kimin kararıyla? Ulusumuza bunun hesabını bugün vermezse elbet bir gün verecek ve kendisinin yarattığı hukuka göre Yüce Divan’da yargılanacaktır.

Buradan CHP’ye ve onun Genel Başkanı’na sesleniyorum :

Ülkemizin sömürgeleşmesine karşı çıkmak sizin var oluş nedeniniz ve tarihin size öngördüğü görevlerin başında gelenidir. Silivri’ye milyonları iletecek bir mitingi orada düzenlemelisiniz. Kişi kim olursa olsun, milletvekili seçildiği anda dokunulmazdır ve ona hiç kimse hangi savcı ya da yargıç ne tür yetkide olursa olsun, milletvekilliği dokunulmazlığı o yetkinin kapsamına girecek kadar önemsiz değildir.

Tutukluğu sürdürülen milletvekillerinin serbest bırakılması kararının yargıdan ya da bugünkü siyasal iktidardan beklemeniz CHP’nin acz içinde olduğunun kanıtıdır. Anayasal hukuka sahip çıkılmamasının belgesidir. Erkler ayırımı ilkesinin yok edilişine, ulusal irade üzerinde yargı erkinin egemen olmasına karşı çıkmak CHP’nin var oluşunun gereği sayılmalıdır.

12 Eylül 1980 sonrası Turgut Özal Başbakan ve kardeşi Yusuf Bozkurt Özal’ı Devlet Planlama Teşkilatına Müsteşar olarak atadığında “Milli Kültür Raporu” hazırlanmış (1983) kamu kuruluşlarına yönerge olarak iletilmişti. O raporu bulunuz ve inceleyiniz. Bugünkü AKP iktidarının programının ve siyasetinin ana çizgilerini
o belgede göreceksiniz.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetini ılımlı İslam federasyonuna dönüştürecek siyasetin belgesi ve bugünkü AKP iktidarının doğuşunun kaynağıdır. AKP iktidarı, “Milli Kültür Raporu”ndaki “Türk-İslam Sentezi” savını, BOP eşbaşkanlığını üstlenen AKP iktidarı “Türk-Kürt-İslam Sentezi” ne dönüştürmüştür. Bu sentezin açılımı, “Türk-Kürt-İslam Federatif Devleti” uygulamasına yol açacak. Yasalardaki değişikliklerin yanı sıra, yazarları, bilim adamlarını ve ordunun komuta kadrosunu kapsamına alan tutuklamaların nedeni bu açılıma karşı çıkacak dinamiklerden ülkeyi yoksunlaştırmaktır.

TBMM’de hazırlanmakta olan anayasa, aslında “Türk-Kürt-İslam Sentezi”nin öngördüğü federatif sistemin anayasası olacaktır. Cumhuriyetimizin seküler ulusalcı ulus devletini yadsıyan ve etnik bölünmelere yol açacak olan böyle bir anayasa hazırlığına katkıda bulunduğunuzu dikkate almanız gerekir.

Koşullar CHP’yi çok önemli tarihsel dönüşüm çizgisi üzerinde iki görevle karşı karşıya getirmiş bulunmaktadır:

1.Emperyalizmin kucağında sömürgeleşmeye karşı çıkmayı öngören strateji, yöntem

2.Türk-Kürt-İslam Sentezi’nin öngördüğü federatif bölünme modeline karşı çıkmayı amaç alan strateji, yöntem.

Bu iki temel sorun dışındaki tüm konular ayrıntıdır.

BOP eşbaşkanı ile çene yarışını bir yana atarak, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetinin ve o Cumhuriyetin Devletinin sömürgeleşmesine, ulusu, devleti ve coğrafyasıyla bölünmesine karşı çıkacak karar ve eylemi yaratmak zorundasınız;

eğer gerçekten CHP iseniz. 23 yaşında Kraliçe olan Elizabeth’in sözlerinden ders almanızı da öneriyorum:

Türkiye’nin dostu yoktur, Türkiye’nin düşmanı yoktur, Türkiye’nin kendisi vardır,

sözlerini sizden işitmek istiyorum. Bir zaman bu güzelim partinin siyasal ve yönetsel sorumluluğunu üstlenmiş kişi olarak bunu sizlerden talep etmeye hakkım olduğunu düşünüyorum.

Saygılarımla. 6.8.12

Dr. Ali Nejat ÖLÇEN

Terör Örgütü mü, Batı maşası gayrı nizami güçler mi?

“Terör” mü, dış destekli ayrılıkçı-bölücü kalkışma mı ?
Adını doğru koymak ilk ve zorunlu adım.. Ahmet Saltık www.ahmetsaltik.net
TERÖR ÖRGÜTÜ MÜ, BATI MAŞASI GAYRI NİZAMİ GÜÇLER Mİ?

Çok ağır ve çok acı veren tablodan sorumlu, doğrudan hükümettir!

İzlenen hatalı, dış güdümlü uydu politikalardır.

Hükümet, “hüküm ettiğini” o yüzden adının “hükümet” olduğunu, bu yüzden iktidarda
olduğunu “muktedir” olmak zorunda bulunduğunu artık anımsamalıdır.
Bunu yapamayacaksa çekilmesini bilmelidir.

Bu “tıkanma” kabul edilemez, sürdürülemez..

Halkın, Ordunun moralinin bozularak “ver kurtul” çaresizliğine itilmesi
asla kabul edilemez.

Hele iç çatışmaya sürüklenmek asla ve kat’a!
Ama görünen o, ne acı ki..

Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve ulusu ile bölünmez bir bütündür..

Bir ağır sorumluluk daha : Dünyanın sayılı ordularından TSK, 16 gündür Şemdinli bölgesinde terör örgütü denen bir “kuvvete” neden egemen olamıyor?

TSK’da gerçek bir zaafiyet varsa siyasal sorumlusu kimdir?

Yıllardır tutsak alınan ve henüz kesin hüküm giymeden infaz edilerek dönüşümsüz
fiili cezalandırma ile askerlik kariyerleri bitirilen “40 paşa” dan yoksunluğun
payı hiç yok mudur?

Daha alt rütbede olup moralsizleştirilen askeri personelden ne bekliyorsunuz?

Kendi coğrafyanızda kaçırılan er (öncekiler bir yana, 7.8.12 sabahı 3 er, yol kesilerek kaçırıldı!) assubay-subay, kaymakam neredeler? Bunlar salt teknik askeri sorumluluklar mıdır?

Hükümet, Ordu’dan da siyasal otoritenin sorumlu olduğunu söylüyor,
mutlak itaat bekler ve icraat ederken..

Peki TSK’nın başarısızlıklarının faturası kimin?

Yetki sorumluluk da demek değil midir kaçınılmaz olarak?

Dış merkezlerin güdümünde kendi ordusuna acımasızca işbirlikçi operasyon uygulamanın, hastalıklı TSK fobisinin patolojik dışavurumlarının hiçbir faturasının olmayacağı düşünülebilir mi?

İşte fatura!

Vatan evlatları teker teker değil artık öbek öbek şehit oluyorlar..

Yoksa karşımızdaki basit, sıradan, kendimizi ve halkımızı yıllardır kandırarak adlandırdığımız sıradan bir “terör örgütü” değil de başka bir şey mi??

Öyleyse adı ne? İşlevi ne?

AB-ABD adına bizlerle vekaleten başta düşük, dün orta günümüzde ise artık yüksek yoğunluklu sıcak çatışma yürüten gayrı nizami paramiliter güçler mi?

Her neyse adı, bu batı maşası güce doğru tanı koymadan savaş olası mı?

Önce doğru tanı zorunlu değil mi başarılı sağaltım için ?

Söz konusu “paramiliter güçler”e 30+ yıldır her türlü desteği veren
sözde “stratejik müttefik” ABD’ye ve alık alık 1959’dan beri tam üyelik karasevdasından kurtulamadığımız AB ülkelerine açık açık tavır alma zamanı gelmedi mi?

Tabloyu belgeleyip uluslararası kamuoyu ile neden paylaşmıyoruz?

BM zeminlerini neden kullanmıyoruz?

Neden Irak, Suriye, İran ile ortak davran(a)mıyoruz??..

Salt söz konusu batı maşası paramiliter güçlere karşı, tek 1 maddelik ortak irade açıklaması bile sorunu çözmeye çok ciddi katkılar sağlayabilir..

Batı emperyalizminin kucağından kalkmadıkça işte böyle sefil biçimde sizi kullanırlar ve sonunda bölünüp parçalanma sırası, -mezbaha koçunun kaçınılmaz yazgısı- size gelir..

Evrensel kuralıdır batının : Böl ve yönet.. “Divida et impera!” pek ünlü atasözleridir.

O yüzden kimi batı kaynaklarında ülkemizden “NATO’nun sadık köpeği…” olarak
söz edilmekte ve hiçbir kişilikli tavır almamız kesinlikle beklenmemektedir!

PKK; BOP ya da GOKAP ya da en doğrusu Büyük İsrail (Bİ) projesinin en önemli kamalarından biri.. Ama Türkiye Başbakanı RT Erdoğan, ülkemizi de bölmeyi hedefleyen bu projede ne yazı ki Eşbaşkan!? Bir ülke bu denli talihsiz olabilir mi??
Ama Türkiye bu zincirleri de kıracak.. Ahmet Saltık, www.ahmetsaltik.net

Son söz : Her fatura bir biçimde ödenir; gerçekte ödenmeyen fatura yoktur..
Hesabı en son kesenler, sonunda uyanan halk kitleleridir..
Ödeyenler ise, gücünün doruğunda olduğu yanılsamasına tutsak siyasal kadrolardır.

Sevgi, saygı ve derin kaygıyla..

Bir de hükümete ciddi uyarıyla..

7.8.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Şehitlerimizin Sorumlusu Kim ? Şehitlerimizin Vebali İktidarın Boynundadır

Dostlar,

ADD Genel Merkezi web sitesine 7.8.12 günü aşağıdaki 2 yazıyı koydu ve
pek haklı olarak sorguladı :

Şehitlerimizin Sorumlusu Kim ?

Yanıtını da açıklıkla verdi : Şehitlerimizin Vebali İktidarın Boynundadır

Bu 2 yazıyı sizlerle paylaşıyoruz.

Bu soruya yanıt arayan bizim yazımızı da sitemizde okuyabilirsiniz :

TERÖR ÖRGÜTÜ MÜ, BATI MAŞASI GAYRI NİZAMİ GÜÇLER Mİ?

Sorumlu doğrudan hükümettir, izlenen hatalı, dış güdümlü uydu politikalardır.

Sevgi, saygı ve derin kaygıyla..
Bir de hükümete ciddi uyarıyla..

7.8.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===========================================================

Şehitlerimizin Vebali İktidarın Boynundadır
===========================================

Gözümüzün önünde yaşanan olaylar o kadar net ve ibret verici ki, Türkiye’nin tarihini yazanların gelecek kuşaklara bu olayları ders olarak okutmamaları imkansızdır.

Bir yandan YAŞ kararları ile ordunun komuta kademesine darbe indirilirken, bir yandan gencecik askerlerimiz şehit oluyorlar.

Öte yandan Türkiye’de yaşanan apaçık bir bölünme provası yaşanmaktadır ve tüm bunlar yaşanırken yüzlerce subay Hasdal’da, Silivri’de tutsak durumdadır.

Güneydoğu’daki isyan provasına zemin hazırlayan siyasi iktidarın, açılım süreçleriyle,
çadırdan bozma mahkemelerle, Oslo görüşmeleriyle yarattığı iklimin faturasını halkımız,
gencecik askerlerimiz ödemektedir.

Yaş kararları, Siyasi iktidarın Suriye konusundaki tavrı ile de örtüşmektedir. Bağımsızlıkçı ve vatansever subaylar tasfiye edilmek için cezaevlerine tıkılmışlardır. Türkiye’nin Amerikancı
dış politikası adım adım kendi sonunu hazırlamaktadır. Her şeye rağmen halkımızın kardeşlik duygularının ve birliğinin bozulmayacağına olan inancımız sonsuzdur. En büyük gücümüz ve dayanağımız budur.

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkezi

Şehitlerimizin Sorumlusu Kim?
=============================

Hakkari’de 8 şehit daha verdik. İçimiz kan ağlıyor. Bölgede terörist saldırılar sürüyor. Açılım politikalarının, Oslo görüşmelerinin sonuç vermediğini, terörü büsbütün azdırdığını kabul etmek için daha kaç şehit vermemiz gerekiyor? Hükümet, Irak Hükümetinden Kuzey Irak’taki terör örgütünü tasfiye etmediği için niçin hesap sormuyor?

Her gün çok sayıda şehit vermemize karşın ABD niçin hala Türkiye’nin PKK’yı Kandil’den tasfiye etmesine karşı çıkıyor? Niçin hiçbir gazetecimiz bu soruyu Amerikalı yetkililere soramıyor? Genelkurmay niçin Amerika’nın izni olmadan Kandil’e operasyon yapamayacağımızı söylüyor? Irak’ı Amerika’nın egemenliği altındaki bir ülke gibi mi görüyoruz? Muhalefet, Meclisin verdiği yetkiye karşın Hükümetin Kuzey Irak’a niçin hala kapsamlı bir kara operasyonu yapamadığını sormak için
ne bekliyor? Hala Meclis’te Komisyon kurarak, akil adamları toplayarak terörü bitirebileceğimizi düşünenler var mı? Onbinlerce vatandaşımızın canını alan terörün, Kürtçe’nin eğitim dili olmaması, anayasamızda Türk kelimesi bulunması gibi gerekçelerden kaynaklandığına inanmak mümkün mü?

Dışişleri Bakanı’nın Barzani’yi Erbil’de ziyaret etmesinden hemen sonra bu son saldırının gerçekleşmesi acaba bir rastlantı mı? Belli ki, Barzani ya terörü önlemek istemiyor veya buna gücü yetmiyor. Kuzey Irak’ta terörü önleyemeyen Barzani’den Suriye’nin Kuzeyindeki terörün önlemesini beklemek gerçekçi mi?

Bu olumsuzluklar ve felaketler yaşanırken kendimize her fırsatta öğünme payı çıkartmak doğru bir yaklaşım mı? Dışişleri Bakanı’nın bu ortamda, Erbil’den Kerkük’e geçmesi, tarihimizde yaşanmamış bir başarı öyküsü gibi sunulmak isteniyor.

Oysa, Rafet Ballı’nın hatırlattığı gibi, 1955’te Başbakan Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı
Fuat Köprülü, 1967’de Başbakan Süleyman Demirel, 1967-68’de Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, 1976’da Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, 1977’de yine Başbakan Süleyman Demirel Kerkük’ü ziyaret etmişlerdi. Üstelik Davutoğlu gibi Barzani’nin izniyle değil, meşrû Bağdat hükümetinin davetlisi olarak.
Şimdi böbürlenmenin değil, sonuç alıcı politikalar üretmenin ve uygulamanın zamanıdır.

Bu ortamda siyasetçilerin bu soruları dile getirmekten çekinmeleri, sorumluluğu paylaştıkları anlamına gelir. Bu Cumhuriyet, dış baskılara korkusuzca direnen insanlar tarafından kuruldu.
Terör şehitlerimiz korkmadan canlarını vererek Cumhuriyeti savunma görevlerini yaptılar.

Beyzbol sopasından korkanlar maça çıkmasın.

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkezi
6 Ağustos 2012, Ankara